Reklamı Kapat

Müfredatın kendisi problem

Müfredatın kendisi problem

Abdullah ÖZBAY

Yeni bir eğitim-öğretim yılı başlıyor. Yeni öğretim yılında atılabilecek en önemli adımlar nelerdir?

Sistemden ya da müfredattan kaynaklanan sıkıntılar eğitim-ekonomi politikaları sarmalında devam edeceğini düşünüyoruz. Buna rağmen öğretmenlerimizin sistemden ve dayatmalardan kaynaklanan sıkıntıları aşarak çocuklarımızın ve gençlerimizin kalplerinde iyinin, doğrunun, faydalının ve adil olanın yer bulmasının gayretinde olacağına inanıyoruz. Ülkemizin ve dünyanın, adaleti, kardeşliği, paylaşmayı ve merhameti önceleyen; inancını ve kimliğini koruyarak başkalarının da hak ve hukukunu gözeten nesillere ihtiyacı var. Kendi tutumlarının peşinden koşan değil başkalarının haklarını korumanın derdinde olan gençlere ihtiyacımız var. Gösterişsiz, nümayişsiz, sabırlı ve azimli bir şekilde insanların hayrına çalışacak kadrolara ihtiyacımız var. İyi bir öğretmen çatısı akan, sobası yanmayan, camları kırık bir okulda bile öğrencilerin kalbine dokunmanın gayretinde olabilir. Bize göre, atılacak en önemli adımlar gençlerimizin kalbi istikametindeki adımlardır. Yeni eğitim ve öğretim yılının iyi öğretmenlerin iyi yüreklerle buluşmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.

Son yıllarda bariz bir şekilde İmam-Hatip Okullarına yöneliş var. Müfredata seçmeli Kuran-ı Kerim öğretimi, Siyer-i Nebi dersleri konuldu. Siz bütün bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle farkında olmamız gereken bir gerçek var. Okullar ve üniversiteler ekonomik politikalarla sıkı bir ilişki içerisindedir. Bu ilişkinin farkına varmadan eğitimin politikalarının değerlendirilmesi eksik kalacaktır.  Banka sahiplerinin sürekli büyüdüğü ve aynı zamanda yoksul ve yoksun insan sayısının da sürekli arttığı bir ortamda okullarımızda ve üniversitelerimizde kimlerin eliyle nasıl bir gelecek tasarlandığını görmemiz gerekir. Birileri, faiz gelirlerini ve sermaye birikimindeki sınır tanımazlığı iktisadi hayatın bir gerekliliği olarak algılamaya hazır bir donanımla diplomalarına kavuşan bir neslin eğitilmişliğinden bahsedilebilir ama bizim bu sürece insanlığın hayrına işletilmiş bir süreçtir dememiz mümkün değildir. Teknolojiyi kullanabilmek ya da mesleki alandaki gelişmelere ayak uydurabilecek yeterlilikte olmak piyasa koşullarına adaptasyonu sağlayabilir ancak insan olmak çoğu zaman piyasa taleplerinin ötesindedir. Hele kapitalist bir sistemde muhalif olmayı başarısızlık nedeni olarak gören bir algılama biçiminin insan oluşun çok çok uzağında kaldığını söyleyebiliriz.

İslam?ı Bilmek Demek İslam?ı Yaşamak Demek Değildir

Biz Kuran-ı Kerim dersinin ya da Efendimiz (sas)?in hayatının seçmeli ders olarak okutulmasını ya da İmam-Hatip Okullarının sayısındaki artışı elbette olumsuz olarak değerlendirmiyoruz. Eğitim politikalarının ekonomik politikalardan bağımsız olmadığını belirtiyoruz. Eğer siz faizci kapitalist küresel ekonomik sistemin bir parçası olmuşsanız bunun doğal sonucu olarak da eğitim politikalarınız da bu süreci işletecek kadroları yetiştirmeye ayarlıdır diyoruz. Öğrencilere bazı değerleri öğretmekle öğrencilerde bazı değerlerin oluştuğunu görmek birbiriden farklıdır diyoruz. Hele söz konusu İslam ise şunu altını çizerek belirtmek gerekir. İslam?ı bilmek demek İslam?ı yaşamak demek değildir. Dini kültür ahlakı da bilgi seviyesinde değerlendirmekle İslam?ı kuşanmak apayrı mevzulardır. Eğitim sisteminde iyi niyete matuf çabaların ekonomiden dış politikaya, şehirleşmeden kültüre diğer alanlarda izlenecek politikalarla da desteklenmesi gerekir.

Eğitim sistemini ve içeriğini yeterli buluyor musunuz? Sekiz yıllık kesintisiz eğitime göre 4+4+4 uygulaması doğru bir uygulama mı?

Biz eğitim hakkını insan hak ve hürriyetlerinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyoruz.  Eğitimi yasal bir zorunluluk olarak görmekle insan haklarının bir unsuru olarak görmek arasında büyük bir anlayış farkı var. Eğitimi yasal bir zorunluluk olarak görürseniz her türlü kimliğe ve inanca aynı ideolojiyi dayatan tek tip bir eğitim anlayışını ortaya koyarsınız. 4+4+4 sistemi bu sorunu çözebilmiş değildir. İnsanın varoluşuna dair kadim gerçeği yok sayan, köksüz ve pozitivist bir tarih anlayışını temel gerçeklikmiş gibi dayatan müfredatın her şeyden önce kendisi problemdir. Öğrenme, öğretme, inandığı gibi yaşama ve inandığı değerler etrafında örgütlenme hakları inanç ve düşünce özgürlüğünün değişmezleridir. Müfredat, vahyi kültür düzeyine indirgeyen ve pagan Batı düşüncesini sorgulanmaksızın tek gerçek kabul eden karakteristiğini korumaktadır. Bunların sorgulanması gerekir.

Üçüncü Dört Yıl Mesleki Eğitime Ayrılmalıdır

Diğer taraftan üçüncü dört yıl mesleki eğitime ayrılmalıdır. On sekiz yaşını bitiren bir gencimiz meslek sahibi olabilmelidir. Bu söylediğimiz bazı liselerin meslek lisesi olması değildir. Biz diyoruz ki tüm liselerde mesleki eğitim verilmelidir. Kişi liseyi bitirdiğinde inşaat mühendisi, makine mühendisi, mimar, hemşire, maliyeci vesaire olabilmelidir. Üniversite ise düşünce ve bilim üreten merkezlere dönüşmelidir. Ülke nüfusunun en dinamik bir kesimini on- on beş yıl üretimden ve hayattan kopuk tutmanın bir anlamı yoktur.

Okulların ve üniversitelerin hayattan kopuk merkezler         olduğunu mu söylüyorsunuz?

Evet. Eğitim kurumlarımız ülke nüfusunun nerdeyse üçte birlik bir bölümünü dört duvar arasına alarak hayattan koparmıştır. Okul size elma soymayı, ateş yakmayı, çorba yapmayı, inek sağmayı, ağaca çıkmayı, fidan dikmeyi ya da yüzmeyi öğretmiyor.  On iki yıllık bir eğitimin ardından sizi doğaya bıraksalar açlıktan ölürsünüz. Oysa insan doğada yaşayabilecek bir donanıma sahiptir. İşte okulda bunu sizden alıyorlar. Bunu aldıkları gibi de yerine verdikleriyle sizi sermaye sahiplerinin emrinde çalışmaya mecbur hale getiriyorlar. Bunları yaparken sizin psikolojik, sosyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarınızı hesaba katmıyorlar. Üniversiteyi bitirip iş bulmanız otuzlu yaşlara uzuyor. Evlenip bir aile kurmanız sistemli bir şekilde geciktiriliyor. Aynı şekilde otuzlu yaşlara kadar üretim sürecinin dışında tutularak kendinize olan güveninizi yitirmeniz ve ucuz işgücü olarak emre amade hale gelmeniz sağlanıyor. Hem topraktan koparılıyorsunuz hem de aile ortamından uzaklaştırılıyorsunuz. Ne yapacağını bilmeyen çaresiz bir birey psikolojisindeyken iş bulduğunuzda da kendi türünüze karşı acımasız ve merhametsiz iktisadi bir canavara dönüşüyorsunuz.

15 Eylül 2014 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?