Reklamı Kapat

Milli Çocuk 120

Milli Çocuk 120

(BİZDEN SİZE) 120’inci Sayı

Sevgili arkadaşlar;

Sömestr tatiliniz nasıl geçiyor?

Bir taraftan dinlenirken, diğer taraftan da gezmeye, görmeye fırsat bulabiliyor musunuz?

Yeni kitaplar okuyor veya bilgisayarınızdan yeni bilgiler inceleyip öğreniyor musunuz?

Ha, bir de akraba ziyaretlerini aksatmıyorsunuz değil mi? Evet, tatil hakkımız… Ama yan gelip yatmak değil, bunu çok iyi biliyoruz. Diğer eğitim dönemimizde çok daha iyi çalışıp, kendimizi dönem sonuna hazırlayacağız.

Bu hafta iki kardeşimizin diyaloglarına yer vereceğiz. Her iki kardeşin konuşmalarının konusu aslında bizi de ilgilendiriyor ve diyoruz ki, “Allah birdir!”

İyi olmak elimizde diyoruz Düşünce sayfamızda. Bir kıssa bin hisse’de halife Harun Reşit dönemindeki Kadı Yusuf’un aldığı kararı sorgulayacak. Aynı zamanda Nasreddin Hoca da kadılığı dönemindeki kararını fıkra ile dillendirecek.

Bu hafta yine çizgi romanlarımız, hikaye, eğlenceli bulmacamız ve daha neler neler var. Buyrun sayfalarımıza bekliyoruz sizleri.

Gözleriniz inci gibi parlasın.

Allah’a emanet olun.

(KAPAK)

ALLAH BİRDİR

O gün, güneşin gülümsedi, kelebeklerin ipek kanatlarını açıp uçtuğu kuşların cıvıldaştığı güzel bir gündü.

Oktay ablası Yasemin ile parkta bir sıraya oturmuş, Allah’ın birliğini konuşuyorlardı.

Doğrusu Oktay çok meraklıydı. Çok şey soruyordu. Yasemin de bıkmadan soruları cevaplandırıyordu.

Şöyle diyordu Oktay;

“Herşeyi Allah yarattı. Bu tama. Gördüğümüz her şey Allah’ın eseri. İnandım. Yalnız?”

“Yalnız ne?”

“Bunca şeyi yönetmek zor değil mi? Niye Allah birkaç tane olmasın?”

Yasemin bu soruya soruyla karşılık verdi:

“Okulumuzda kaç müdür var?”

“Bir.”

“Niye iki değil, üç değil de bir?”

“Şey… Çünkü birden fazla müdür olsa her şey karışık olur. Biri şöyle olsun der, öbürü böyle olsun der, düzen bozulur.”

“Tamam işte, bir okula iki müdür, bir köye ili muhtar, bir ilçeye iki kaymakam, bir ile iki vali, bir devlette iki başbakan nasıl düzeni sağlamaz da bozar ise…”

Oktay sabırsızlıkla Yasemin’in sözünü kesti:

“Anladım abla. Çünkü çok iyi örnekler verdin. Allah mutlaka bir tane olmalıdır.”

Yasemin gülümseyerek kardeşine baktı.

“Aferin, bu gün kafan iyi çalışıyor.”

“Yine de anlayamadığım bazı konular var. Allah birdir. Ama bir anda her tarafta bulunabiliyor. Bir anda çok şeye hükmünü geçiriyor. Çok işi bir arada yapabiliyor. Bunu nasıl açıklıyorsun?”

“Kolay… Şu parlayan güneşe bak. Aslında bir tane.  Ama her yerde. Aynı anda milyonlarca bitkiye hayat veriyor. Milyonlarca bölgeyi ısıtıyor, aydınlatıyor. Bir iş diğer işine mani olmuyor. Üstelik güneş de bir yaratık. Allah’ın kudretiyle elbet karşılaştırılamaz.”

Oktay derin bir nefes aldı. Güneşe baktı. Kuşları ve kelebekleri bakışlarıyla sevdi, okşadı.

“Evet” dedi. “Allah birdir, her yerdedir.”

(DÜŞÜNCE DÜNYASI)

İYİ OLMAK ELİMİZDE

Madem insanız.

Biliyoruz ki insanlar çeşit çeşittir.

Kimisi zengin, kimisi fakir, kimisi müsrif (savurgan) kimisi cimri, kimisi sevgi dolu, kimisi kindar, kimisi dindar. Kimisi yardım sever, kimisi umursamaz.

Hiç kendimizi düşündük mü? İnsan olarak düşünmek zorundayız.

Gerçi boyumuz kısa ise uzatmak elimizden gelmez. Şişman ise, bir anda zayıflayamayız.

Ama değiştirebileceğimiz bazı şeyler yok mu acaba?

Elbette var. Yeter ki, isteyelim ve birazcık uğraşalım.

Yardım sever olmaya çalışabiliriz. Sevgi dolu ve merhametli olmak elimizde. Tutumlu olmak da öyle…

“Ne yapayım, Allah beni böyle yarattı” diyemeyiz. Çünkü Allah akıl verdi, zeka verdi, fikir verdi, irade verdi…

Üstelik peygamberleri de örnek olarak gönderdi.

Değişmek için yeterli gücümüz var. Kime benzemeye çalışacağımızı da biliyoruz. Peygamber Efendimize!

Öyleyse ne duruyoruz? Hemen bizim Mustafa’nın yaptığını yapalım.

Ne mi yaptı, bizim Mustafa?

Hemen ellerini açıp Allah’a dua etmiş. O halde haydi bakalım!

(BİR KISSA BİN HİSSE)

HERKES ADALET İÇİN

Harun Reşit’in hilafet yıllarıydı. Büyük alim Ebu Yusuf da kadıydı (hakim). İslamı özüne sindirmiş, her haliyle yaşamaya çalışan alim, herkes için güzel bir örnekti.

Bir gün mahkemesine Harun Reşit’in yakınlarından biri geldi. Şöhretli biriydi. Üstelik zengindi de. O günkü mahkeme şahitlik edecekti.

Ebu Yusuf onun şahitliğini kabul etmedi. Bu nasıl olabilirdi? Basit bir mesele hakkında böylesine tanınım bir kişinin şahitliği kabul edilemezdi. Adam önce şaşırdı, bir tuhaf oldu. Sonra kızdı, üzüldü. Halifeye yaklaştı. Durum anlatıp şikayette bulundu. Harun Reşit haberci gönderip Ebu Yusuf’u çağırttı. Niçin böyle davrandığını sordu. Ebu Yusuf anlatmaya başladı.

“Yüce Halifemiz… Bu adamı bir çok kere huzurunuzda gördüm. Size karşı alabildiğine övgüde bulunuyorl Yerlere kapanırcasına, “Kulunuzum, kölenizim” diyordu. Eğer bu sizin köleniz ise onun şahitliği kabul edilmez. Eğer köleniz değilse yalan söylüyor, demektir. Yine de şahitli kabul edilemez. Bu yalancı nasıl şahit olabilir?”

Halife bu cevaptan pek memnu kaldı. Böyle bir kadıyla çalıştı için Rabbine şükretti.

Ne demişler, hakimlerin bozulduğu ülkede adalet olmaz.

(NASREDDİN HOCA)

AL HAKKINI GİT İŞİNE

Bir gün Konya kadısına (hakimine) iki kişi birbirlerinden davacı olduklarını söylerler. Davacılardan biri:

“Efendim, bu adam sırtına odun yükletmiş geliyordu. Ayağı sendeledi, düştü, yıkıldı. Odunları sırtından döküldü. Bana odun yükünü sırtına kaldırmaklığımı söyledi. Ben de bu emeğime karşılık ne vereceğini sordum. Bana, ‘Hiç’ dedi. Ben de, ‘Peki,’ dedim, razı oldum. Odununu sırtına yüklettim. Sonra da söz verdiği ‘hiç’i istedim, vermedi. Şimdi bundan ‘hiç’imi istiyorum. Benim hakkımı bu adandan alınız,” dedi.

Hakim bu iki kişiyi de bu çeşit davaları görmeden ustalığı görülen bölgenin Kadısına(hakimine), yani Nasreddin Hoca’ya havale eder.

Hoca efendi, iddia sahibinin yukarıda açıkladığı davayı usulüne göre dinledikten sonra:

“Hay hay, hakkındır, elbette verdiği sözü yerine getirmeli, borcunu ödemeli” deyip oturduğu minder üzerine serilen seccadeyi göstererek;

“Gel evladım, yanıma gel. Şu oturduğum seccadeyi kaldır. Ne var orada?”

“Hiç!”

“O ‘hiç’i hemen al ve git. Haydi, haydi durma. Al hakkını, git işine.”

(MASAL)

OKUL ZAMANI

Muhammed S. Kadıoğlu

Beşir okula gitmek istemiyordu. En sevmediği an, annesinin onu yataktan kaldırdığı ve “Haydi okula gitme zamanı” dediği andı. Gözlerini yarı uykulu açtığı halde, neden bu sabah annesi gelmedi anlayamadı Beşir.

Neyse, uyumaya niyet etti. Gözlerini sımsıkı kapattı. Ama yok. Uykusu kaçtı, gelmiyordu ve o tatlı rüyaları göremiyordu.

Yerinden doğruldu ve pijamasını çıkardı. Üstünü giydi ve doğruca lavaboya gidip yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı.

Annesi ilk kez onu kaldırmadan kalkmıştı. Sofrada bulunan bir iki kızartılmış ekmekten lokmaları midesine yuvarladı.

Hayret, evde kimse görünmüyordu. Her sabahki telaş da yoktu. Şaşırmadı değil. Çantasını hazırladı ve doğruca okulun yoluna koyuldu.

Okul şurdan şuraydı. Yani eve on dakikalık bir mesafede idi. Sokağın cıvıl cıvıl olması gerektiğini düşündü. Ama arkadaşlarından kimseyi göremedi. Evet bu gün bir tuhaflık olduğunu hissediyordu. Ama ne olduğunu anlamakta zorlanıyordu.

Okulun kapısına geldiğinde güvenlik kabinindeki görevli Beşir’e tuhaf tuhaf baktı.

“Hayrola Beşir” dedi, “Tam vaktinde geldin?”

“Evet, ben geldim ama, arkadaşlarım neden okulda değil? Yoksa okul gezisi var da, benim mi haberim olmadı? Öğretmenlerim bile yok hem.”

“Ne o? Üzülmüşe benziyorsun?”

“Doğrusunu istersen, yolda ve okulda kimseyi göremeyince bir üzüntü çöktü bana. Hem buraya gelene kadar okulumu da sevmeye başladım galiba.”

“Hmm. Bak sen. Demek ki, bir şeyin kıymetini anlamak için, onun olmaması gerekiyor. Eh bu da bir gelişme diyebilirim.”

“Hayrullah amca, söyler misin, nerede bu arkadaşlar sahi?”

Hayrullah amca pos bıyıkların altından gevrek gevrek güldü:

“Tatilde… Unuttun mu, bu gün Pazar. Şu an arkadaşların evinde sıcacık yatağında mışıl mışıl uyuyor. Hadi, sen de doğru evine geri dön, tatilini iyi değerlendir.”

(MİNİ TEST)

Hazırlayan: Ayşegül Akakuş Akgün

1)Namaza başladıktan sonra okunan ilk sure hangisidir?

a)Fatiha

b)Sübhaneke

c)Tekbir

2) her erkek çocuğun delikanlı olduktan sonra vatanı için yapmakla yükümlü olduğu görev nedir?

a)Hayırlı vatandaş          b)Polis olmak         c)Askerlik

3)kaza geçiren kişiye ambulans gelene kadar yapılan ilk müdahaleye ne denir?

a) kontrol           b) tıbbi bakış           c) ilk yadım

4)Aşağıdaki hadis-i şerifi tamamlayınız. “biriniz yatarken  ….. tarafı üzerine yatsın.”

a) sağ              b) sol       c) istediği

5) İçimizde Allah’a Teşekkür etme isteği doğduğunda aşağıdakilerden hangisini söylersek, en uygun şekilde şükretmiş oluruz?

a) çok sağol Allah’ım

b) Teşekkürler sana Rabbim

c) Elhamdülillah

6)satır sonlarında benzerlik yahut kafiye gözetilerek yazılan düzenli ve ölçülü yazıya ne denir?

a)  benzetme      b) şiir     c) deneme

7)Hiç konuşmadan el işaretleriyle karşımızdakine bir şeyler anlatma oyununa ne denir?

a) taklit     b) bilmece       c)sessiz film

8) Aşağıdakilerden hangisini söylediğimizde peygamber efendimiz (sav) mutlaka bizi duyar?

a)Allah (cc)        b) Salavat      c)Besmele

9) Yüce yaratıcımızın uymamızı istediği  ve kur’anda bize bildirdiği kuralların bütünü bizim için neyi oluşturur?

a) Din     b) Terbiye    c) Ahlak

(EĞLENCELİ TEKERLEMELER)

Altı göl,

Üstü gül.

(Gaz lambası)

Zilim var, kapım yok.

(Telefon)

Başımda saç yok,

İçimde tat çok.

(Kabak)

Dişim var

Ağzım yok.

(Tarak)

İçimde akrep var,

Zarar vermeden turlar.

(Saat)

Etlice, metlice,

Ortası tatlıca?

(Karpuz)

31 Ocak 2015 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?