Haccın fazileti

Abone Ol

Müslümanların her yıl ümmet olma şuurunu pekiştirdikleri büyük buluşma olan Hac; mali ve bedeni bir ibadettir ve hicretin dokuzuncu yılında farz kılınmıştır.

İslam gelmeden evvel de Kâbe’yi tavaf etme, Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapma ve kurban kesme adetleri Araplar arasında devam etmekteydi. Arapların Kâbe’ye ve harem bölgesine hürmet etmeleri ve tavaf yapmaları unutulan Hanif dininin son kalıntıları idi. Ancak bunlar şirk ideolojisine göre yapılmaktaydı. İslam geldi önce devlet oldu, sonra Mekke fethedildi ve Kâbe putlardan temizlendi ve sonra da Hac farz kılındı ve hac menasiki (yani Hac esnasında çeşitli zaman ve mekânlarda yapılan uygulamalar) Tevhid dininin ilkelerine göre ifa edildi.

Resulullah (s.a.v.)’e amellerin hangisinin daha faziletli olduğu soruldu. “Allah ve Resulüne imandır” buyurdu. “Sonra hangisi” diye soruldu: “Allah yolunda cihaddır” buyurdu. “Sonra hangisi” diye soruldu: “Makbul bir hacdır” buyurdu.” (Buhari)

Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim kötü söz konuşmaksızın, fısk ve fücurda bulunmaksızın Beyt’i (Kâbe’yi) ziyaret ederse, annesinin kendisini doğurduğu gün gibi, günahlardan sıyrılmış olur.” (Buhari - Müslim)

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

“Evinden hac veya umre için çıkıp yolda vefat eden bir kimsenin defterine kıyamete kadar (her sene) hac ve umre yapan kimsenin ecri yazılır. Mekke veya Medine’de Ölen bir kimse ne Arasat meydanına getirilir ve ne de hesaba maruz kalır. Kendisine “Haydi cennete gir” denilir.” (Beyhaki- Darekutni)

Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Mebrur (kabul edilmiş) bir hac, dünya ve dünyadaki nesnelerin hepsinden daha hayırlıdır. Mebrur haccm karşılığı ancak cennettir.” (Buhari-Müslim)

Yine Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor:

“Hac ve umre niyetiyle (Mekke’ye) gidenler, Allah’ın misafir ve ziyaretçileridir. Eğer onlar, Allah’tan isterlerse, Allah kendilerine isteklerini verir. Eğer af dilerlerse, Allah onları affeder. Eğer dua ederlerse, dualarını kabul eder. Eğer şefaatte bulunurlarsa, şefaatleri kabul olunur.” (Buhari)

Abdullah İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

“Bu Beyt’in üzerine Allah’ın her gününde yüz yirmi rahmet inmektedir. Bunların altmışı ziyaretçilere, kırkı namaz kılanlara ve yirmisi de bakanlara taksim olunur.” (İbni Hibban- Beyhai)

Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) hacılar için şöyle dua etmiştir:

“Yâ Rabbi! Hacıyı ve hacının dua etiği kimseyi affeyle.” (Hakim)

Selef-i Salihînin sünnetindendir: Harbe gidenleri geçirirler, hacdan gelenleri de karşılarlar ve iki gözlerinin ortasından öper, kendilerinden dua isterlerdi. Hacılar günahlarla kirlenmeden önce bütün bunları yaparlardı.

İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

“Hacerül-Esved, cennetin yakut taşlarından bir yakuttur. Kıyamet gününde görür iki gözü ve konuşur dili olduğu hâlde haşrolunur. Hak ve doğrulukla kendisini dünyada istilam (öpmek veya el sürmek) edenlerin lehinde şehadet eder.” (Tirmizi – Nesai)

Mekke’nin şerefine hürmet göstererek, harem bölgesinin hakkına hukukuna tam riayet ederek burada ikamet etmenin efdaliyyetinde hiçbir kuşku yoktur. Nitekim Kâbe-i Muazzama’ya bakmak dahi ibadettir.

Mekke’de bulunmak büyük bir lütuf olmakla birlikte başka bir beldede bulunup da kalbin Mekke’ye müştak ve Kâbe’ye bağlı kalması, haremde olup kalbine usanç gelmiş olmasından daha hayırlıdır.

Seleften bazıları buyurdular ki: “Horasan memleketinde nice kimseler vardır ki bu Kâbe’yi bilfiil ziyaret edenlerden daha yakındırlar Kâbe’ye...”

Bunun için bazı âlimler hata işlemek ve günah yapmak korkusundan Mekke’de oturmayı kerih görmüşlerdir. Zira Mekke’de hata işlemek ve günah yapmak, büyük bir tehlike teşkil etmektedir.