Timaş Yayınları'ndan yepyeni kitaplar

Timaş Yayınları yepyeni kitapları okuyucularına sundu.

İsveçli yazar Alex Schulman'ın hakları kısa sürede 33 ülkeye satılan çarpıcı romanı Hayatta Kalanlar, Türk edebiyatının ses getirecek yeni kalemi Serdar Uslu'nun dikkat çekici ilk romanı Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri, son dönemin önemli mesnevihanlarından Şefik Can'ın Hatıraları ve İbn Haldun'un ölümsüz eseri Mukaddime'nin yepyeni çevirisi Ocak ayı kitaplarından bazıları...

İbn Haldun’un Ölümsüz Eseri Mukaddime Yeni Çevirisiyle Timaş’ta

Evrensel Tarihe ve Toplum Bilimlerine Giriş

Ünlü devlet adamı ve âlim İbn Haldun 1377'de tamamladığı Mukaddime’nin önemini anlatmaya gerek yok. Mukaddime, dünyanın önde gelen hemen hemen bütün ilim, fikir ve siyaset adamları tarafından bilinen ve takdir edilen bir eserdir.

İngiltere’yi yıllarca refah içinde idare eden Başbakan Margaret Thatcher’ın da Mukaddime’yi yanından hiç eksik etmediğini danışmanından öğreniyoruz.

Gerçekten de İbn Haldun’un toplum hayatı, siyaset ve ekonomi gibi pek çok dallardaki gözlem ve değerlendirmeleri, dün için olduğu kadar bugün için de geçerlidir.

İbn Haldun’un sosyal ve politik kavramlarının çoğu, 20. yüzyılın sosyologları ve antropologları arasında büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu bağlamda, onun fikirlerinden doğrudan etkilenen tarihçilerden, etnologlardan ve antropologlardan sadece birkaçını sayacak olursak, Tocqueville, Masqueray, Durkheim, Evans-Pritchard, Hart ve Gellner’i gösterebiliriz.

Günümüz Batı’sındaki sosyolog, siyaset bilimci ve fikir adamları Mukaddime’yi okumak ihtiyacı duyuyorlar. Bazıları İbn Haldun’un görüş ve düşüncelerini tam olarak anlayabilmek için İngilizce ve Fransızca başta olmak üzere bildikleri Batı dillerindeki bütün tercümeleri ve yeni tercümelerini mutlaka okuyorlar.

İbn Haldun Mukaddime’sinde yaşadığı dönemdeki toplumların objektif ve kapsamlı bir gözlemini yapar, bundan hareketle de onların tam bir panoramasını çizer. Kırsal (veya Bedevî) hayattan şehir hayatına, bütün bilim dallarından sanata ve mesleklere, ziraatten tıpa, siyasetten edebiyata, yüksek tabakanın edebiyatından halk edebiyatına, astroloji, çeşitli fal türlerinden simyaya varıncaya kadar hepsini mercek altına alır. Kendi döneminde, gerek Batı’da Mağrip ve Endülüs’te, gerekse Doğu’da Irak ve Mısır’da bütün bu dallarda olup bitenleri ayrıntılarıyla okurlarına aktarır. O dönemdeki toplumlarda yaşanan ortamı, okuyucunun zihninde canlandırabileceği bir şekilde sunar.

Yeni Çevirinin Farkı

Cemal Aydın, asırlara meydan okuyan ve önemini hiçbir zaman kaybetmeyen Mukaddime'nin çevirisini çok geniş kesimler tarafından rahatça ve kolayca anlaşılabilmesi için hayli emek vererek aslından ve farklı dillerdeki tercümelerden de yararlanarak tamamladı.

Bu Mukaddime tercümesinin diğerlerinden en büyük farkı güçlü, akıcı, sade ve keyifli bir üsluba sahip olmasıdır.

Alex Schulman – Hayatta Kalanlar

Ebeveynlerine ve dünyaya karşı savunmasız kalan üç kardeşin hikâyesi...

“Hayatta Kalanlar sizi üç kardeş için ağlayacağınız duygusal bir labirentin derinliklerine götürüyor. Dönüştükleri adamlar için, oldukları çocuklar için, kaybettikleri masumiyet için... Işıl ışıl, akıldan çıkmayacak, unutulmaz bir roman.” – Fredrik Backman, A Man Called Ove'un yazarı

Hayatta Kalanlar’ın odağında üç erkek kardeş üzerinden akan bir aile hikâyesi var. Roman büyüdükçe birbirine yabancılaşan üç erkek kardeşin; Nils, Benjamin ve Pierre’in annelerinin ölümü üzerine bir araya gelmelerini anlatıyor. Kardeşler -annelerinin vasiyeti üzerine- onun küllerini serpmek için eski yazlık evlerine dönüyorlar. Roman ilerledikçe anlıyoruz ki bu evde yaşanan bazı olaylar hepsinin karakterini, hayatını ve birbirleriyle ilişkilerini geri dönülemez şekilde etkilemiş. Sarmal bir anlatı var: Bir taraftan kardeşlerin çocukluğu, diğer taraftan günümüz (sondan başa) anlatılıyor.

Alex Schulman, trajedinin ardından çözülen bir zihni zekice parçalara ayırarak, en derin sadakatlerimizin bizi en büyük ihanetlere açık hale getireceği yollarını ortaya koyuyor.

Hakları 33 ülkeye satılan Hayatta Kalanlar, yayımlandığı ülkelerde haftalarca çok satalar listelerinde kalan bir edebî kurgu. Yazarı Alex Schulman, İsveç'in en uzun soluklu podcast yapımcılarından biri, aynı zamanda ödüllü bir senarist, gazeteci, radyo ve TV prodüktörü.

Hayatta Kalanlar, annelerinin ölümü üzerine bir araya gelen üç erkek kardeş üzerinden evrensel bir ailesi hikâyesi anlatırken yıllar önce aileyi parçalayan sırrın peşine düşüyor.

Kitap İçin Ne Dediler?

“Çok iyi bir kurgu ve kusursuz bir anlatım. […] İsveç’in bu 1 numaralı çok satarının 31 ülkedeki yayınevleri tarafından yayınlanması harika. Schulman, ebeveynlerine ve bu dünyaya karşı savunmasız kalan çocukların başına gelenleri incelikle ve keskin bir üslupla tasvir ediyor. Ve sevginin yokluğu, her şeyi yutana kadar büyüyen bir kara delik yaratıyor.” – Der Spiegel

“Alex Schulman, hikâyenin kırılma noktası olan zirvesine yenilikçi ve dolambaçlı yollarla ilerliyor. Bölümler, kardeşlerin göl evine dönüşlerinin şimdiki anlatımı ile orada geçirdikleri son yaza ilişkin fragmanlar arasında gidip geliyor. Geçmiş zaman bölümleri kronolojik olarak sunulurken, şimdiki zaman bölümleri tersine açılıyor. […] Hayatta Kalanlar, bize üç kardeşin ‘yoksulluk sınırının altında gerçekleşen üst sınıf yetiştirme’lerinin kederli hikâyesini, incelikle işlenmiş sahnelerle sunuyor. Bu yürek burkan anlatı, başlığındaki ironik acıyı ortaya koyuyor.” – Wall Street Journal

“Halihazırda uluslararası en çok satanlar arasında yer alan Hayatta Kalanlar, yapısı itibarıyla olağanüstü. Büyüleyici, sürükleyici bir okuma.” – Booklist

“Bir çocuğun gözünden görülen bir manzara tasviri adeta, güzellik ve şiddetin ayrılmaz olduğu bir manzara… Başarılı bir çalışma.” – The Guardian

“Şaşırtıcı ve özgün bir anlatıya dönüşen işlevini yitirmiş bir ailenin romanı.” – Kirkus, Starred Review

“Parçalanmış bir aile ve korkunç bir yaz hakkında kasvetli ve güzel bir hikâye.” – Literary Hub

“Yakıcı bir hikâye… Schulman o kadar sade bir dille yazıyor ve anıların inceliklerini öyle sezgisel aktarıyor ki. […] Karakter geliştirme konusundaki yeteneği yadsınamaz.” – Publishers Weekly

“Alex Schulman’ın yarattığı duygunun gücü nefes kesici. […] Bu ailenin hayatına damgasını vuran karanlık bir sır olmalı. Kardeşlerden biri, ‘Bize ne oldu?’ diye soruyor. Bu çatışma nereden kaynaklanıyor? İşte bu noktada Schulman’ın sanatını tam olarak tanımlayan şey, gündelik hayata korkuyu nasıl aşıladığı ve onun aracılığıyla insan ruhunun kaygan zemininin nasıl ortaya çıkardığı.” – Süddeutsche Zeitung

“Etkileyici. Olağanüstü.” – Die Presse

“Bir iskambil destesini karıştırırmış gibi, bölünmüş hikâye destesinin her iki tarafından bir kart, deste tamamlanana kadar diğer taraftaki son kartın üstüne yerleştirilir. Bu yaklaşım kurguya sadece ikna edici bir kesinlik değil, aynı zamanda büyüleyici klostrofobi kazandırıyor. Schulman, çocukların yetişkinlerin kaprislerine maruz kalmalarını, bakımsızlıklarını, toplumdan uzaktaki yazlık evlerinde tecrit edilme duygusunu o kadar iyi anlatıyor ki, ‘doğada oynayan özgür çocuk’ klişelerini yerle bir ediyor. […] Schulman’ın romanının gücü, tavrındaki yüksek farkındalığa yanı sıra, duygusal özgünlüğüne ve muhtemelen altta yatan otobiyografik detaylara dayanıyor.” – Taz

“Bir ailede, olabilecek en kötü durumda nasıl hayatta kalınır? Unutmayacağınız, yürek burkan, son derece zekice yazılmış bir hikâye.” – Bremen Zwei

Serdar Uslu’dan Çarpıcı Bir İlk Roman – Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri

Kötülük dünyanın bir yerinde altımızı oymaya devam ediyor.

Serdar Uslu ilk kitabı Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri'nde bizleri eğlenceli ve güçlü bir edebi dil ile karşılıyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Hitler’i ve onun temsil ettiği kötülüğü yendiğine ve bitirdiğine inanan insanlığın yeni bir hayat kurmaya çalıştığı yıllarda, İnönü Türkiye'sinde sıradan bir memurun tuhaf bir zarf almasının ardından yaşananları göreceğiz bu kitapta.

Monoton bir hayata sahip olan Ali Ulvi’nin hayatı aldığı zarftan sonra ise eskisi gibi olmayacaktır. Hitler’in adamları olan bir grup bu zarfın peşindedir. Bu grup içinde parola yazan zarfa ve dolasıyla Ali Ulvi’ye ulaşınca Ali Ulvi’yi de planlarına dahil ederler: Hitler yaşamaktadır ve kötülüğü bu sefer yerin altından yayacaktır. Yermük’ten Trafalgar’a kadar dünyanın altında tüneller kazılmaktadır ve Ali Ulvi’ye de görevler verilmiştir.

Ali Ulvi başına gelen bu durumu çevresine ve ilgili mercilere ne kadar anlatsa da ona kimse inanmamaktadır. Ali Ulvi ne yapacağını bilemez, hayal ve gerçeklik arasında kaybolmuştur. Kötülük dünyaya yeniden hâkim olmak üzeredir. Yaşadıklarının gerçekliğinden şüphe ederken gerçek olma ihtimalini de göz ardı edemez. Kötülüğü durdurmak ve insanlara yaşananları anlatmak için çalışmaya başlar…

Kara komedi ve büyülü gerçeklikten beslenen, dönemin siyasi iklimini yansıtan diyaloglar içeren, mitolojik ve felsefi imgelerle bezenmiş kurgusuyla eğlenceli bir novella olan Yermük ve Trafalgar Baldır Bacak İşleri okuru farklı bir dünyaya götürüyor. Kötülüğe felsefi bir bakış ile nasıl bakılabileceğinin ipuçlarını veriyor.

Serdar Uslu güçlü anlatımı ve orijinal kurgusu ile adından sonraki yıllarda fazlaca bahsettirecek önemli bir kalem.

Kitaptan

“Yalnızlığımı düşündüm! Çaresizliğim, ruhumun en derin yerine ilişti.

Allahım, Umutsuzları ne budalaca fikirlere muhtaç ediyorsun!”

“Küçük olaylar küçük müdahalelerle yönlendirilebilirler belki ama büyük olaylar daima kendi yollarını izlerler; ne önceden kestirmek elde olur onları ne de bir kez patlak verdiler mi hayra ya da şerre sevk etmek...”

 “Karanlığın sonu yoktur dostlarım, karanlığın sonu yoktur. İnsan, dipsiz çukurların tadını bir kere almaya görsün, yeryüzünün bütün iyilikleri kalbine dolsa da iyice derinlere gömülmek sevdasından alıkoyamaz onu. Dünya dönüp duruyormuş; geceler gündüzleri kovalıyor, mevsimler birbiri üstüne devriliyormuş, ne çare! Meçhul yazgısı insanı derinlere çağırıyor.”

 Hayat Nur Artıran - ŞEFİK CAN HATIRALAR

Türkiye'nin 20. yüzyıl tarihini bir de Şefik Can Dede'nin anıları eşliğinde okuyun!

Mustafa Kemal Atatürk'ten Fevzi Çakmak'a, Tahirü'l-Mevlevî'den Suudü'l-Mevlevî'ye, Mehmed Akif'ten Eşref Edip'e, Şerif Muhittin Targan'dan Tokadizade Şekip Ayhan'a, Sahafçı Hulusi'den Hacı Muzaffer Ozak'a, Midhat Baharî'den Abdülbaki Gölpınarlı'ya, Nazım Hikmet'ten Vedat Türkali'ye, Neyzen Tevfik'ten Tagore'a, Hacı Mahmud Sami Ramazanoğlu'ndan Muhammed Raşit Erol hazretlerine, Hüseyin Hilmi Işık'tan Enver Ören'e, Seniha Bedri Göknil'den Münevver Ayaşlı'ya, Münir Nureddin Selçuk'tan Cinuçen Tanrıkorur'a, İbnülemin Mahmud Kemal İnal'dan İsmail Hâmi Danişmend'e, Faruk Gürler Paşa'dan Faruk Güventürk'e, Necip Fazıl'dan Peyami Safa'ya, Sevan Nişanyan'ın sahaf dedesi Nişanyan'dan Fuzuli'yi Ermeniceye çeviren Terzibaşıyan'a, Halide Edip'ten Şukufe Nihal'e, J. Arberry'den Annemarie Schimmel'e, Şemseddin Yeşil'den Raif Yelkenci'ye, Süheyl Ünver'den Hattat Hamid Aytaç'a, Elmalılı Hamdi Yazır'dan Abdülaziz Mecdi Tolun'a, Çelebilerden Süleyman Hayati Dede'ye, Yahudiler'den Masonlara, Mevlevilerden Bektaşilere, Nakşilerden Melamîlere, Hz. Hızır (as) ile görüşen Ladikli Ahmed Ağa'dan Yaman Dede'ye ve daha nice bilinen ve bilinmeyen ilginç insanların zengin hatıralarına ayna olan bir muhteşem insan ve Hz. Mevlânâ'ya adanmış bereketli bir ömür... Kuleli Askeri Lisesi'nden Sahaflar Çarşısı'na, Selimiye Kışlası'ndan, Asar-ı İlmiye Kütüphanesi'nden Edebiyat Fakültesi'ne, Ayasofya Camisi'nden Arafat'a, Cerrahi Tekkesi'nden Ümmi Sinan Tekkesi'ne... Tarihe şehadet eden mekanlar... Son yılların en önemli hatıratı... Türkiye tarihini Mevlânâ aşığı bir zabit muallimin hayatından ve yaşadıklarından okumanın verdiği ilmi derinlik ve duygusal zenginlik bir arada...

Şefik Can son devrin en mühim mesnevihanlarından Tahirü'l-Mevlevî'nin yanında yetişmiş ve Mesnevî üzerine ciddi tetkiklerde bulunmuş bir âlim ve sufidir. Kuleli Askeri Lisesi başta olmak üzere çeşitli askeri mekteplerde ve özel okullarda Edebiyat muallimliği yapmıştır. Osmanlının son dönemi, Ermeni olayları, Milli Mücadele ve genç cumhuriyetin kuruluşu gibi devirlere şahit olmuştur. Hayat Nur Artıran Hanımefendi'nin himmetiyle bu bir asırlık çınarın geçirdiği mevsimleri çok önemli detaylarıyla anlattığı bu hatırat Türk kültür ve irfan hayatının en temel kaynaklarından biri olmaya adaydır. İstanbul ve Anadolu'daki ilmi ve dini muhitler, yayıncılık dünyası, sahhaflar ve kitapçılar, siyasi ve askeri hayata ilaveten bilhassa tarikat çevrelerine dair öyle önemli olaylara şahitlik edilmiştir ki bu eser Türkiye'nin son yüzyılının adeta mikro panoraması gibidir. Başından itibaren Şefik Can merhumun tatlı ve akıcı üslubu ve Hayat Nur Hanım'ın zarif ve hekimâne sualleri ile nehir söyleşi tadında seyreden bu anılar, hatırat türü sevenlerin baş ucu kitabı olacaktır.

Mehmet Yılmaz Akbulut – Hekimoğlu Ali Paşa

Paşalar Çağının Şeyhülvüzerası...

"Ali Paşa’nın biyografisi, aynı dönemin diğer sadrazamları ile mukayese edildiğinde çok daha fazla hareket içeren, çok daha geniş bir coğrafyada geçen bir biyografidir. Bu bağlamda Ali Paşa’nın biyografisi dönemin tarihsel manzarasına ışık tuttuğu gibi imparatorluğun farklı coğrafyalarını da aydınlatır."

Mehmet Yılmaz Akbulut, Hekimoğlu Ali Paşa, Paşalar Çağının Şeyhülvüzerası adını verdiği bu eserde, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarında iktidarı elinde bulunduran en önemli isimlerden birinin hayat hikayesini tüm detaylarıyla ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, Hekimoğlu Ali Paşa'nın Osmanlı sarayında aldığı eğitimden, hızla yükselmesini sağlayan başarılarından ve yükselirken çevresindeki güç odaklarıyla giriştiği mücadelelerinden ayrıntılı bir şekilde bahsedilmektedir. Yazar, bu kapsamlı çalışmasıyla 18. yüzyıl Osmanlı tarihi üzerindeki sis perdesini aralamayı başarmaktadır.

Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı’da sadrazamlık görevinde de bulunmuş önemli bir devlet adamıdır. Sarayda yetişmesinin ardından birçok savaşta kumandanlık yapmış, zaman zaman Osmanlı diplomasisinin ana hatlarını belirlemekte etkin görev almıştır. Tüm bunların yanında Hekimoğlu Ali Paşa, kendi çıkarları için payitaht ile müzakerelere girmekten, elini güçlendirmek için emre itaatsizlikte bulunmaktan geride durmamıştır. Elinizdeki bu kitap, 18. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde iktidarın muktedir paşalar eliyle tezahür ettiği dönemi ve bu dönemin öne çıkan bir figürü olan Hekimoğlu Ali Paşa'yı ele almaktadır.

Dursun Ali Yaz – Türk Muhasebe Filozofları

Türk Muhasebe Filozofları Uygarlığa Nasıl Yön Verdi?

Bir bilimin felsefesi varsa filozofu da olmalıdır. Muhasebe 1876 yılından beri bilimdir. Muhasebe felsefesi ismini taşıyan ilk kitap ise 1907 yılında yazılmıştır. O hâlde muhasebe felsefesiyle ilgilenmiş çok sayıda muhasebe filozofu olmalıdır. Diğer taraftan felsefenin merakla merakın ise soruyla başladığını biliyoruz. Biz de meraklı şekilde soralım ‘Muhasebe bilimini günümüze taşımış bu filozoflar kimlerdir?’ Kolay ancak yanıtsız bir sorudur bu. Ludwig Wittegenstein’in dediği gibi ‘İnsan, gözünün önünde duranı kolayca göremez.’ Gerçekten de muhasebenin teorik ve pratik yönlerine katkı sunmuş filozofları, düşünürleri, aydınları, mütefekkirleri, münevverleri, entelektüelleri, reformistleri, üstadları, eğitimcileri veya adına ne derseniz deyin ‘Kim bu insanlar, nerede yaşamış, neler düşünmüş, neler yazmış, nelerle dertlenmiş?; Hangi ideallerin peşinden gitmiş, hangi ülkülerle cedelleşmiş, hangi rüyaları görmüş, ne fedakârlıklarda bulunmuş, devletlerin mali sistemlerine, işletmelerin finansal durumlarına ve nihayet ulaştığımız şu uygarlığa nasıl bir katkı sunmuş?’ derseniz maalesef bu soruları yanıtlamak uğruna bütünsel bir çalışma yapılmamıştır. Hatta şu an Google’a girip ‘muhasebe filozofu’ tabirini tırnak içinde arattığınızda alacağınız yanıt ‘Hiçbir sonuç bulunamadı.’ olacaktır. Çünkü muhasebe ve filozof sözcükleri güzel Türkçemizde yan yana bile gelememiştir. İşte bu kitap, hiç irdelenmemiş yukarıdaki sorulara odaklanarak kayıp bir dünyanın gizemli kahramanlarının izinden gitmiştir. Günün sonunda otuz iki muhasebe filozofuyla geri dönen bu kitap sadece Orta Doğu coğrafyasındaki limanlara uğramıştır.

Türk muhasebe literatüründe, muhasebenin bilim dalı olup olmadığı az sayıda akademisyenin ilgi duyduğu ve dolayısıyla ispat aradığı bir fenomendir. Çünkü muhasebenin uygulama tarafı yoğun olduğundan ders kitaplarından akademik çalışmalara kadar son 70 yıllık muhasebe araştırmalarının odak noktasında genellikle pratik tarafı yer alır. Öz eleştiri yapmak gerekirse muhasebenin bilim dalı olup olmadığı Cumhuriyet kurulana kadar tartışma konusu bile değildi. İşte böyle bir bilimi inceleyip bunun felsefesini ve filozoflarını ortaya koyan Dursun Ali Yaz'a ne kadar teşekkür etsek az.

Metin Özdamarlar – Yeni Nesil Öğretmen Olmak

Geleceğin Bireylerini Yetiştirecek 21. Yüzyıl Öğretmenleri İçin Bir Rehber…

Her öğretmen, öğrencisinin kahramanıdır.

Bu eser; öğretmenliği çok iyi yaptığını, çok iyi bildiğini iddia eden bir öğretmenin değil her gün yeni şeyler öğrenmeyi hedef haline getirmeyi, bu güzel ülkeye değer katmayı, “baki kubbede hoş bir seda” bırakmayı isteyen bir öğretmenin yazdıklarıdır. Eserdeki tüm öneriler, eleştiriler, beklentiler önce kendisine yöneliktir.

Bu kitap sadece aktif olarak öğretmenlik yapanlar için değil; eğitim fakültelerinde öğrenimi devam eden öğretmen adayı arkadaşlarımız için, mezun olmuş ama henüz göreve başlamamış öğretmenler hatta öğretmen olmayı düşünenler için yazılmıştır.

Tecrübeli eğitimci Metin Özdamarlar'dan yıllar süren bir çalışmanın sonucunda günümüz "teknoloji" neslini eğiten günümüz eğitimcilerine mesleki hayatlarını kolaylaştıracak bir başucu eser.

Kitaptan

“Şu an yetkim olsa teneffüs sürelerini artırırım. Şehirleşmenin gittikçe arttığı, betonların arasında nefes aldığımız bu süreçte öğrenciler için teneffüsün anlamı çok büyük. Sosyalleştiği, koştuğu, oynadığı bir süreç. Müfredatın yoğunluğunu azaltalım. Bakın Gazali bin yıl önce tespiti yapmış. İvedilikle ders sayıları da azaltılmalı. Gelin öğleye kadar ders yapalım. Öğleden sonra etkinlik, sanat, spor, sinema, tiyatro vb. etkinlikler için çocuklara kalsın. Oysa biz 2. sınıftan itibaren çocukları deneme sınavları cenderesine sokuyor, “oyun çağı” çocuklarını “test çağı” çocuğu yapıyoruz.”

“En güzel dersler, işin içine eğlence katılan derslerdir.”

“21. yüzyıl öğretmeni, öğrencileri değerlendirmeden önce kendini değerlendiren öğretmendir.” 

Mehmet Yıldız – Nasıl Dayandın Ya Resulullah

İnsan, dünyada şiddetli ve dehşetli dalgalara maruz kalan bir gemi gibiydi ve onu bu müthiş dalgaların tehlikesinden kurtarıp güvenli bir sahile çıkaracak kişiler de peygamberlerdi.

Mehmet Yıldız bu kitabında, öncelikli olarak Peygamberimizin yaşadıkları üzerinde durarak nefis, inanç ve ibadet meselelerini ​günümüzden çarpıcı örneklerle anlatıyor.

Peygamberimizin hayatını daha yakından öğrenmek, nefis meselelerinde ve ibadetlerini sürdürmede zorlanan ve​ya ibadet etmeye başlamak isteyenler başta olmak üzere dini okumalar yapan okurlar için keyifli, akıcı ve eğlenceli bir dini sohbet kitabı.

Hana Tooke – Sahipsizler

Hana Tooke’un gotik, esprili, absürt ve büyüleyici çıkış kitabı Sahipsizler, terk edilmiş yetimler beşlisini on dokuzuncu yüzyıl Amsterdamı’nın dört bir köşesinde muziplikler yapmaya gönderiyor!

Elinora Gassbeek’in Küçük Lale Yetimhanesi’nin müdiresi olduğu bunca yılda, Bebek Terk Etme Kuralları bir kez olsun çiğnenmedi. Ta ki, 1886 sonbaharında beş bebek akıl almaz koşullarda tek edilinceye kadar: biri teneke alet kutusunda, biri kömür kovasında, biri piknik sepetinde, biri buğday çuvalında ve sonuncusu tabut şeklindeki bir sepette.

Bu bebekler Lotta, Egg, Fenna, Sem ve Milou’ydu. Acımasız matron, çocuklara ‘Sahipsizler’ diye hitap ediyor fakat bu yetenekli en iyi arkadaşlar grubu, farklı olmanın onları özel kılan ve bir arada tutan şey olduğunu biliyor. Gizemli bir beyefendi, onları sahiplenmeye çalıştığında, çocuklar Amsterdam’ın donmuş kanallarında gözüpek bir maceraya atılırlar. Korsan gemileri, saatçiler, zalim kötü adamlar ve kuklalarla dolu bu kaçış hikâyesinde onları eve götürecek şey sadece bir ipucu kırıntısı…

Kitap İçin Ne Dediler?

“Sahipsizler’deki dünya inşası kesinlikle unutulmaz. Bu kitap ihtiyacınız olan her şeye sahip: kötü adamlar, macera, komedi ve aksiyon.” – Robyn Broderick

“Sıra dışı yetimler! Uğursuz kötü adamlar! İnsan boyutunda ürpertici kuklalar! Hana Tooke, ilk kitabında olağanüstü bir atmosfer yaratmış… Sahipsizler, 19. yüzyılda bir grup yetimle Amsterdam’da maceraya atılmak istemenize sebep oluyor. Harry Potter  ve Talihsiz Serüvenler Dizisi okurları için harika bir kitap!” Nathan Halter

“Gotik ve ürkütücü olanı tuhaf ve absürt ile zahmetsizce birleştiren Hana Tooke’nin büyüleyici ilk romanı, 19. yüzyıl Amsterdam’ında uğursuz kötüler ve terk edilmiş beş yetimin hikayesini anlatıyor.” – Waterstones, 2020’nin En İyi Çocuk Kitapları Seçkisi

 Anıl Basılı – Başarısızlar Kulübü

Başarısızlar Kulübü, başarı yarışında kendini geride kalmış hissedenlere “Pes etme!” diye fısıldıyor. Başarısız olma korkusuyla yüzleşen ve birlikte olmanın iyileştirici yönünü keşfeden üç arkadaşın macera dolu kendilerini keşfetme hikâyesi...

Çimen, Yağmur ve Polen… Birbirini tanımayan üç çocuğun yolu “Başarısızlar Kulübü”nde kesişiyor. Peki, bu kulübe kimler katılabilir? Başarısız olma korkusuyla yüzleşmek isteyen herkes! İşte, bu hikâye kendilerini derslerde, sporda, sanatta veya aklımıza gelebilecek her alanda başarısız hisseden herkesi kucaklıyor.

Çimen, babası gibi iyi bir konuşmacı olmak, Yağmur elinden düşmeyen kaykayı ile turnuvada dereceye girmek, Polen ise sahneye çıkmak istiyor. Hayattaki yerlerini arayan çocukların peşini ise talihsizlikler bırakmıyor. Onları ayrılmaz bir takım yapan bu mücadele, hırslarını yenmelerini de sağlayabilir mi?

Sen de başarı yarışında kendini geride kalmış hissediyorsan bu kitap sana “Pes etme!” diye fısıldıyor.

Anıl Basılı, Nohut Adam, Balino ve Melodi kitaplarıyla hem çocuklardan hem de yetişkinlerden oluşan geniş bir okur kitlesine ulaştı. “Bırakın çocuklar hayal kursun!” diyerek çocuklar için umudun ne kadar önemli olduğunu her seferinde anlattı. Balino'da hayal kurmayı, Melodi'de sevgiyi, Nohut Adam'da zorbalığı olabilecek en güzel şekliyle anlattı. Başarısızlar Kulübü'nde ise "başarı"nın aslında ne olduğunu bize anlatacak...

Mustafa Orakçı – Levent – Göbeklitepe – Tarihi Eser Koruyucuları

Tarihin sıfır noktasında, GÖBEKLİTEPE'de inanılmaz bir macera!

Komik, saf, deli dolu Levent ve tayfası, “Genç Arkeologlar Yetişiyor Projesi” için Göbeklitepe’ye gidiyor!

Göbeklitepe’nin milattan önceye uzanan gizemli tarihini keşfedecekleri bu kitapta tayfa başını yine binbir belaya sokuyor.

On binlerce yıllık heykellerin peşine düşen hırsızları yakalamak ve arkeolojik hazineyi korumak için kendilerini heyecanlı, tehlikeli mi tehlikeli bir maceranın içinde buluyorlar. Göbeklitepe’yi tayfayla birlikte korumaya ve arkeoloji bilimine daha yakından bakmaya hazır mısın? Her şey, insanlık tarihini değiştiren Göbeklitepe için! Bambaşka bir Levent macerası seni bekliyor!

Mustafa Orakçı'nın sevilen ve özgün üslubuyla yazdığı; komik, saf, deli dolu Levent’in, haylaz kardeşi ve muzır sınıf arkadaşlarıyla birlikte kılıktan kılığa girip her zamanki gibi başına türlü işler açtığı maceralar hız kesmeden devam ediyor. Levent bu kitapta, dünyanın en eski yapılarından olan Göbeklitepe'de. Tayfasıyla birlikte Göbeklitepe'deki tarihi eserleri çalmaya çalışan hırsızları yakalamaya çalışırken insanlık tarihine de sahip çıkıyorlar. 

Aynı zamanda geçmiş kültürler hakkında bilgi sahibi oluyorlar, Şanlıurfa'yı tanıyorlar, araştırma, merak, eleştirel düşünme, problem çözme gibi pek çok kazanım elde ediyorlar.

Metin Özdamarlar – Cezeri ve Akıl Almaz Makineleri

Cezerî'nin muhteşem robotlarıyla tanışmaya hazır mısın?

Mühendislik harikası muhteşem icatlarıyla Leonardo Da Vinci’ye bile ilham olan El Cezeri. Metin Özdamarlar, bu yeni kitabında Cezeri’nin ilham veren yaşamını konu alıyor.

Onun elinden çıkan muhteşem makinelere hayran kalacak, icatlarının bugünün teknolojisinin temelini attığını görünce çok şaşıracaksınız. Haydi, hazırlanın; muhteşem Cezeri’nin akıl almaz makineleriyle tanışma için bilimsel keşif yolculuğu başlıyor.

 

22 Ara 2021 - 15:05 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.