Hacc ve organizasyon gereği

Abone Ol

"Uçak beyaz, siyah, kırmızı, kahverengi ve sarı insanlarla tıklım tıklımdı, benim kıvırcık kızıl saçlarımdan başka, sarı saçlı mavi gözlü insanlar da vardı, hepsi de kardeşti bu insanların! Aynı Allah ın sevgisini taşıyorlardı gönüllerinde, eşdeğer saygılarla bağlıydılar birbirlerine."

Mâlik el-Şahbaz, yani Malcolm x "Hayat Hikâyesi"nin (*) Mekkeye, Hacc farizası nedeniyle düştüğü yolda, kökten ve sarsıcı iç ve zihni dönüşümünü öyle ifade eder. Hacca gidinceye kadar ki İslâm kavrayışı, Amerika şartlarında "ırkçı" bir duygu dehlizinde kabarıp adeta ağulaşırken, Mekke ye, Kâbe ye yönelişiyle bir bengisuya, ölümsüz can suyuna dönüşür. Renk, ırk, dil farklılıkları bütünü tamamlayan engin çeşniler halini alır. Müslüman yüreğinin kuşatıcı içtenliğini ve bereketli dostluğunu derinden duyumsar. Allah için yapılan Hacc ibadetinin "Lebbeyk" şehrâyinine nasıl bir uruç açtığını yaşayarak anlar. Evrensel bir buluşmanın, aynı zamanda öteye ait bir mahşer gerçekliğini simgelediğni kavrar. Bir bakıma yeryüzünde gerçeklik boyutuyla temsil edilen bir yevm-ül kıyamet haberini somut bir şekilde sergilendiğini görür.

Mâlik el-Şahbaz, kızkardeşinden ödünç aldığı parayla yerine getirdiği Hacc farizâsı esnasında namaz kılmayı öğrenir. Elijah Muhammed den talim ettiği İslâm ın Hacc dolayısıyla kapısını aralamaya başladığı İslâm dan ne kadar farklı olduğunu da anlayacaktır. Artık yenilenmiş, sabit kadem üzere yola koyulmuş bir Müslüman olarak Amerika ya dönecektir. Ve sonrası şehadettir.

Kuşkusuz Mâlik el-Şahbaz ın Hacc izlenimleri, mübtedi bir Müslümanın iç dünyasında dışa vuran gözlemlerdir. Ama Haccın evrensel anlamına da yapılmış bir göndermedir aynı zamanda.

İşte Haccın, her bir Müslüman yürekte meydana getirdiği duyarlık yanında, onun hikmetinin tam tezahürünü işâret edecek toplumsal boyutunun vurgulanacağı bir döneme gelindiğini düşünmenin tam zamanı olmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı Hacc konusunu görüşmek üzere İslam Konferansı Teşkilatını toplantıya çağırdı. Bu çağrı önemlidir, yerindedir. Son on yıl içinde binbeşyüz hacı hayatını kaybetmiştir. Bu yıl Mina da şeytan taşlama esnasında 362 kişi organizasyon yetersizliği nedeniyle ezilerek can verdi. Her Müslüman, can emanetinin Mekke, Medine gibi mübarek mekanlarda gerçekleşmesini arzular, buna bir anlam veya hikmet de atfeder. Bu duygu, Hacc organizasyonunun kendi haline bırakılmasına gerekçe oluşturmamalıdır. Ortada bir sorunun bulunduğu açık yüreklilikle kabul edilmelidir. İslâm Konferansı Teşkilâtı, ortada bir organizasyon sorunu bulunduğunu gözönünde tutarak konuyu tartışmaya açmalıdır. Bir takım alınganlıkların gösterileceği elbette beklenebilir. Fakat konunun önemi, anlamı, bir takım alınganlıklarla önlenirse, daha ağırlaşacak sorunlarla karşı karşıya kalınacağı da hesaba katılmak durumundadır.

Bu vesileyle şu hususlar öncelikle düşünülebilir:

1) Hacc farizasının, mahiyetine uygun yerine getirilmesi için, günümüz şartları çerçevesinde sistemli bir organizasyona acilen ihtiyaç vardır.

2) Organizasyon, merkezi olarak Kabe-Mekke ve Ravza-i Mütahhara Medine yi esas alsa da, muhtelif ülkelerde, dünyanın dört bir yanından gelen hacılar dolayısıyla birçok ülkeyle bağlantılıdır. "Hâdimül-Harameyn" ibâresinde anlamını bulan hizmetin yerine getirilmesi organizasyonu, deyim yerindeyse "uluslararası", bir başka ifadeyle "İslâm ümmeti" katılımını gerekli kılmaktadır. Geçmişte bir aile, bir kabileyle tahsis edilen hizmetin unsurları farklılaşmıştır. Tamamı olmasa da, belli özellik ve imkanlara sahip Müslüman ülkelerin katılımıyla özerk nitelikte bir organizasyona gidilmelidir.

3) Mekke-Kabe ve Medine ye sadece Hacc döneminde değil, yılın bütün aylarında Müslümanlar ziyarette bulunmakta, ziyaret etme isteğindedir. Bu durum Müslüman toplumları iktisadi, toplumsal, kültürel yönüyle derinden etkileyecek potansiyel bir imkandır. Küreselleşmenin baskılayan etkisini dengelemede, bu potansiyel imkan önemli ve kalıcı bir işvel üstlenebilir. İktisadi birlik ve güç oluşumunu hazırlamakla, Müslüman ülkelerdeki yoksulluğu, gelir dağılım adaletsizliğini, işsizliği, en önemlisi üretimsizliği belli ölçülerde giderebilir. Tanışma, kaynaşma, birliktelik ve barış düzeninin kurulmasına yol açabilir. Ayrıca toplumsal ve kültürel kapalılıktan çıkışa kapı aralayabilir. Müslüman toplumların iktisadi, toplumsal, kültürel birlikteliği, diğer toplumları tehdit edici bir güce dönüşmez, aksine daha sağlıklı ilişkilerin kurulması ve gelişmesine katkı sağlar. Tarihe bu açıdan baktığımızda, belli dönemlerde bunun yapıcı sonuçlarını görmek mümkündür.

(*) Alex Haley: Malcolm x/Hayat Hikâyesi (çev. A. Bizden-Y.Kayırlı), Akabe Yayınları, Ankara 1978, s. 695