Reklamı Kapat

Kadın Kolları olarak seçim startını verdik

Saadet Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı Nurgül Beytiye Ekinci, merak edilenleri Millî Gazete’ye anlattı…

Bünyamin Güler
Bünyamin Güler Tüm Haberleri

Saadet Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı olarak ağır bir sorumluluğun altındasınız. Genel Başkan Sn. Temel Karamollaoğlu’nun kadın kollarına çok önem verdiğini de biliyoruz. Beklentilerin bu kadar yüksek olduğu Kadın Kolları olarak yeni dönemde nasıl bir çalışma planlamanız var?

Öncelikle Millî Gazete’mize ve ekibine teşekkür ediyorum bize bu fırsatı verdikleri için. Evet, yeni başkanız ancak önceki başkanımız Ebru Hanım’la birlikte aldığımız kararları ve planları daha hareketli daha aktif bir şekilde sahada uygulamaya devam edeceğimizin altını çizmek istiyorum.  Kadın kolları olarak başkan gitti, yeni başkan yeni projelerle mi gelecek? Hayır. Var olan projelerimizi devam ettirip, ihtiyaca binaen hangi projeleri, hangi tekniklerle ortaya koyabiliriz bunun gayreti içerisinde olacağız.

HEDEFİMİZ GÜÇLÜ BİR KADROYLA MECLİS’E GİRMEKTİR

Kadın Kolları olarak seçim startını verdik ve ilçelere, mahallelere kadar indik sandık çalışmalarında. Teşkilatımız bütün birimleriyle seçime hazır. Şimdi de hedefimiz seçmene ulaşmak. Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi Kadın Kolları olarak ülkemizdeki kadınların; temel ihtiyaçları, problemleri ve gündemlerine dair ciddi çalışmalar yaptık, çözümler ürettik. Sahaya indiğimizde bunları tek tek anlatacağız. Ve 2023’te yapılacak seçimlerde meclise güçlü bir kadroyla gireceğiz.

ŞİDDET, SEYİRLİK HALE GETİRİLMEMELİ

Kadın Kolları birimi olmanız hasebiyle yaptığınız çalışmalar hem parti açısından hem de toplum açısından çok önemli. Ülkenin önemli meseleleriyle ilgili bakış açınızı da bu nedenle önemli buluyoruz. Öncelikle kadına şiddet ülkemizin önemli sorunlarının başında geliyor ne yazık ki.  Size göre kadına şiddettin son dönemlerde bu kadar artmasının nedeni nedir? Saadet Partisi Kadın Kolları olarak kadına şiddetle ilgili bir çözüm öneriniz var mı?

Şiddet, aslında Hz. Adem’in (A.S.) evlatları ile birlikte zuhur etmiştir. Biz bunu İslam inancına sahip olduğumuz için işte Kur’an Kerim ve hadis-i şerif kıssalarında görüyoruz rahatlıkla. Yani dolayısıyla şiddet hep vardı. Bu istenen bir şey mi? değil. Her dönem bunu besleyen meydana getiren devam etmesini sağlayan çeşitli saikler var. Kadına şiddeti telaffuz ederken dahi bizi fiziksel ve ruhsal olarak yoran bir durum. Burada tam da neoliberal politikaların aileye yansımasını görüyoruz. Büyük balık, küçük balığı yutar. Aynısını ailede görmeye başlıyoruz. Baba anneye şiddet uygularken, annenin çocuğa ya da çocuğun çocuğa şiddet uyguladığını görüyoruz. Güçlü olanın güçsüzü ezmesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu var mıydı? Tabii ki vardı. Bu kadar ortada mıydı? Değildi. Özellikle medyanın burada çok ciddi etkisi var. Kadına şiddet olaylarını medya yansıtmayacak mı? Yansıtacak ancak toplumun bir yarası var. Toplumun yarasını siyasilere, sivil topluma ve halka medya aktaracak.  Ancak bunu seyirlik hale getirmeden yapması gerekiyor. Şiddeti seyirlik hale getirdiğimizde bunun çok ciddi dönüşleri oluyor maalesef.

ŞİDDETİ, İNSANLIĞA YAPILMIŞ DARBE OLARAK GÖRMEK LAZIM

Biz diyoruz ki; kadın bir tek şiddetle anılmasın. İkincisi seyrede seyrede şiddet normalleşiyor. Ve şiddete meyilli faillere de yöntemi göstermiş oluyoruz. Şiddet olaylarıyla ilgili yapılan ciddi bir araştırmadaki beyanatlar şiddetin nedenlerini açıkça ortaya koyuyor. Bu beyanatlarda faillerin çoğu, ‘falan programdaki şu olayı defalarca izledim ve ona göre planladım.’ Ya da ‘benim için şu olay örnek olmuştu’ ifadeleri yer alıyor. Dünyanın her yerinde kadına yönelik şiddet ya da dini şiddet veya mobbing haberlerini duyuyoruz. Hâlbuki basın bunu seyirlik haline değil, toplumun bir yarası şeklinde meydana getirmiş olsaydı bizler tüh vah yapmak yerine çözüm arayabilirdik. Tabii ki burada tek suçlunun medya olduğunu söylemek mümkün değil. Siyasetçilerin siyaset yapma amaçlarının konjektürel olmaktan öteye gidememesi. Saadet Partisi’ni diğer partilerden ayıran en önemli özellik de tamda bu. Siyasetçilerin çoğu ne yazık ki günü kurtarmak için çalışıyor. İki sosyal medya paylaşımı ile görevini yerine getirdiğini düşünüyor.  Erbakan Hoca’nın ‘Bütün insanlığın saadeti için çalışıyoruz’ sözünü anlamak lazım. Sivil toplumun, siyasetin bu anlamda çok güçlü ve aktif olması gerekiyor. Özellikle bugünlerde sivil topluma çok ciddi iş düşüyor.  Kadına yönelik şiddeti eğer biz cinsiyet kırımı diye adlandırırsak bu sefer karşı taraftan da maskülizm görmüş oluruz. Biz şiddeti insanlığa yapılmış en büyük darbe ve suç olarak görmek zorundayız.

ŞİDDET, KÜLTÜRÜMÜZDEN KAYNAKLI, İNANCIMIZDAN DEĞİL

Biz Saadet Partisi olarak diyoruz ki; gelin kadına yönelik şiddeti, cinayeti şiddetin tamamını yok etmek için elimizi taşın altına koyalım. Nasıl çözülmesi gerekiyor? Siyasetin görevi nedir? Sivil toplum ve medyanın üzerine düşen görevler nelerdir? Bunların oturulup konuşulması lazım. Aile diyor ki; medya sorumlu. Medya diyor ki; siyasetçi sorumlu, siyasetçi de medya sorumlu diyor. Herkes birbirinin üzerine atarak sorumluluktan kurtulma yolunu tercih ediyor. 2016 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kaynakları incelenerek, saha çalışması yapılarak yapılan bir araştırma var. Araştırmada şiddeti tetikleyen en önemli nedenin ekonomi olduğu ifade ediliyor. Biz ekonomik problemleri çözmedikten sonra ailedeki şiddeti çözebilmemiz mümkün değil. Bunu araştırmalar söylüyor. İkincisi; şiddet bizim kültürümüzden kaynaklı, inancımızdan değil.  Kültürümüzden kaynaklı çok ciddi yanlış algılar var. İşte erkek şunu yapar vs. Evet fıtrattan gelen şeyler var. Bunun kesinlikle üstünde durulması gerekiyor. Fiziki olarak bir kadınla erkeğin gücünün aynı olmadığını kabulle başlamamız gerekiyor. Çünkü biz adalet üzere düşünürüz. Siyasi çözüm üretecek olan hükümete ve muhalefete, Meclis’tekilere seslenmek istiyorum; lütfen probleme doğru noktadan yaklaşın ki problem çözülsün.

GÜNDÜZ KUŞAĞI PROGRAMLARI KALDIRILMALI

Gündüz kuşağı programlarıyla ilgili de çok fazla şikâyetler var. Siz şiddet olayları için seyirlik hale getirilmemeli dediniz. Ancak bu gündüz kuşağı programları izlenme kaygısı güttüğü için adeta işin çivisini çıkarıyorlar. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ben basın özgürlüğüne inanırım ama özgürlük ‘sınırsızlık’ demek değildir. Bunu çok iyi anlamak gerekiyor. Bizim Müslümanlar olarak bir ahlakımız var. Kişinin Müslüman olmadığını düşünelim. Sonuçta bir meslek etiği var değil mi? Herkesi bağlayan Müslüman olsun ya da olmasın, gayrimüslim Hıristiyan Yahudi ya da insan olarak yaptığınız meslek neyse onunla ilgili bir meslek etiği vardır. Sadece sabah kuşak programları değil, zaten sabah kuşak programları tamamen seyirlik programlar. Ben artık değerlendirilmesinden ziyade tamamen kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Bu şu demek değil; biraz önce de ifade ettiğim gibi kadına yönelik ya da toplumda var olan sıkıntıları görmezden gelelim anlamında değil tam tersi. Biz toplumdaki sıkıntıları gerçek habercilik doğrultusunda ortaya koyalım. Sadece gündüz kuşağı değil, ben dizilerin de çok daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum.  Kadına şiddetin, tacizin aleni bir şekilde gösterildiği diziler görüyoruz. Soruyoruz o zaman; RTÜK ne yapıyor? diye. RTÜK de diyor ki; ben de sadece onları izliyorum. Ya izlemek benim işim. Oraya müdahale etmek de senin işin.

ÖNCE EKONOMİYİ DÜZELTMEK LAZIM

Türkiye’de evlenmeler azalırken, boşanmalar ise artıyor.  Bu iki sorun için birden fazla etken ortaya atılıyor. Ancak şimdiye kadar evlenmeleri artıracak, boşanmaları azaltacak bir çözüm de bulunmuş değil. Siz bu iki olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun çözümü nedir?

Önce ekonomiyi düzeltmek lazım. Gençler işsizlikle, ekonomik sıkıntılarla uğraşıyor. Düğün masrafları alıp başını gitmiş. Aile de yardım etmese düğün masraflarını çıkarmak birkaç yıl sürüyor. İkincisi evliliğe fazlasıyla kutsallık atfedilmesi sıkıntıya neden olabiliyor. Eğer çok fazla kutsallık atfedilse hiçbir şekilde kutsal olarak görmeyen de çok ciddi yanılacak. Evliliği, birliğin beraberliğin, iletişim duygusunun ya da insan olma duygusunun ilk yaşandığı yer olarak görüyoruz.  Dolayısıyla bunları medya,  sivil toplum ve siyaset aracılığıyla sürekli malzeme yaparsanız bu şekilde ters tepiyor. Yani ‘üç tane çocuk yapın’ deyip de ailenin geçimini sağlayabileceği asgari ücreti beş kişiye göre ayarlamıyorsanız kimseye çocuk yaptıramazsınız. Ya da gençlere ‘evlenin’ deyip de evlendikten sonra ailesini geçindirecek kaynak vermiyorsanız o genci evlendirmeye ikna edemezsiniz.

ÜÇ İLDE UMUT ORMANI OLUŞTURUYORUZ

Kadın Kolları olarak Umut Ormanı projeniz vardı. Türkiye geneli önemli bir destek buldu. Türkiye’nin önemli konularına dikkat çekmek için yakın zamanda sosyal sorumluluk adı altında planladığınız bir projeniz var mı?

Umut Ormanı projesi ile aslında insanımızın duyarlı olduğunu gördük. Milletimiz çok duyarlı, onu anladık. İyiye yönelme noktasında Türk milletinin ya da Anadolu insanının yönelmesi kadar hızlı yönelen bir millet yok. Avrupa’da bulundum, birçok ülke ve millette ve bununla birlikte Afrika ülkelerini de tanıma şansım oldu. Burada milliyetçilik yapmak değil derdim, bizim kökenlerimizden gelen bir yardımseverlik meselesi var. Bunu da görmüş olduk. Fidan kampanyasında da elhamdulillah üç tane orman oluşturacağız. Ankara’da Necmettin Erbakan Umut Ormanı. Sivas’ta Nermin Erbakan Umut Ormanı ve Malatya’da yakın zamanda ahirete irtihal etmiş olan Oğuzhan Asiltürk Umut Ormanı’nı gerçekleştirmiş olacağız. Mart ayı içerisinde de 74 ilde kadın kollarımız var.  74 ilimizde de Hayata Değer Katan Kadınlar çalışması yapıyoruz. Toplumda kadın ya şiddetle ya da istismarla anılıyor. Bu bir yaramız; bakın bir konu değil, bir yaramız. Bunu konuşacağız. Ama bununla birlikte bizim kadının başarılı olduğunu, toplumun mayası olduğunu, medeniyetin inşa edicisi olduğunu da ortaya koymamız gerekiyor. Biz bir taraftan kadına yönelik şiddeti istismarı ve cinayetleri konuşurken, bir taraftan da kadının toplumdaki bu inşacı konumunu ortaya koyalım istedik. Bunun final programını da Mayıs ayında Genel Merkez olarak gerçekleştirmiş olacağız inşallah. Bunun dışında farklı projelerimiz var üzerinde çalıştığımız, onları şimdi paylaşmıyoruz, sürpriz olsun.

MİLLÎ GAZETE EN BÜYÜK ŞANSIMIZ

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Millî Gazetemize ve ekibine teşekkür ediyoruz.  Sesimizi her zaman doğru şekilde duyurabileceğimiz bir basının olması bizim için büyük bir şans açıkçası. Hakkı savunan, doğruyu savunan bir basının olması bence Türkiye’nin en büyük şansı, bizim de en büyük şansımız çünkü konuşurken biliyoruz ki; sözlerimiz çarpıtılmayacak, içinden cımbızla alınmayacak. Adalet hak ve gazetecilik etiğine ve ahlakına saygı duyuyor olması, toplumu da bu şekilde yazdığı haberlerle yansıtıyor olması bizim için ciddi bir güven noktası. Sadece bizim için değil Türkiye’deki herkes için Millî Gazete’nin güvenilir bir gazete olduğunu biliyoruz. Allah yolunuzu açık eylesin, kolaylıklar diliyoruz.

18 Şub 2022 - 04:30 - Gündem

Muhabir  Bünyamin Güler


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.