Hac notları İşte ilk tevbenin kabul edildiği yer

Abone Ol

Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Eğitimi Dairesi Başkanı Dr. Fatih Kurt’un rehberliğinde, Mekke’de Arafat, Müzdelife ve Mina’yı dolaştık.

İzlenimlerim şöyle:

* 70 bin Hacı adayı Arafat’ta vakfe duracak. Toplamda 300 kafile. Çadırlar kurulmaya başlandı. Türk hacılar yaklaşık 25 km. kat ederek Arafat Meydanı’na ulaşacak.

* Arafat’ta hacı adayı başına 2 metrelik yer düşüyor. Bu demektir ki 140 bin metrelik alan Türk Hacı adaylarına ayrılmış durumda.

* Fotoğrafta görülen yer Arafat’ın en kritik mevkii Rahmet Tepesi. Rahmet Tepesi’nde Peygamberimizin dua ettiği dile getiriliyor. İlk insan, ilk peygamber Hazreti Adem ile Hazreti Havva’nın ilk bu tepede buluştuğu rivayet edilir. Rahmet Tepesi, ilk duanın ve ilk tevbenin kabul edildiği yer olarak da kabul görüyor.

* Kimi kaynaklara göre; Cebrail Aleyhisselam’ın Hazreti İbrahim’le, “Bildin mi, öğrendin mi ” şeklinde diyalogu bu tepede geçti. `Araf’ kelimesi de buradan kaynaklanıyor.

* Arafat’ta yapılan duaların Allah (c.c.) katında kabul gördüğü dile getirilen güçlü görüşlerden.

* Arafat’ta vakfenin özetinin özeti şu: Her şey bir gün için…

* Mina’da son derece modern yapılar tesis edilmiş. Şeytan taşlanırken asla izdiham beklenmiyor.

* Tur sırasında, okuduğu ilahilerle kulağımızın pasını silen Karabük Müftülüğü personeli Recep Bilgiç’e teşekkürler…

 

Mekke’de Türk gazetecileri evinde ağırlayan aile: Halebi

Mekke’nin farklı bir semtindeyiz…

Kapıda oldukça sempatik gençler tarafından karşılandık.

Önce geniş bir odaya aldılar bizi…

Duvarları süsleyen tablolar ailenin köklü bir geçmişi olduğunu ilk anda gösteriyor…

“Hoş geldiniz” faslından sonra çeşitli ikramlar…

Hemen her Hac döneminde Mekke’ye gelen Türk gazeteci ekibini evinde ağırlayan yazar-işadamı Ahmed Halebi ve ailesinin oldukça çarpıcı bir öyküsü var, esasen…

Halebi ailesi, soyadından da anlaşılacağı üzere Suriye Halep kökenli…

1930’lu yıllarda Konya’dan kutsal topraklara Hac için sadece 1 Hacı adayı gelir.

Ahmed Halebi’nin dedesi Ahmed Halebi, cennet mekân Sultan 2. Abdulhamid’in fermanı gereği her sene olduğu gibi o yıl da görevini yapar ve o Konyalı Hacı adayı için ne gerekiyorsa yapar. Evinin kapılarını sonuna kadar açar, ikramda bulunur ve Konyalı ailenin Hac farizasını yerine getirmesi için tüm enstrümanlarını devreye sokar…

Konyalı Hacı adayı bu izzet ve ikramdan son derece memnun ve mesrur olur…

Artık Arafat’ta vakfeye de durulmuş ve hac ibadetinin tüm gerekleri yerine getirilmiştir.

Sohbet sırasında Konyalı Hacı ile, Ahmed Halebi arasında şöyle bir diyalog yaşanır:

-Konyalı Hacı: Sen geçimini nasıl temin ediyorsun

-Ahmed Halebi: Bir bakkal dükkanım var, bir de hacı adaylarına verdiğimiz hizmetten dolayı kazandıklarımız var… Bunların toplamı yılda şu kadar ediyor…

Bu konuşmadan sonra Ahmed Halebi’yi inanılmaz derecede şaşırtan bir gelişme yaşanır;

Konyalı Hacı vatandaş, Halebi’ye 1 yıllık kazancının da üzerinde miktarda bir bağışta bulunur.

İşte o gündür bugündür Halebi ailesi, nesilden nesile Türk hacı adaylarına özel bir önem ve ihtimam gösterir.

Oğul Salih Halebi ve bugün o vazifeyi deruhte eden, kendi adını taşıyan torun Ahmed Halebi bu hizmet zincirini devam ettiriyor…

***

Bizi evine davet ettiği akşam tüm aile fertlerini toplayan Ahmed Halebi,  geleneği `mektep’ adlı müesseseyle devam ettiriyor. (Mektep şu demek; Hacı adaylarının pasaportundan tutun da iaşe ve servislerine kadar tüm ihtiyaçlarını düzenleyen devletle irtibatlı ofis…)

Halebi, geçmiş dönemlerde Mekkelilerin Hacı adaylarını “Allah’ın misafiri” olmaları hasebiyle evlerinde ağırladıkları bilgisini veriyor. Türkiye’den gelenlere hizmet vermeye Sultan Abdülhamid’in fermanıyla başladıklarını belirtirken, “Abdulhamid’in fermanını hâlâ saklarız. O dönemden beri Türk hacıları misafir ederiz.” diyor.

Şu ifadeler Ahmed Halebi’ye ait: “Türkiye’den bir hacı geliyor. Dedemin evinde kalıyor. Dedem o hacıya Arafat’a gitmesi için deve ve çadır veriyor. Dedemin küçük bir dükkânı var. Türkiyeli hacı bu dükkânın bir yıllık gelirini öğreniyor ve dedeme bu miktarda yardımda bulunuyor. O günden itibaren hacılara hizmet veriyoruz.”

Halebi, bazı hacı adaylarını evinde de ağırlıyor. Halebi’nin şu sözleri de anlamlı; “Misafire hizmeti miras aldım. Bu mirası çocuklarıma bırakacağım. Daha önceden küçük bir dükkana sahipken, şimdi mülk sahibi olduk. Bu varlığımızı hacı adaylarını ağırlamamıza borçluyuz.”

Halebi, her yıl tanıştığı hacı adayları sayesinde Türkiye’de pek çok dostu olduğunu aktarıyor.

İstanbul, Ankara, Bursa, Gaziantep sık gittiği illerden. Bu şehirlerde pek çok dostu olduğunu söylüyor…

Kısmen Türkçe de konuşuyor.

***

Ahmed Halebi’nin evinde gecenin sonuna doğru bende `Acem’ hissi uyandıran halılar birden yön değiştirdi.

Uzun sofralar açıldı.

Arap misafirperverliğinin tüm ritüelleri ortaya kondu…

Ve… O ana kadar görmediğim kocaman kocaman tepsiler yer sofrasına kondu.

İyisi mi gerisini anlatmayayım..

Anlamışsınızdır…

Kutsal topraklarda şunu iyice öğrendim…

* Ne kadar zengin olursan ol…

* Ne kadar meşguliyetin olursa olsun…

* Hangi milletten olursan ol…

* Ne iş yaparsan yap…

Hac ibadetini yapmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden gelen, 45 derece sıcaklıkta Tavaf, Say yaparken yaşlı dede, nine, teyze, amcaları gördükçe şu kanaatim iyice pekişti;

-Ne yap yap, Hacca genç yaşta gel…

Bizde hep şöyle bir anlayış var; İyice yaşlanayım, elimi eteğimi dünyalıktan çekeyim, sonra da Hacca gideyim…

Hayır, arkadaş!

-Hayat bir yandan devam etsin, ama gücün kuvvetin yerindeyken Hac ibadetini yerine getir…

Gerisi lafügüzaf…

Benden söylemesi…

NOT: Bugün 7 Ekim 2013 Pazartesi… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Ama şu ana kadar “tık” yok… Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…