Vl. Haçlı Seferi (1228)
Papa Honorius lll’ün Latin krallığı’nın varisiyle
evlendirdiği imparator Friedrich ll’yi, haçlı seferini birkaç kez ertelediği
için aforoz etti. Bunun üzerine ll.Friedrich haçlı seferi düzenleme ihtiyacı
hissetti. 1228’de kutsal topraklara doğru yola çıktı. Savaş yerine diplomasiyi
tercih etti. Mısır Eyyubi Melik’i el-Kamil, önceden askerden arındırılması
koşuluyla Kudüs’ü, Beytullahim ve Nasıra’yı Friedrich’e bıraktı. Ama bu
kenteler girme hakkını da aldı. On yıllık bir ateşkesle bu anlaşmayı tamamladı.
(1229)
En ilginç haçlı seferi de budur. Haçlılar hiç kan
dökmeden tamamen diplomatik yollarla Kudüs’e sahip oldular. Melik Kamil’in
böyle davranmasından dolayı çok eleştirildi. Fakat o, içerde taht kavgasıyla
uğraşıyordu. Bu arada batıda da güçlü bir haçlı seferi hazırlıkları vardı. Bu
haçlılara karşı duramayacağını düşünerek barış yolunu tercih etti. Ayrıca ll.
Friedricih ile şahsi dostluğuna da güveniyordu. Dönemin Vakainüvislerden İbn
Vasıl’ın yazdıkları bu olayın anlaşılmasını sağlayacaktır:
“Ateşkes meselesi halolunca İmparator, Kudüs’ü ziyaret
için Sultanın iznini istedi. Kendisine izin verildiği gibi Sultan, Nablus
Kadısı Şemseddin’i Kudüs ziyareti ve Akka’ya dönüşünde İmparatora refakat
etmekle görevlendirdi. Kadı Şemseddin, devletin ileri gelenlerinden bir adam
olup Eyyubi hükümdarları gözünde büyük itibar sahibiydi. Şemseddin şöyle
demişti. Bana: “İmparator Kudüs’e geldiğinde Sultan Melikül Kamil’in emri
doğrultusunda kendisine refakat ettim ve onunla birlikte kutsal sığınak’a (Yani
Kubbetüs Sahra) girdim. İmparator, oradaki hac yerlerini ziyaret etti. Sonra
yine onun yanında Mescid-i Aksa’ya gittim. Gerek camini vei gerek kubbetü’s
Sahra’nın inşaatından çok memnun kaldı. Aksa’da mihraba vardığında caminin
minberinin güzelliğine hayran oldu. Merdiveni tırmanıp tepeye çıktı. Sonra
aşağı inip elimden tuttu ve birlikte Aksa’dan çıktık. O sırada elinde incil’le
Aksa’ya girmeye çalışan bir papaz gördü ve hiddetle bağırdı. Ona: “Ne
getirmişsin buraya böyle Bak, Allah şahittir, bir taneniz bile benden izinsiz
buraya girmeye kalkacak olursa, gözünü oydururum onun. Bizler Sultan
Melikü’l-Kamil’in yöneticileri ve kullarıyız. Kendileri bu kiliseleri bana ve
sizlere bir lütüf olarak bağışladılar. Sakın ola ki haddinizi aşmaya
kalkmayın.” Papaz korkudan titreyerek hemen oradan uzaklaştı.” Kudüs’ün bu şekilde alınmış olmasına
hristiyanlar da tepki gösterdiler. Fanatik hristiyanlar kutsal mezarı tavaf
yapmayı yasakladılar.
7. Haçlı Seferi (1248)
ll. Friedrich’in, Sultan ile yapmış olduğu anlaşmanın süresinin
dolması üzerine 1245 yılında Papa lV. İnnocentius tarafından organize edildi.
Fransa kralı lX. Louis 1244 yılında ağır bir hastalığa yakalanmış ve iyi olursa
kendini, yeni bir Haçlı seferine çıkmaya adamıştı. Yıl sonuna doğru iyileşen
kral, Harzemlilerin Haçlıları ağır bir yenilgiye uğratarak Kudüs’ü aldıklarını
haber aldı. Bunun üzerine 1245 yılı yaz aylarında yeni bir haçlı seferine çıkma
kararı aldı. Üç yıl süren uzun hazırlıklardan sonra, donanmasının başında
Ağustos 1248 yılında doğuya hareket etti. Aynı zamanda doğudaki Fransız
nüfuzunu artırmayı arzu ediyordu. Zira Akka, İstanbul, Mora Kıbrıs, Antakya ve
Tarblus gibi yerlerdeki Haçlı devletçikleri, Fransız menşeli hanedanların
idaresindeydi. Bu sebeple lX. Louis, doğuya gelince buradaki hanedanlar
tarafından coşkuyla karşılandı. Her biri ona yardım etmekte adeta yarıştılar.
Haçlılar yine Mısır’a yöneldiler. Yine Dimyatı kuşattılar. Tarih yine tekrar
etmişti. Haçlılar dimyatı kuşattıkları sırada tıpkı 5. haçlı seferinde olduğu
gibi bu sefer de sultan Kamil vefat etti. Taht kavgaları başladı. Bu olaylar
nedeniyle Eyyubiler Dimyatı boşalttılar. Fakat daha sonra Melik Kamil’in oğlu
Turanşah yönetime geçince haçlıları yenip Dimyattan ve Mısır’dan çıkardılar.
8. Haçlı Seferi (1270)
Antakya’nın sultan Baybars tarafından alınması (1268)
üzerine sekizinci haçlı seferi düzenlendi. Fakat bu seferde Kudüs yerine daha
kolay bir hedef olduğu düşünülerek Tunus’a yönelmişti. Fransa Kralı 9. Louis
(Aziz Luis) yine bu ordunun komutasını üstlendi. Fakat Tunus önündeyken veba
hastalığı sonucu öldü. (1270) Fransızlar Geri döndüler.
HAÇLI TARİKATLARI
l. Haçlı seferi sonucunda Kudüs alınınca buranın
korunması ve diğer idari işler için örgütlenmeye gidildi. Bu amaçla
Asker-Rahiplerden oluşan ocaklar kuruldu. Saint-Jean veya Hospitaliers,
Tampliye (Tapınak Şövalyeleri) ve Toton adlarındaki bu ocaklar, Haçlı ordusu
içinde ayrı bir öneme sahip oldular. Bu ocaklar içinde en gelişen, en çok
taraftar toplayan, Kudüs’teki Süleyman Tapınağı’nda Avrupa’dan gelen 9 kişi
tarafından kurulmuş olan Tampliye tarikatıdır. Tampliye, Süleyman Tapınağı’nda
kurulduğu için, Tapınak Şövalyeleri diye anıldılar ve yüz yıllar boyunca bu
isimle bilindiler. Hem Filistin, hem Avrupa ve zamanla da bütün dünyada etkili
olan en güçlü örgüt haline geldiler.
Haçlı tarikatları, sağladıkları yarara karşılık zararları
da vardı. Kralın bunlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Çünkü bunların yegane
efendisi papa idi. Bunlara bağışlanan arazi satılamaz, diğer dirlikler gibi
asker vermekle de mükellef değildiler. Tarikat şövalyeleri, kralın ordusunda
sadece gönüllü şövalyeler olarak savaşıyorlardı. Devletin resmi siyasetine
uymayabiliyor, kendi başlarına anlaşmalar imzalayabiliyorlardı.
Kudüs’ün elden çıkması üzerine biri Rodos’a, biri
Almanya’ya, biri de Fransa’ya çekilmişti.. Bu tarikatlar, haçlıların ihtiyaç
duyduğu para ve daimi bir orduyu ellerinin altında bulundurdular. Onların,
Avrupa’daki bir çok kimseyle bağlantıları olup, yoğun bir desteğe sahiptiler.