Reklamı Kapat

Kızılbelen de hayat

Kızılbelen?de hayat

Ayşe Say

Şehirli insanın bilgi kaynağı basın oluyor. Onlar televizyonda neyi görüyor neyi izliyorlarsa ona inanıyorlar. Ama buradaki insanlar geçmişte yaşanan tecrübelerden faydalanıyorlar. Büyüklere saygıyı çok önemsiyorlar. Çünkü her şeyi onların yaşantılarından öğreniyorlar.

İlgimi çeken bir diğer şey de, obada herkesin bir lakabının olması. Tütme Kadın, Kör Hasan, Sağır Ali, Kara Düdük Mehmet... Yaşanan küçük bir olay, size lakap olarak geri dönebiliyor.  Çocuklar bu lakapları sıradan bir isim olarak öğreniyorlar. Çocuklar dağlarda yaşamanın sırlarını anne-babadan öğreniyorlar. Oyun oynamaya pek fırsatları olmuyor. Ama onlar bir yolunu bulup yine de oynamaya çalışıyorlar.

Çocukluk sekiz yaşında bitiyor dağlarda. Sekizinden sonra çocuklar hayvanları otlatıyor, dağlardan odun getiriyor, çadırı tamir ediyor ve bir şekilde anne-babaya yardım ediyorlar. Çocukluk yaşanmadan bitiyor burada.

Obada ağanın etkisi büyük. Ağa babadan oğla geçiyor. Ama obayı yöneten yine bir kadın. Sözü dinlenen ve herkes tarafından sevilen yaşlı bir teyze ağadan daha etkili.

Hanife nine diye hitap edilen bu kadın, kimin derdi varsa gidermek için koşuyor. İnsanlar onu seviyorlar ve herkes ona içini açıyor. Hanife nine okul görmemiş, hayatı dağlarda, yoksullukla, zor hayat şartlarıyla geçmiş. Tabiatı adeta bir kitap gibi okumuş. Ağa kimin elinde ne var onu alayım diye düşünürken, o tabiatı okuyarak insanlara hikmetli sözler öğretmiş.

Obada suya ve toprağa büyük hürmet var. Burada doğan her çocuk bunu öğreniyor.

İş Bölümü Yapılıyor

Obada işler çoğu zaman imece usulü yapılıyor. Mesela, koyun kırkma vakti var. Bir meydanda bütün koyunlar toplanıyor ve erkekler koyunların yünlerini kırkarken, kadınlar ayıklayıp eşlerine yardımcı oluyorlar. Yünler, Yörüklerin hayatında çok önemli. Yünden giyecek, yorgan, halı ve birçok ev ürünleri yapılıyor. Çocuklar anneleri bu ürünleri yaparken onlara yardımcı oluyor. On yaşında bir Yörük çocuğu yırtılan ayakkabısını nasıl tamir edeceğini biliyor, acıktığında kendi çabası ile karnını doyuruyor.

Hanımlar çamaşırları genellikle Cuma günü yıkıyorlar. Kadınlar toplu halde dereye iniyor, bir kazan suyun içine bir tas kül koyup kaynatıyorlar. Ateş sönünce kül suyun altında kalıyor. Bu su çamaşırları temizliyor. Yörük kadınları sabun yerine kül kullanıyorlar. Çamaşırlar derede yıkanıp asılıyor.

İmeceyle yapılan bir de yayık var. Üç sırığı birbirine bağlayıp hayvanın derisinden yaptıkları tuluğu bu direklere asıyor sonra içine yoğurdu dolduruyorlar. Özel bir araçla iki saat kadar çalkalıyor ve tereyağı elde ediyorlar.

Bir de süt değişi var. Bir hafta boyunca sütü sadece bir aileye veriyorlar. Herkes verdiği sütün içine bir çöp batırıyor, süt çöpün neresine kadar gelirse oraya bir kertik koyuyorlar. Çöpleri biriktirmek zorundalar çünkü yine aynı miktarda süt alacaklar ve bu çöpleri ölçü olarak kullanacaklar...

İbn-i Haldun, Mukaddime?sinde, insanların bir arada yaşamaya müsait varlıklar olduğunu ve topluluk halinde yaşarken, kabiliyetlerini değerlendirerek, zanaat geliştirdiklerini ve böylece, yardımlaşma ruhu geliştirerek ayakta kaldıklarını belirtir. Gerçekten Yörüklerin yaşamında bu dayanışmanın bütün örneğini görebiliyorsunuz.

Yörüklerde hayat hayvanlarla beraber başlar ve yine hayvanlarla biter. Her şey hayvanlara göre düzenlenir. Çünkü geçim kaynağı sadece hayvanlardır. Mesela hayvanın yününden kilim yaparlar, kilimleri yakın köylere götürüp satarlar, çay, şeker, un ve yağ alırlar. Kurban vakti, herkes koyunlarından bir kaçını yakın ilçelerde satar. Aynı zamanda süt, et, peynir, yün günlük yaşamlarında kullandıkları ürünlerdir.

İbn-i Haldun yine aynı çalışmasında, insanların çeşitli kabiliyetlerde yaratılmalarının hikmeti olduğunu, toplu halde yaşarken bu kabiliyetlerin birbirini tamamladığını anlatır. Kızılbelen Yörüklerinde, bu kabiliyetlerin en zor şartlarda nasıl ortaya çıktığını görebiliriz. Mesela bir koyun kesilir. Eti yenir, derisi post ya da tuluk yapılır, bağırsakları kokoreç için ağacın dalına asılıp kurutulur, dışkısı yakacak olarak kullanılır, boynuzları süs eşyası olarak değerlendirilir... Obada hiçbir şey israf edilmez.

25 Eylül 2014 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?