İslam ümmeti çok zor bir dönemden ve ağır bir imtihandan geçiyor. Eskiden beri biriken sorunlar üst üste yığılmakta, İslam düşmanlarının her şeyi altüst eden yıkıcı faaliyetleri kasırga şeklinde üzerimize gelmektedir.
Bu kez düşman eskiye oranla daha çok hazırlıklıdır ve İslam âlemini tam kalbinden vurmaktadır. Bunun için siyasi, sosyal ve ekonomik saldırıların yanında doğrudan doğruya akidemize hücum etmekte, inancımızı tahrip etmek için saldırmaktadır. Batı âşığı ama kendi halkının düşmanı yöneticileriyle İslam ümmetinin kanatlarını kırdıktan sonra şimdi de tam kalbinden vurmakta, inanç ve itikadımıza ağır saldırılar yapmaktadır. Bunun için Kur’an-ı Kerim’in ayetleri hakkında ileri geri konuşulmakta, hadis-i şerifler inkâr edilmekte, fıkıh yok sayılmakta, mezhepler ve mezhep imamları hedef tahtasına konmaktadır.
Bu saldırılar yalnız bir ülke ve bir bölge ile de sınırlı değildir. Tüm İslam coğrafyasında Müslümanlar aynı saldırılar ile karşı karşıyadırlar. Temeli dinin tahrifi ve tağyirine dayanan bu yeni saldırılar eskiden Batılı müsteşriklerin elleriyle yürütülürken şimdilerde doğrudan doğruya her ülkede o ülke içinden yetiştirmiş oldukları hain veya ahmaklar eliyle yürütülmektedir.
Bugün geldiğimiz noktada dine adeta sırf felsefik bir inanç muamelesi yapılmakta, her taraftan şüphe ve nifak tohumları saçılmaktadır. Kalpler müteferrik iken sarflar bir olmaz. Kim sünnetullah’a göre hareket ederse zafere ulaşır. Yeniden dirilişin en büyük düşmanı itikadi ve fıkhi alanda yaşanacak sapmalardır. Bunun için emperyalist kâfirler sürekli yeni fikirler üreterek yeni ihtilaf alanları oluşturuyorlar. Bu Siyonist-haçlı ittifakı artık İslam dünyasını iyice esir aldıklarına inandıkları için niyetlerini gizleme gereği dahi duymamaktadırlar.
Yahudiler artık açıkça “Kudüs’süz İsrail’in hiçbir değeri yoktur”, “Kudüs İsrail’in ebedi başkentidir.”, “Süleyman mabedi olmadan Kudüs’ün hiçbir kıymeti yoktur.” diyebilmektedirler.
Akidemize yönelik yapılan saldırıların diğer bir cephesi ise katil ABD ve müttefikleri eliyle Bilad-ı Şam topraklarında uygulanan mezhepsel temizlikle açılmış durumdadır. Arz-ı Mev’ud sınırları içinde yer alan bu bölgeden Sünni Müslümanlar tehcire tabi tutulmakta, şehirler, kasabalar, köyler yok edilmekte; Ehl-i Sünnet’e ait medrese ve camiler yıkılıp tahrip edilerek ilmi ve tarihi mirası kökünden kazınmaktadır.
Bugün gerçekten doğrudan doğruya hedefte olan İslam’dır. Ancak bu haçlı sürüleri ve onların tetikçileri bilmeliler ki Müslümanlar yok olmayı göze alırlar ama akidelerinden vazgeçmeyi kabullenmezler. Bunca gayretleriyle içimizden ancak az sayıdaki tıyneti bozukları ve korkakları satın alıp ihanet şebekelerine katabilirler. Bu dinlerini ve şereflerini kaybetmişlerin ayrışmasından da ancak hayır çıkar.
Yeni haçlı saldırılarının başlatıldığı bu dönemde her kim Müslümanları sun’i gündemlerle meşgul ederse o kişi ya kâfirlerin tarafını tutan ve yenilgimiz için düşmana yardım eden bir münâfık veya akılsız dost rolünü oynayan ve farkında olmadan İslam ümmetinin aleyhine çalışan bir ahmaktır. Her iki gruba karşı da dikkatli olmak ve ümmeti onların şerlerinden korunmaları için uyarmak gerekir.
Tarihe baktığımızda Müslümanlar başlarına gelen her bir felaketin ardından mutlaka ayağı kalkmayı bilmişledir. Zafere giden yolda ilk durak Müslümanların kendi aralarında Allah’ın emirlerine uygun hareket etmeleridir. Yani birbirinin hakkını gözeten iyi birer Müslüman olmalarıdır.
Nitekim Yunus (a.s.)’ın kavmi (Ninova halkı) peygamberlerinin sözünü dinlemedikleri için azap belirtileri görülmeye başlayıp gökyüzünde içinde azap dolu siyah bir bulut tabakası şehrin üzerinde belirince kendilerini uyaran peygamberlerinin vaad etmiş olduğu azabın inmeye başladığını anlamışlar ve önce putlarını terk etmişler; sonra da aralarındaki her türlü haksızlığa son vererek birbirleri ile helalleşmişler; kadın erkek, genç ihtiyar herkes aç ve susuz olarak, üstlerinde eski elbiselerle şehrin dışına çıkmış, feryatları yeri göğü inletmiştir. Onların bu tevbeleri sonucu rahmet-i İlahi tecelli etmiş ve inmekte olan azap kaldırılmıştır.