Reklamı Kapat

Erdoğan dolar kurunu çift haneye taşıyacak! Bir cümlesi 15 kuruş...

Dolar kurunda yaşanan bir miktar çekilme sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları dolar kuru için yükselmeye yetti. Dolardaki bu yükseliş piyasaları tedirgin ederken uzman isimler uyardı.

İnternet Haber Merkezi
İnternet Haber Merkezi Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Türkiye’de AK Parti ekonomi yönetimi tarafından enflasyonda yeni bir rekora imza atıldı. Türkiye’de enflasyon yüzde 18.95’e yükseldi. Dolar kuru yeniden yükselişe geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 4 Ağustos akşamı katıldığı A Haber canlı yayınındaki açıklamaları bir süredir değer kazanan Türk Lirası’nı sert vurdu. Dolar kuru 8.29 TL seviyelerine gerilerken Erdoğan’ın açıklamaları sonrası dolar kuru 8.57 TL seviyesine fırladı. Dolarda çift hane riski gerçeğe mi dönüşüyor? Dolar kuru ve enflasyon neden artıyor?

ERDOĞAN’IN BİR CÜMLESİ DOLAR KURUNDA 15 KURUŞ OYNATTI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘faiz’ ve ‘enflasyon’ açıklaması dolar kurunda 15 kuruş oynattı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri ve CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, CHP Ekonomi Masası Youtube kanalında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Buradan ben sinyalimi belli yerlere vermiş oluyorum. Bundan sonra enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Zira faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz” sözlerini değerlendirdi.

DOLAR YÜKSELDİĞİNDE KİM KAZANIYORSA SİNYAL ONLARA

Evren Devrim Zelyut’un CHP Ekonomi Masası Youtube kanalında sorularını cevaplayan Selin Sayek Böke, “Cumhurbaşkanı faiz enflasyon ilişkisine dair bir açıklama yaptıysa geçtiğimiz yıllarda her seferinde Türk Lirası değer kaybetti. her seferinde Türk Lirası’nın bu açıklamadan sonra değer kaybedeceğini bilerek bu açıklama yapılıyorsa Türk Lirası değer kaybettiğinde dolar yükseldiğinde kim kazanıyorsa onlara sinyal vermiş demek. Bu bir cümlelik açıklamayla 15 kuruş kim kazandı. Bu kuruşluk değer kaybından Türk Lirasının kim kazanç sağladıysa sinyali onlara göndermiş demektir Erdoğan. Bu da başlı başına esasında piyasa içerisinde ekonomik gerekçelerle değil, siyasi bir saikle müdahale edildiği anlamına geliyor. Bu da güveni bozan diğer unsurlardan bir tanesi.” dedi.

MERKEZ BANKASI’NA GÜVEN ORTADAN KALKTI

Merkez Bankası’nın güven problemine dikkat çeken CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, “Her seferinde geçmiş dönemde yüklenen maliyetler bilinmesine rağmen ısrar ettikçe bu sefer Merkez Bankası'na güven ortadan kalkıyor. Ekonomik işleyişe göre döviz kurunun belirlenebileceğini dair bir öngörülebilirlik ortadan kalkıyor. Bunlar ortadan kalktığı için de döviz kurunda müthiş bir oynaklık oynaklıkla beraber de sürekli Türk Lirası’nın değer kaybıyla karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü güven ortadan kalkmış.” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomist Evren Devrim Zelyut ise, “Berat Bey döneminde siz bu yanlışı yaptınız. Faiz, enflasyon işini 6.85’ten 8.50’ye fırlattınız. Bu hatayı 8.50 seviyesinden yaparsanız elime ısırıyorum. Allah korusun diyorum. Kesinlikle bir Türk evladı olarak bunu istemiyorum ama 8.50’den çift haneye doğru kuru yükseltirseniz diye ben bir çıkarımda bulunuyorum.” diye konuştu.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM DE ENFLASYON DÜŞMEYECEK

Selin Sayek Böke’nin konuşması şöyle:

“Hakikaten cumhurbaşkanının iddia ettiği gibi enflasyon düşüşe geçecek mi sorusunun yanıtı, bir kere maalesef bunun böyle olmayacağı ve saray rejimi devam ettiği sürece şahsım düzeni devam ettiği sürece bu iktidar iktidarda olduğu sürece bu kriz halinin ve hayat pahalılığının süreceğinin altını çizelim. Çünkü yaşıyor olduğumuz enflasyonun temel sorumlusu esasen bu iktidarın kurmuş olduğu düzen ve o düzen değişmediği takdirde bu sorunun kalıcı bir biçimde çözülmesi de mümkün değil. Onun için orta ve uzun vadede zaten bu iktidar değişmediği takdirde enflasyonun düşmeyeceğini biliyoruz. Kısa vadedeki gelişmelerde düşmesinin önündeki engelleri çok net ortaya koyuyor. Üreticilerin kendi yaşadıkları enflasyon yani maliyet yükü müthiş artmış vaziyette. Üreticilerin bizzat deneyimli oldukları fiyatlar yüzde 45’e dayanmış vaziyette. Bunun önemli bir kısmı henüz tüketici fiyatlarına yansıtılmış. Yani tüketici fiyatlarındaki enflasyonla üreticilerin maliyet enflasyonu arasındaki makas o kadar açık ki bu maliyetin ya iflasla yol açacağını ya bu iflaslar nedeniyle işsizliğe yol açacağını ya da bu maliyeti tüketiciye yansıtacağını öngörmek mümkün. Her iki durumda da tüketici açısından ya işsizlikle esasında derin bir yoksullaşma yaşamak anlamına geliyor ya da üretici fiyatlarının tüketici fiyatlarına yansıması ve dolayısıyla enflasyon yoluyla yoksullaşma anlamına geliyor. Birincisi bu. Yani üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki bu çok açık makas enflasyonun önümüzdeki dönemde düşmeyeceğine işaret ediyor.

MERKEZ BANKASI'NA GÜVENCEYE İHTİYAÇ VAR

İkincisi Merkez Bankası Başkanı hatırlayın geçtiğimiz hafta enflasyon raporunu açıklarken adeta halka fiyatlama davranışlarını bozdukları için kızgınlığını dile getirdi. Oysaki halkın üreticinin, tüketicinin enflasyona dair beklenti oluşturabilmesi için güven duyabileceği bir kurumsal çerçeve ihtiyacı var. Yani güven duyacağı bir Merkez Bankası’na ihtiyacı var. Merkez Bankası'nın politikalarının teknik olarak siyasetin gölgesinde belirlenmesine dair bir güvenceye ihtiyacı var. Siyasi değil, ekonominin ve halkın ihtiyaçlarına göre belirlendiğine dair bir güvence ihtiyacı var. Yani Merkez Bankası’nın bağımsız bir biçimde işini yapabileceğine dair bir güvence arıyor. Halk fiyatlamayı beklentisini düzgün oluşturabilmek için o zaman şu soruyu soralım, bugünkü Merkez Bankası’na böyle bir güveni yaratabilecek bir değişiklik öngörüyor muyuz? Göremiyoruz. Neden? Çünkü tek adam rejiminin doğası zaten kurulları, kuralları ve kurumları yok etmek üzerine kurulu. Yani Merkez Bankası’nın halkın öngörü ve beklenti oluşturabilecek bir öncü rol üstlenmesi mümkün değil. Enflasyonda buda fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın devam etmesi maliyetini ortaya çıkarıyor. Bu da enflasyonun kısa vadede düşmeyeceğine işaret ediyor.

Üçüncüsü de sorunuzun ikinci önemli kısmı ile bağlantılı olan kısım şimdi Türkiye'de enflasyon önemli bir kısmı da döviz geçişkenliğinden geliyor. Neden? Çünkü bu iktidarın kurmuş olduğu düzen üretimi iki temel aksda doğrudan yurt dışına bağlı birincisi, üretim bandının kendisi yurt dışına bağlı ne üretirsek üretelim, ithal girdiye ihtiyacımız var. Enerjide müthiş bir dışarıya bağımlılık içerisindeyiz. Dolayısıyla da Türk Lirası döviz kuru başka kurlara karşı değer kaybettiği zaman bu doğal ve otomatik bir maliyet anlamına geliyor. Üretici için ve işte o maliyet ister istemez enflasyona dönüşüyor. Kurun, ikinci geçişkenliği de büyük dış borç yükünden biliyoruz. Yani o derece ağır bir dış borç yükümlülüğü varken özel sektörün hem de Türkiye ekonomisine genel olarak Türk Lirası’ndaki her değer kaybı borç ödemelerinin Türk Lirası cinsinden artması anlamına geliyor. Bu da bir maliyet yüklenmesi anlamına geliyor. Üreticinin dolayısıyla enflasyon, döviz geçişkenliği kanalıyla da düşmeyeceğine dair maalesef bir öngörü oluşturmak mümkün. Bu öngörünün alt başlığı esasında döviz kuruna dair bir öngörüyü barındırıyor. Yani kuru da öngörmek mümkün değil Türkiye'de. Neden? Çünkü döviz kurunu bugün Erdoğan'ın bir cümlesi 15 kuruş oynattı. Nasıl oynattı? Bilimsel bilgilerle elimizde olan kuramsal çerçeve ile bütün dünyanın bildiği bir kuramsal çerçeve ile yıllardır kavga ediyor. Faiz ve enflasyon arasındaki ilişki de bilim dışı bir çerçeveyi da yaptıkça ve burada her seferinde geçmiş dönemde yüklenen maliyetler bilinmesine rağmen ısrar ettikçe bu sefer Merkez Bankası'na güven ortadan kalkıyor. Ekonomik işleyişe göre döviz kurunun belirlenebileceğini dair bir öngörülebilirlik ortadan kalkıyor. Bunlar ortadan kalktığı için de döviz kurunda müthiş bir oynaklık oynaklıkla beraber de sürekli Türk Lirası’nın değer kaybıyla karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü güven ortadan kalkmış.

ERDOĞAN KİME SİNYAL VERDİ?

Kime sinyal verildi? Bu sinyal ya Merkez Bankası’na ve TÜİK’e verildi. Dolayısıyla da dediki Cumhurbaşkanı faizi ne olacağına ben karar veririm. Bu sinyal kime gidiyor? Bu sinyalin önemli bir parçası esasında faiz politika faizini belirlemekle yetkilendirilmiş olan sorumluluğu yasal olarak üstlenmiş olan Merkez Bankası'na gidiyor veyahutta Merkez Bankası'nın politika faizini dayandırdığı enflasyon hesabını yapıyorlar. Türkiye gidiyor olabilir. Şimdi bu bir kere kendi başına zaten eğer böyleyse sinyali bu kurumların almasını istediği ise Cumhurbaşkanı bu başlı başına rejimin neden kriz yarattığını ortaya çıkarıyor. Çünkü siyasi bir otoritenin esasında teknik olarak veriliyor olması gereken bir ekonomik karar bütününe dayatma yaptı. Kararı ortak akılla bir kurullar çerçevesinde alınmasına engel oldu. Ve tek adamın faizi belirlediğini çok net ortaya koymuş oluyor. Bu kurumsal yakın zaten Türkiyede öngörülebilirliği ortadan kaldırdığı Türkiye'de kurallı işleyen ekonomik düzeni ortadan kaldırdı. Dolayısıyla da güveni erozyona uğrattı ve bu enflasyonu doğurdu.

İkincisi de ne zamanki Cumhurbaşkanı faiz enflasyon ilişkisine dair bir açıklama yaptıysa geçtiğimiz yıllarda her seferinde Türk Lirası değer kaybetti. Evet, o zaman şu soruyu sormakla yükümlüyüz. Her birimiz bu ülkenin yurttaşları olarak yani her seferinde Türk Lirası’nın bu açıklamadan sonra değer kaybedeceğini bilerek bu açıklama yapılıyorsa Türk Lirası değer kaybettiğinde dolar yükseldiğinde kim kazanıyorsa onlara sinyal vermiş demek. Bu bir cümlelik açıklamayla 15 kuruş kim kazandı. Bu kuruşluk değer kaybından Türk Lirasının kim kazanç sağladıysa sinyali onlara göndermiş demektir Erdoğan. Bu da başlı başına esasında piyasa içerisinde ekonomik gerekçelerle değil, siyasi bir saikle müdahale edildiği anlamına geliyor. Bu da güveni bozan diğer unsurlardan bir tanesi. Dolayısıyla sorunun kendi başına bence hem öngörü oluşturmak açısından hem de niye Türkiye'nin bu kadar derin bir ekonomik buhran yaşıyor olduğunu çok netleştiren maalesef bir deneyim daha yaşadığımız düşünüyorum.

DOLAR REZERVLERİMİZ EKSİDE

Maalesef Türkiye'nin esasında böylesi kuruş oynaklıklarına karşı en büyük güvencesi olan uluslararası rezervleri, bu bilim dışı, rasyonel, ekonomik, kurallı işleyen bir ekonomik düzenle hiç örtüşmeyen anlayışta ısrar nedeniyle kaybedildi. Yani o 128 milyar dolar Türkiye'nin güvencesi neye dair güvencesiydi? Eğer ön göremediğimiz, beklemediğimiz bir dışsal şok olur da TL üzerinde bir baskı oluşturursa o bir tarafa sigorta diye ayırmış olduğumuz uluslararası rezervimiz ile döviz piyasasına Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak resmen müdahale etme imkanımız yaratan bir sigortaydı, şimdi o sigortanın varlığı yok. 128 milyar dolar buharlaştıktan sonra bugün karşı karşıya olduğumuz günler, güncel gerçeklik su hapları da düştüğünüzde yani esasında varlığımızın özüne baktığınızda neredeyse 55 milyar dolar civarına düşmüş olan bir rezervden bahsediyoruz. -55 milyar doları bırakın 128 milyar doların varlığını bugün eksideyiz rezervlerimiz de. Bu şu manaya geliyor ön göremediğimiz, beklemediğimiz bir kriz olursa veya ekonominin gereklilikleri ışığında Merkez Bankası'nın şeffaf bir biçimde ben buraya müdahale etmeyi seçiyorum diye deklare etmesi gereken bir koşul oluştuğu takdirde bu müdahaleyi yapabilecek cephanesi yok. Neden yok. İktidar geçmiş dönemde şimdiki hatalarında ısrar ettiği için yok. Dolayısıyla hep dönüyoruz aynı yere. Bu düzen ve bu iktidar devam ettiği sürece bu kriz derinleşerek sürecek. Neden? Çünkü iktidar böylesi krizlere karşı koruma olarak bir kenarda tuttuğumuz bütün sigortaları yok etmiş vaziyette. 128 milyar dolar buharlaşmış, yedek akçesi vardı. Merkez Bankası'nın. Yedek akçesi bütçeye aktarılmış. Yedek akçe dediğiniz de böyle bir sigortadır. Veyahutta böyle bir sigorta mekanizması oluşturabilecek bütün bütçesel kurumsal yapıları da esasında yok etmiş vaziyette. Dolayısıyla birincisi geçmiş döneme kıyasla daha da kırılgan durumdayız. Aynı hatada ısrar ediliyor ama o hatanın ortaya çıkaracağı maliyetleri az da olsa sınırlandıracak sigortalarımız da ortadan kalkmış vaziyette.

İkincisi enflasyon beklentisi meselesi çok kritik. Şimdi bir Merkez Bankası düşünün Enflasyon hedefi olarak yüzde 5 açıklıyor. Ama bu hedefi açıklamak ve tutturmak ve sorumlu olan Merkez Bankası sonra dönüp bizlere diyor ki, ben bırakın hedefi tutturmayı, hedefi yakında hiperenflasyon gerçekleşeceğine dair beklenti içinde değilim. Şimdi böyle bir Merkez Bankası’na nasıl güvenebilir piyasa aktörleri? Evet, yani kendi koyduğu hedefi öngörülerinde ulaşamayacağını baştan söylüyor zaten. Sonra da hatırlayın. Geçtiğimiz haftalarda bu beklentisini öngörüsünde yukarı doğru revize etti. Yani ben bu konuyu izleyeceğim. Çünkü siyasi bir baskı altındayım, yapmam gerekeni yapmayacağım diyen bir Merkez Bankası var işte böyle olduğu için normal koşullarda Merkez Bankası'nın piyasalara öngörü oluşturabilmesi için sunduğu beklenti öngörüsü hiçbir çıktı oluşturmuyor. Çünkü Merkez Bankası'nın kendisi zaten hedefi tutturmak için bir kaygı beslemediğini ve yüz yüze kaldı, karşı karşıya kaldı. Siyasi baskılar sonucunda beklentilerin yukarıya doğru revize etmeyi de kabullendiğini ortaya koymuş oluyor. Yani ekonomi aktörlerinin üreticinin, finansal piyasa aktörlerinin, tüketicinin enflasyona dair beklenti oluşturabileceği hiçbir çapa kalmamış vaziyette. Bu da ister istemez fiyatlama davranışlarını bozuyor. Bu çıpa geçmiş döneme kıyasla daha da zayıf neden? Çünkü aynı hatada ısrar edildikçe o hatanın maliyeti artar. Dolayısıyla bunu birkaç ay önce yaşadığımızdan çok daha derin yaşama riskini çıkarıyor. Yaşıyor olduğumuz şey krizden buhrana dönüştü. Onun içinde buhran günden güne bir toplumsal bunalıma dönüşüyor.

Üçüncüsü de dış koşullar. Yani Amerika Merkez Bankası esasında 2013 Haziran’dan beridir Dünyaya şunu söylüyor; eğer ki ben kendi ülkemde işlerin iyi gittiğine dair net bir kanaat oluşturursam, o gün tereddütsüz dışarıya verdiğin parayı geri çekeceğim diyor. Bu Türkiye gibi dışarıdan borç bulmaya çok bağımlı hale getirilmiş ülkeler açısından büyük bir belirsizlik yaratıyor. Onun içinde Amerika'nın esasında kendi ekonomisine dair yaptığı tahlillerle yaptığı açıklamalar Türkiye ekonomisini etkiler hale geliyor. Yani Amerika delta varyantı nedeniyle salgının daha uzun süre gelebileceğini öngörüp, bunu bir risk olarak algıladığında faiz politikasını etkileyeceğini öngördüğümüz için Türkiye'yi etkiliyor ve yaptı. Amerika Merkez Bankası'nın enflasyona dair kaygılarının arttığını, dolayısıyla da faizi artırma politikasını öne çekeceğini, ima ettiği her koşulda Türk Lirası etkileniyor. Bugün daha kırılganız düne kıyasla. Bugün daha kırılgan ve bu iktidar iktidarda kalmaya devam ettiği sürece tek adam rejiminde ısrar ettiği sürece tek adam rejiminin anti demokratik hukuksuz, dolayısıyla kuralsız hesap verilebilirlik olmadı. Şeffaflığın olmadığı ve rantın üretime tercih edildiği düzen devam ettiği sürece maalesef bu güven erozyonu derinleşerek sürecek.”

ELİMİ ISIRIYORUM, DOLAR KURUNU ÇİFT HANEYE DOĞRU YÜKSELTİRSİNİZ

Evren Devrim Zelyut ise şu yorumda bulundu:

“Bir ekonomist olarak bir çıkarımım var o da şu. Berat Bey döneminde de aynı hata yapıldı ve şimdi de kuvvetle muhtemel aynı hata yapılacak. Ama Berat Bey döneminde ki fark şuydu, bir kere rezervlerimiz kuvvetliydi, 128 milyar dolar harcayacak cephane vardı ve 6,85’te Çanakkale geçilmez gibi bir savunma yaptılar, orada rezervi bitirdiler, yediler. İkinci nokta yine Berat Bey döneminde enflasyonist beklentilere baktığımızda salgında yoktu. Tamam yapısal sorunlar vardı ama bu kadar büyük bir enflasyon baskısı yoktu. Üçüncüsü de Amerikan Merkez Bankası'nın ben davranış biçimine baktığımda o zaman bir baskı yoktu, piyasalar üstünde. Ama şimdi habere FED üyeleri bu varlık alımı ne zaman bitireceğiz? Faizleri ne zaman artıracağız? Şimdi bu üç bileşeni bir araya getirdiğimde Berat Bey döneminde siz bu yanlışı yaptınız. Faiz, enflasyon işini 6.85’ten 8.50’ye fırlattınız. Bu hatayı 8.50 seviyesinden yaparsanız elime ısırıyorum. Allah korusun diyorum. Kesinlikle bir Türk evladı olarak bunu istemiyorum ama 8.50’den çift haneye doğru kuru yükseltirseniz diye ben bir çıkarımda bulunuyorum.”

08 Ağu 2021 - 09:39 - Ekonomi

Muhabir  İnternet Haber Merkezi


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

03

Kerim - Halan daha burada bu durumu ve bunları savunanlar var, bunca zulme, adaletsizliklere ve hırsızlığa, israfa rağmen... Aklı selim Temel beye dahi yalancı denilecek kadar düştü siyasetin seviyesi...

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 18 Kasım 00:10
02

anormal adam - geçen sene 35 tl olan bir çuval kömür bu sene 85 tl oldu ALLAH tan korkmazlar

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 19 Ekim 14:58
01

Hmm - İktidarın ve onlara destek veren şirketlerin cebinde dolar var.. Buna binayen siz hala doların düşeceğine inanıyorsanız yanılıyorsunuz..

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 17 Ekim 00:52
04

Umut - @Hmm 01 nolu yoruma cevabı: Allah var unutmayınki bu milletin üç kuruşuna göz dikenler allahın adaletiyle karşılaşacaklar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Aralık 23:29