Ne baba ocağı ne ana kucağı kaldı

“Z kuşağı” tartışmaları devam ederken gelecek nesillerin manevi ve beşeri eğitimden uzak yetişmesi günümüzün en büyük tehlikesi konumunda.

Onur Şehmus Şahin
Onur Şehmus Şahin Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Modern dünyanın en büyük mağduru ne yazık ki çocuklarımız oluyor. Kapitalist düzenin koşuşturması ve sanal âlem arasında sıkışıp kalan gelecek nesiler her geçen gün daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalıyor. Türkiye aile yapısının giderek bozulması, manevi kalkınmanın bir türlü yapılamayışı ve anne-babaların hayat yoğunluğu çocuk yetiştirmeyi de bir sorun haline getirdi. ‘Z kuşağı’ tartışmaları devam ederken evlatlarımızın manevi ve beşeri eğitimden uzak yetişmesi geleceğe dönük endişeleri giderek arttırıyor. Gelecek neslin sürüklendiği uçurum hakkında Millî Gazete’ye önemli açıklamalarda bulunan sosyologlar, Türkiye toplumunun yozlaşması hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu…

Modern dünyanın koşuşturması ve sanal âlem arasında sıkışıp kalan çocukların yetiştirilmesi giderek büyük bir sorun haline geldi. Türkiye aile yapısının bozulması, toplumsal dezenformasyon ve kapitalist düzenin en büyük mağduru olan çocuklarımızın içinde bulunduğu durum, geleceğe dönük endişeleri artırıyor.

“İNSANLARIN GİDEREK FITRATTAN UZAKLAŞTIĞI BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ”

Sosyolog Prof. Dr. Bedri Gencer, terbiye bozulmasının, tabiat bozulmasından kaynaklandığı belirterek, “Bugün küçüğü-büyüğüyle bütün insanların giderek fıtrattan uzaklaştığı bir süreç yaşıyoruz. Hatta Türkiye bu açıdan Batılı ülkelerden bile daha vahim halde, uçuruma sürüklenmekte. İnsanın maddî-manevî sıhhati, biyopsikososyal bütünlük içinde fıtratına uygun yaşamasına bağlıdır. Ancak sağlıklı bir anneden sağlıklı bir doğum süreciyle, sağlıklı bir ailede dünyaya gelen, sağlıklı bir mekânda (ev, mahalle, şehir) büyüyen bir insan tam sağlıklı olabilir. Sağlam bir çocuk, sağlam bir ailenin, sağlam bir aile de sağlam bir toplumun ve şehrin ürünüdür. Türkiye’de bir taraftan toplumun (çalışma hayatı, kadın-erkek işbölümü), diğer taraftan mekânın (ev, mahalle, şehir) çarpık dönüşümü, sağlıklı aile avantajını da yok ediyor, aileyi ve çocukları olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullandı.

“SAĞLIKLI ÇOCUK YETİŞTİRME İMKÂNI KALMAMIŞTIR”

Ülkemizde aile yapısının uğradığı dezenformasyona dikkat çeken Bedri Gencer, “Türkiye’de son kırk yılda zirveye çıkan ev ve mahalle eksenli şehir yerine apartman ve site eksenli şehirleşme ile sağlıklı çocuk yetiştirme imkânı kalmamıştır. Fıtrî çocuk terbiyesi sürecini şöyle formüle edebiliriz: Tahkik-i nefs olmadan ıslah-ı nefs olmaz. Yani ebeveyn, çocuğu ancak kendisini gerçekleştirmesini sağlayarak eğitebilir. Rabbimiz, Kuran’da ‘Hayat (dünya hayatı), bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir’ buyurur. Bu bakımdan çocuk, ancak akranıyla bedenî oyunlar oynamakla kendisini gerçekleştirebilir. Bu sayede çocuğun hem bedenî, hem ruhî özellikleri gelişir, enaniyet, kibir, haset gibi potansiyel nefsanî illetler yerine paylaşma, tevazu ve yardımlaşmayı öğrenir, başkaları-ben münasebetini sağlıklı kurabilir” şeklinde konuştu. 

“ÇOCUKLAR, ÇÜRÜYEN TOPLUMUN KURBANI HALİNE GELMEKTEDİR”

Bedri Gencer, sosyal hayat yoğunluğuna işaret ederek, “Günümüzde ebeveynler, cami-mahalle eksenli şehirden, cemaatten uzak gayr-i fıtrî bir ortamda yaşadıkları için ne kendilerini ve çocuklarını eğitebiliyorlar, ne de modern iş hayatının gayr-i fıtrî çalışma temposundan ailesine, çocuklarına nitelikli vakit ayırabiliyorlar. Dolayısıyla bu kadar hasta bir toplumda sağlıklı çocuk yetiştirmek, adeta ateşle imtihan olmuştur. Günümüzde toplumda öne çıkmış hocaların bile bu ağır imtihandan geçme garantileri yoktur. Bakarsınız, cemiyeti eğiten bir hoca kendi çocuğunu eğitmekten acizdir. Çocuk, giderek ailenin, ebeveynin, büyük bir âlim de olsa babanın nüfuzundan çıkarak toplumun girdabına kapılmakta, çürüyen toplumun kurbanı haline gelmektedir” diye konuştu.

“OKULLARDAN EĞİTİM BEKLEMEK HAYALDİR”

Bedri Gencer, “Günümüzde çocuk, enformel, birincil eğitim kurumu olarak aileden eğitim alamadığı gibi, formel, ikincil kurum olarak okuldan da eğitim almaktan mahrumdur. Kâinat gibi beşerî tecrübe de bir bütündür, birbirine bağlıdır. En geniş mânâda modernleşmeyle Allah-kul, karı-koca, ebeveyn-çocuk münasebetlerinin bozulduğu bir çağda öğretmen-öğrenci münasebetinin de sağlıklı olması beklenemez. Öğretim bile verildiği şüpheli olan okullardan eğitim beklemek hayaldir. Sonuç, elektronik oyuncakların, sosyal medyanın şekillendirdiği, youtuberların emzirdiği, giderek insanî vasıflarını yitiren, mankurtlaştırılan bir nesil” diyerek yeni neslin geldiği durumu özetledi.

“ÇOCUKLARIMIZIN ARTIK DİJİTAL BİR DADISI VAR”

Sosyolog Türkan Çiğdem ise teknoloji tehlikesine vurgu yaparak, “Yeni nesil anne babaların en büyük rakibi dijital dünyadır. Çocuklarımızın artık dijital bir dadısı var ve isimleri değişiyor akıllı telefon, tablet, bilgisayar gibi. Var olan anne babanın yokluğu çocukların, sanal dünyada savunmasız bir şekilde tek başlarına kalmalarına sebebiyet veriyor. Bu tehlikeli dünyada çocuklarımızı nelerin beklediğine dair en ufak bir fikrimiz dahi yok. ‘Çocuklarınızı ellerinizden nasıl alırız’ın en güzel örneği dijital dünyanın kucağına doğan Z kuşağı, hazzın ve hızlı tüketimin merkezinde yaşıyor. Keyif veren şeylere yönelirken, zaman ve emek isteyen hiç bir şeyi yapmak istemiyor. Hızlı tüketilen kıyafetler, hızlı tüketilen ilişkiler, hızlı tüketilen duygular, hızlı tüketilen insanlar olmaktadır maalesef” açıklamalarında bulundu. 

“ÇOCUKLARIMIZI KAYBEDİYORUZ”

Sadece çocukların değil, anne babaların da sanal dünyanın esiri olduğunu belirten Türkan Çiğdem, “Bu kadar tüketim çılgınlığının faturasını ödemeye çalışan ebeveynler kazanma, başarma telaşı içerisindeler. Tüketimden uzak duran ailelerin toplumun dışında kaldıklarını topluma uyum sağladıklarında ise sürekli sahip olunan şeylerin faturasını ödemekten kendi yaşamlarına sahip olamadıklarını görüyoruz. Ve söz konusu çocuklarımızı kaybediyoruz. İnsan mühendisliğinin bir diğer adı ebeveyn olmaktır. Bu kadar yüce bir görevi hiçe sayışımızın çöküşünü yaşıyoruz. Eskiler ne güzel tarif etmiştir aileyi ‘Baba ocağı gibi rahat ana kucağı gibi sıcak yer bulunmaz’ derler. Fakat şimdilerde ne baba ocağı, ne ana kucağı kalmadı. Zira anne babalar da artık çocuklarını kendi keyfince kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktalar. Ve her şey gibi ‘değer verme’ ve ‘değer alma’ da hızlı bir şekilde tüketilmiş durumda” dedi.

12 Eki 2021 - 04:30 - Aile & Yaşam

Muhabir Onur Şehmus Şahin


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Misafir - “Türkiye toplumunun” şeklinde yazınızda yer verdiğiniz ifade aile yapımızın bozulması kadar önemli olduğu kanaatindeyim. Aile yapımız bozulmadan önce aile anlayışımız bozuldu. Ailenin bir üstünü Millet oluşturur. Millete ilişkin ve uygun olan Milli’dir ve kaldı ki gazetenizin adıda Milli Gazete. Toplum amaçsız, bir benzerlik göstermeden ve geçici bir süre için bir araya gelmiş belli bir karakteri olmayan kalabalıktır. “Türkiye toplumu” ifadesi yazınızda Türkiye’de bir Millet değil yukarıda bahsettiğimiz gibi Topluluk var demektir ki maalesef ailenin önemine vurgu yapan yazınızla bu ifade taban tabana zıtlaşmaktadır. Hatta “Halkların Demokrasisi” ifadesinin bir başka şekilde söylenmesi olduğu dahi değerlendirilmeye dahil edilebilir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Ekim 08:48


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?