Reklamı Kapat

Saadet Partisi'nden 5 maddelik öneri! Afganistan'ın yanında olmalıyız

Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, haftalık basın toplantısında Afganistan'da yaşanan son gelişmeler, felaketler ve aşı konusunda değerlendirmede bulundu.

Saadet Partisi'nden Afganistan açıklaması! İlişkilere zarar verilmesin
Video için play'e tıklayın

Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, partisinin genel merkezinde haftalık basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi. Tekir, partisinin afetlere karşı 5 maddelik önlem reçetesini kamuoyuyla paylaştı. Tekir, “Yangın söndürme, sel gibi felaketlere karşı önceden tedbir almayanlar. Tedbirsizce dere yataklarına şehirleşmenin yolunu açanlar şimdi aynı tehlike karşımızda İstanbul Depremi için durmaktadır. Allah muhafaza etsin böyle bir deprem için hazır mıyız? Bizim yaşanan felaketlerden gördüğümüz şudur; Türkiye’nin büyük bir olası felakete ne yazık ki hazır olduğunu söylememiz mümkün değildir.” dedi.

SAVURGANLIK KİMDE, İHMAL KİMDE, VURDUMDUYMAZLIK KİMDİR?

Hükümetin her felaket sonrasında vatandaşa IBAN vermesine tepki gösteren Saadet Partili Tekir, “Allah aşkına bu kadar vergi nereye gidiyor da üstüne bir de afet günlerinde para toplamak için IBAN numarası atılıyor. Yaşanan her kötü günün açtığı yarayı milletimiz yaşamakta, iyi de savurganlık kimde, ihmal kimde, vurdumduymazlık kimde?” diye sordu.

TÜRKİYE'NİN AFGANİSTAN'IN YANINDA OLMASI GEREKMEKTEDİR

Afganistan’da yaşanan son gelişmelerin ardından Türkiye’nin izlemesi gereken yol haritasını 5 maddede paylaşan Tekir, “Türkiye’nin kardeş ülke Afganistan’ın yanında olması gerekmekte, ilişkilerini geliştirmesi ve var olan ilişkilere zarar vermeyecek bir tutum sergilemelidir.” değerlendirmesinde bulundu. 

Sabri Tekir’in açıklamaları şöyle:

Hz. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin efendimizin; “Eğer ben şimdi haksızlığa karşı çıkmazsam kıyamete kadar hiç kimse zulme karşı durmaz” diyerek, kendisini destekleyen bir avuç insanla Kerbela’da şehit edilmesinin yıl dönümünü yaşıyoruz. Hak için Hz. Hüseyin’in ödediği büyük bedelin bugün İslam dünyası için ciddi bir ders olması gerekmektedir. Kerbelalar bitmiş değildir. Biteceğe de benzemiyor aslına bakılırsa bugün Afganistan’da yaşananlar farklı boyutları ile Kerbela’dan farksızdır. İslam dünyasında akan kanın durması ve zulmün son bulması için gösterdiği mücadele nedeniyle Seyyidü’l Şüheda Hz. Hüseyin efendimiz, aile efradını ve arkadaşlarını rahmetle anıyorum.

Umut yılı olmasını temenni ettiğimiz 2021 yılı ne yazık ki felaketler yılı oldu. Bir yandan Kovid 19 salgın sürecinin getirdiği sıkıntılar devam ediyor diğer yanda ise orman yangınları, sel baskınları ve bunların ortaya çıkardığı vicdanları yaralayan acı tablo. Bozkurt ilçemiz adeta yok oldu, görüntüler içimizi parçaladı. Öncelikle bu felakette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Akabinde ise bir uyarıda bulunmayı da vazife olarak görüyorum. Bakınız ülkemiz ciddi badirelerle boğuşmakta. Peki bu badirelerin en büyük müsebbibi kim? Esas itibariyle bu içinde bulunduğumuz ve geçirdiğimiz badirelerin müsebbibi ihmalkarlık ve ihmalkar yöneticilerdir.

TÜRKİYE FELAKETLERE HAZIR DEĞİL

Yangın söndürme, sel gibi felaketlere karşı önceden tedbir almayanlar. Tedbirsizce dere yataklarına şehirleşmenin yolunu açanlar. Şimdi aynı tehlike karşımızda İstanbul Depremi için durmaktadır. Allah muhafaza etsin böyle bir deprem için hazır mıyız? Bizim yaşanan felaketlerden gördüğümüz şudur; Türkiye’nin büyük bir olası felakete ne yazık ki hazır olduğunu söylememiz mümkün değildir.

AFETLERE KARŞI 5 MADDELİK ÖNLEM ÖNERİSİ

Afetler ülkemizin bir gerçeği ve giderek şiddetini arttıran bir vakıa, bu halde toplum ve devlet olarak her türlü afete karşı hazır olmalı, bu noktada bir takım somut tedbirler almalıyız. Bu konudaki önerilerimizi sıralamak istiyorum.

1- Mevcut personel yasaları ile büyük illerin dışındaki il ve ilçe belediyelerinde yapı denetimi ve ruhsat verme görev ve sorumluluğunu yüklenecek uzman personel istihdamı mümkün olamamaktadır. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve söz konusu belediyelerde görev yapmanın ekonomik teşviklerle cazip hale getirilmesi böylece uzman personel eksikliğinin giderilmesi sağlanmalıdır.

2- Her afetten sonra sorumluları belirleyecek ve cezalandıracak “Geçici Özel İhtisas Mahkemeleri” kurulmalıdır

3- Afetlerin yol açtığı can ve mal kayıplarının önemli nedenlerinden “mühendislik hataları”nın en aza indirilmesi için inşaat sektöründe çalışan mühendis, tekniker, kalfa, usta, işçi vb. bütün bireyler afetlerle ilgili olarak eğitilmelidir. Bu konuda yapılacak faaliyetlerde “Mimar ve Mühendis Odaları”nın etkin olarak yer alması gerekir.

4- Afetlerle birlikte yaşama kültürünün toplumda yerleştirilmesi gerekir. Bu da ancak tüm toplum kesimlerinin afetler konusunda eğitimden geçirilmesi ile mümkün olacaktır. Bu amaçla gerçekleştirilecek eğitim seferberliğine kamu ve özel bütün kurum ve kuruluşların katkıda bulunması gerekir.

5- Yangın ve sel gibi afetlerde mücadele ederken hayatını kaybeden personele şehitlik payesi verilmelidir.

Bütün bu süreçlerden çıkarılması gereken en büyük ders iktidar ve belediyelerin olası bir İstanbul depremi ya da farklı afet durumlarında birbirlerine görev yüklemek yerine iş birliği içinde afetle mücadele ve önleme için koordinasyon içinde olmalıdır. Afet günlerinde birlik ve beraberlik her zamankinden daha önemli bir hal almaktadır. Biz millet olarak bu farkındalığa sahibiz. Hatta zor günlerde birlik olmak, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmak milletimizde farkındalıktan da öte bir refleks haline gelmiştir.

İSRAFI KESİN ONDAN SONRA BU MİLLETE İBAN GÖNDERİN

Ancak iktidara baktığımızda ise bunun bir IBAN atma refleksine dönüştüğünü görüyoruz. Hal böyle olunca insanımızda “benim ödediğim vergiler nereye gidiyor” diye sormadan edemiyor. Vatandaşlarımız zaten afet günlerinde kullanılması için vergi vermektedirler. Üstelik bu vergiler zaten günden güne hem daha çeşitli hem de daha yüksek hale geliyor. Allah aşkına bu kadar vergi nereye gidiyor da üstüne bir de afet günlerinde para toplamak için iban numarası atılıyor.

Yaşanan her kötü günün açtığı yara milletimiz bu yaraların acısını yaşamakta; iyi de savurganlık kimde, ihmal kimde, vurdumduymazlık kimde? Savurganlığın daha detaylı bir boyutu ibretamiz bir boyuttur. Bakınız burada İslam tarihinden bir örnek hadiseyi aktarmak istiyorum. Sultan Baybars halka yeni vergiler yüklemek istemiştir. Bunun da başlıca sebebi Moğol İstilasına karşı orduyu teçhiz etmektir. Bu karara imza atmasını istediği büyük alim İmam Nevevi kendisine şu cevabı vermiştir; “Şu kadar hizmetçin, üzerlerinde ise şu kadar ziynet ve mücevher var, önce onları sat sonra bu kararı imzalayalım”

Bugün kamu kuruluşlarınızın şu kadar lüks araçları, sarayları aratmayacak lüks binaları vardır, buralarda çalışıp israfa bulaşan onca insanlar araçlarını satsınlar, israfı kessinler siz de ondan sonra bu millete İBAN gönderilsin. Unutmayınız ki; vatandaşlarımız tarafından ödenen hiçbir vergi; devlet adamlarının, kamuda çalışanların hayat standardı yükselsin diye yapılan bir bağış değildir!

AFGANİSTAN İÇİN İZLENECEK YOL HARİTASI

Afganistan İstiklal Savaşı sırasında bize destek veren en önemli ülkelerden birisidir. 1700’lü yıllardan beri bağımsızlığını sürdüren bir devlet olan Afganistan, öylesine bir jeopolitik konumu sahiptir ki Orta Asya’nın bütününü gözlem altında tutabilecek bir konuma sahiptir. Afganistan’da hepimizin malumu olan bir süreç yaşanıyor. Taliban Kabil’e girdi ve ülkenin kontrolünü ele aldı. Bu noktada ne yazık ki önce “Kabil Havalimanını” Türkiye koruyacak tarzında götürülmeye çalışılan Afganistan politikamız, Kabil’in aniden düşmesi ile bir muammaya, bir bilinmeze dönüştü.

İktidarın dış politika belirlerken hamasi nutuklarla politika belirlemeye yönelmesi, bölgesel dengeler yerine ABD menfaatlerini öncelemesinin bir sonucu olarak Afganistan’da da ciddi bir krizle karşı karşıya kaldık.

Bu noktadan itibaren izlenecek yol haritası itibariyle şunu ifade etmek istiyorum;

1- Türkiye’nin kardeş ülke Afganistan’ın yanında olması gerekmekte, ilişkilerini geliştirmesi ve var olan ilişkilere zarar vermeyecek bir tutum sergilemelidir.

2- Ülkenin ve Bölgenin barış ve istikrara kavuşması noktasında arabuluculuk rolü üstlenmesi ve Afganistan’ın huzur ve barışa bir an önce kavuşmak için elinden gelen tüm gayreti göstermesi gerekmektedir..

3- Askeri personelimizin herhangi bir zarar görmesinin önüne geçecek diplomatik adımların atılması.

4- Afganistan’ın yeniden toparlanması, huzur, istikrar ve asayiş içinde bulunması için ülkemiz başta olmak üzere tüm İslam dünyasının bir araya getirilerek somut adımlar atılması gerekmektedir.

5- D-8 ve İslam İşbirliği Teşkilatları başta olmak üzere diğer uluslar arası teşkilatların Afganistan gündemi ile acil bir araya gelmesi ve Afganistan’ın normal bir düzene intikalinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bu noktadan sonra hepimize ders olması gereken bir süreç ile karşı karşıya olduğumuzu da belirtmek istiyorum. Türkiye’nin ABD eksenli dış politika stratejisini acilen gözden geçirmesi gerekmektedir. Bu coğrafyada ABD’nin ipi ile kuyuya inilmeyeceği çok açıktır ve bu Afganistan meselesinde açıkça kendisini göstermiştir. Daha bir ay önce Biden Kabil’i savunacaklarını söylerken bugün apar topar ülkeyi terk ettiler kaldı ki Reagan döneminden beri ABD Başkanları Taliban ile temas halinde bulunan yönetimler olmuştur. Aynı ABD Türkiye’yi PKK konusunda, Kuzey Suriye’de terör örgütünün güçlenmesi konusunda yüzüstü bırakmıştır bu da herkesçe malum bir husustur, bunlar ABD’den dost ve müttefik olma konumunu sorgulanır hale getirmektedir.

ABD GİTMEK ZORUNDA KALMIŞTIR

Aşırı bir kibir ve derin bir kasvet duygusunun delice bir bileşimi olan Amerikan kültürü, barış sağlama, küresel barışa destek sağlama adına gittiği Afganistan’a yine kendisinin sebebiyet verdiği kaotik ortamda bırakıp, Afganistan’ı bırakıp çekilip gitmek zorunda kalmıştır. Zaten, ABD 20. Yüzyılın ikinci yarısında giriştiği işgal ve savaşların hiçbirisini kazanma gereksinimi duymadan, ABD’nin bu operasyonlarda temel amacı, hedeflediği ülke veya bölgede karmaşa yaratmak, kendisi ile mücadele edebilecek derecede büyük bir gücün oluşmasını engellemektir.

20. Yüzyılda böyle olduğu gibi ABD’nin bu küresel güvenlikçi konsepti 21. Yüzyılda da bu zeminde sürecek gibi görünmektedir. O nedenle Türkiye’nin dış politika çizgisini yeniden çizerken bu noktayı esas almak sureti ile ABD dışında başka güçlerle de etkin bir şekilde işbirliğini güçlendirmesi gerekmektedir.

AŞI SÜRECİ SAĞLIKLI İŞLETİLMELİ

Risk grubundaki vatandaşlarımızın salgına karşı korunmak için aşı olmalarını tavsiye ediyorum. Aşı tedarik sürecinin ve aşılamanın bir hayli önemli noktalara ulaştığını ve toplumsal bağışıklık için aşılamanın önemli olduğunu hem geçmiş olaylardan hem de şu anki salgından ötürü biliyoruz. Esasen bilmemiz gereken bir başka husus 1900’lü yıllardan bu yana salgın hale gelmiş hususlarda aşılama kampanyaları en etkin biçimde yürütmüş ülkelerin başında geliyor ülkemiz. Bu sebeple aşılamada zorlamayı değil gönüllülüğü esas almalıyız. Bu nedenle zorlamayı değil ikna yöntemini benimsemeliyiz diye düşünüyorum. Yetkililer, gerekli çalışmaları yaparak aşıya olan güvensizlikleri ortaya çıkarıp tereddüt içinde olanların endişelerini giderebilir. Bu nedenle bir kez daha aşıyı tavsiye etmekle birlikte aşı olmak istemeyenlerin zorlamalara maruz kalmamasını aşı olmak istemeyenlerle ilgili ikna edici bir süreç işletilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. 

18 Ağu 2021 - 12:17 - Siyaset


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.