Bâbıâli’nin hassas ve cesur kalemi: Mehmed Şevket Eygi

İlk yazısını Eşref Edib’in yayımladığı Sebilürreşad dergisinde okurların beğenisine sunan Eygi, gazete yazılarıyla 1995’te Türkiye Yazarlar Birliğince basın dalında ödüle değer görülmüştü.

Haber albümü için resme tıklayın

Ömrünü yazmaya adayan Eygi, 1991’den vefatına kadar Millî Gazete’de “Takvimden Yapraklar” isimli köşede okurlarıyla buluştu.

Türk kültür ve sanatını bir dava taşı olarak benimseyerek, bu yaklaşımla kuşakları besleyen gazeteci, yazar Mehmed Şevket Eygi’nin vefatının üzerinden 2 yıl geçti. Anne tarafından Kolağası Neşet Bey’in torunu olan Eygi, Mehmet Sait Bey ile öğretmen Seher Hanım’ın tek çocuğu olarak 7 Şubat 1933’te Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde dünyaya geldi.

Öğrenimine 1940’ta, şimdiki adıyla Galatasaray Lisesi olan Mekteb-i Sultani’de başlayan Eygi’nin okul arkadaşları arasında gazeteci yazar Abdi İpekçi, hukukçu, akademisyen ve siyasetçi Mümtaz Soysal, futbolcu, teknik direktör Turgay Şeren ve eski milletvekili Memduh Gökçen yer alıyordu.

Eygi, iyi derecede Fransızca eğitimi aldığı lisede, Osmanlı nazırlarından Raşit Erer, Aydın milletvekili Enver Tekand, şair Orhan Şaik Gökyay, edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı ve şair Ahmet Kutsi Tecer’in aralarında bulunduğu alanında usta isimlerden de ders aldı.

YAZMAYA İLGİSİ ÇOCUKKEN BAŞLADI

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde 1952-1956 arasında eğitim gören Eygi, fakültede Cemal Süreya ve Sezai Karakoç’la diplomasi bölümünde okudu. Üniversite yıllarında Fransız hükümetinin Ankara’daki kültür merkezinde bir süre çevirmen olarak çalışan yazar, o yılları bir röportajında şu sözlerle anlatmıştı:

“Galatasaray’ı bitirip Ankara Siyasal Bilgiler’de okumaya başladığım zaman, akvaryumdan çıkarılıp denize atılmış bir balık gibi hissetmiştim kendimi. O tarihlerde, bugünkü gibi anarşi yoktu. Siyasaldaki sağcı, mürteci, solcu ve entelektüel gençler, edebi, fikri, kültürel, sosyal konularda dostça tartışabiliyordu. Edebi konularda fakültenin en parlak Müslüman genci Sezai Karakoç’tu. Cemal Süreya ile başka solcu arkadaşlarımızla kantinde çay içip rahat rahat sohbet edebiliyorduk.”

Mehmed Şevket Eygi, üniversitenin ardından iki yıl mütercimlik yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığında (DİB), bir süre de DİB Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen’in özel kalem müdürü olarak çalıştı. Henüz çocukluk yıllarında gazeteciliğe ilgi duyan yazar, ilk yazısını Eşref Edib’in yayımladığı Sebilürreşad dergisinde okurların beğenisine sundu.

Yazar Eygi, 1957’de 10 kişilik bir grupla toplam 10 sayı yayımlanan “İslam” adlı dergiyi çıkarmaya başladı, 1958-1959’da ise yedek subay olarak askerlik görevini yaptı.

“İSTANBULLU ÇOK TEŞEKKÜR EDEN BİR KİMSEDİR”

Mahir İz’in teklifiyle haftalık olarak yayınlanan “Yeni İstiklal”de yönetici ve gazeteci olmak üzere, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrası memurluktan istifa eden Eygi, İstanbul’a geldi.

Aynı dönemde Bedir Yayınevi’ni de kuran usta edebiyatçı, 2015’te Beşir Ayvazoğlu’na verdiği bir röportajda, yatılı okumak üzere, küçük bir çocukken geldiği İstanbul’un insanını şu sözlerle anlatmıştı:

“İstanbul Kültürünün Özellikleri, diye iki yazı yazmış, 62 madde sıralamıştım. Rahmetli teyzem beni dostlarına falan da götürürdü. Sohbetlerinde eski İstanbulluların çok sevdikleri, çok kullandıkları üç kelimeyi çok duyardım. Birincisi ‘efendim’. Efendim aşağı, efendim yukarı. Günde bin defa ‘efendim’.

İkincisi, ‘teşekkür ederim’. İstanbullu çok teşekkür eden bir kimsedir. Çünkü o, ‘İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmemiş gibi olur’ mealindeki hadis-i şerifi bilir. Lakin teşekkür ederken her zaman samimidir, çünkü teşekkür etmeye alışmıştır. İçinden gelir. Teşekkür etmesi gerektiğini bilir ve onun için teşekkür eder. Üçüncüsü ‘estağfurullah’. Mesela, gerçekten üstat olan bir zata gider, ‘üstadım’ diye hitap edersiniz. Hemen ‘estağfurullah efendim’ derlerdi. Kibar ve gerçek üstat olduklarından dolayı bunu kabul etmezlerdi. Bugün tarihe karışmış vaziyette, eski İstanbul’da kibar insanlar katiyen ‘ben’ demezdi.

‘Fakir’ yahut ‘bendeniz’. Tabii her zaman herkese değil. Diyelim ki iki kibar İstanbullu konuşuyorlar. ‘Ben geldim, ben gittim, ben yaptım.’ yok. ‘Ben fakir, bendeniz’.”

“ZENGİN LİSAN VE EDEBİYAT OLMADAN KÖY OLMAZ, KASABA OLMAZ”

Mehmed Şevket Eygi, yazılarında Osmanlı Türkçesine çok değer vermiş, bilhassa gençlerin kendi dillerine vâkıf olmalarını isteyerek, şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Büyük konuşanlar, büyük Türkçe bilmeli, en az yüz bin kelimelik edebi Türkçenin ufuklarında dolaşabilmelidir. Fuzuli’siz, Şeyh Galib’siz, Evliya Çelebi’siz, Ziya Paşa’sız, Namık Kemal’siz, Ahmed Cevdet Paşa’sız hatta Tevfik Fikret’siz büyük Türkiye olmaz. Bırakın büyük Türkiye’yi, bunların Türkçesi olmadan Türkiye yaşamaz, sürünür ancak. Zengin lisan ve edebiyat olmadan köy olmaz, kasaba olmaz.”

Bir İstanbul beyefendisi edasıyla her zaman kullandığı fes, takke ya da kalpağını vefatına kadar başından çıkarmayan yazar, Türkiye Müslümanlarının kıyafeti konusunda da kaleme aldığı bir yazıda, “Türkiye ikliminde yaşayan Müslümanlar serpuşlarıyla, kılık kıyafetleriyle üstünlüklerini özelliklerini tebarüz ettirmelidir.” ifadelerini kullanmıştı.

Usta yazar, Yeni İstiklal ve Büyük Gazete adlı iki adet haftalık, Bugün ve Bâbıâli’de Sabah adlı iki adet günlük gazeteyi Türk matbuatına sundu.

Hiç evlenmeyen, titiz, hassas ve cesur bir karaktere sahip olan Eygi, aynı zamanda kedisever biri olarak hayatı boyunca birçok kediyle evini paylaştı. Eygi, 12 Temmuz 2019’da kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede 86 yaşında vefat etti. Eygi’nin naaşı, Fatih Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

 “BİR OSMANLI BEYEFENDİSİYDİ”

Mehmed Şevket Eygi, “Gençler Direniniz” başlıklı yazısında şu tespitleri okurla paylaşmıştı:

“Cahilliğe ve kültürsüzlüğe direniniz, bilgili, geniş kültürlü Müslümanlar olunuz. Şu iki konudaki kültürünüz yüksek olmalı, İslam kültürü, genel dünya kültürü. Ahlaksızlığa karşı direniniz. Bugün dünyada Müslüman olmayan nice ülke var ki, İslam ve Kur’an ahlakına bizden daha fazla yakınlar ve uyuyorlar. Mesela Yeni Zelanda, Japonya. Siz ahlak ve fazilet bakımından onlardan yüksek olmalısınız. Sizi lisan ve edebiyat bakımından cahilliğe, geriliğe mahkûm ediyorlar, direniniz, çok yüksek seviyede edebiyat kültürüne sahip olunuz. Sakın ben inşaat mühendisi, tarımcı, maliyeci olacağım, bana edebiyat gerekmez gibi aptalca laflar etmeyiniz. Sadece edebiyat yetmez ama ne kadar edebiyat kültürün varsa o kadar düşünebilirsin. İslam’ın yüzeyinde kalmayınız. Derinliğine nüfuz ediniz. Yüzeysel Müslüman da elbette Müslüman’dır lakin onun İslam’dan nasibi azdır.”

ESERLERİ

Gazete yazıları ile 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği tarafından basın dalında ödüle değer görülen Eygi’nin düşünce ve araştırma alanında eserleri ise şöyle:

“Gıybet İlleti”, “İslami Konular”, “Birkaç Yazı”, “Namazı Dosdoğru Kılmak”, “Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar”, “Ehl-i Sünnet’i Savunuyorum”, “Müslüman Kardeşim Uyan”, “Müslüman’ın Yüz Vazifesi”, “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı”, “Çareler Çözümler Teklifler Tenkidler”.

“28 ŞUBAT’TAN SONRA DGM’DE ALEYHİMDE BİR SÜRÜ DAVA AÇILDI”

Yarım asrı aşan gazetecilik hayatının önemli bir bölümünü mahkeme salonu ve cezaevlerinde geçiren usta kalem, ilk olarak Adnan Menderes’in 1961’deki idam yıl dönümünde kaleme aldığı “Zulümlerin en alçakçası kanunların gölgesinde yapılandır.” başlıklı yazı nedeniyle tutuklanarak, hapse mahkûm edildi.

Mehmed Şevket Eygi, 1966’da “Bugün” gazetesini çıkarmaya başladı ve 1968’de “Bâbıâli’de Sabah” gazetesini satın aldı. Günde yaklaşık 90 bin baskı yapan, kadrosunda Necip Fazıl Kısakürek, Şule Yüksel Şenler ve Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’nun da bulunduğu “Bugün” gazetesi ile “Bâbıâli’de Sabah” gazetesi Nihat Erim iktidarı tarafından süresiz olarak kapatıldı. Usta yazar, 1969’un Ocak ayında hacca gitmek amacıyla Türkiye’den çıkış yaptı. Eygi, bir ay sonra gerçekleşen ve tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen olaylar sonrası açılan davalar sebebiyle 6 yıl boyunca Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan ve Almanya’da yaşadı. Yurt dışında kaldığı dönemde de makaleler yazmaya devam eden Eygi, yaşadığı o dönemi, bir söyleşide şu sözlerle aktarmıştı: “Egemen azınlıkların vesayet rejimlerinde, fikir ve inançlarımdan dolayı çok çektim, mahkemelerde süründüm. Cezaevlerinde yattım, 6 sene yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Her iki günlük gazetem batırıldı. Millî Gazete’de 20 yıldan beri yazıyorum. Hiçbir iç baskıya ve sansüre uğramadım. 28 Şubat’tan sonra Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde aleyhimde bir sürü dava açıldı. Bazı mahkûmiyet kararları verildi ama kanunlarda değişiklik olduğu için paçayı sıyırdım. Basın özgürlüğü dışta olan bir özgürlük değildir. Gazetecinin içinde özgürlük yoksa dıştaki özgürlükten yararlanamaz.”

“TAKVİMDEN YAPRAKLAR” İSİMLİ KÖŞEDE OKURLARIYLA BULUŞTU

Türkiye’ye 1974’te dönen Eygi, sahibi olduğu Bedir Yayınevi ile ilgilendi, 1976’da çıkarmaya başladığı, haftalık yayımlanan “Büyük Gazete”deki yazılarında “Ubeydullah Küçük” müstear ismini kullandı.

Eserlerinde Ali Fuat Başgil, Eşref Edip, Nurettin Topçu, Mehmed Zahid Kotku, Şeyh Sami Efendi ve Muzaffer Ozak’ın görüşlerinden yararlanan yazar, 1986’da çıkarılan Yeni Haber gazetesinde günlük yazılar yazdı. Eygi, 1988’de Zaman gazetesinin bir süre genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Birkaç ay da Hürriyet grubunun çıkardığı Son Çağrı’da yazılarını kaleme aldı. Usta yazar, 1991’den vefatına kadar Millî Gazete’de “Takvimden Yapraklar” isimli köşede okurlarıyla buluştu. Gazetedeki “Din Düşmanlığı Terörü” başlıklı yazısından dolayı 9 Ekim 2002’de bir yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildi, 2006’da ise bir yazısında halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiği iddiasıyla bir yıl hapis cezasına çarptırıldı.

12 Tem 2021 - 04:30 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Çağlayanlar - Cennet bahçesi bir kabir ve Firdevs cennetleri O'nun olsun hatırlamadığımız gün hatta lahza yok. "Bülbülden işit naliş-i hasret neye derler"

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Temmuz 00:24