Reklamı Kapat

Abdurrahman Dilipak'tan trajik dolar yorumu: Her iki durumda zordayız

Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, köşe yazısında Ukrayna krizi üstünden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tepki gösterdi. Trajik dolar ve altın yorumunda bulunan Dilipak, "Her iki durumda zordayız" dedi.

Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak bugünkü köşe yazısında Ukrayna üstünden Rusya ve ABD arasındaki gerilime değindi. ABD'nin Ukrayna bahanesiyle Karadeniz'i işgale hazırlandığını vurgulayan Dilipak bunun faturasının Türkiye'ye ağır olacağını belirtti.

Ukrayna krizi üstünden trajik kur tahmininde bulunan Dilipak, savaşın Türkiye'ye faturasını şu sözlerle özetledi:

Bugüne kadar “aktif denge”, “mavi boncuk” politikası ile buraya kadar geldik. “Ulusal çıkar” hesabı ile ümmetten ulusa evrildik (!?), “tek devlet, tek millet, tek vatan”. Neyse ondan vazgeçtik. 

Ruslar, çarşamba günü Ukrayna’ya girecekmiş. 

Peki bunun bize faturası ne olacak dersiniz? Farkındasınız değil mi, ABD, Ukrayna krizi ile artık Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Girit’te, Adriyatik’ten Baltıklara kadar, Yunanistan üzerinden bütün Balkanlara fiilen yerleşmiş oluyor. Biz, Ukrayna’da neler oluyor derken Yunanistan işgal edildi. Ukrayna’nın geleceği tartışılırken ABD, NATO şemsiyesi ile Karadeniz’i işgale hazırlanıyor.

Eğer ABD kazanırsa Dolar fırlar. Rusya kazanırsa Dolar dibe vurur. Her iki durumda da biz zora gireriz. Sıcak savaş olursa, yeni bir göç dalgası bizi bekliyor ve o zaman da altın fırlar.

Kim kazanırsa kazansın Türkiye ve Türk dünyasının işi zor. Uzun sürecek bir krize hazırlıklı olalım.

"Savaş Kapıda mı!" diye soran Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak'ın köşe yazısı şu şekilde:

"Önce olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.. Korkunun ecele faydası yoktur. Dikkat edin. Bunu da yazın bir kenara. Ve dikkat: Savaşta ilk vurulan, hakikattir. Her duyduğunuza hemen inanmayın.

Bu savaş bize bulaşır mı? Evinizin önündeki, arkasındaki, sağındaki, solundaki evler yanıyorsa, bu yangın size bulaşır mı bulaşmaz mı? 

Varsayalım bulaşmadı, peki her savaşta mutlaka bir haklı ve bir haksız taraf vardır. Siz bu savaşlarda “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diye “biz işimize bakalım, bize ne ötekilerden, kendi gemisini kurtaran kaptan” diye köşenize çekilip bekleyecek misiniz?. 

Bir savaşta haksız olan taraf galib gelirse size saldırmaz mı sanıyorsunuz? Kınından çıkmış kılıç, kınına hemen girmez. Ya da güçlü olan böyle bir savaşta, sizi kendi yanında görmek istemez mi sanıyorsunuz! Haklısı da, haksızı da sizi yanında görmek ister. 

Siz ne yapacaksınız? Haklı taraf, galip geldiğinde, ya zafer sarhoşluğu ile çevresine saldırmaya kalkarsa, haklı olma hakkını, başkalarına “haksızlık yapma hakkı” (!?) gibi görmeye başlarsa. Öfke ve intikam duygusu buluştuğunda akıl, vicdan ve merhamet aradan çekilir. Peki, tarafsız kaldınız, savaş bitti. Göçmenlere kapınızı kapatacak mısınız? 

Onlara yardım elinizi uzatmayacak mısınız! Onlar da insan. Yaşlı, kadın, çocuk, hastalara yardım etmeyecekseniz, Allah’ın belanızı vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Zalimlere yardım etmeyeceksiniz, mazlumlara da kapınızı kapatmayacaksınız. Müslümanlığınız böyle günlerde belli olur. Savaşın dul bıraktığı kadınlara, yetim bıraktığı çocuklara, yurtlarından çıkartılanlara sahip çıkmazsanız, Allah bu dünyada da, ahirette de belanızı verir. Hem zaten “haksızlıklar karşısında susarsanız dilsiz şeytan olursunuz”. Şeytan da azapta gerek.

Bizler doğduğumuz ana-babayı, toprağı, zamanı, derimizin rengi ve cinsiyetimizi kendimiz seçmedik. Hela Anadolu Hz. Adem’den buna meskun bir coğrafya, burası Hz. Adem’in, Hz. Nuh’un ülkesi. Hz. İbrahim’in ülkesi. 

Ve biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Bu dünyanın bir de öbür dünyası var.

Bugüne kadar “aktif denge”, “mavi boncuk” politikası ile buraya kadar geldik. “Ulusal çıkar” hesabı ile ümmetten ulusa evrildik (!?), “tek devlet, tek millet, tek vatan”. Neyse ondan vazgeçtik. Bu topraklar, 100 yıl öncesine kadar 3 kıtaya yayılan büyük bir devletti. Anadolu’daki yurttaşlarımız, o devletin bakiyesidir. Hilafet merkezidir burası, Ortodoksluğun merkezidir. Hristiyanlığın doğduğu yerdir, vahiy coğrafyasıdır. Burası Roma’dır.

Ruslar, çarşamba günü Ukrayna’ya girecekmiş. Hani, Alparslan’a ileri gözlem noktasında haberciler gelmiş: “Bizans ordusu yaklaşıyor.” Alparslan da gülerek cevap vermiş, “İyi ya, işte biz de onlara yaklaşıyoruz.”

ABD, NATO; Rusya’yı batı ve güneyde Türki coğrafyada tutmak istiyordu. Çin’i; Hindistan, K. Kore ve Tayvan üzerinden, doğuda Türkiye üzerinden sıkıştırırken, Japon denizinden ve Hind Okyanusu’ndaki Diego Garciya’dan saldırı planları yapıyordu. Ama iş tersine döndü, Rusya; ABD ve NATO’yu batıda tutuyor. 

ABD, kendi oyununa geldi. Bir nükleer savaş çılgınlık olur, böyle bir savaşın galibi olmaz. Bu konuda dehşet dengesi var. NATO, Çin ve Rusya karşısında nükleer güç açısından daha zayıf. Öyle 12.000 Km uzaktan, 10-15.000 askerle herhalde Rusya’yı işgal etmeyi hayal etmiyordur. Rusya, Vietnam değil. 

Ha! Rusya’yı, Ukrayna’ya girmeye tahrik etmiyor mu, ediyor. Yani “Tavşana kaç, tazıya tut” oyunu. Rusları provoke edip, Ukrayna’ya kucak açıyor. Ruslar, Ukrayna’ya girecek olursa Ukrayna bölünür, ABD Ukrayna’ya girer ve Karadeniz’e çıkar. Zaten asıl maksat da bu. Ermenistan, Gürcistan’ı da NATO’ya alırlarsa, Karadeniz bir NATO gölüne döner. Türkiye-Ermenistan ilişkisini ne sanmıştınız! Bu oyunda kimse Ukrayna’yı, Ermenistan’ı düşünmüyor aslında. Türkiye de bu kirli oyunda NATO’nun yanında yer alırken, aslında Rusya ile aramıza mesafe koymuş oluyoruz. 

Peki bunun bize faturası ne olacak dersiniz? Farkındasınız değil mi, ABD, Ukrayna krizi ile artık Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Girit’te, Adriyatik’ten Baltıklara kadar, Yunanistan üzerinden bütün Balkanlara fiilen yerleşmiş oluyor. Biz, Ukrayna’da neler oluyor derken Yunanistan işgal edildi. Ukrayna’nın geleceği tartışılırken ABD, NATO şemsiyesi ile Karadeniz’i işgale hazırlanıyor.

Bu süreçte ABD ve AB, aslında Türkiye’yi devre dışı bırakmış gibi gözüküyor. Eğer ABD kazanırsa Dolar fırlar. Rusya kazanırsa Dolar dibe vurur. Her iki durumda da biz zora gireriz. Sıcak savaş olursa, yeni bir göç dalgası bizi bekliyor ve o zaman da altın fırlar.

Garp cephesinde durum bu. Garp cephesine gelince, Çin denizi, K. Kore, Tayvan, Hindistan, Fergana Vadisi’ne bakmak gerek. Çin’in ve Rusya’nın içine bakmak gerek, Türk dünyasına bakmak gerek. Kim kazanırsa kazansın Türkiye ve Türk dünyasının işi zor. 

Ruslar kazanırsa, Türk dünyasında Rus varlığı güç kazanır. Amerika kazanırsa, Türk dünyasında ve Rusya’da uzun süren iç hesaplaşmalar yaşanır ve zaten Çin’de de durum zora girer. ABD’nin bu hesaplaşmasının dünyaya faturası, uzun sürecek bir hesaplaşma demektir. Ve bunun sonunda yeni bir dünya savaşı mümkün mü derseniz, uzak bir ihtimal değil. 

ABD’nin, Çin ve Rusya içindeki 6. kol faaliyetleri ve suikast senaryolarının sonucunu da görmek gerek, yarın için bir şey söylemeden önce. Akacak kan damarda durmaz. Eceli gelen ölür. Kimse rızkından az ya da çok yiyecek değildir. Kaderimiz ne ise yaşayıp göreceğiz. 

Unutmayalım: Allah cahil ve zalim bir topluluğa yardım etmez. Allah’ın rahmetine kavuşmak isteyenler kendilerini, düzeltsinler, merhametleri öfkelerinden, sevgileri nefretlerinden büyük olsun ve sabretsinler, iyi şeyler yapsınlar. 

Evet, kim kazanırsa kazansın, kim kaybederse kaybetsin, bundan sonra işler bugünden daha iyi olmayacak. Uzun sürecek bir krize hazırlıklı olalım. Selam ve dua ile."

13 Şub 2022 - 09:39 - Ekonomi


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.