Unutulmuş yanlarımıza ithafen:Bülbülün Kırk Şarkısı

Unutulmuş yanlarımıza ithafen:Bülbülün Kırk Şarkısı

Bilali Yıldırım

Hayat beni Fuzuli’nin lügatına aşktan elbise biçen yazarla, meleklerin Allah’ın rahmetini ağladığı bir vakitte, ecdadın ayak izlerinin ruhumu titrettiği bir mekanda, Topkapı sarayında buluşturdu. Dr. İskender Pala ile hem yeni çıkan kitabından, hem de yaralarımızdan konuştuk. Bazen söz tükendi. “Belki de burada susuluyordur..” okundu yüzümüzde. Dertli olunca insan…derdi bulunca tanıyor birbirini. Daha bir yakın hissediyor. Tasviri zor. Bir cami şadırvanında bir parça ekmek, biraz tuz bulmuşsunuz gibi. Ekmeği hayalinizdeki kuşlara adamışsınız gibi. Tuzu da yaralarınıza…

Bu hasbihalden bazı notlar burada. Bu samimi ve hoş sohbetten dolayı bir kez daha teşekkürlerimle…

Bir derdi olmalı insanın. Onu rahatsız etmeli, uykularını kaçırmalı. Sizin dertlendiğiniz noktadan başlayalım isterseniz. Hem “Bülbülün Kırk Şarkısı” kitabının serüveninden, hem de “Neden”inden…

Materyalizmin baskısında gönüllerini ıskalamış bir dünyayı yaşıyoruz. Savaşlar, ayrışmalar, kavgalar, şiddet, açlık ve en ziyade de ruhlardaki boşluk…  Yığın yığın… Hangisine dertlenmezsiniz ki?  Ve reçete Rahmet Nebisi’nde, Asr-ı Saadet’te…  Her Müslümanın yegan yegan öğrenmesi, öğrenerek kalbine doğru yolculuklar yapması, gözlerini içine çevirmesi, belki dünyalık kaygılarla kirlenen gözlerini yıkayıp yeniden görmesi gerekiyor artık. İslam’ın özüne ve hakikatine yapılacak bir yolculuk gerekiyor. Bülbülün Kırk Şarkısı bu derdin peşine düşülerek yazıldı.  İslamiyet’in türlü yorumlarının birbiriyle çeliştiği, Müslümanların savrulup birbirini kırdığı, din adına bezirganlıkların yapıldığı bir zamanda en berrak, en mükemmel ve katıksız Müslüman olan  Rasul-i Kibriya’nın hayatına bakarak kendimizi düzeltme maksadıyla yazıldı. O ki örnek kul, o ki Eşref-i Mahlukat, o ki rahmet elçisiydi, Müslümanların buna muhalif yaşayışları bize bir yerlerde hata ettiğimizi gösteriyor. O ki dünyanın kayan eksenini yerine yerleştirmek için gelmişti, biz şimdi ona bakarak kayan ayaklarımıza doğru adımları öğretmek durumundayız. Bunu kendimiz için, Müslümanlar için ve dünya için yapmalıyız.

Bu kitap bizi de dertlendirebilecek mi? Yaralarımızın farkına varıp nasıl biz çözüm okumalıyız bu kitapta?

Dertlendirsin umuduyla yazıldı elbette. Bir yıl boyunca siyer kitapları, mealler, hadis kitapları ve İslam tarihleri yığılı bir masa başında günde on saatten 250 gün bu umutla çalıştım. Kah bilgisayarımın klavyesi ıslandı, kah dalgın gözlerle uzakları ve uzak zamanları seyrettim.  Başka kitaplar gibi değildi. Onu yazmak, onun arkadaşlarını yazmak bir bıçak sırtında yürümek gibiydi. Her bir harfiniz, her bir kelimeniz sorumluluk istiyordu.  Efendimiz(s.a.v)’i anlatmak din alimlerinden dışarıda bir edebiyat adamı için daha da dikkat gerektiriyordu. Bazen cümleleri on kere düşünüp bir kere yazdıktan sonra on kere daha yeniden bozup yazarak… Rasulullah(s.a.v)’ı konuşturamazsınız, kurgu yapamazsınız, hayal edemezsiniz vs. Bu yüzden doğrudan doğruya onu anlatmak yerin çevresindeki kişileri anlatmayı yeğledim.  Hani Asr-ı Saadet’e ilişkin bir film çekersiniz onu göstermezsiniz, bir resim yaparsınız ama onu çizmezsiniz ya, ben de onu anlatmak yerine yanındakileri anlatmayı tercih ettim. Güneşin hakikatini görmek için ona bir perdenin ardından bakmak; nuru kavramak üzere tasviri çoğaltmak gibi. İslam adına modern insanı dertlendirecek, dertlendirerek belki dertlerini aza indirecek bir kitap olsun istedim.  Kimin hangi yarasına şifa olacak bilemiyorum, ama her bir kelimesini abdest ile yazdım ve ona layık bir hediye olsun istedim. Rabb’imin rızası, bütün niyetim yalnızca bu idi.

140 karakterlik düşünmesine müsaade edilen ve “absürd” ile imtihan edilen bir nesil işi nasıl ciddileştirecek? 99.999 kelimelik bu gramer onları titretip kendine getirebilir mi? Ne dersiniz?

Ben 140 karaktere hapsolmayan çok aklı başında nice gençler biliyorum. Bu konuda umutluyum. İnsan zihni 350 kelimeyle yaşayabildiği gibi 3500 kelimeyle hatta 35000 kelimeyle de yaşayabiliyor. Fakat biri diğerine oranla hayatı on kat veya yüz kat daha zengin, daha derin, daha güzel veya daha anlamlı yaşayabiliyor. Birincisi yalnızca kendisi için çalışıyor, mutlu oluyor, acı çekiyor veya yaşıyorsa, diğeri ülkesi için hatta bütün insanlık için acı çekiyor, çalışıyor, yaşıyor. 99.999 bir kesret ifadesiyse eğer, bu kitap masiva dediğimiz kesretin ardına dolanıp sayıları artan gönül insanları için bir rehber olacak umudundayım.

Kelimelere süslü elbiseler giydirmeye pek yanaşmayız. Oysaki Kuran indiği dönemde önemli bir güç olan sözün üzerinde bir söz olarak inmemiş miydi? Bu açık bir mesaj değil miydi bize? Biz kendi kaidelerimizi de dilin bereketini kullanarak aktaramaz mıyız? Edebileştirmek ciddiyetsizleştirir mi kutsallarımızı?

Eğer kullar, Allah’ı zikrederken en iyi yapabildikleri işin cinsinden zikretselerdi edebiyatla, yazıyla, sanatla uğraşanlar çok abid ve zahid insanlar olurlardı. Çünkü edebiyatın ve sanatın ince estetik işçiliğinde emek ve alın teri çok fazladır. Kur’an lafzıyla ve mânâsıyla mucize olduğuna göre kutsalı lafız va mânâ yoluyla anlatmak onu ciddiye almak anlamına gelmelidir. Çünkü ben işimi ciddiye alarak yaptım. Hatta hiçbir kitabımda olmadığı kadar özenerek, tekrar tekrar okuyup tekrar tekrar yazarak yaptığımı bir esere dönüştürmeye çalıştım. Makbul olacak bir esere… Allah katında ve Rasul-i Ekrem katında… Bir insan çok sevdiği birine hediye götürecek olsa, imkanı ölçüsünde en güzel hediyeyi almaya çalışır. Ben de elimden gelenin en iyisini hazırlamaya çalıştım. Kitabın yazılış sebebinde anlattığım gibi.

Müslümanlar cami fikrini yalnızca ibadet ile sınırladılar, estetik edebi ve sanatsal kaygıları da o camiden uzak düşündüler.

Günümüz savaşlarının kalkan kılıç yapılmadığı, asıl savaşın kültürel platformda cereyan ettiği fikrinden yola çıkarak… Bizi kültür sanattan alıkoyan adı konulmamış durum hakkında ne söylemek istersiniz?

Bu sorunuzu bir varsayım üzerinden açıklamaya çalışayım isterseniz.  Müslümanların en fazla hayır saydıkları veya salih amel olarak gördükleri alan bir mescit veya cami yaptırmaktır. Aynı kişilere vakıf olarak bir sanat merkezi, bir sahne yaptıralım deseniz imkansız yaptıramazsınız. Hatta camiyi bir külliye halinde yapalım, içinde dershaneler olsun, sinema salonu yahut tiyatro sahnesi de olsun deseniz, yine imkansızı istemiş olursunuz. Günümüzde pek çok Müslüman’ın kafasındaki anlayış budur ve Kur’an kursu için taşıdığı özveri duygusunu dershaneden, tiyatrodan, romandan, resimden esirger. Oysa Fahr-i Kainat efendimizin mescidi hem okul, hem işlik, hem sanat merkeziydi.  Özetle cevabım şu; Müslümanlar cami fikrini yalnızca ibadet ile sınırladılar, estetik edebi ve sanatsal kaygıları da o camiden uzak düşündüler.  Bence adı konulmamış durum işte bu. Şimdi bizim insanlara cami ile sanatın veya edebiyatın uzak olmadığını, sinema ile de tiyatro ile de İslam’a hizmet edilebileceğini kabul ettirmek.

Son olarak… Bu kitap için “Maksat hasıl olmuştur” diyebileceğiniz nokta nedir?

Maksat hasıl olacaktır inşallah… İlk baskıyı 99.999 adetle sınırladık ama bu dokuzlar dizgesinin yanına her bir 9 rakamı ilave olundukça daha çok hasıl olacaktır. Çünkü hepimiz onu öğrenmeye muhtacız.

Fikrinizi ve hislerinizi bölüştüğünüz için teşekkürler… Umarım “Bülbülün Kırk Şarkısı” nı dinlerken\okurken “Gül”ün kokusunu almayı başarır, aradığımız mutlak huzurun reçetelerini bulabiliriz…

17 Oca 2015 - 22:51 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?