Katoliklerin lideri Papa yaptığı açıklamada doğrudan olmasa da dolaylı bir şekilde 1915 yılında yaşanan olayları tek taraflı olarak Ermeni soykırımı olarak nitelendirmesi haklı olarak tepki aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu başta olmak üzere Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve AB Bakanı Bozkır gerekli cevabı verdiler. Elbette, Papa’nın açıklaması karşısında sessiz kalınması beklenemezdi. Çünkü sessiz kalmak bir bakıma iddiayı kabul anlamına gelirdi.
Aslında Papa’nın bu taraflı tavrının sürpriz bir yanı yoktur. Bir süre önce Türkiye’ye geldiğinde Ankara’da yaptığı açıklamayı hatırlayanlar Papa’nın Ankara’da başka Roma’da başka açıklama yaptığına dikkat çekiyorlar. Ne var ki, İstanbul’da Fener Rum Patrikhanesini ziyaretinde bin yılı aşkın bir süreden beri araları açık olan iki kilisenin birleşmesi gerektiğine dikkat çekmişti. Hatta Papa ve Fener Rum Patriği Bartholomeos iki kilise arasında geçmişten gelen küslüğe ve düşmanlığa son vermek için fikir birliği içinde olduklarını açıklamışlar, bu hususta samimi görüntüler vermişlerdi. Meseleye bu açıdan bakıldığında Papa’nın Türkiye ziyaretini Hristiyan ve Müslümanlar arasındaki bir takım sorunların çözülmesi için değil, Hristiyan dünya arasındaki bazı sorunların çözülmesi ve birliğin sağlanması için yapıldığı görülecektir… Papa bu hususta duygularını gizlememişti. Kısacası, Papa’nın Türkiye ziyaretini sadece Ankara’dan ibaret sayanların Roma’da farklı bir açıklama yapmasını yadırgamaları doğaldır. Papa’nın Türkiye ziyareti bir bütün olarak görülürse tavrında fazla bir çelişki olmadığını söylemek yanlış olmaz. Katoliklerin merkezi Vatikan ve zamanın Papa’sı yüzyıllar önce Müslümanlara karşı Haçlı ordularını harekete geçirmiş ve Haçlı Seferleri böyle başlamıştır. Kısacası, Avrupa’dan kalkıp tüm Anadolu’yu geçtikleri yerde canlı bırakmamacısına yok ederek Kudüs’e ulaşmak isteyen Haçlı sürülerini harekete geçiren de bir papa idi. Aslında Haçlı zihniyeti hiç değişmemiş olmakla birlikte İslam dünyası bu gerçeği unutmuş olacak ki, hâlâ onların dostluğuna sığınma ihtiyacı duyuluyor.
Papa’nın açıklamasına haklı olarak tepki gösterilirken, bir Hristiyan Birliği olan Avrupa Birliği’ne girmeyi ülkemiz açısından vazgeçilmez bir hedef olarak takdim edilmesi Papa’nın değil, ama bizim bir tutarsızlığımız olarak ortaya çıkmıyor mu
Sadece Papa değil, Hristiyan dünyanın ülkemiz ve tüm İslam dünyasına bakışında yüzyıllar boyu bir değişiklik olmamış ama, dost-düşman tespitimiz bizi çelişkili duruma düşürüyor.
Papa’nın açıklaması Türkiye’nin AB’ne alınmaması isteğinin bir tezahürü olarak da ele alınabilir. Bu ise Türkiye’nin 50 yılı aşkın bir süreden beri AB’nin kapısında bekletilişinin sebebinin de bu açıklama ile ortaya çıktığını söylemek mümkün. Bazı yorumcular Papa’nın son açıklamasını dini bir lider olarak değil devlet başkanı olarak yapılmış siyasi bir açıklama olarak nitelendiriyor. İster dini lider olarak ister devlet başkanı olarak yapılmış olsun söz konusu açıklama Türkiye’yi mahkûm edicidir ve Türkiye’nin Hristiyan Birliği olan AB içinde görülmek istenmeyişinin bir ifadesidir. Bu bakımdan artık Türkiye’nin de AB konusunda kesin bir tavır belirlemek, ’Ne yaparsanız yapın AB’nin kapısından ayrılmayacağız’ yaklaşımını terk etmesi gerekiyor. Çünkü artık Hıristiyan dünya tarafından birlikte olmak istenmediğimiz ortadadır. Buna rağmen ille de ‘AB’ye gireceğiz, AB izim için vazgeçilmez bir hedeftir’ demekten vazgeçmek durumundayız. Kısacası, arsız aşık konumunu sürdürmemiz bizi daha pek çok benzer açıklamaya muhatap edecektir.