Reklamı Kapat

İslam düşmanlığı endüstriye dönüştürüldü

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Ramazan ayının manevi iklimini, kurum olarak yaptıkları önemli çalışmaları, İslam dünyasında yaşananları, Batı’da yükselen İslamofobi’yi ve son dönemde yaşananları gazetemize değerlendirdi…

Haber albümü için resme tıklayın

Orta Asya’da yürüttüğü çalışmalar, Balkanlar’da yaptırdığı camiler, Afrika İslam âlimlerini İstanbul’da bir araya getirme çalışmaları, Latin Amerika’daki Müslümanlara ulaşma girişimleri... Anadolu’nun yaklaşık yüz yıldır sesinin ulaşmadığı noktalara ‘kardeşlik duygularını’ yeniden ulaştıran Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çalışmaları başta olmak üzere İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu ve Avrupa’da İslam’a yönelik saldırıları Prof. Dr. Mehmet Görmez’e sorduk…

“Avrupa’da insanlar fırınlarda yıkılma derecesine getirildi, bu tarih bizim önümüzde ve çok da uzak bir tarih değil. Bu, tamamen popüler bir kültüre dönüştü, bir endüstriye dönüştü ve bütün dünyayı teslim alan bir kötülüğe dönüştü. Artık her ülkede İslam’a ne kadar hakaret edebilirsen o kadar oy alabiliyorsun. Diyorlar ki, işte bu tamamen vandalizmdir deyip geçiştiriyorlar. Halbuki bu vandalizm değil, bu artık toplumları saran bir kötü ideolojidir, habis bir ideolojidir.”

İSLAM DÜŞMANLIĞI ENDÜSTRİYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

AHMET AÇIKAY

“Ramazan’ın bu sene İslam ümmetinin bütün kötülüklerini yok edecek şekilde bize rahmetiyle, mağfiretiyle gelip bizi kuşatmasını, bizi yeniden kardeş kılmasını, bizi oruç ibadetinin o güzelliği içerisinde kendi üzerimizde tefekkür etmemizi sağlamasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.”

Diyanet İşleri Başkanlığı, her Ramazan bir tema belirliyor. Bu yılki temanın başlığı, “Üzerinde her canın hakkı var.” Gerçekten anlamlı bir cümle, ama bu temanın seçilme nedenini sizden duymak isteriz?

Sözlerimin başında her sene bize rahmetiyle, mağfiretiyle gelen Ramazan’ın bu sene İslam ümmetinin bütün kötülüklerini yok edecek şekilde bize rahmetiyle, mağfiretiyle gelip bizi kuşatmasını, bizi yeniden kardeş kılmasını, bizi oruç ibadetinin o güzelliği içerisinde kendi üzerimizde tefekkür etmemizi sağlamasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Ramazan, bize unuttuklarımızı her sene hatırlatmaya geliyor. Ama en önemlisi de, kendimizi unutuyoruz, Rabbimizi unutuyoruz, kardeşlerimizi unutuyoruz, yetimi unutuyoruz, fakiri unutuyoruz, bütün bu unuttuklarımızı bize hatırlatmaya geliyor Ramazan-ı Şerif. İnşallah hep birlikte bunları hatırlarız yeniden. Ramazan bize yeniden bütün bunları hatırlatır inşallah. Çünkü Ramazan-ı Şerif çok büyük bir mekteptir, bir medresedir. Bütün insanlar orada tahsil görürler. Ramazan üniversitesinde insanlar talebe olurlar ve bayram ile birlikte mezuniyetlerini alırlar, ta ki diğer 11 ayda her türlü kötülükten korunabilelim diye.

HER CANLININ ÜZERİMİZDE HAKKI VAR

Biz, her sene bir temayı öne çıkarmaya çalışıyoruz. Bu sene ise, “Üzerinde her canın hakkı var.” Hak kavramını biraz yeniden gündeme getirelim istedik. Yani annenin, babanın hakkı var, eşinin hakkı var, çocukların senin üzerinde hakkı var, bedeninin senin üzerinde hakkı var, komşunun hakkı var, yetimin hakkı var, miskinin, fakirin hakkı var, muhacirin hakkı var, en önemlisi Rabbimizin hakkı var, Allah’ın hakkı var, bunları unutuyoruz. Ramazan vesilesiyle bütün bu üzerimizde hakkı olan varlıkların hakkını nasıl verebiliriz, börtü böceğin bile, hayvanların bile insan üzerinde hakkı var. Biz bütün bunların hakkını nasıl öderiz, nasıl yerine getiririz, bu konuda bir farkındalık oluşturmak için hem Allah’ın kullar üzerindeki haklarını, hem kulların kullar üzerindeki haklarını, hem eşyanın, tabiatın, kâinatın, gelecek nesillerin, gelecek kuşakların insan üzerindeki hakkını, haklarını hatırlatmak için hem vaazlarımızda, hutbelerimizde, dergilerimizde, kitaplarımızda, televizyondaki iftar ve sahur programlarımızda daha çok bu hak kavramı üzerinde durmaya çalışacağız inşallah.

Efendim, hak kavramı üzerinden giderken İslam dünyasına yönelik çalışmalarınız da son dönemde hızla arttı. Dünyanın her noktasındaki Müslümanların dertleriyle dertlenmeye başladınız. Şu an çalışmalarınız ne aşamada?

Her zaman ifade ettiğim gibi hamdolsun Rabbime ki artık sadece Türkiye’nin Diyanet’i değil. Asya’da, Orta Asya’da 100 yıllık bir fasıladan sonra Müslüman kimliklerini inşa etmek için, İslam medeniyetinin yeni başlayan talebeleri gibi dinlerini öğrenmeye çalışan kardeşlerimizin Diyanet’i şu anda. Balkanlar’da 5 asır birlikte yaşadığımız evlad-ı Fatihan’ın da Diyanet’i. En önemlisi de; bizim öyle uzak yerlerde, ama tarihte birlikte olduğumuz halde, kardeşliğimizi birlikte doya doya yaşadığımız halde unuttuğumuz kıtalar vardı. Kaybettiğimiz kardeşlikler vardı, kayıp kardeşlerimiz vardı; Afrika. Afrika kıtasındaki milyonlarca Müslüman kardeşimiz bazılarıyla 200 yıldır, bazıları ile de 100 yıldır hiçbir irtibatımız yoktu. Aynı şekilde Latin Amerika’da 7 milyon Müslüman’ın varlığının farkına çok geç vardık. Pasifik Asya’nın ötesinde Endonezya, Malezya’dan sonra neredeyse 20-30 ada ülke var ve her birisinde bir Müslüman topluluk var, hamdolsun, onlarla da irtibatlarımız oldu. Şimdi bütün bu dünyayla zaten devam eden irtibatımız var. Bu irtibat daha çok ya dini yayınlar oluyor, işte kitaplar oluyor yahut küçük mescitler yapımı oluyor, mescitler yapıyoruz oralarda o kardeşlere, yahut bazen insani yardım oluyor Diyanet Vakfımız marifetiyle.

VİETNAM’A, HAİTİ’YE İMAM GÖNDERDİK

* Bir defa, Ramazan olduğunda Diyanet İşleri Başkanlığı bütün bu dünyaların taleplerini alıyor, biz öncelikle bütün bu dünyalara hafız ve buralarda görev yapacak din gönüllüsü kardeşlerimizi hepsini gönderdik, yani Vietnam’a imam gönderdik, Haiti’ye imam gönderdik, Afrika’nın pek çok yerinde kardeşlerimiz Ramazan boyu görev yapacaklar. Rusya’nın Ufa’sına, Kazan’ına, Kostroma’sına, Kamçatka’sına kadar kardeşlerimizi gönderdik. Altay Türkleri bizden imam istediler, Moğolistan bizden imam istedi. Avrupa’daki millet varlığımıza ayrıca gönderiyoruz. Ama her şeyden önce bütün bu dünyalara bizim hem selamımızı götürerek hem de orada mihraplara geçip onlara namaz kıldıracak kardeşlerimizin bütün bu dünyalarda görev yapmaya başlaması memnuniyet verici.

BİZ SADECE TÜRKİYE’DEN SORUMLU DEĞİLİZ

Yani Diyanet gerçekten son dönemde çok daha küresel bakmaya başladı, bu anlamda çalışmalar da yürüttü. Bu birtakım küresel güçleri de rahatsız ediyor olabilir mi?

* Bizim dinimiz çünkü âlemşümul bir din, biz yerel bakamayız. Yani bizim Rabbimiz Rabbül âlemindir, bizim Peygamberimiz bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir ve dinimiz de âlemşümul bir dindir, biz dar bir pencereden dünyaya bakamayız. Biz sadece Türkiye’den sorumlu değiliz müminler olarak, sadece Müslümanlar da değil. Biz bütün insanlık âlemini ikiye ayırırız biliyorsunuz. Dolayısıyla bir ümmeti icabet var ki onlardan sorumluyuz, onların taleplerine karşılık vermek zorundayız. Ama bir de ümmeti davet var, dolayısıyla o ümmeti davete de biz sadece rahmet götürüyoruz, götürmeye çalışıyoruz, bizim kimseye bir zararımız olmaz. Resulü Ekrem Aleyhisselam, Hazreti Ali’ye öyle diyor, “Bir insanın seninle hidayet bulması, yeryüzündeki her şeye sahip olmaktan daha hayırlıdır” diyor. Biz onların da iyiliğini düşünürüz. Bizim yaptığımız iş herhangi bir kimsenin aleyhine değil, bütün insanlığın lehine olan bir şeydir.

EBU GUREYB’LERİ, GUANTANAMO’LARI UNUTMAMALIYIZ

İslam dünyasında gerçekten ciddi bir kaos ortamı var, Ramazan’ın manevi iklimi maalesef yeterince hissedilemiyor. Siz, bugün İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu bu tehdidi, bu tehlikeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

* Ben şimdi bu 4’üncü fitne dönemine ayrıca fitne içinde fitneler dönemi diye seslendirmeye başladım doğrusu. Yani sadece bir fitne bir açıdan fitne değil, fitne içinde fitneler dönemi. Doğrusu, bugün çağdaş dünya âlemi İslam’da olup bitenleri ya anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Yani âlemi İslam’da olup bitenleri İslam’ın kendisinde aramak, İslam’ın kitabında, İslam’ın tarihinde, İslam’ın ilkelerinde, prensiplerinde aramaya kalkışmak, İslam âlemini kuşatan fitnelerden daha büyük bir fitnedir aslında. Bu, asıl sebeplerin üstünü örtecek bir fitnedir. Üzülerek belirteyim, yani biz bir asırlık sömürgelerin meydana getirdiği kötülükleri göz önünde bulundurmayacak mıyız? Biz sömürgeler resmi olarak sona erdikten sonra kurulan istibdat rejimlerinin tahribatlarını görmeyecek miyiz? O tahribatlar içinde yetişen nesillerin bilinçlerini nasıl yaraladıklarını ve İslam’dan nasıl uzaklaştırdıklarını yahut İslam adı altında onlara ne tür ideolojiler zerk ettiklerini görmeden biz âlem-i İslam’ın yaralarını İslam’ın kendisinde aramak gibi bir yanlışa nasıl razı olabiliriz; özellikle bunun üzerinde durmalıyız. İstibdattan, sömürgelerden, o sömürgelerin ve istibdatların gölgesinde cahil yetişen, eğitimsiz yetişen nesiller ve sonra bölgedeki küresel güçlerin çatışmaları, savaşlar, Ebu Gureyb’ler, Guantanamo’lar, buralarda yetiştirilen insanlar, bütün bunları bir tarafa bırakalım, ama bütün bunların kullandığı bir Müslüman kitleler var, işte o Müslüman kitlelerin bu işin farkına vararak cehaletten kaynaklanan zararlardan uzaklaşmaları gerekiyor. Tabii burada bizden kaynaklanan, yani bizim zaaflarımız, hem kişisel zaaflarımız, hem birtakım toplumsal zaaflarımızı da yok sayamayız, elbette bunları da değerlendireceğiz. Hep ifade ederim, derim ki, öyle kötülükler vardır ki, cahil dostların İslam’a yaptığı kötülük bilinçli düşmanlardan bazen daha fazla olabiliyor. O cahil dostların verdiği zarar, bilgisizliğin, usulsüzlüğün verdiği zararları da dikkate alarak değerlendirmelerimizi yapmalıyız.

OLAYLAR RAPORLARA DAHİ YANSIMIYOR

İslam dünyasında onlarca örgütten, yapılanmadan bahsediliyor. Bunun bir proje olduğu noktasında da bir kanaat var, çünkü İslam son yıllarda özellikle Batı’da yükselen değerdi. İslamofobi algısı, İslam’ın ilerleyişini engelleme yönünde bir çaba olarak görülebilir mi?

* Diyanet olarak artık İslamofobi’nin sebeplerini biliyoruz, tekrar sebeplerini konuşmanın da zaman kaybı olduğunu düşünüyoruz. Onun yerine, biz artık bu hastalığı teşhis eden bir müessese olarak biz bunu bilgi, hikmetle nasıl tedavi ederiz? Biz eğitim sistemlerine İslamofobi nasıl nüfuz etti artık bunu biliyoruz, eğitim sistemlerinden bunu arındırarak bu nefret ve düşmanlığı Avrupa’da, Batı’da ilkokullara kadar inmekten nasıl uzaklaştırabiliriz, bunun üzerinde durmalıyız. Ana akım siyaseti nasıl etkilediğini biliyoruz, artık hep birlikte Müslümanlar olarak bizim savunmadan geçip bizzat konuşarak, bizzat muhatap alarak… Bu artık bir fikir ve düşünce olmaktan çıktı, yani yanlış bir fikir, düşünce olmaktan çıktı, bir savaşa dönüştü. Antisemitizm ile mukayese edildiğinde doğrusu fırınlara doğru gidiliyor, yani o aşamaları insanlık kail etti, nasıl Avrupa’da insanlar fırınlarda yıkılma derecesine getirildi, bu tarih bizim önümüzde ve çok da uzak bir tarih değil, çok yakın bir tarih. Bütün bunları dikkate alarak bizim. Bu, tamamen popüler bir kültüre dönüştü, bir endüstriye dönüştü ve bütün dünyayı teslim alan bir kötülüğe dönüştü. Öyle ki, artık her ülkede İslam’a ne kadar hakaret edebilirsen o kadar oy alabiliyorsun. Bir gazete İslam’a ne kadar hakaret ederse o kadar satılıyor, o kadar popüler olabiliyor. Gün yoktur ki bana Avrupa’daki camilerimizden birisine bir saldırı haberi gelmesin, bu saldırı bazen fiziki bir saldırı, bazen bir molotof kokteyli, bazen götürüp bir domuz kafası bırakarak nefretin tezahürü, bazen ırkçı bir yazı yazılır, bazen de doğrudan sabotajla karşı karşıya kalıyor. Ama peki bütün bunlar dünyada insan haklarına tecavüzü takip eden herhangi bir rapora giriyor mu? Hayır. Ne diyorlar? Diyorlar ki, işte bu tamamen vandalizmdir deyip geçiştiriyorlar. Halbuki bu vandalizm değil, bu artık toplumları saran bir kötü ideolojidir, habis bir ideolojidir, bunun farkında olunması lazım. Eğitimin, siyasetin, medyanın, akademyanın birlikte bu konuları ele alması lazım. Biz Diyanet olarak bütün bu alanlarda doğrudan ilişkiler kurak bu hastalığı nasıl tedavi etmemiz gerektiğini konuşmaya çalışıyoruz.

ŞİMDİ DE MEDENİYET İÇİ ÇATIŞMALAR ÜRETİLDİ

“Hamdolsun Rabbime ki artık sadece Türkiye’nin Diyanet’i değil. Orta Asya’da yüz yıllık bir fasıladan sonra Müslüman kimliklerini inşa etmek için, İslam medeniyetinin yeni başlayan talebeleri gibi dinlerini öğrenmeye çalışan kardeşlerimizin Diyanet’i şu anda. Balkanlar’da 5 asır birlikte yaşadığımız evlad-ı Fatihan’ın da Diyanet’i.”

İslamofobi ve İslam karşıtlığı da sürekli gündeme getiriliyor. Ama bunun arkasında kimler var, size göre neyi hedefliyorlar? Yani bir barış dinini terörle, şiddetle eşdeğer tutma çabaları son dönemin en fazla ön plana çıkmış gündem maddesi. Yani nihai hedef ne olabilir?

imdi bir defa şunun çok farkında olmamız lazım. Medeniyetler çatışması dediler, fakat bunun pahalıya mal olacağını gördüler, medeniyet içi çatışmalar üretildi. Medeniyet içi çatışmalar özellikle Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Libya’da, her yerde çok büyük şiddetler doğurdu, bunlar bumerang gibi şiddeti doğruna, şiddeti hazırlayan ülkelere doğru yayıldı; birincisi bu. İkincisi ise; tabii bu vekalet savaşları denilen şey medeniyet içi çatışmalarda da Müslümanlar ellerine tutuşturulan silahlarla birbirlerini öldürmeye başladılar. Bizim üzerinde duracağımız şey, insani, ahlaki, ilmi boyutları, biz Diyanet olarak daha çok o boyutlarıyla ilgileniyoruz. Özellikle ilmi ve ahlaki olarak, mesela din kurumları, yani Batı’da yaygın olarak başta Vatikan olmak üzere din kurumlarından bugüne kadar Avrupa’yı, Batı’yı saran bu kadar kötülüklerle ilgili ben henüz bir tek cümle duymadım. İstisnai örnekleri var, biz onları takip ediyoruz, mesela onların da harekete geçerek kendilerini kuşatan bu kötülüğü…

BİRİ IRKA YÖNELİKTİ, BU DİNE YÖNELİK BİR SALDIRI

Bu kötülük sadece İslam’a ve Müslümanlara yönelik bir kötülük değildir, antisemitizmle İslamofobyanın çok ciddi farkı vardır. Antisemitizm Yahudilik düşmanlığı değildi, yani dinin kendisine yönelik bir düşmanlığa, dinin Peygamber’ine, dinin Kitab’ına yönelik bir düşmanlık değildi, bir ırka düşmanlıktı. Ama İslamofobi öyle değil, İslamofobi hem İslam’a yönelik bir düşmanlık, hem İslam’ın kitabına yönelik bir nefret ihdas ediliyor, hem İslam’ın Peygamber’ine yönelik hem de bütün Müslümanlara yönelik, Müslüman’ın bütün tezahürlerine yönelik bir düşmanlık icat ediliyor, ihdas ediliyor. Onun için bu bir insanlık sorundur, bu bir İslam sorunu veya Müslümanlık sorunu değil, bütün bunların üzerinde durmaları gerekiyor.

YÜKSEK AHLAK İLE BU SORUNLARI AŞABİLİRİZ

Müslümanlar olarak ve Müslümanların oluşturduğu kurumlar ve kuruluşlar olarak kendi içimizdeki problemleri aşmak İslam dünyası olarak, gerekse Batı’daki bu çabaları boşa çıkarma noktasında nasıl bir yol haritası izlememiz gerekiyor sizce efendim?

* Bir defa biz İslam medeniyetini, İslam medeniyetinin değerlerini ve bilhassa İslam medeniyetlerini üreten o ana yolu sağlam bilgiye dayanak bugüne taşımalıyız, yani burada sorunumuz var. Biz tarihi mirasımızı güncelleyerek bugünün idrakine hitap edecek şekilde bugüne taşımalıyız Müslümanlar olarak. Bu neyle olur? Bu ilimle olur, bu hikmetle olur, bu cehd u gayretle olur, bu cihat ve içtihatla olur. Ben içtihatsız cihat olmaz, cihatsız içtihat olmaz, beraber olur bunlar. Biz 100 yılın başında dehşet meydan okumalarla karşı karşıya kaldık. Ama bir taraftan da yıkılan evlerimizi onarmakla uğraştığımız için biz o meydan okumalara karşılık veremedik. Evlerimizi yaktık, çatıyı tam çatacağımız zaman ikinci meydan okumalarla karşı karşıya kaldık, bir daha yıkıldık. Sonra bir daha emek vererek evlerimizi yapmaya çalıştık, şimdi üçüncü kez bir yüzyıl içerisinde üçüncü kez evlerimiz yıkılıyor. Dolayısıyla bu da meydan okumaları çoğalttı. Her mümin genç dostumuz, kardeşimiz, her düşünen mütefekkir kardeşimiz, efendim her Müslüman, her mümin bu meydan okumalara karşı nasıl cevap verecek? İlimle, hikmetle, ahlakla nasıl cevap verecek, bunun üzerinde durması lazım. Ve tabii ki üçüncüsü de yani sağlam bir iman ile sahih bir bilgi ile salih amalle ve yüksek bir ahlakla. Yüksek bir ahlak aslında İslam’ın en büyük sermayesidir Müslüman’ın en büyük sermayesidir. Bizim en büyük sorunlarımızdan bir tanesi ahlakı ötekiliyoruz, ahlak bütün ibadetlerimizin de gayesidir. Oruç, bizi takvaya erdirmek için emredilmiştir. Ramazan bizi terbiye etmek için geliyor. Namaz, bizi kötülükten alıkoymak için emredilmiştir. Hac, bizi ümmet şuurunu kaybetmemek, vahdet potasında daima erimek ve o ümmetin birliğini, kardeşliğini ayakta tutmak için emredilmiştir. Bütün bu ibadetlerimizi de yaşayarak ve örnek olmalıyız. Yani bizim bugün en büyük zorluğumuz örneklerimizi ve örnekliklerimizi kaybetmemizdir. İyi örneklerimizi öne çıkarmalıyız ta ki başkaları bizi sadece birkaç sosyal medya algısı üzerinden değil, görünen bir örneklik üzerinden okusun. Kur’an-ı Kerim’de bir ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, “Ey Müslümanlar, ey müminler adaleti ayakta tutun ve insanlara şüheda olun.” Ne demektir, insanlara şüheda olmak? İnsanlara şüheda olmak, o adaleti ve ahlakı meşhut kılın. O adaleti ve hakkı, adaleti ve ahlakı insanlar sizin hayatınızda müşahede etsinler.

Görmez, “Ramazan bize oruç getiriyor, dilimize, gözümüze, kulağımıza, bedenimize de, aklımıza da oruç tutturalım. Ramazan bize Kur’an-ı getiren geceyi, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’ni getiriyor. Ve Ramazan bize bayramı getiriyor. Ramazan’ın getirdiklerini değerlendirirsek, o takdirde en güzel bir şekilde Ramazan’ı yaşamış oluruz” dedi.

RAMAZAN, İNSANLIĞA HER YIL GELEN YÜCE MİSAFİR

Ama Ramazan’la başladık, Ramazan’la bitirelim. Milletimize yönelik bir mesajınız varsa almak isteriz. Ramazan’da ‘biz bu Ramazan’dan bir mesaj alacaksak’ bu ne olmalı?

* BENİM Ramazan’ın getirdiği mesajlara ilave edecek bir mesajım yok. Ben Ramazan’ı her sene bize ötelerden gelen yüce bir misafire benzetirim. Misafir elinde muhteşem hediyelerle geliyor. Birinci hediyesi, bir defa Kur’an’dır ve Ramazan’ın varlık sebebi Kur’an’dır. Ramazan mektebinin kitabıdır Ramazan. Onun için bir defa her şeyden önce her birimizin, bizim Ramazan’da Kur’an’la yeni bir ilişki kurmamız gerekiyor. Ramazan bize iftarın sevincini getiriyor, kardeşlerimizle, yetimlerle, fakirlerle, komşularla o sevinci yaşayalım. Ramazan bize imsak getiriyor, kötülüklerden de uzak duralım. Ramazan bize oruç getiriyor, ama sadece aç ve susuz kalmayalım. Dilimize, gözümüze, kulağımıza, bedenimize de, aklımıza da oruç tutturalım. Gıybetten, dedikodudan uzak duralım. Ramazan bize varlık sadakası olan fitreyi getiriyor, zekâtı getiriyor. Ramazan bize gecenin kıyamı olan teravihi getiriyor. Ramazan bize Kur’an’ı getiren geceyi, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’ni getiriyor. Ve Ramazan bize bayramı getiriyor. Dolayısıyla Ramazan’ın getirdiklerini çok iyi anlayıp değerlendirirsek, o takdirde en güzel bir şekilde Ramazan’ı yaşamış oluruz, ben bu vesileyle tekrar aziz milletimizin Ramazan’ını tebrik ediyorum. Ramazan bizi ve âlem-i İslam’ı rahmetiyle, marifetiyle yeniden kuşatsın, bizi yeniden kardeş kılsın inşallah. Ümmeti, İslam ümmetini yeniden aziz bir ümmet olarak arkasında bırakarak geldiği yere dönsün diye Cenab-ı Hakk’a niyaz ediyorum.

18 Haziran 2017 - Ramazan


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?