Haçlı seferlerin nedenleri -7

Abone Ol

Maaratünnümanın İşgali

Haçlılar Maaratün Numa’nı alınca burada 100.000 kişiden

fazla insan öldürdüler. Bu olayı bizzat haçlıların kendi yazarları şöyle

anlatmaktadır. keşiş Robert olayı şöyle tarif etmektedir:

“Bizimkiler, yavrularının öcünü alan dişi birer aslan gibi

sokak ve meydanlarda ve hatta binaların çatılarında koşuyor, ve bir türlü,

kılıçtan geçirmenin o bitmez tükenmez heyecanının dindiremiyorlardı. Ellerine

geçirdikleri gençleri, çocukları ve hatta yılların çökerttiği yaşlıları dahi

öldürüp parçalıyorlardı. Yakaladıklarından hiç kimse kurtulamamıştı. Hatta,

zamandan tasarruf etmek için, yakaladıklarından birkaç kişiyi aynı anda ve aynı

iple bir arada asıp bırakıyorlardı. Gerçekten de, silahlı olan bu din

düşmanlarınızın hiçbir şekilde karşı koymadan kendilerini ölüme teslim

etmelerini görmek çok ilginç bir manzara oluşturuyordu.

Bizimkiler buldukları her şeyi yakalayıp alıyorlardı. Hatta,

ölülerin karınlarnı dahi içlerinde bir şeyler bulma ümidiyle deşip

bakıyorlardı. Sokaklardan oluk gibi kan akıyor, her tarafta ceset yığınları

görülüyordu. Ölüme giden körler sürüsü. Bizimkilerin yakalamış olduğu o koca

kalabalıktan, İsa’nın gerçek inancını kabul edecek tek bir kişi dahi çıkmadı!

Sonunda, kalenin içine kapanmış olanları çağırdılar. Bir işe yaramayan yaşlı

kadın ve erkeklerle hastaların kılıçtan geçirilmeleri; güçlü genç erkek ve

kızların ise, ileride satılmaları için bir yana saklanmaları istendi. Türklerin

bu kılıçtan geçirilmeler 1-2 Aralık Pazar günü oldu. Ne var ki, aynı günde işi

tamamlayabilmemize imkan yoktu Bizimkiler, ertesi gün, geri kalanları da

kılıçtan geçirdiler ve böylece işimizi bitirdik.”

Kudüs’ün İşgali

Bu sırada Kudüs, Fatimilerin yönetimindeydi. Haçlıların

bölgeye gelmesinden iki ay kadar önce Türklerden almışlardı. Fatimiler,

haçlıların buraya kadar geleceğini tahmin etmiyorlardı. Aslında o dönemdeki

bütün İslam devletçikleri haçlıların gerçek amaçlarının farkında değildiler.

Hatta haçlı liderleri daha Antakya önlerindeyken civar beylere mektuplar

göndererek hereketlerinin kendilerine karşı olmadığını sadece Bizansa ait olan

eski yerleri almak istediğini belirtmişlerdi. Haçlılar, Antakya’yı sekiz ay

kuşatmalarına rağmen Müslümanlar ancak son anda o da Musul emiri Mevdud’un

gayretleriyle bir ordu toplayabilmişlerdi. Maalesef o ordu da geç kalmıştı.

Zamanında gelseydi haçlı seferleri daha başlamadan bitmiş olacaktı.

Fatimiler de Bizansla olan dostluklarına ve haçlı liderlerinin

mektuplarına güvenerek onlarla Türklere karşı bir ittifak bile önermişti. Fakat

Haçlıların Kudüs’ü kuşatmaları onların gerçekleri görmelerine neden oldu. Ama

artık iş işten geçmişti. Hazırlıksız yakalanmışlardı. Onlar, ordu hazırlayıp

Kudüs’e yetişinceye kadar Haçlılar amaçlarına ulaşmış oldular. Yine geç kaldık!

Haçlılar iki aylık bir kuşatma sonucu Kudüs’ü aldılar.

Burada da büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Haçlılar, kenti yağmaladılar ve

tüm Müslümanlar ile Yahudiler’i kılıçtan geçirdiler. 70 bin Müslüman

öldürdüler. Yahudileri de sinagogda diri diri yaktılar. Müslüman kadınların

sığınmış oldukları Ömer Camiinde çocuklarıyla beraber, onbin kadar müslümanı da

Süleyman ma’bedi’nde öldürdüler. Godefroy de Bouillon, Haçlı Seferlerin

düzenleyen Papa ll.Urban’a gönderdiği mektupta: “Kudüste bulduğumuz düşmanlara

ne yapıldığını öğrenmek isterseniz, malumunuz olsun ki: Süleyman Ma’bedi’nin

kapısı önünde ve Ma’bed’in içinde bizimkilerin atları dizlerine kadar Müslüman

kanlarına basarak yürüyorlardı.  Haçlıların

yaptığı katliam o kadar korkunç oldu ki. Haçlı ordusunda bulunan tarihçiler

bile bu bu katliam karşısında duydukları dehşeti ifade etmişlerdir. Örneğin

tarihçi Raimundus Aguilers, işgalden bir gün sonra Harem-i Şerif mahallesine

giderken her tarafı kaplayan cesetlerin arasından ve dizlerine kadar çıkan kan

birikintilerinin içinden geçmek zorunda kaldığını söyler. Foucher de Chartres

diyor ki: “Adam öldürmekten bıkan haçlılarımız, evlere yayılmağa başladılar.

Ellerine geçen herşeyi aldılar. Bir eve ilkönce hangisi girerse, bulduğu

şeylerle beraber eve de sahip oluyordu. Kanun olarak tatbik edilmek üzere bu

durum daha başlangıçtan kararlaştırılmıştı.” Öldürülenler arasında Yahudiler de bulunmaktaydı. Haçlılar deliler gibi

şehirde buldukları bütün herkesi kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürdüler. Hatta

Sinagoga kaçan Yahudiler, buranın ateşe verilmesiyle yanarak öldüler. Şehirde

büyük bir katliam meydana geldi.

Piskopos Raimund d’Agiles burada yapılan katliamları şöyle

tasvir etmektedir: “Nihayet, bizimkiler surlarla kuleleri elde etmelerinden

sonra, yenilenler arasında inanılmaz bazı hadiselere tanık olduk. Bazılarının

cesetleri, kafaları kesilmiş halde yerlerde yatıyordu. Bu durum, gerçekten de,

kendileri için, uğramış olabilecekleri en iyi son idi. Bazıları da, oklardan

delik-deşik olmuş bir şekilde can vermiş, kale kulelerinden baş aşağı sarkmakta

idiler. Bazıları da alevlerden kömürleşmişlerdi. Şehrin sokakları kesilmiş kol

ve bacaklarla dolmuştu. Yollar da öylesine ceset bolluğu vardı ki, insanın oralardan

geçmesi mümkün olmuyordu. Solomun’un tarihi mabedi’inde bizimkiler öylesine kan

akıtmışlardı di, cesetler kan denizinde yüzüyor, akıntının etkisi ile bir bu

yana bir şu yana sürüklenip gidiyorlardı. Sağda solda yüzen bacaklarla kafalar

bazen başka bir cesede yapıyordu. İğrenç bir karmaşa her yerde hakim olmuştu. O

bölgede halkı kılıçtan geçirme görevini üstlenmiş olan askerlerimizin kendileri

de, bir süre sonra, parçalanmış cesetlerden etrafa yayılan pis kokuya dayanamaz

olmuşlardı.”  Ayrıca kendisi Süleyman

tapınağına giderken dizlerine kadar çıkan kan birikintisi içinde geçmek zorunda

kalmıştır. Bu olay, hristiyan taasubunun kan içiciliğini gözler önüne

sermiştir. Bu öldürmelerden yerli Ortodoks hristiyanlar ve Yahudilerde

nasiplerini aldılar. Bu yapılan katliamlar için hristiyan vakainüvisler de

eleştirilerde bulunmuşlardır. Hazine emini Bernard bu şövalyeler için “Bunlar

deliden başka bir şey değildirler.” Derken Dol Başpiskopusu Budry de “Çamurlar

içinde kıvranan kısraklar” ifadesini kullanmıştır.  

Artık, şehirde öldürülecek hiçbir kimse kalmayınca haçlılar,

kutsal mezar kilisesine giderek tanrılarına şükrettiler ve kendilerine kral

olarak Godefrio’yu seçtiler. Bu arada haçlı seferlerin baş tertipçisi

ll.Urbanus Kudüs’ün alındığını duymadan öldü. (29 Temmuz 1099)