Reklamı Kapat

Köy özlemimi tuvalime yansıttım...

Köy özlemimi tuvalime yansıttım...

Ressam Hüseyin Sartaş?ın ilginç bir yaşam öyküsü var. Kaporta ustalığından  ressamlığa uzanan ve tevafukla dolu sanat hayatı. Sartaş, şehirde yaşadığı için köye özlem duyan ve Türkiye?nin köylerini karış karış gezerek tuvaline işleyen bir sanatçı aynı zamanda. Anodulu hikâyelerini ve hayat biçimini tuvaline yansıtan sanatçı bu şekilde halka daha çabuk ulaştığını söylüyor. Açtığı sergiler ve aldığı ödüllerle kendini bu alanda kanıtlayan Hüseyin Sartaş için en büyük mutluluk eserinin o hayattayken değer bulması. Sartaş?la sanatını ve bundan sonraki projelerini konuştuk.

Yüksel AKÇA

Kaporta ustalığından ressamlığa uzanan ilginç bir hayat serüveniniz var. Sizin için ressamlığa giriş aşamasında kırılma noktası neydi?

Aslında doğuştan daha doğrusu Allah (c.c.) vergisi bir yetenek. Çok küçük yaşlardan itibaren zaten resim yapıyordum. Aile durumumuz nedeniyle eğitim görme fırsatım olmadı. Bir nevi kendi kendimi yetiştirdim. Bir yandan çalışıyor, diğer yandan da kendimi resim alanında geliştirmeye çalışıyordum. Benim için kırılma noktası ise bir şirkette çalışırken patronuma tablo hediye ettim. 1997 yılıydı hiç unutmam. Şirkete ressam Yalçın Gökçe Bağ geliyor ve benim resmimi görüyor. Resmi çok beğendiği için de resmi yapanı, yani beni buluyor. Bir süre konuştuk ve diğer resimlerimi de görmek istedi. Ben de elimdeki 30 tane hazırda bulunan resimleri gösterdim ve çok beğendi. Hemen sergi açma teklifinde bulundu. Ben de çok sevindim ve seve seve kabul ettim. 1998 yılında ilk sergimi açtım ve eserlerimiz hepsi satıldı. Bu vesileyle de profesyonelliğe ilk adımımı atmış oldum.

TÜRKİYE?NİN KÖYLERİNİ GEZEREK ÇİZDİM

Resimleriniz çoğunlukla Anadolu?yu ve Anadolu kültürünü yansıtıyor. Bir sanatçı için toprağının donelerinden faydalanmak nasıl bir duygu. Sizin bu tercihinizin özel bir nedeni var mı?

Aslında ben Ankara?da yetişmiş biriyim. Şehirde büyümüş ve köy özlemi olan biriyim. Bu özlemimi gidermek için de Türkiye?nin hemen hemen tüm bölgelerindeki köyleri gezdim. Buraları resmime işledim. İçimde bulunan köyde yaşama isteğinin bir nevi dışa vuruşumdur eserlerim. Bu köylerde tanıştığım kültürleri, doğasını, insanını tuvalime yansıttım. Aldığım tepkiler hep olumlu oldu. Sanırım bu şekilde de devam edeceğim.

Gerçekçi tarzdan uzaklaşıp soyut örnekler vermeyi düşündünüz mü? Resimdeki akımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben klasik çalışmalar yaptığım için soyut örnekleri değerlendirmek istemiyorum.

Yaşadıklarınızın ya da hayatınızdaki özel anların ne kadarını eserlerinize yansıtıyorsunuz?

Yaşarken Takdir Edilmeliyiz.

Sanatçı için eserlerinin ya da yapıtlarının kişiler tarafından değer görmesi onu nasıl etkiler. Özellikle de ressamlar ve eserleri çok geç değer bulur, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir sanatçının en büyük mutluluğu eserlerinin beğenilmesi ve değer görmesidir. Dünya genelinde de özellikle de ressamlar çok geç değer bulur. Bizim motive olabilmemiz için zamanında ve biz yaşarken takdir görmemiz önemli. Benim eserlerim direk halka hitap eden ve onların görmek istediklerini gösterdiğim için hemen hemen herkes kendinden bir şeyler buluyor. Bu da beni çok mutlu ediliyor. Yapılan her olumlu eleştiri bir sonraki yapacağım eser için artı bir motive kaynağı oluyor.

TÜM ‘HAYATTAN KARELER‘ BÖLÜMLERİNİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

16 Eylül 2014 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?