Haçlı emperyalizmi işini tesadüflere bırakmaz

Abone Ol

Müslümanların yaşadığı coğrafyada süren kargaşa, savaş ve

gerilimlerin nedeni Müslümanların kendisinden kaynaklanıyor. Bir diğer sorun da

Haçlı emperyalizminin Müslümanlar arasında yaydığı fitne çok boyutlu.

Müslümanların asıl kusuru bu oyunlara ve tuzaklara düşmeleri, uçurumları

derinleştirmeleri. Bin yılı aşkın zamandır birlikte yaşamış toplulukların

birbirine hasım olmaları, vuruşmaları nedensiz değil.

Haçlı emperyalizmi planlarını geniş zamana yayar.

Sonuçlarından emin olmadığı bir şeye girişmez. Planlarını yapar, koşullarını

hazırlar, iyice emin olduktan sonra harekete geçer. Yaşanan başarısızlıkların

ya da verdikleri kayıplardan sonra taktik değiştirdi. Müslümanları birbiriyle

vuruşturuyor. Bunda da başarılı oldu. Kendisine bağımlı olan yöneticilere

istediklerini yaptırtıyor. Arap Baharı diye tanımlanan ayaklanmalar medya ve

reklam aracılığıyla Müslümanlar açısından olumlu bir başlangıç olarak sunuldu.

Müslümanlar on yıllardır kendilerini yöneten krallardan kurtulacaklardı. Özgürlük

ve demokrasi gelecekti. Bu büyük heyecan Müslümanları çok etkiledi. Samimi bir

başkaldırıydı. Bunun arka planında yıllardır biriken bir bilincin patlaması

olarak da görülmeli. Ancak emperyalizm akan bu büyük ırmağın yönünü çevirmeye

hazırlıklıydı.

Mısır ile Suriye olayının ardından durum daha

belirginleşti. Emperyalizm hiçbir zaman kaybetmek istemez. Mısır da Müslüman

Kardeşler in iktidara gelmesi Batı için yeni bir deneyim oldu. Akan büyük

ırmağın akışını bir süre kendi başına bıraktı, sonra da kendilerini istediği

gibi olmadığını görünce yönüne tersine çevirdi. Yeniden darbe ve krallıklara

döndürdü. Bundan sonra yapılacak olan bir seçim asla Mısır halkını temsil

etmez.

Emperyalizm denilince bunu salt Abede ile sınırlamak

doğru değil. Dünya ekonomisini elinde tutan çok uluslu şirketler ve Siyonizm

hesaba katılmalı Yahudiler ile Haçlı Hıristiyan işbirliği bilinen bir gerçek.

Bolfor Toplantısı ve bildirisi sonrası İngiliz Yahudi işbirliği süreci

başlıyor. Mısır ve Suriye olaylarında Sayın Başbakan ın işaret ettiği,

şimdilerde karşı bir hamleyle bunun yalanlanmış olması sonucu değiştirmiyor.

Şöyle ki Bernard Henri Levy: Suriye ye askeri bir müdahale yapılması

gerektiğini, Batı güçlerinin bu operasyondan kaçınmaları halinde radikal

unsurların bölgede çok daha güçlü bir konum kazanacaklarını, Arap coğrafyasında

dikta rejimlerine karşı özgürlükçü bir hareketin başladığını, ancak Batı nın bu

girişimi desteklemediği takdirde radikal dincilerin oluşacak otorite boşluğunu

doldurarak devrimi gerçek sahibi olan halktan çalacağını söyledi. Libya

müdahalesinde de ispatlandığı gibi, eğer Amerika müdahale ederse son derece

karışık kuvvetlerden oluşan isyancıların yapısı Batı destekçilerinin lehine

değişecektir. Ama kararsız kalır müdahaleden çekinirsek, Suriye halkının gözünde

diktatörlere karşı başlatılmış isyan savaşı sanki sadece radikal unsurların

çabası ile kazanılmış gibi gözükecek, devrim tıpkı Mısır da olduğu gibi

gerçek sahiplerinden çalınacaktır. Bu gerçek tüm Ortadoğu coğrafyası için

geçerlidir. Ordunun kullandığı şiddeti düşünecek olursak elbette kötü bir şey,

bir ülkeye kan ve şiddet kullanarak demokrasi gelmez. Müslüman Kardeşler in de

despot bir tavır ile ülkeyi yönetmek istemesini unutmamalıyız. Ancak, ordunun

gelecek ay yapılmasına söz verdiği seçimler olduğunda, tahminimce sonuçlar bu

sefer çok daha farklı olacak.

Emperyalizmin Müslümanlara nasıl baktığı gerçeği

yukarıdaki satırlarda belirgin. Müslümanların kendi kendilerini yönetmeye asla

izin verilmeyecek. Güdümlerindeki kuklalarla yönetecekler. Yukarıdaki

ifadelerden anlaşıldığı üzere Mısır da devrim gerçek halkın elinden alınmış.

Ordunun müdahalesiyle yakında yapılacak bir seçim ile demokrasinin yeniden

oturacağını da vurguluyor. Libya örneğini gösteriyor. Suriye de böyle bir

tuzağa düşülememesi gerektiği üzerinde duruyor.

Biz dikkatlerimizi kuklacılara çevirmedikçe soruların

üstesinden gelemeyiz ve çözemeyiz. Yoksa kendi kendimizi yiyip bitirmekten ve

birbirimize düşmekten başka bir iş yapamamış oluruz.