Reklamı Kapat

“Ramazan, cihadı hatırlatmalı”

Biliyorsunuz, Ramazan ayında Bedir var, Mekke’nin fethi var. Hz. Peygamberin hayatında askeri yönleri hatırlamamız gerekiyor.

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Cihadı hatırlamamız gerekiyor. Ramazan ve cihat ruhu başlığı altında günümüzü de anlayabilmemiz, bütün mü’minlerin başına gelen belaların, bugün yaşamakta olduğumuz felaketlerin arkasını doğru okumamız lazım.

Cihat ruhunun İslam ümmetinden uzaklaştırılmış olmasının yattığını söylersek o zaman Ramazan’a başka bir şekilde bakmamız gerekir. İslam’ın ana esaslarını biliyoruz, Peki cihat neresinde? Cihat, Allah’ın dinini yüceltmedir. İlay-ı kelimetullah’tır… Topraklara toprak katmak için değil, Allah’ı tanımayanlara bu dini ulaştırabilme gayretidir. Uydurma ilahlara, halık diye başka yaratıcılara tapanlara ulaşabilmektir.   Cennetmekân Erbakan Hocamız, “Cihadı anlatmayı ihmal etmeyin” derdi.

Hocam Ramazan’a kavuştuk… Mü’minler Ramazan’dan ne anlamalı, nasıl ihya ve idrak etmeli?

Elhamdülillah… Cenab-ı Hakk’a hamdediyoruz, şükrediyoruz. Yeni bir Ramazan-ı Şerif’i bize bahşeylediği için. Resulü (S.A.V.) Efendimize salat ve selam getiriyoruz. Ramazan ibadetinde olduğu gibi, diğer bütün ibadet ve taatımızda bütün kulluk görevlerimizde kulluğun nasıl yapılacağını, o örnek kılınan şahsiyetiyle bize gösterdiği için Resulullaha selat ve selam getiriyoruz. O’nun yolundan yürüyenleri, onun örnekliğini nesilden nesile bize kadar ulaştıran tabilerinin cümlesini rahmetle yad ediyoruz. Ramazan-ı Şerif’ten en geniş şekilde nasıl istifade ederiz? Tabii ki, Ahzap Suresi’nde mevcut olan ayet-i kerimeyi hatırlayalım. “Allah’ın rızasını elde etmeyi ümit edenler, ahiret gününde de ebedi mutluluğa ve saadete kavuşmak isteyenler için en güzel örnek Peygamberde, Allah’ın Resulünde (S.A.V.) vardır” buyuruyor Allah. Biz Allah’ın rızasını hedefliyor isek, ahrette ebedi mutluluk ve saadete kavuşmak istiyor isek, Allah’ımızın bizim için hazırladığı örneklerin en güzelini kendi şahsiyetinde gösterdiği Resulü Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.) tabi olmamız gerekiyor. Ramazan’dan en geniş şekilde istifadenin yolu, Resulullahı örnek almaktır. Bir iki misal ile taçlandıralım. Ne diyoruz Ramazan Kur’an ayıdır. Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında indirilmeye başlanmıştır. İçinde Kadir Gecesi vardır. Kadir Gecesi 1000 aydan hayırlıdır. Onu 1000 aydan hayırlı kılan ana sebep nedir, Kur’an-ı Kerim’in o gece indirilmiş olması.

KADİR GECESİ 1000 AYDAN HAYIRLIDIR

Bir Ramazan, bir Kadir Gecesi. Bin ay, miladi takvime göre 83 yıllık bir zamanı içeriyor. Bunu hep ibadetle adam geçirse, hiç günah işlemeden ne kazanır? Kadir Gecesi’ni arasa, saklı tutulduğu için bunu Ramazan’ın içinde yapacak, son on günde yapacak, o geceyi ihya için epeyce uyanık davranacak. Onu yakaladığı takdirde ulaşacağı manevi kazanımlar, sevaplar bir ömre, -yarısı uykuyla geçmeyen- hepsi ibadetle geçen, düşünelim. Pratikte bunu yaşamak mümkün müdür? Hiç uyumadan 83 yıl yaşanabilir mi? Öyle bir lütuf var, af var. Neler yok ki Ramazan’da. Bu itibarla Efendimiz (S.A.V.) Ramazan boyunca, daha önce inmiş olan ayet-i kerimeleri Cebrail (A.S.) ile karşılıklı mukabele yaparlarmış. Bu bizim için bir örnektir. En güzel örnektir. Bizim ecdadımız bu geleneği sürdürmüşlerdir. Bugün dahi camilerimizde mukabele tarzında, bir hafız efendi okuyor bir diğeri dinliyor. Gerçi bu Efendimiz ile Cebrail (A.S.) arasındakinin yüzde yüzü değilse de, bir okuyanı vardır, dinleyeni vardır. Bu yönüyle asırlar boyu ihya edilmiştir. Bütün bunlar rızık kapılarını açacak, geliştirecek, Rezzak olan Rabbimizin talimatlarına uyarak yapıyoruz.

Ramazan-ı Şerif’i mü’minler diğer aylara kıyasla daha büyük bir şevkle, arzu ile ve büyük beklentiler içerisinde kavuşmak isterler. Bu bir cihetten Ramazan’ın öneminin insanlara yansımış olmasıdır. Ramazan ibadet ayı… Yoğunlaşma açısından… Namaz var, oruç var, namazlara ilaveler teravihlerimiz var. Ramazan’a mahsus olmasa bile zekât ibadetimizin olması var. Zekât, daha çok Ramazan tercih edilerek yapılır, sevabı daha çok olacak ümidiyle. Mali bir ibadettir. Sadaka-ı fıtır var. Bütün bunlar ibadet cümlesi içinde büyük değer ifade ediyor. Sıkıntılı hal ise şudur; bütün ibadetlerin Ramazan ayına mahsus gibi telakki ederek- Ramazan öncesi dini hayat disiplini olmayanlar haramlara bulaşmışlardır, ama Ramazan gelince hürmeten yapmazlar. İçki içmezler, kumar oynamazlar.

İSYANIN TEDAVİSİ İÇİN FIRSAT RAMAZAN

Böyle tecelli ediyor. Bu da büyük kayıplara götürüyor. Allah’a karşı isyanı bu iki olumsuz unsurun birleşmesini yapıyor, her şeyi isyana dönüştürüyor. Ramazan diğer aylara yayılmış böyle bir isyanın tedavisi için önemli bir fırsattır. Dışardan gelen tehlikeye karşı da, içerde beslediğimiz tehlikeye karşı da Ramazan’da ciddi bir onarıma girmiş oluyoruz. Dışarıdaki tehlike azalıyor… Nasıl? Şeytanlar bağlanıyor. Düşmanlar bir ölçüde bertaraf edildi. Bununla birlikte onunla işbirliği yapacak nefs-i emmare de dizginlendi. Açlık ve oruç sebebiyle. Başka zaman böyle bir şeyi kabul etmeyen nefis, bunu mecburen kabulleniyor. Burada din iman baskın çıkıyor. İstemese de… Bu büyük bir avantaj sağlıyor. Her iki engeli aştığı için insan Allah’a kullukta öne geçmiş oluyor. Bizim ana gayemiz budur, Allah’a kulluk. Bu engelli yarışta öne geçme fırsatı buluyoruz. Bütün mesele bunu 11 aya nasıl yayacağız? Bunu şuurlu biçimde yaşayamazsak, geleneksel biçimde, Ramazan geldi Allah’a döneriz, bayram geldi şeytanla şirketliğimizi sürdürürüz felsefesiyle Ramazan’dan çok bir şey elde edilmiyor. Böyle bir şuura erişebilirse bütün mü’minler için Ramazan büyük bir kazanç olur.

KUR’AN-I KERİM’İ DAHA BÜYÜK İHTİMAMLA OKUYALIM

Ramazan’a feyzini veren Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmiş olması. Ramazan ve Kur’an arasındaki bağı nasıl anlatırsınız hocam?

Kur’an’la bizim aramızdaki bağa bakmamız lazım. Bizim Kur’an’la bağlantımız ne ölçüde vardır? Sorusunu sormamız gerekir. Kur’an’a inanıyoruz. Kur’an hayat getiren kitaptır. Çünkü ayet-i kerimede böyle geçiyor. Size hayat verecek olan şeye sizi davet ettiğinde Allah’ın (C.C.) davetine icabet edin ve Resulünün davetine icabet edin. Her ikisinin özelliği nedir? Size hayat verecek olan şey, bu hayat dünyadaki güzellik olacağı gibi, asıl ebedi hayatı kazandıracak bize. Ahirette de ebedi hayatı kazandıracağı gibi dünyada da güzel bir hayatı yaşamanın yolu nedir? Kur’an ve sünnete icabettir. Kur’an’ın davetine ve sünnetin davetine icabettir. O zaman benimle Kur’an arasında ne tür bir bağ var? Ne kadar sağlam… Şimdi bir sandalımız olsa, rıhtıma giriyorsunuz ve bağlıyorsunuz. Neyle bağlıyorsunuz? Dalgalar geldiğinde onu, sürüklemeyecek şekilde bir iple veya halatla bağlıyorsunuz.

O dalgaların getirdiği tahrip edici tehlikeye karşı korunmak için. Bizim için en büyük tehlike küfür tehlikesidir. Münafıklık tehlikesidir. Günahları artıracak bir yapının bizim hayatımıza hükmetmesi tehlikesidir. Haramların bize kuşatacağı hayata karşı bizi sağlam tutacak şeyler söz konusudur. Bu da Kur’an’la ilgili bir bağla oluşur. Ayet-i kerimede geçmiyor mu? “Allah’ın ipine hep beraber sarılın.” Ayrılığa düşmeyin. Öyleyse bu bağ ne ölçüde vardır. Pamuk ipliğiyle mi bağlıyız? Halatla mı bağlıyız? Eğer pamuk ipliğiyle bağlıysak bu bizi kurtarmaz. O nu daha sağlam yapalım, daha muhkem yapalım dememiz gerekmez mi? 

Bizim de kurtarıcı gemimiz İslam’dır. Bu gemiye ne ölçüde yerimiz var, buna bakmamız lazım. Geminin dışında olmak var, içinde olmak var. Dışarılarda olmak var. Dışarıda iseniz kaptanı Resulullah (S.A.V.)’in olduğu gemide, Resulullah (S.A.V.) rotayı neye göre belirliyor? O’na indirilmiş Kur’an-ı Kerim’e göre belirliyor. O zaman biz, yaşadığımız hayatı bir gemiye benzetecek olursak, bu ne ölçüde rotasını Kur’an ve sünnetten alıyor diye düşünmemiz lazım. Kur’an’la bağımızı yeniden geçirmemiz lazım. Biz acı gerçeklerle yüzleşiriz burada, Hadi Kur’an’a inandık. Kur’an indirilmiş olan bir kitaptır, okunması gereken bir kitaptır. Emir de oku değil midir? Peki, okuma faslından her mü’min kendini hesaba çeksin. Kur’an okuyabiliyor muyum? Bir turistle karşılaşsam ve bana sorsa: Sen Müslümansın? Evet... Senin kitabın Kur’an okumasını biliyor musun? Ey Müslüman dese…  Vereceğin cevap seni onun karşısında bile utandıracak mı? Yoksa göğsünü gere gere Müslüman tabi ki Kur’an’ı okumasını bilir diyebilir misin? Kur’an-ı Kerim... Ondan sonra ikinci soruya muhatap olabilir. Peki, okuduğunu anlıyor musun? Onun gayreti içinde oluyorum, O’nun mealleri vardır, tefsirleri vardır. Ona dayanarak hayatımızı belirleyen ilmihallerimiz vardır. Tabii ki okuyorum. Müslüman’ım, Müslüman’ca yaşamak istiyorsam, yapmak istediğim şeylerin bir ölçüsü olacak, bu da benim dinimle alakalı temel esaslardır. Tabi ki Müslüman olarak ona gayret ediyorum, onun gayreti içindeyim.

ALLAH KATINDA MAKBUL OLAN ORUÇ

Nefsimizle cihadın zirve noktası orucu nasıl tutmalıyız?

Örneğimiz kimdi? Resulullah (S.A.V.)… O nasıl tarif ediyor? “Bir adam oruç tuttu, ama yalanı, yalana dayanan iş görmeyi terk etmedi. Böyle bir kişinin orucu, Allah katında makbul bir oruç olur mu?” Olmaz diyor Resulullah… Allah’ın böyle bir oruca ihtiyacı yoktur. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bunun anlamı şu; Allah (C.C.) böyle bir kişinin ibadetine değer vermez. Böyleyse, Allah katında değerli bir oruç tutmuş olmak için, şu ağzımızdan girene dikkat edeceğimiz kadar, ağzımızdan çıkana da dikkat edeceğiz.

Evet, konuştuklarımıza dikkat edeceğiz… Yalan, gıybet, dedikodu… Oruç tutma anlamına geliyor, savm kelimesini izah edersek. Tutmak, men etmek… İyi işleri, güzel işleri, korumak anlamı, yanlışları kötüleri, dışlamak anlamını buna yükleyebiliriz. Aslında oruç bizi tutuyor… Nasıl tutuyor? Nefsimizi tutuyor. Yemekten içmekten, cinsi yakınlıktan, yalandan, gıybetten, iftiradan, elle yapılan tecavüzlerden, dille yapılan tecavüzlerden tutuyor olan bir orucu tutmamız lazım. Hz. Peygamber (S.A.V.) diyor ki, “Nice oruç tutanlar var ki, onların oruçtan nasipleri yok.” Aç susuz kalmalarından başka bir şey değil. Boşuna açlık yaşıyorlar, boşuna susuzluk yaşıyorlar. Başka bir değeri yok. Kim için söylüyor bunları? Orucun bizi tutması gereken ne kadar yanlış varsa, o yanlışlardan kendisini uzak tutmaya gayret etmeyen sade ağzından yemenin içmenin girmesini engelleyen kişiden bahsediyor. Bunun dışında dinin bütün yasakladığı şeyleri çiğneyebiliyor. Yalan devam, dedikodu devam, iftira devam, yalan şahitliği, Müslüman hakkında zanna dayalı beyanlar. Halbuki, Allah (C.C.), “Zannın çoğundan sakının” buyuruyor. Bizim kalem erbabımız dahi, bilgi kaynakları zandan ibaret olanlar çok rahat hüküm verebiliyor. Halbuki zan gerçeğe götürmez… Zanna kim tabi olur? Allah’a ve ahiret gününe itibar etmeyenler. Bu onların vasfıdır. Onlara ait olan bir vasfı bir Müslüman nasıl kendi vasfı olarak görebilir de, bunu yürütürken rahatça hareket edebilir. Bütün iş Kur’an ve sünnete uygun oruç tutabilmektir. Sünnet dedik mi, tarifini Efendimizden alıyoruz zaten. Allah (C.C.) “Oruçlu, orucunu sadece benim için tutar, ödülünü de sadece ben veririm” buyuruyor.

 TERAVİHİ HIZLI KILMANIN HÜKMÜ

Teravih 20 rekatlık bir namaz. Bu namazı hızlı kıldırmanın hükmü nedir hocam?

Şimdi, her şey birbirine bağlantılı… Ramazan denilince ibadetlerimizin başında yer alan namaz. 5 vakit namaz. 5 vakit namaza ilave bir namaz için seferber oluyor ümmet-i Muhammed. Burada bir noktayı tespit edelim. Dindeki ibadetleri değerlendirirken farz olanları var, farz olmadığı halde yapılması teşvik edilenler var. Bunlara daha çok tatavvu, nafile, Türkçede kullanılan karşılığıyla ibadetler diyoruz. Nafile, boş emek, boş gayret gibi algılanıyor, bu değil. Arapça’dan tam karşılığı ile gelen, farz olarak istenmeyen ama yapılması teşvik edilen, farzlar gibi kulu Allah’a yaklaştıran ibadet. Bunu algılamada bir yanılgımız var, öncelikle buna parmak basalım. 5 vakit namaz, ihmali asla, hiçbir zaman mümkün olmayan bir ibadettir. Denizde bir gemi batıyor, tutunacak bir şey bulmuşuz, orada bile namazı kılmak gibi bir sorumluluğumuz vardır. Cephede düşman kurşunları yağdırıyor, orada bile namazı kılmak mecburiyetimiz vardır. Ayet-i Kerime, hiçbir namazı bu kadar mufassal anlatmaz, cephedeki namazı anlattığı kadar. Ama biz genelde bazılarımızın algılamasında sanki namaz Ramazan’da kılınan teravihten ibarettir. Sanki teravih hatırına gibi. Bunu söylemekle, teravihin değerini hafifletmiş, değerini takdirde bir kusur işlemiş olmayalım. Çok önemli bir ibadettir, ama kardeşlerimiz şunu öncelikle kabul etsin. Emirlerde vücup ifade edenler, neticede farzlardır. Bunlarla kul Allah’a yakın olur, diğerleriyle bu yakınlığı sürdürür. Allah’ın sevgisine erdirir. Kulunu seven, kulunun sevdiği Allah. O zaman kulunun bütün azalarını kontrol altına alan Halık. Gözü, kulağı, eli olurum diyor kutsi hadiste. Hiçbir şeye benzetilmeyen Allah, nasıl el olur, nasıl ayak olur, göz kulak olur. Kontrolüne alır, korur, muhafaza altına alır. Bunu da sağlayan ibadet, farzın devamındaki nafile dediğimiz ibadetlerdir ki, teravih bunlardan birisidir. Biz teravih için, bir saatlik mesafeden yola çıkıyoruz, bir camiye gidiyoruz. Ana tercih sebebi nedir? Oradaki imam, 5 dakika önce kıldırıyor. Allah-u Ekber… Siz zaman yarışı yapıyorsanız, o bir saati de zayi etmeyin. Beş dakika için bir saatlik yol kat ediyorsunuz. Bu kıldığınız namazın da namaz olacağı şüpheli. Bunu nasıl yaparsınız? Kabul edilmemesi ihtimali olan bir namaz için nasıl bu kadar zaman ayırırsınız? Önce namazı namaz olarak görmemiz lazım. Namaz kılıyoruz, oyun oynamıyoruz. Bu bir. Yarın yüzümüze vurulacak bir ibadet olacak şekilde namazı kılmamamız lazım. Huşu olmayan namazdan Kur’an bahsediyor mu? “Namazlarında huşu içinde bulunanlar kurtuluşa, felaha erişmişlerdir”  diyor ayet-i kerime. Gafil olanlar, riya için namaz kılanlar demiyor… “Onlar namaz kılarlarmış, insanlara gösteriş için” diyor yine başka bir ayet-i kerimede, veyl olsun onlara…

NAMAZ GÖSTERİŞ İÇİN OLMAZ

Gösteriş için olmayacak, sırf Allah için olacak. Gösteriş olarak olduğunda orada jimnastik hareketleri kabilinden bir şeyler yapmış olabilirsin. Yarışta erken bitiren birinci oluyor ya. Süratle kılındığında insanlara ödül verilecekse, o zaman bu böyle. Ama namaz Allah için kılınacaksa, namaz hırsızlığı yapılmaması lazım. Ne demek namaz hırsızlığı? Ne diyor Hz. Peygamber (S.A.V.), “En kötü hırsızlık namaz hırsızlığıdır” Nasıl olur… Rükulardan çalarak olur… Ne kıyamın tam kıyam, ne kıraatin tam kıraat, ne rükuun tam rüku, ne secden tam secde, yarım yarım yarım yarım gidip geliyorsun, buna namaz denmez. Buna jimnastik hareketi denilebilir. Eğilip kalkma hareketi denilebilir. Ta baştan teravihleri bir namaz olarak algılayalım. Bizleri Allah’a yaklaştıracak olan temel ibadet namazın ilavesi bir ibadet olarak öngörülen bir ibadet olduğu idraki ile namaz kılalım ve kıldıralım. İmamlar, atletizm yarışı yapmıyorlar. Önce ipi göğüsleyecek olana ödül veriliyor dünyada, ama Allah böylelerine ödül vermiyor. Namazı namaz olarak kıldırmak lazım. Kaç dakikada kıldırır? Düzgün bir okuyuşla, ortalama, bir kişi, 25 dakikada kıldırabilir. Ama burada tereddütlerim olabilir. Yarım saatte teravih kıldırılabilir. Ama bütün mesele o huşuu koruyarak, bunun gayreti içinde olmak lazım. Bazı hastalar olabilir, bazı yolcular olabilir. Af buyurun, sağlığı sebebiyle abdestini tutmada zorlananlar olabilir. Bunun için Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “Cemaatle kıldırırken tahfif edin” diyor. Çok yormayın… Okurken olsun, uygulama esnasında olsun. Kendiniz kıldığınızda istediğiniz gibi kılın… O zaman namazı bu şekilde namaz olarak kılalım. Unutmayalım, yaptığımız her şeyin hesabı bize sorulacak. Bu ibadetlerin de sorulacak. Peygamber makamına geçiyorsun imam kardeş. Peygamberimiz Efendimiz o namazı kıldırsaydı, nasıl kıldırırdı? Sana düşen görev bunu tespit etmektir. Ben mihrabına geçtim, Resulullahı temsil makamına geçmek gibi bir şeydir. O kıldırsaydı, bu namazı nasıl kıldıracaktı? Ben, asgari olarak bu gayretin içinde bu namazı kıldırmalıyım? Çok sürat isteyenler, kusura bakmasınlar, ben onların keyfi için bu işi yapmıyorum. Halıkim için bu işi yapıyorum, ben bunun hesabını onlara vermeyeceğim, beni yaratan, yaşatan, rızıklandıran Rabbime bunun hesabını vereceğim. Ben Peygamberi temsil gibi büyük bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyorum. Herkese de bunu mümkün mertebe anlatmamız, anlatmaları lazım. Bakın arkadaşlar, namaz kılmaya geldik, “Kabul edilmeyecek bir şeyi dünyada yapar mıyız?”… Dünyada yapmıyorsan, Allah’a karşı olan ihtimali olan şeyi nasıl yaparsın? Cemaati de bu konuda uyarması gerekenler mihraptaki imam kardeşlerimizdir, hoca efendilerdir.

RAMAZAN AYINDA BEDİR VAR, MEKKE’NİN FETHİ VAR

Biliyorsunuz Ramazan ayında Bedir var, Mekke’nin fethi var. Hz. Peygamberin hayatında askeri yönleri hatırlamamız gerekiyor. Cihadı hatırlamamız gerekiyor. Ramazan ve cihat ruhu başlığı altında günümüzü de anlayabilmemiz, bütün mü’minlerin başına gelen belaların, bugün yaşamakta olduğumuz felaketlerin arkasını doğru okumamız lazım. Cihat ruhunun İslam ümmetinden uzaklaştırılmış olmasının yattığını söylersek o zaman Ramazan’a başka bir şekilde bakmamız gerekir. İslam’ın ana esaslarını biliyoruz, Peki cihat neresinde? Cihat, Allah’ın dinini yüceltmedir. İlay-ı kelimetullah’tır… Topraklara toprak katmak için değil, Allah’ı tanımayanlara bu dini ulaştırabilme gayretidir. Uydurma ilahlara, halık diye başka yaratacılara tapanlara ulaşabilmektir… Allah (C.C.) rahmet eylesin… Cennetmekan  Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocam, hutbelerimizi dinler, “Cihadı anlatmayı ihmal etmeyin” derdi. O’na Rabbimden rahmet diliyorum.

İSLAM DÜNYASI GÜÇLÜ OLMALI

Kendilerine başka ilahlar edinenler Allah’a karşı savaşır hale geliyorlar. Allah’ın dini buna izin vermez. Bundan mahrum olanlara bunu ulaştırma işidir cihat. Bütün mü’minler bilir ki tarih boyunca ilay-ı kelimetullah için mücadele edenlere yeryüzünde şeytan düzeninin sahipleri karşı çıkacaklardır. Ne ile? Güçleriyle, kuvvetleriyle, silahlarıyla. O zaman bunu bertaraf edecek temel bir görevimiz ortaya çıkıyor. Var olma görevi bu. “Düşmanlarınıza karşı elinizden geldiğince kuvvet hazırlayın” ayet-i kerimesi neden var? Efendimiz bunu açıklarken, “Kuvvet atmaktır” buyuruyor… Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı caydırasınız diye. “Yok edesiniz” diye demiyor. Bugünün düşmanları için Müslümanların güçlü olması lazım. Bunu yapacak çalışmaları yapması gerekir Müslüman’a. Ramazan bunun böyle olması lazım geldiğini anlatan en güzel uyarıcı niteliğinde gelmiştir. Resulullah (S.A.V.) kan dökmek için yapmamış cihadı… Bedir’i, Mekke’nin fethini… Ama bugün bütün ehl-i küfür kana susamışlığı temsil ediyor. Kan, kan, kan…  Kandan başka bir şey bilmiyorlar. İslam’ın hedefi kan akıtmak değil... Diğerlerinin hedefi ise, kan, çıkar, menfaat… Buna ulaşmak için insanların sinek kadar değeri yok gözlerinde. Suriye’de, Afganistan’da, Irak’ta, İslam coğrafyasının neresine giderseniz gidin kan akıtılıyor.

Bu işin arkasında kim var? Ehl-i küfür var. Dostumuz-mostumuz dediklerimiz var. Belli uluslararası kurumlarda ortak olduğumuz kimseler var. Şimdi ülkemizin belli yerlerinde, yoğunlukla belli bölgesinde akıtılan kanların arkasında lojistik desteklerini, silah, insan desteklerini veren, arkamızdan ise dostumuz diye iş çevirenler var. Ramazan’da bunu da hatırlayalım. Ayakta durmak için, İslam dünyası, güçlü, kuvvetli olması lazım. Maddeten, manen, ahlaken, ekonomik güç olarak, bunun yansıması askeri güç olarak. Dinimizi özgürce yaşayabilmenin önemi buradan kaynaklanıyor, müstakil bir vatanımız, işgal altında olmayan topraklarımız olması gerekiyor. O zaman hiçbir kafirin hükmünün geçmeyeceği bir vatan telakkisi mü’minin temel hedefidir.

04 May 2021 - 04:30 - Gündem

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?