Daha kötü oldu

“Türkiye ile İsrail arasındaki “normalleşme” Gazze’de uygulanan ambargonun gevşemesini sağladı mı?” sorusuna acı veren cevap…

Bekir Şirin
Bekir Şirin Tüm Haberleri
Daha kötü oldu
Haber albümü için resme tıklayın

Yıllarca İHH İnsani Yardım Vakfı’nın temsilcisi olarak Gazze’de bulunan ve nice hayırlı çalışmada görev alan Mehmet Kaya ile Gazze’yi konuştuk. Millî Gazete’ye çok değerli açıklamalarda bulunan Kaya, Gazzelilerin yirmi dört saatini, mazlumların hayatlarını, unutamadığı anıları, Filistinli direnişçileri, Gazze’yi yıkılmaz hale getiren nitelikleri, Yunan gazetecinin Gazze için sarf ettiği sözleri, Gazzelilerin yürek burkan serzenişini, İsrailli askerlerin acizliklerini, Mavi Marmara’yı, Gazze için Erbakan Hoca’nın önemini ve Filistin’in işgalden kurtulması adına yapılması gerekenleri anlattı. Türkiye ile İsrail rejimi arasında yapılan “normalleşme” anlaşmasının Gazze’ye bir faydasının olup olmadığını sorduğumuz Kaya, böyle bir durumun olmadığını, aksine Gazze’deki durumun daha da kötüleştiğini söyledi. Gazze halkının Türkiye’den beklentisinin silah yardımı olduğunu vurgulayan Kaya, “Genellikle Müslüman ülkeler, bu tür yerdeki kardeşlere, ölmeden önce karınları tok olsun gibisinden ya un gönderirler ya da süt gönderirler. Hâlbuki oradaki insanların ihtiyacı olan ilk şey silahtır.” ifadelerini kullandı.

Yıllarca Gazze’de kaldınız. Gazzelilerin acılarına, sevinçlerine şahitlik ettiniz. Gazze’de yirmi dört saat nasıl geçer?

Gazze, dünyanın en emin şehridir. Yahudilerin oraya füze ile, uçakla saldırılarının dışında dünyanın en emin şehri bence Gazze. Yaklaşık dokuz yıl yaşadım ben Gazze’de. Ondan önce Sudan’da yaşadım, Pakistan’da yaşadım vs. Kıyaslama yaptığımda Gazze için bunu söyleyebilirim.

“HALKIN YÜZDE ALTMIŞINDAN FAZLASI MUHACİR”

Gazze, kırk yedi kilometreye on kilometre genişliğinde olan bir toprak parçası. İçerisinde yaklaşık iki milyon insan yaşıyor. Bu insanların yüzde altmışından fazlası muhacir. Gazze’nin nüfus yoğunluğu çok büyük. Gazze’de verimli topraklara rağmen tarım pek gelişmiş değil.

“SABAH NAMAZINDA AİLENİN BÜTÜN FERTLERİ CAMİDE OLUR”

Gazze’de bir insanın günlük hayatı kişiden kişiye değişir. Gazze’deki işsizlik oranı yüzde altmışların üzerinde. Gazze’de çalışan bir erkeğin mesaisi şöyle geçer; sabahleyin erkenden kalkar, sabah namazından sonra Gazze’de yatma olmaz. İşe gitmek için kalkan birey, yürüyerek ya da dolmuşla işine gider. Gazze’de sabah namazında ailenin bütün fertleri camide olur. Dört beş yaşındaki çocuklar babasının elinden tutarak camiye gelirler. Camide gençler, yaşlılardan çoktur. Sabah namazından sonra kimse yatmaz ve işine gider.

İş imkânları kısıtlı değil mi?

İş imkânları çok kısıtlı. Memuriyette çalışanlar şu anda normalde almaları gereken maaşın yüzde kırkını alıyorlar. Ufak tefek ticari mekânlar var bir de.

“CAMİLER, GAZZE’DE HAYATIN MERKEZİNDEDİR”

Sabahleyin Gazze’ye yukarıdan baktığınızda sokakların insanlarla dolu olduğunu görürüz. Çocukların büyük bir çoğunluğu okula yürüyerek gider gelir. İşe gidenler de bu şekilde. Zira imkânları yok. Mesai sabah saat sekizde başlar, üç ile dört arası biter. Aile irtibatları çok güzeldir. Bir ailenin içerisinde amca, dayı vs. hep birliktedirler. Evde döndükten sonra sosyal çalışmalara giden olur. Sosyal çalışmalar genelde camilerde olur. Camiler, Gazze’de hayatın merkezindedir. Camiler, bizim buradaki gibi sadece namaz kılma mekânı değil. Çocuklar Kur’an-ı Kerim kursuna gidiyor, nikâh olacağı zaman camide yapılıyor, toplantı olacağı zaman yine camide yapılıyor. Cami orada son derece işlevsel…

Sekülerizmin pek bulaşmadığı bir yer sanırım…

Yok, elhamdülillah. Gazze’de insanlar tanışırken “Hangi camidensin?” diye sorarak tanışır. Böyle bir özelliği var Gazze’nin. Cami merkezli bir hayat...

“GEÇİM SIKINTISI HAD SAFHADA”

Genellikle iki öğün yemek yenir, çok fazla yemek yemezler. Akşam bütün aile bir araya gelir ve yemek yenir. Çalışmayan insanlara gelince, zorda olan insanlar yardım kurumlarına giderler, iş aramaya giderler. Çalışmayan insanların karşı karşıya kaldığı zorluklar çok büyük. Geçim sıkıntısı had safhada çünkü Gazze’de. Talebeler sabahçı ve öğlenci olarak ikiye ayrılır. Sabahçılar öğleden sonra doğrudan camiye giderler, camide derslerini alırlar ve evlerine giderler. Öğlenci olanlar da sabahleyin camiye gider, camide derslerini okur, sonrasında da okula giderler.

“AİLEDEN ŞEHİT ÇIKTIĞI ZAMAN O AİLE MUTLU OLUYOR”

Göreviniz dolayısıyla şehit aileleriyle çok içli dışlı oldunuz. Şehit aileleri için hayat nasıl geçer? Zorlukların üstesinden nasıl gelirler? Kiminin aile reisi, kiminin hanımı, kiminin çocuğu, kiminin anne babası yok...

Şimdi onların anladığı zorluklarla bizim anladığımız zorluklar farklı. Niye? Çünkü orada bir aileden şehit çıktığı zaman o aile mutlu oluyor.

Sevinç kaynağı olarak görüyorlar...

Evet. Bizde ise bir insan öldüğünde sanki dünyanın sonu gelmiş gibi davranılıyor. Özellikle de Allah yolunda mücadele ederken can vermiş olan, inşaallah şehit olmuş olan insanların aileleri çok mutlular. Ben şehit cenazesine katılıp, sonrasında taziyeye gittiğimde ağlayan, sızlayan, bağıran, çağıran hiç kimse görmedim. Dokuz yıl orada binlerce taziyeye gittik belki de... Herkes şehadetin güzelliklerinden, nimetlerinden konuşuyor. Allah yolunda şehit olmanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.

“KURU EKMEK YİYEN, SONRASINDA ‘ELHAMDÜLİLLAH, BİZDEN DAHA KÖTÜ DURUMDA OLANLAR DA VAR’ DER”

Mesela Ümmü Nidal vardı. Üç tane çocuğunu şehit vermişti, son çocuğu da biz oradayken şehit olmuştu. Şehadetinin arkasından yemek verdi, herkesi gülerek marşlarla karşıladı. Böyle bir hayat anlayışı var. Sizin dünyaya nasıl baktığınızla alakalı... Siz dünyaya ‘Dünya ahiretin tarlası gibidir’ düşüncesi çerçevesinde bakarsanız farklı bakarsınız. Onların bakış açısı ahiretten yana. Allah, onlardan razı olsun. Çünkü bilad-ı Şam ribat topraklarıdır. Allah’ın kutsadığı topraklardır. Mescid-i Aksa ve etrafı... Zorluklar vardır ama herkes şükreder. En zor şartlarda yaşayana bakın, akşam kuru ekmek yer, sonrasında ‘Elhamdülillah. Bizden daha kötü durumda olanlar da var.’ der. Böyle bir toplum...

Bir parantez de yetimlere açmak isterim. Çok değerli çalışmalarda bulunuyorsunuz, yetimlerle alakalı. Yetimler konusuna ilişkin şahit olduğunuz ve anlatmak istediğiniz neler var? Ayrıca şunu da sormak isterim; Gazze’deki yetimlere yeterince sahip çıkabiliyor muyuz?

Gazze’de yetim olmak başka ülkelere nazaran o kadar zor değil. Niye? Az önce dediğim gibi Gazze’de akrabalık ilişkileri çok güçlü. Belki de dünyanın en çok yetimi Gazze’dedir ama Gazze’de fazla yetimhane yoktur. İki tane yetimhane vardır. Birinde yüz yirmi, diğerinde doksan yetim kalıyordu en son.

“CASUSLUK YAPANLARIN ÇOCUKLARI BİLE KÖTÜ BİR MUAMELE GÖRMÜYOR”

Ama tabii ki yetim yetimdir. Çok zor bir durumdur yetimlik. Hüzünlü olmaktır, bir başkasının yapabildiğini yapamamaktır, anneye ya da babaya sarılma ihtiyacı duymaktır. Biz oradayken yaklaşık on altı bin yetime sponsorluk yapıyorduk. Verilen para çok büyük bir para değil ama onlara kendilerinin yanında olduğumuzu gösteren bir resimdi bu. Olayın İslami boyutu da var tabii. Peygamber Efendimiz’in yetimlere kol kanat gerilmesi gerektiğini belirten hadisi var. Dünyadaki Müslümanların çoğunluğu bu hadis ile birlikte yetim konusunda hassaslar. Bu hassasiyet yetimler için bereket oluyor. Yetimler genellikle ailenin büyükleri tarafından büyütülüyor. Büyük bir çoğunluğu da güzel anılarla büyüyor. O toplumda öyle bir şey var ki; casusluk yapanların çocukları bile kötü bir muamele görmüyor. Gazze’de yetim olmak zor ama güzellikleri de var.

Sayı vermek gerekirse yaklaşık olarak ne kadar yetim var Gazze’de?

Üç sene önce geldim ben Türkiye’ye. Ben gelmeden önce yaklaşık yirmi yedi bin yetim vardı. Biz geldikten sonra da saldırılar oldu tabii…

“YUNAN GAZETECİ KAFAYI YEDİ, ‘YAHUDİLER BU TOPLUMU YENEMEZ’ DEDİ”

Gazze’ye bakınca ilk gözlemlenen şey harabeler. Böyle bir durum altında yaşam motivasyonu nasıl sağlanıyor? Gazze’yi yıkılmaz kılan anahtar cümleler neler?

2008-2009 savaşında biz kapıdaydık, yardım getirmeye çalışıyoruz. Yaralılar geliyor. Gazze’den pek fazla kişi çıkmıyor her şeye rağmen. O kadar zorluğa rağmen sadece yaralılar çıkıyor. Buna hayret etmiştik. Bir de kapıda bir tane kadın görmüştük, yanında da iki tane çocuk... Gazze’ye geçmek için Mısır tarafında bekliyorlar. Orada bir Yunan gazeteci vardı. Gelip bize kadının neden beklediğini sordu. Gazze’ye girmek için beklediğini söyledik. Yunan gazeteci şaşırdı tabii. Bombalar, füzeler... Gazeteci o kadınla görüşmek istediğini söyleyerek, bizden yardım talep etti. Gittik, sorduk. Kadın dedi ki; “Bakın biz topraklarda kaç dedemizi kaybettik bilmiyoruz. Hepsi de bu topraklarda inşaallah şehit olmuşlardır. Dedem şehit oldu, babam şehit oldu, biz de olmak zorundayız. Eğer ben şimdi çocuklarımı bu şartlarda götürmezsem oraya yarın onlar da çocuklarını götürmez ve bu toprak boşalır. Bu topraklar, bu çocuklar bize emanet.” Yunan gazeteci kafayı yedi, ‘Bu toplumu Yahudiler yenemez’ dedi.

Halkın direnişe sahip çıkmasını gayet iyi bir şekilde anlattınız. Bir de direnişçileri sormak isterim. Mücahitlerin, Kassam Tugayları olsun, Kudüs Seriyyeleri olsun. Onları da anlatır mısınız? Savaşa nasıl hazırlanırlar, nasıl yaşarlar? Ümmetin onuru onlar...

Aynen öyle... Gazze’de askeri yönde hayat üç aşamalıdır. Birinci aşaması Kudüs Seriyyeleri olsun, Kassam olsun, askeri yapıların içerisinde olan insanlar. Bütün her şeyiyle mesaisini orada geçiren insanlar var. Bunlar birinci halka. İkinci halka da şu; dışarıda normal kendi işinde olan ama yine de direnişin içerisinde çalışmalara katılanlar. Bunlar mesailerinin geri kalan kısmını oraya harcıyorlar, yedi gün yirmi dört saat çalışıyorlar. Üçüncü halka; bunlar da öğretmen, imam, polis, işsiz... Bunlar da normal askeri eğitimlerini alırlar, sonrasında her gün nöbete giderler. Böyle bir anlayış, böyle bir yapı var. Bunun dışında her sene binlerce çocuk her sene en az bir ay askeri eğitim alırlar. Bu vazgeçilmezdir. Belli bir yaştan itibaren yetişirler. Askerlik mantığı çok farklıdır. Halkın büyük çoğunluğu direnişin yanında...

“EN UFAK ŞEYDEN DAHİ DİRENİŞ İÇİN SİLAH YAPIYORLAR”

Bunu tamamen objektif olarak söyleyeceğim. Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu’nda Filistin direnişi, İsrail’e büyük bir şamar attı. Filistin direnişinin muazzam bir şekilde savaşa hazırlandığını, silah kapasitesinin üst düzeyde olduğunu gördük. Bu konuya dair neler söylemek istersiniz?

Biliyorsunuz, derler ya, kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış. Orada kötü bir komşu olarak Mısır var. Öbür tarafta da topraklarını işgal etmiş bir düşman var. Ve dünya bunlara sağır ve dilsiz... Filistin direnişi bu şartlar altında mücadele veriyor. En ufak bir şeyden dahi faydalanıyorlar.

İman varsa imkân da oluyor...

Aynen öyle. 2008 savaşında yaklaşık otuz, kırk kilometre giden füzeler varken son savaşta iki yüz altmış kilometre giden füzeler vardı. Bunların hepsini kendileri geliştirdi. Hakikaten inandıktan sonra Allah sizin yolunuzu açıyor ve o işi yapıyorsunuz.

“İSRAİL ASKERLERİ TUVALETE DAHİ GİDEMEDİLER, ALTLARINA BEZ BAĞLADILAR”

Yahudiler kara savaşı yapamazlar orada. Burada 2008’de biz gördük. Şecaiyye’nin yarısını yıktılar havadan, sonrasında da kara harekâtı başlattılar. Çok sayıda ölü verdiler, en az yirmi askerleri öldü ilk etapta, sığındıkları zırhlı araçlardan çıkamadılar. Öyle ki tuvalete dahi gidemediler, altlarına bez bağladılar. Savaş bittikten sonra oraya gidince gördük ki; pis bezlerini oralara atmışlar.

“ERBAKAN HOCA’DAN DA KAYNAKLANAN BİR MUHABBETLERİ VAR”

Gazze’den Türkiye’ye yönelik bakış açısı nasıl? Ayrıca Mavi Marmara’ya değinmenizi de rica edeceğim.

Gazzeliler, Filistinliler yıllardan beri Müslüman Arap ülkelerinin başındaki hainlerin hep ihanetlerini gördükleri için bir kelimeyle dahi olsa Türkiye kendilerini desteklediğinde Türkiye’ye karşı muhabbetleri oluyor. Ayrıca belirtmeliyim ki, Filistinlilerin Türkiyeli Müslümanlara yönelik muhabbetleri tarihten geliyor. Osmanlı’dan geliyor. Bir de Allah rahmet eylesin, Erbakan Hoca’dan da kaynaklanan bir muhabbetleri var.

“GAZZELİLER, ‘İLLA BURADA SAVAŞ OLUNCA MI HAREKETE GEÇİLECEK’ DİYORLAR”

Türkiye, halk olarak çok duyarlı. Ama duyarlılığımız nedense hep savaş başladığında oluyor. Oradaki kardeşler, ‘İlla burada savaş olunca mı harekete geçilecek’ diyorlar. Oradaki insanlar, ümmetin görevini yerine getiriyor. Mescid-i Aksa tüm ümmetin olduğu için herkes sahip çıkmalı bu konuya.

“YAHUDİLER TÜRKİYE’YE VİZESİZ GELİRLER AMA FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZ VİZE ALIR”

Ben sürekli bunu söylüyorum. Yahudiler hâlihazırda Türkiye’ye vizesiz gelirler. Ama bizim Filistinli kardeşlerimiz, dostlarımız vize alırlar, baya da bir doküman istenir kendilerinden. Türkiye’nin böyle bir uygulaması var. Ümit ederim çözülür. Normalde vize uygulaması karşılıklıdır. Siz bir ülkeye vize rahatlığı veriyorsanız karşı taraf da size vermelidir. Buradan giden vatandaşlarımızın hepsi vize ile uğraştığı gibi bir de orada çeşitli hakaretlere uğruyorlar.

“ÖLMEDEN ÖNCE KARINLARI TOK OLSUN GİBİSİNDEN YA UN GÖNDERİRLER YA DA SÜT GÖNDERİRLER”

Mavi Marmara sonrası Türkiye ile bir anlaşma yapıldı. Şartlardan bir tanesi ambargonun kaldırılması ve Türkiye’nin oraya sürekli yardım göndermesiydi. Ben oradayken ilk gemi geldi. İlk gemide on iki bin ton yardım malzemesi vardı, yedi bin tonu undu. Genellikle Müslüman ülkeler, bu tür yerdeki kardeşlere, ölmeden önce karınları tok olsun gibisinden ya un gönderirler ya da süt gönderirler. Hâlbuki oradaki insanların ihtiyacı olan ilk şey silahtır. Türkiye’ye bu anlamda çok da çağrıda bulundular.

Mavi Marmara katliamı olduğunda ben Gazze’deydim. İsmail Heniyye’nin bir lafı vardı. Dedi ki; “Bundan sonra Filistin’de yeni bir tarih başlıyor. Mavi Marmara öncesi ve sonrası diye... Hiçbir çıkarları olmayan bu insanlar, çocuklarını, işlerini bıraktılar ve Yahudilere karşı çıkıp şehit oldular. Onlar gelemedi ama kanları buraya ulaştı. Bu bizim için nimettir.” dedi.

Benim çok değerli bulduğum bir serzeniştir. Denir ki; Gazzeliler, Türkiye’den ilaç değil silah istiyor. Gıda tamam, ilaç tamam ama asıl destek askeri noktada olmalı.” Böyle bir serzenişte bulunulur.

Bulunulur bulunulmasına da ama siz karşıdaki duyar mı? Benim bir arkadaşım vardı. Valiye yazı yazardı ama vali bunu umursamazdı. Sonra dedi ki; ses gelmeyen tele mızrap vurulmaz. Bundan sonra yazmayacağım, dedi.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin gelişmesi Gazze’de uygulanan ambargonun gevşemesini sağladı mı?

Yok. Hatta daha kötü oldu.

“TAZİYEDE HÜZÜNLENDİĞİMİZDE ‘NE OLDU SİZE, HASTA MISINIZ?’ DENDİ”

Gazze’de yaşadığınız ve unutamadığınız bir anı var mı?

Bir sürü var… 2009’daki savaşta Gazze’ye girdiğimizde dedik ki gidelim hastaneleri ziyaret edelim. Hastaneye gittik, bütün koridorlar yaralı doluydu. Bırak sedyeyi, yatağı, koridorlarda yatıyordu insanlar. Acı çeken insanların inleme sesleri geliyordu. Bir tanesi narkozun bittiğini söyledi. Kimisinin elini ayağını kesiyorlardı ve bu narkozsuz oluyordu. Orada biz çok etkilendik. Yüreğimiz dayanmadı ama onlar dayanıyordu. Yıllardan beri bu acılarla yaşıyorlar. Acılar onlara arkadaş olmuş. O ağlamaların, kesmelerin dışında asıl etkileyen şey geride kalan insanların vakur duruşuydu. Biz taziyelere gidiyorduk. Kendi kendimize hüzünleniyorduk. Adam yanımıza gelip; “Ne oldu size, hasta mısınız?” diyordu. Yani bu işi, ölümü idrak etmek farklı bir şey. Ölümü idrak ettiğiniz an her şey biter. 

“MUHAMMED DEİF, BOMBALANAN BİNADAN SAĞ ÇIKTI”

Şahit olduğunuz olaylar içerisinde “Bu, Allah’ın yardımıydı. Allah’ın yardımını burada çok net müşahede ettik” dediğiniz bir olay var mı?

İsrail ile yapılan ve elli bir gün süren savaşta, Gazze’ye yönelik bombaları çok net gördük. Yahudiler, Muhammed Deif’in olduğu binayı tespit etti. O kadar bomba attılar ki oraya, yaklaşık bir kilometre çevredeki binalar dahi yıkıldı. Aşırı bomba attılar. Muhammed Deif oradan sağ çıktı.

“GAZZE’NİN TÜM FRAKSİYONLARI ERBAKAN HOCA İÇİN TAZİYEYE GELDİ”

Erbakan Hoca için de ayrıca bir parantez açmak isterim. Gazze için önemi nedir Erbakan’ın?

Erbakan Hoca rahmetli olduğunda ben Gazze’deydim. Orada bir taziye alanı yaptık. Gazze’nin tüm fraksiyonları geldi oraya. Solcusu da geldi, komünisti de geldi. Çünkü önem veriyorlar. Dünyada Yahudileri en iyi anlatanlardan biri Erbakan Hoca’dır. Bunu onlar görmüşler. O taziyede bütün siyasiler ve halk vardı. Allah rahmet eylesin.

“BİZ ZAFERE LAYIK OLURSAK ALLAH ONU VERECEK”

Efendim bu soruyu ben birçok kişiye sordum fakat Gazze’den bir bakış açısıyla verilecek cevap çok önemli. Özelde Gazze’nin genelde Filistin’in bugünkü halde olmasının temel sebepleri nelerdir? Bu tabloyu değiştirmek için ne yapılması gerekiyor?

Başsız bir İslam ümmeti var. Halklar bazında çok şeyler yapılmış ama bu yeterli değil. Ümmetin birlikte olması gerekiyor. Biz zafere layık olursak Allah onu verecek. İlk önce şuurlu bir Müslüman olmamız lazım. Biz kendimiz olamadığımız için toplum oluşmuyor. Liderler toplumdan kopuk, âlimler kopuk. Güçlünün yanında yer alınıyor. Biz ne zaman bu toplumu oluşturursak o zaman Allah layık görürse bize zaferi verir. Selahaddin Eyyubi diyor ki; “Hiçbir gecem yoktur ki, Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü düşünmeden uyuyayım.” Bugün kaç kişi bunu yapıyor? Önce kendimizi yetiştireceğiz, kendimiz olacağız. Din muameleden ibarettir. Muamelende adalet yoksa, zulme karşı başkaldırı yoksa, kardeşlik ölçütü yoksa yandık biz. Toplumun akidesinin ve düşüncesinin sağlam bir şekilde yetişmesi lazım.

18 Eki 2021 - 04:30 - Gündem

Muhabir Bekir Şirin


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

458 - artık sınırlar ülkelere gidişler rahat olsada bir an önce allahın izniyle bu lanet gavur ülkesinden kurtulsak ve allaha iman yolunda savaşa gitsek bu geçici dünyadan çık bbıktık usandık illallah ettik

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Ekim 12:33


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?