Reklamı Kapat

Erbakan Hoca'nın dilinden Milli Gazete’nin önemi

Endonezya Cumhurbaşkanı Habibi Bey’in dostumuz olduğunu biliyorsunuz. Kendisi Cumhurbaşkanı olduğu zaman bir heyet gönderdi. Kendileriyle gör...

Endonezya Cumhurbaşkanı Habibi Bey’in dostumuz olduğunu biliyorsunuz. Kendisi Cumhurbaşkanı olduğu zaman bir heyet gönderdi. Kendileriyle görüştük. Görüştüğümüz zaman kendilerine üç tane sual sordum. Birincisi; Endonezya’da Habibi Bey’in parlamentodan istediği kanunları çıkartacak gücü var mı? Dediler ki, “Efendim biz diktatörlükten geliyoruz.

Cumhurbaşkanlarımızın zaten çok büyük yetkileri vardır. İstedikleri kanunları çıkartmakta hiçbir güçlükleri yoktur. Kaldı ki bizdeki parlamentodaki milletvekillerinin yüzde yetmişi sekseni Cumhurbaşkanı’nın her türlü arzusunu severek yerine getirecek insanlardan müteşekkildir. Yani bizim böyle bir meselemiz yoktur.”

İyi güzel. Peki Endonezya’da en fazla satan gazeteler Cumhurbaşkanı’nın desteğinde mi karşısında mı?

“Ne yazık ki;  bu gazeteler Çinli sermayenin elindedir ve bunlar Cumhurbaşkanı’nın karşısındadır.”

Peki bu gazeteler sermaye desteği olmadan yaşayamaz. Endonezya’da sermaye, bankalardaki sermaye kimlerin elindedir?

“Bunlar  da maalesef Çinli azınlıkların elinde!”

Bunları söyledikleri zaman kendilerine dedim ki; “Hemen koşun! Habibi dostumuza söyleyin. Sadece parlamentodaki kuvvetle iktidar olunmaz. İcraat yapabilmek için mutlaka çok kuvvetli bir medyaya, o medyanın yaşayabilmesi içinde onu destekleyecek şuurlu sermayeye ihtiyaç vardır. Bunları biran evvel temin edin.”

…hepinize de ifade ediyorum ki; 370 değil 570 milletvekilimiz olsa dahi eğer kuvvetli bir medya desteğiniz olmazsa icraat yapamazsanız. İşte Millî Gazete Günü’nün büyük önemi burada…

İcraat yapabilmek için kuvvetli bir medyanın kuvvetli bir desteğine ihtiyaç vardır. Günümüz böyle bir gündür. Bunu idrak etmek mecburiyetindeyiz. Bundan dolayı bu zulümlerin bitmesi için 370 milletvekili yetmez.  Milli Gazete’nin tirajının da 370 bine çıkması gerekir. Başka türlü bu zulümlerden kurtulmak imkanı olmaz.”

ERBAKAN’DAN SUN’İ GÜNDEM UYARISI

“Türkiye’de ekonomik bakımdan tam bir kriz ve yanlış politikaların korkunç tahribatı yaşanırken işsizlik, fakirlik, açlık, enflasyon ve geçim sıkıntısı dayanılmaz boyutlara ulaşmışken ülkenin bu temel meselelerden hiçbirisi ne ANAP’ın ne Özal’ın gündeminde ye almaktadır.

Milletin bütün bu dertleri bir kenara bırakılmış en mühim mesele olarak, nasıl olacak da;

Özal bir türlü muhalefete kabul ettiremediği Cumhurbaşkanlığını, kendisini millete seçtirmek suretiyle kabul ettirecek,

İkinci bir kere daha Cumhurbaşkanı seçilme imkânına kavuşacak,

Rejimi başkanlık sistemine dönüştürecek,

Bugün Anayasa ve yasalara aykırı olarak yürüttüğü “Tek adam” yönetimini meşru hale getirebilecek ve yine nasıl olacak da, tamamen iflas etmiş bir ANAP milleti aldatarak yeniden bir miktar oy alabilecek konuları ile uğraşılmaktadır.

İşte son günlerde birden bire ortaya atılan Anayasa değişikliği…. konuları aslında ne gerçekte insan haklarına saygıyla, ne adil bir devlet düzenine kavuşmakla ilgili ve ne de ülke ve millet için daha yararlısını bulmak için ortaya atılıyor. Tam tersine basit şahsi ve partizan maksatlarla ele alınıyor.

ANAP bu fikirlere sahipti de sekiz seneden beri neredeydi. Bu fikirler yeni mi akıllarına geldi. Sen sekiz sene sadece zulüm ve tahribat yap şimdi tam tasfiye olurken giderayak bu meseleleri ortaya at. Bu davranışta hiçbir samimiyet yoktur.

Türkiye’nin şu anda yapması lazım gelen en acil işi “Hile Rejimi”nden başka bir işe yaramayan mevcut seçim kanunu yerine Adil bir Seçim Kanunu yapması ve en kısa zamanda seçime gitmesidir. Yukarıda adı geçen temel konuları yeni Meclis samimiyetle ve milli menfaatleri ön plânda tutan bir düşünceyle ele alarak en kısa zamanda ülkeye en yararlı şekilde sonuçlandırmalıdır. Emperyalizmin en mühim meselelerinden biri bütün Müslüman ülkelerde ve Türkiye’de gittikçe gelişen antiemperyalist akımlara karşı kendi plânlarını yürütmek için yeni çözümler bulabilmesidir.

Emperyalizm ne yapacak da iflas etmiş bir ANAP’ı yeniden bir manivela olarak kullanabilecek. Hangi çareye başvuracak da işine gelen birisini başkan yapıp, başkanlık sitemine geçmek suretiyle millete ve Meclise rağmen ona her istediğini yaptırabilecek. İşte bunun yollarını ve çarelerini aramaktalar.

Bunun için Türkiye’de olup bitenler bir bütünün parçalarından ibaret gözükmektedir.

Milletçe her zamandan daha uyanık olmaya mecburuz. Görüldüğü gibi Türkiye var olmak ya da yok olmak noktasındadır.

Milletçe karar noktasındayız. Uşak mı olacağız, Lider Ülke mi?

Yani ANAP mı, RP mi?

Türkiye’nin şu anda yapması lazım gelen en acil işi “Hile Rejimi”nden başka bir işe yaramayan mevcut seçim kanunu yerine Adil bir Seçim Kanunu yapması ve en kısa zamanda seçime gitmesidir.

KIBRIS’I SAVUNMAK VATAN BORCUDUR

“Kıbrıs’ta makul olan bugünkü çözümdür. Bizim Kıbrıs meselesi diye bir meselemiz yoktur. Kıbrıs’taki tek mesele bağımsız KKTC’nin başta Müslüman ülkeler olmak üzere bütün Müslüman ülkeler tarafından tanınmasını temin ve KKTC’nin manen ve maddeten güçlenmesini ve kalkınmasını gerçekleştirmektir. Hiç kimsenin şehit kanıyla alınmış vatan toprağının bir karışını dahi hangi sebep ve şart altında olursa olsun başkalarına vermeğe hakkı yoktur. Kazanılmış hakların bir tek zerresinin dahi kaybına kim sebep olursa bütün şehitler adına ondan hesap sormak her vatansever insan için kaçınılmaz bir borçtur.” (Basın Toplantısı-RP Genel Merkezi/1991)

“Efendim bir takım kantonlar olsunmuş, bazı köylerin muhtarını biz seçelimmiş, böylece adada kan dökülmesinmiş… Şimdi tabi Cenevre’ye bu teklifler götürüldü, biz asla böyle bir teklife yanaşmadık. Bizim baştan beri tezimiz, biz adanın bütününün garantörü değil miyiz? Bütününü alacağız ondan sonra Rumların kendilerine bir bölgeyi anlaşmayı imzaladıktan sonra bırakacağız. Madem garantörüz. Biz adanın bütünü için, Rumların hayatı için de garantörüz, yarısı için garantör değiliz. Sonuna kadar gideceğiz, adada huzuru, can emniyetini temin edeceğiz, sonra Rumlara diyeceğiz ki, şu bölgede istediğiniz gibi yaşamaya razıyız diye imzayı atıyorsanız burayı size bırakacağız diyeceğiz. Bizim Milli Görüş olarak baştan beri tezimiz hep bu olmuştur. Ve bilhassa Larnaka’da Efendimiz’in (s.a.v) halası medfun bulunduğu için burayı mutlaka almamız lazım gelir diye kesin kararlılıkla hareket etmişizdir.

Allah’a şükürler olsun ki, Cenab-ı Hak bize Rumlar vasıtasıyla yardım etti, çünkü onlar Cenevre’ye götürülen bu tekliflerin hiçbirini kabul etmediler.” (Türk 2000 Vakfı-Kıbrıs Toplantısı/1992)

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir vakıa olarak vardır. Bunu ister Rum tarafı, ister Yunanistan, ister Batı ve ister Amerika kabul etsin etmesin, bizi hiç enterese etmez. Onlar kabul etmiyorlar diye mevcut statüyü bozmak, dengeler gözeteceğiz diye tavizler vermek akıllı insanların yapacağı iş değildir. Ayrıca bu dava bizim bir manevî davamız olduğu için Kıbrıs`tan taviz verdirici her görüş ve her zihniyet “hain”lik suçlamasına muhatap olacaktır.

Tekrar ediyorum; bizim Kıbrıs`ta hiçbir meselemiz yoktur. Meselesi olanlar Rum tarafı, Yunan tarafı ve Helen Hıristiyan âlemidir.” (Özel Röportaj, Dış Politika Dergisi/1988)

13 Oca 2017 - 15:07 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?