Reklamı Kapat

“Zekât veren malını ve kendisini temizler, manen koruma altına alır”

Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz Hocamızla Ramazan’da zekâtın önemini ve detaylarını konuştuk.

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Zekât, kazanç sahibi zenginlerin mallarını kirlerinden arındırır. Dinimize göre, helal yoldan ve emek vererek kazanılsa da, malda korunmaya muhtaç haldeki toplum fertlerinin hakkı vardır. Zekât, sadece zenginlere farz olan bir yükümlülük olup toplumun hakkıdır. Zekât ödenmediği takdirde yoksul kesimin hakkı mala karışır. Helal olan bir kazanca bu sebeple haram karışık hale gelir. Zekâtı hiç ödemeyen yahut eksik ödeyen zengin bir Müslüman’ın malına haram karıştığı için, kendisi de haram yemiş olur. Haram yemekte bir kuruş ile bin kuruş arasında fark yoktur. Zekâtını kuruşu kuruşuna hesap edip veren bir Müslüman, malını ve kendisini temizler, manen koruma altına alır; afat ve belalardan, iflas etmekten, gasptan ve felaketlerden korunur.

Hocam, Ramazan ayı mü’minlerin zekât, sadaka ve infakta yarıştıkları bir ay…

Resulullah (s.a.s.) Efendimiz’in cömertlikte rüzgârdan bile hızlı olduğu ay… Ramazan ayının mü’minleri sosyoekonomik olarak inşa etmesi noktasında neler söyleyebilirsiniz? Ramazan ayının tok ile aç arasında, zengin ile fakir arasında bir empati iklimi oluşturmasını nasıl değerlendirmeliyiz?

Ramazan ayı her şeyden önce rahmet ayıdır. Ramazan bir aylık oruç sebebiyle arınma, yoğun bir şekilde Kur’an okuyarak aydınlanma ayıdır. Teravih namazlarının coşkulu bir şevkle geceleri ihya ettiği, zikir ve tespihlerin coştuğu, günahların azaldığı, asayişle ilgili suçların hafiflediği, zenginlerin merhamet damarlarının genişlediği; zekât, sadaka, infak ve hayır gibi mali ibadetlerin zirve yaptığı, kulluk şuurunun canlandığı, zenginlerle fakirler arasında muazzam köprülerin kurulduğu, sosyal bütünleşme, ekonomik rahatlama ve huzur bulma ayıdır. Ramazan ayı, bir bakıma Kur’an ayıdır. Kur’an’ın sadece okunduğu değil, en çok yaşandığı bir aydır. Yıl boyu kendisi için yaşayan ve içine kapanan Müslüman’ın, aç ve muhtaç insanların halini daha iyi anladığı, empati yaparak dışa döndüğü ve toplumu ile daha çok ilgilendiği bir aydır. Ramazan ayında “fert yoktur, toplum vardır” ilkesi hayata geçer.

Ramazan ayı, dinî atmosferden uzak kalmış kimselerin aynı zamanda Allah’a yaklaştığı ve dindarlığa meylettiği ayıdır. Ramazan ayı, sadece ferdî ibadetleri yerine getirmenin yeterli olmadığı, İslam’ın diğer emir ve tavsiyelerine riayet etmenin de gerekli olduğunun şuuruna varıldığı bir aydır.

Sadece oruç değil, toplumun tüm fertleri için empati kurmalıyız

Ramazan ayı Allah’ın ayıdır. İslam’ın güzelliklerinin meşheri olduğu (gösterildiği) aydır. İnananların, bu ayda oruç tutanların, gücü yetmediği için tutamayanların, kâmil ahlakı, nezaket ve zarafeti herkese göstermeleri gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) ne güzel buyurmuş: “Oruçlu kimseye sataşan veya kötü sözler söyleyen olursa onunla kavga etmesin, sadece “Ben oruçluyum.” desin. (Müslim, Sıyam, 163) Ramazan’da oruç tutmayanlara kızmak ya da düşmanlık göstermek yerine, merhamet göstermek, onlara hayırla dua etmek, başkalarına göre insanlara ve tüm canlılara daha zarif davranmak, onlar için hayır duasında bulunmak, Sevgili Peygamberimiz’in meşrebine daha uygundur. Bizim hidayetimizin bizden olmadığını, belki Allah’ın bir lütfu olduğunu düşünerek gerek orucumuzla gerekse diğer ibadetlerimizle böbürlenme ve kibirlenmeyi bırakmalı, Yüce Allah’tan, nasip alamamışlara da hidayet vermesi için samimi duada bulunmalıyız. Kendimizi oruç tutmayanların yerine koyarak davranış ve tutumlarımızı buna göre dengelemeliyiz. Sadece oruç hakkında değil, toplumun tüm fertleri için empati yapmalıyız; kendimizi din atmosferinde hiç bulunmayanların, yanlış yola sapmış olanların, kadınların, çocukların, yaşlıların, mazlumların yerine koyarak davranışlarımızı buna göre ayarlamalı, düşüncelerimizi buna göre temellendirmeliyiz. Rahmet ayında, sadece Müslümanlara değil; aynı zamanda bütün insanlara, hatta bütün hayvanlara, bitkilere ve Allah’ın bütün yarattıklarına merhametli davranmalıyız.

Zekât bir başka açıdan, Allah’ın muhtaç kullarına doyurucu ve koruyucu bir ziyafetidir Allah’ın (c.c.) Müslümanlara farz kıldığı zekâtın anlamı nedir?

Zekât; temizlik, bereket, büyümek, gelişmek anlamlarını ifade eden Kur’anî, İlahî bir kavramdır. İslam’ın beş temel emrinden biri olan malî ibadete ad olarak verilmiştir. İslam, dünyevî bir meta’ olan malı zekât emri sebebi ile ibadete dönüştürmüş, onun ebedileşmesini sağlamıştır. Malı çoğalttığı, ona bereket kattığı, fert ve toplumu kirlerden temizlediği için zekât ibadetine bu ad verilmiştir. Zekâtın, bu söyleyişe sığmayacak kadar çok derin anlamları ve hikmetleri vardır. Bunlardan birkaçına işaret etmekte fayda vardır: Zekât, kazanç sahibi zenginlerin mallarını kirlerinden arındırır. Dinimize göre, helal yoldan ve emek vererek kazanılsa da, malda korunmaya muhtaç haldeki toplum fertlerinin hakkı vardır. Zekât, sadece zenginlere farz olan bir yükümlülük olup toplumun hakkıdır. Zekât ödenmediği takdirde yoksul kesimin hakkı mala karışır. Helal olan bir kazanca bu sebeple haram karışık hale gelir. Zekâtı hiç ödemeyen yahut eksik ödeyen zengin bir Müslüman’ın malına haram karıştığı için, kendisi de haram yemiş olur. Haram yemekte bir kuruş ile bin kuruş arasında fark yoktur. Zekâtını kuruşu kuruşuna hesap edip veren bir Müslüman, malını ve kendisini temizler, manen koruma altına alır; afat ve belalardan, iflas etmekten, gasptan ve felaketlerden korunur. Bütün zekât mükelleflerinin bu zekât ibadetini tam yapmasıyla fert gibi toplum da manevi kirlerden temizlenmiş olur. Bugün toplumumuzda görülen gelir dağılımındaki aşırı dengesizliklerin ve çekilen bunca sıkıntının ortaya çıkmasında, zekâtı hakkıyla ödememenin payının büyük olduğuna inanıyorum. Zekâta bu açıdan bakılırsa, toplumun malları için onun bir tür dezenfektan gibi temizleyici bir unsur olduğu görülür. Zekât bir başka açıdan, Allah’ın yoksul ve muhtaç kullarına yılda bir defa doyurucu ve koruyucu bir ziyafetidir. Aslında mal Allah’ındır. Allah malını bazı kullarına fazla verir, fakat onları görevlendirir; onlara, zor durumda kalan, kazanamayacak durumda olan ve ihtiyaç içinde olan kullarına malının belli bir kısmını aktarmasını emretmiştir. Yani Allah zekât sebebiyle, sosyal yardımlaşmayı kulluk şeklinde tecelli ettirmiştir. Zekât aynı zamanda zenginlere Yüce Allah’ı hatırlatan fiîlî bir zikirdir. Tespih çekerek değil, mal vererek Allah’ı hatırlamaktır zekât.

“Zekât malın şükrüdür”

Bir başka açıdan bakılırsa zekât malın bir şükrüdür. Zekât aynı zamanda sosyal güvenlik kurumunun temel taşıdır. Bu alandaki birçok harcamanın zekât fonundan yapılabileceğini ifade etmeliyiz. Zekâtın, başka bir açıdan bakarsak, muhteşem bir kurum olduğunu görürüz. Farz olduğu andan itibaren zekât, Müslümanların işlerini yürüten Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından devlet görevlileri eliyle toplattırılıp Kur’an’da açıklanan harcama alanlarına bizzat dağıtılmıştır. Başlangıcında bir kurum olarak ortaya çıktığı için, toplumdaki fonksiyonu da tam olmuştur. Ne yazık ki zamanla zekât kurum olmaktan çıkmış, ferdî sivil bir yükümlülük haline gelmiştir. Yani, bugün Müslümanlar zekâtı aslına uygun olarak yaşayamıyorlar. Bu sebeple bu ibadet eksik kalmaktadır. Zekâtın bu kurumsal yönü ihmal edilmiştir. Zekâtın birçok sorunu vardır ülkemizde... En önemlisi kurumsal olarak yaşatılmamasıdır. Rabbimizden niyazım aslında olduğu gibi yeniden kurumlaştırılması ve sosyal yaraların bu kurum aracılığı ile sarılmasıdır. İslam dünyası çapında birleşik zekât kurumu kurulabilirse birkaç yılda muhtaç tek bir insanın kalmayacağına inanıyoruz.

Zekât miktarı ne kadardır? Nisap ne demektir? Miktarı ne kadardır? Havaic-i asliye (asli ihtiyaçlar) nedir?

Zekât, sadece paradan, altın ve gümüşten değil, malî değeri olan bütün mallardan verilmesi gereken bir ibadettir. Zekât verilecek mallar ise farklı farklıdır. Bu sebeple, zekât miktarları da farklıdır. Para, altın, gümüş, kıymetli taşlar, ticari inşaatlar, ticarî arsalar, ticaret malları ve hayvanlarda zekâtın oranı % 2,5’tur. İstisnasız tüm ziraî ürünlerden % 10’dur. Madenler, taş ocakları, defineler, su ürünleri, mermer ocaklarından % 20’dir. Bu gibi mallara humus malları denilir. Ziraî ürünlere öşür malları, para ve ticaret mallarına ise kırkta bire tabi mallar adı verilmiştir. Arabistan gibi çöl ikliminde, ancak su taşıyarak ürün verebilen topraklardan elde edilen ürünlerde ise oran % 5’tir. Bu gibi arazilerde % 50 muafiyet tanınmaktadır. Bizim ülkemizde topraklar, sulanmasa da yağmur suyu ile sulanarak ürün verdikleri için oran % 10’dur. Kanaatimizce baraj suları ile sulanan toprakların ürünlerinde de oran % 10 olup sulama için yapılan masrafların gider olarak üründen çıkarılması gerekir.

Araç-gereç ve malzemeye zekât düşer mi?

Kazanılan nisap miktarı bir maldan hemen zekât ödemek gerekmez. Belki zekâtta temel ihtiyaçlar da dikkate alınmıştır. Temel ihtiyaçlar mal sahibini ilgilendirmektedir. Kaynaklarda açıklanan temel ihtiyaçlar şunlardır: Lüks olmayan bir ev, lüks olmayan ev eşyası, bilgisayar, televizyon, telefon, buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makineleri, bir yıllık geçim masrafları, seyahat masrafları, çocukların öğretim masrafları, kütüphane için satın alınan kitaplar, üç mevsimlik birer takım elbise ile bayram ve düğünler için saklanan giysiler, lüks olmayan bir otomobil, binek hayvan, çiftçinin ziraat için yaptığı harcamalar, kira masrafı, tedavi masrafları. Bu sayılanların birer adedi zekâttan muaftır. Giysilerde bir takım değil de dört mevsimlik elbiselerin birer takımı zekâttan muaftır. Diğer eşyanın ikincisi ve daha fazlası zekâta tabidir. İslam’da lüks ve israf haramdır. Sayılan zaruri ihtiyaçlar eğer lüks mallardan olursa, normalin üstündeki değerinin zekatını vermek gerekir. Öşür mallarında zenginlik ölçüsü (nisap) bir tondur. Humus mallarında ise nisap şartı yoktur. Yani maden, granit, kum, çakıl, su ürünleri gibi mallarda elde edilen ürünün masrafları çıkarıldıktan sonra geride kalan malın beşte biri zekât olarak gerekli yerlere verilmesi farzdır. Bu gibi mallarda bir yıl bekleme şartı yoktur, nisap şartı da yoktur. Ne kadar çıkarsa, masraflardan sonra onun beşte biri verilmelidir.

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi? Alacaklar zekâta mahsup edilebilir mi?

Zekât ödemede temel ilke, her Müslüman’ın sahip olduğu malın kendisinden zekâtı aynî olarak vermesidir. Fakat kolaylık olması için, bir malın zekâtı, değerince başka tür maldan verilebilir. Paradan para verilebileceği gibi, paranın değeri kadar ihtiyaç maddesi vermek de mümkündür. Ziraî ürünlerin kendilerinden vermek esas olmakla beraber, değeri kadar ticaret malı yahut para yahut eşya, giysi ve benzeri maddeler vererek zekât ödemek de mümkündür. Arsa ve inşaatlarda da durum böyledir. Arsa yerine kum çakıl, çimento yahut para, para yerine arsa, inşaat; inşaat yerine inşaat malzemesi vermek mümkündür. Bunun gibi, bir zengin, zekâtını yahut fitresini fakirlere yemek olarak da yiyecek maddesi olarak da verebilir. Hayvanların zekâtı yerine değeri verilebilir mi? Hayvanların zekâtı farklı farklıdır: Koyunlardan 1/40, develerden 5 devede bir koyun (bu 1/40 deveye denktir), sığırlardan 30 sığırda bir dana, sayılar yükseldikçe farklı miktarlarda zekât verilir. Fakat canlı hayvan olarak vermeyip de bu hayvanın kıymetini zekât olarak vermek yahut et vermek de mümkündür. Ancak kıymet takdir ederken çok hassas davranmak ve kendini öteki yerine koyarak hesap yapmak gerekir.

Alacaklar zekâta mahsup edilebilir mi?

Bir kimsenin bir Müslüman kimsede alacağı olsa, fakat borçlu kişi borcunu ödeyemese yahut ödemede zorlanırsa, alacağını zekâta sayabilir. Karşı tarafa alacağını zekât olarak kendisine bağışladığını söylemek şart değildir. Belki sadece “Alacağımı sana bağışladım” demesi yeterlidir. Yine bir kimsenin, bir fakire zekât verirken “Bu benim zekâtımdır, onu sana veriyorum, kabul et.” gibi sözler söylemesi gerekli değildir. Sadece kalpten niyet edip bağış gibi vermesi ve fakirin de bunu kabul etmesi yeterli olur. Zekât bir ibadettir, verilirken fakiri onuru incitilmemelidir. Bu, yoksulun utarak zekâtı kabul etmemesine sebep olabilir. Bu durumda fakir, verilen malı zekât olarak kabul etmeyip sadece bağış olarak kabul etse verenin zekât borcu düşmez.

Buluğ çağına ermemiş zengin çocuğun malından zekât gerekir mi?

Zekât vermeke yükümlü olmak için ergenlik çağına ulaşmış olmak şarttır. Fakat eğer çocuk miras veya hibe yolu ile buluğ çağından sonra da artacak ve nisabı aşacak mal varlığına sahip ise çocuğun velisi çocuk adına onun malından zekât verir.

Zekât havale yoluyla ödenebilir mi?

Her türlü havale vasıtaları ile yahut bir şahıs eliyle fakirlere zekât gönderilebilir. Gönderilen zekât malı yerine ulaştığı anda ödeyenin zekât verme yükümlülüğü düşer.

Babası ile birlikte oturan kimse zekât ile mükellef midir?

Babası ile birlikte oturan kimse, eğer zenginse ve kazandığı parayı babasına veriyor da elinde dinen zengin sayılacak kadar mal artmıyorsa, onun zekât vermesi gerekmez. Fakat babası ile birlikte oturduğu halde, kazancının hesabı-kitabı ayrı ise ve nisap miktarı mal elinde artıyorsa, bu malın zekâtını kendisinin ödemesi gerekir.

Bir zengin Müslüman vadeli alacağına dair bir senedi fakire zekât olarak verebilir mi?

Senet-çek de zekât olarak verilebilir, fakat bunların günü gelince karşılığı ödenmezse zekât geçerli olmaz, belki nakit olarak yeniden verilmesi gerekir.

Vergi zekât yerine geçer mi? Zekât verilen kişinin zengin olduğu ortaya çıkarsa ne yapmak gerekir?

Vergi zekât yerine geçmez. Çünkü vergi Allah’ın bir ibadet emri değildir, devletin yani kulların emridir. Zekât ise malî bir ibadettir. Bunlar birbirinden farklı yükümlülüklerdir. Kul emri olan vergi zekât yerine geçmez. Ancak verilen vergi miktarı, zekât muhasebesi esnasında zekât malından düşülür, bundan sonra artan maldan zekât verilir. Zekât verilen kişinin zengin olduğu sonradan ortaya çıkarsa, durum kendisine açıklanarak zekât geri alınır ve fakire verilir. Geri alınmazsa yahut almak mümkün olmazsa yeniden zekâtın ödenmesi gerekir.

Gayr-i meşru yolla sağlanan kazançtan zekât vermek gerekir mi?

Haram olan maldan zekât verilemez, verilirse geçersiz olur.

Temel ihtiyaçlar için biriktirilen para zekâta tabi midir?

Zekât, temel ihtiyaçlardan artan maldan verilir. Temel ihtiyaçlar şunlardır:

Lüks olmayan ev, ev eşyası, yıllık geçim masrafları, çocukların okul masrafları, seyahat masrafları, tedavi masrafları, kütüphane için yapılan kitap harcamaları, kitaplık, masa sandalye vesaire harcamaları, bilgisayar, internet, telefon masrafları. Bu harcamalar yapıldıktan sonra bir yıl elde saklanan nisap miktarı mal varlığından zekât vermek gerekir. Dinimiz kişiyi zengin edecek kadar malı elde eden kişiden peşin bir ödeme istemez. Belki zekât mükellefine bir yıl süre tanır. Belki bu mal bir ihtiyaç çıkınca harcanacak ve zenginlik elden gidecektir. Bu sebeple bir yıl elde kalma şartı konulmuştur. Bir yıl eğer bu mal elde durmuş da harcanmamışsa o zaman ondan geçmiş seneye mahsuben zekât verilir. Bu tam bir mali adalettir. Burada bir noktaya işaret etmek gerekir. Zekât vergide olduğu gibi sadece kârdan verilmez, belki sermaye ile birlikte kârdan verilir. Yani bir yönü ile servet vergisine benzer. Kârın değil, toplam varlığın hakkı ödenmiş olur.

Belediye, dernek, vakıflarca hazırlanan ve aşevlerinde dağıtılan iftar yemekleri zekât/fitre yerine geçer mi?

Belediyeler hakiki şahsiyete sahip olmadıkları için zekât veremezler. Fakat belediyeler aracılığı ile zenginlerin fakirlere verecekleri iftar yemekleri, ihtiyaç maddeleri, iftar dışında ikram edilen yemekler zekâta sayılabilir. Fakat bu yemeklerden sadece fakirlerin yemesi gerekir. Şayet zenginler de yiyecek olurlarsa o kadar zekâtın yeniden ödenmesi gerekir. Çünkü zekât zenginlere düşmez.

Fakir, güçsüz, zayıf insanların sağlık tedavilerini yaptıran vakıf, dernek gibi kuruluşlara zekât verilebilir mi?

Zekâta hak kazanan ve fakirlik vasfını taşıyanları tedavi ettiren vakıf, dernek gibi hükmî şahsiyeti temsil eden kuruluşlara zekât verilebilir. Ancak bu kuruluşların güvenilir olmaları ve zekâtı hak kazananlara ulaştırmada çok hassas davranmaları gerekir. Burada bir noktaya daha işaret etmek istiyoruz. Zekât, zenginlerden talep edilmez, belki zenginlerin zekât verecekleri yoksulları yahut kuruluşları talep etmeleri gerekir. Bu durum hassas olup ibadetin ruhuna daha uygundur.

Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara zekât verilebilir mi? Damat ve geline zekât verilebilir mi? Kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir mi? Sivil toplum kuruluşlarına zekât verilebilir mi?

Üvey anne, üvey baba ve üvey kardeşlere zekât verilebilir. Bunun gibi, öz kardeşlere de zekât verilebilir. Muhtaç durumda olan damada yahut geline zekât verilebilir. Kayınvalide ve kayınpedere de zekât verilebilir. Fakirlere, öğrencilere, düşkünlere, hasta ve yaşlılara vs. hizmet veren, İslam dinine inanmış kişiler tarafında kurulan ve yönetilen kuruluşlara zekât verilebilir. Ancak çevredeki diğer ihtiyaç sahipleri daha çok muhtaçsa onları tercih etmek gerekir. Zekât dağıtırken, ihtiyaç sahiplerinin fakirlik derecesine bakmak ve buna göre ihtiyacı öne almak gerekir. Akraba yoksulundan başlayıp komşu fakirlere, mahalle fakirlerine, sonra belde fakirlerine geçmek gerekir.

Sütanne-babaya zekât verilir mi?

Sütanne-sütbabaya zekât verilebilir.

Fakir gençleri evlendirmek ve sünnet ettirmek için harcanan para zekât yerine geçer mi? Bir firma, çalışanlarına dağıttığı yardımları zekât yerine sayabilir mi?

Harcama yaparken niyet edildiği takdirde, fakir gençleri evlendirmek, fakir çocukları sünnet ettirmek için harcanan paralar zekât için geçerli olur. Bunun gibi evlenen çiftler eğer yardıma muhtaç olup borçlanarak evleniyorlarsa, bunlara takılan takılar da zekâta niyet edildiği takdirde geçerli olur. Ancak tarafların ana-babaları bunun dışındadır. Çünkü ana babalar evlatlarına zekât veremezler.

Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır? Zekât vaktinden önce verilebilir mi? Taksitli olarak zekât verilebilir mi? Bir seferde vermek şart mıdır?

Zekât vermenin belirli bir zamanı vardır. Bir Müslüman’ın sahip olduğu nisap miktarı malın üzerinden bir yıl geçmedikçe, ondan zekât vermesi farz olmaz. Bu yılbaşı ise kişi, hangi ayda mala sahip olmuşsa o aya göre bir yıl hesap edilir. Dolayısıyla herkesin farklı yıl hesapları olabilir. Fakat, İslam’ın başlangıç dönemlerinde zekâtı devlet alıp Ramazan ayında dağıttığı için, yılbaşı olarak Ramazan ayı kabul edilmiştir. Toplumumuzda zekâtın yılbaşı Ramazan’a rast gelmeyenler, dolayısıyla farklı bir ayda olanlar, arada kalan zaman farkının zekâtını ödeyerek yahut mahsup ederek Ramazan’da ödeme yapabilirler. Fakat bunu yapmakta dinî bir zorunluluk yoktur. Yılı dolmadan da zekât verilebilir. Bir kimse iki-üç-beş yılın zekâtını bugünden ödeyebilir. Eğer bu yıllarda malı artmışsa artan zekât ayrıca verilir, eksilmişse yapılacak bir şey yoktur, ödenen mal sadaka yerine geçer. Zekâtı toptan bir seferde vermek şart değildir. İmkanlara göre taksitlendirilebilir. Zekât borcu, mal üzerinden bir yıl geçtikten sonra hesap edilir. Zekât hesapları yapıldıktan sonra, gelecek yılın başına kadar taksitlendirilebilir. Her ay yahut nasıl uygun görülürse ona göre verilebilir.

Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır? Alacakların zekâtı nasıl verilir?

Ticaret mallarının zekâtını ödemek için eldeki sermaye paraya çevrilir. Ticarî eşyadan elde var olan aynî varlıkların sayımı yapılır. Bu yıllık sermaye hesap edilip defterin bir sayfasına yazılır. Alacaklar başka bir sayfaya yazılır, borçlar da başka sayfaya kaydedilir. Borçlar, ödenen vergiler ve cezalar sermayeden düşülür. Buna göre arta kalan malın zekâtı aynî olarak verilir. Nakit olarak değeri de verilebilir. Fakat değeri hesap edilirken maliyet değerine bakılır. Alacaklardan da ne kadarı tahsil edilirse elde edilenin zekâtı verilir. Batmış alacaklardan zekât vermek gerekmez. Mal sahibi dilerse kuvvetli alacaklarının zekâtını da diğer zekât miktarına ekleyebilir.

Arazi mahsulünden zekât verilmesi gerekir mi? Ürün elde etmek için yapılan masraflar, öşür verilirken dikkate alınır mı?

Araziden elde edilecek ürünlerden elbette zekât verilmesi gerekir. Ancak bunların zekât oranı farklıdır. Toprak ürünlerinin zekâtına öşür denilmektedir. Öşür onda bir demektedir. Yani topraktan çıkan ürünün onda birinin, ibadet niyetiyle hasat zamanında zekât olarak verilmesi gerekir. Fakat ürünü elde etmek için yapılan tüm masraflar üründen çıkarılır. Üretici kendi emeğinin karşılığını masrafa dahil edemez. Borç varsa o da hesap edilip çıkarılır. Çiftçinin ailesini geçindirmek için harcadığı miktar da değer olarak çıkarılır. Geride artan ürün eğer bir tona ulaşıyorsa bundan zekât vermesi gerekir.

Ortak olarak ekilen bir tarlanın ürününün zekâtını vermekle kim yükümlüdür?

Bu soru tam anlaşılamamıştır. Eğer bundan ortakçılığa verilen toprak kast ediliyorsa, yani arazi sahibi, bir çalışan ile çıkan ürünün % 50, % 40, % 30’u gibi belli bir oranda ortaklık yapmışlarsa herkese, masraflar çıktıktan sonra birer ton ürün düşüyorsa herkes hissesine düşen ürünün zekâtını verecektir. Ortakçılık şeklinde değil de arazi mülkiyeti iki yahut daha çok kimse arasında ortaksa, yine yukarıdaki usul izlenir. Masraflar çıkarıldıktan sonra herkesin payına düşen miktar eğer bir tona ulaşıyorsa, bunun onda birini zekât olarak vermesi gerekir. Arazideki hissesine düşen pay bir tondan az olan ortak zekât vermekle mükellef değildir. Burada bir noktaya daha işaret etmek gerekir: Bir çiftçi eğer bir daire yahut dükkândan yahut daireden de gelir sağlıyorsa, ayrıca maaş da alıyorsa bunların zekâtını ayrı hesap ederek % 2,5 oranında verecektir. Ziraî ürünlerin hesabını ayrı yapıp zekâtını onda bir (% 10) oranında vermesi gerekir. Aynı kişinin hayvanları da varsa o, onların nisap miktarını ayrı hesap edip zekâtını da ayrı verecektir. Örnek; kırk koyunda bir koyun, beş devede bir koyun gibi. Hayvanlar eğer nisaba ulaşmıyorsa o zaman bunlar zekâttan muaftır.

Kümes hayvanlarından (tavuk, ördek, kaz) zekât vermek gerekmez. Ancak gelir getirmek için bulundurulan Hollanda inekleri, hindiler ve tavuklar ticarî bir sermaye gibi değerlendirilirler. Eğer bu ineklerle hindi ve tavukların değeri nisap miktarına ulaşırsa hem kendi kıymetlerinden hem de ürettikleri süt ve yumurtadan 1/40 hesabıyla zekât vermek gerekir. Tavşan çiftliklerinde de durum aynıdır. Sırf ailenin ihtiyacını karşılamaya yönelik olanlar zekâttan muaftır. Fakat üretmek ve gelir elde etmek için elde bulunuyorsa bunların değeri üzerinden zekât vermek gerekir. Kiraya verilen toprakların öşrünü kiracının ödemesi gerekir. Çünkü toprağın kendisinden zekât verilmez, belki topraktan çıkan üründen verilir. Ürünü de kiralayan elde etmektedir. Dolayısıyla öşrün muhatabı kiralayandır. Ancak kira için ödediği para yahut ürünün değerini elde ettiği üründen çıkararak saf ürünün öşrünü/onda birini öder. Bu vesile ile zekâtta şu prensibi belirtmemiz gerekir: Piyasada değer taşıyan her şey zekâta tabidir. Zekâta tabi olan değişik cinsten mallar zekât envanterinde birbirine ilave edilmez. Buğday ayrı, pirinç ayrı, hayvanlar ayrı, para ve ticaret malları ayrı cinsler olarak kabul edilir. Bu cinsler içindeki türler ise bir kabul edilir, farklı cinsten olan mallar ise farklı kabul edilir.

Ziynet eşyasından zekât verilir mi? Emlakçılar, mülkiyetlerindeki dairelerin zekâtını vermekle yükümlü müdürler?

Hanefi mezhebine göre, ziynet eşyası eğer nisap miktarına ulaşmış da ihtiyaç fazlası olarak bulunuyorsa bunlardan zekât vermek farzdır. Ziynet eşyasının nisabı hakkında görüş ayrılıkları vardır. 92 g., 96 g., 81 g., 84 g., 88 g. altın olduğunu söyleyenler vardır. Ancak şu var ki, bu ilk kaynaklarda yer almaz. Bu gram ölçüsü son asırlarda ortaya çıkmıştır. Çünkü ilk dönemlerde altın ve gümüş paralar kullanılmaktaydı. Nisap altın paradan 20 dinar, gümüş paradan 200 dirhemdir. Yakın asırlarda altın ve gümüş paralar kullanılmayınca, bu paraların ağırlığı esas alınmış ve buna göre nisap belirlenmeye çalışılmıştır. Müzelerdeki değişik altın paraların ağırlığı farklı olunca farklı ağırlık ölçüleri ortaya çıkmıştır. Buna göre gümüşün nisabı 6,5 TL x 640 TL = 4.160 TL, altının nisabı 418 TL x 96 TL = 40.128 TL tutar.

Fakat Yusuf el-Karadavî ve benzeri çağdaş fıkıh araştırmacıları 20 dinar ile 200 dirhem paranın Asr-ı Saadet’teki satın alma gücünün esas alınması gerektiğini söylemektedirler. Buna göre bu para nisaplarının o zaman 40 koyun veya beş deve değerinde olduğunu düşünerek para ve ticaret eşyası nisabının 40 koyun yahut beş devenin değerine göre hesaplanması gerektiğini söylemektedirler. Dolayısıyla, bugün bir yaşını tamamlamış bir koyunun fiyatı: 1.300 x 40 = 52.500 TL, devenin fiyatı 5 x 15.000 = 75.000 TL eder. Gümüş çok değer kaybettiği için muteber değildir. Altın üzerinden nisap 40.000 TL, koyun üzerinden 52.500 TL, deve üzerinden de 75.000 TL tutuyor. Yusuf el-Karadavî’nin de söylediği gibi, koyun ortalama bir varlıktır. Onun nisabını esas almak daha isabetlidir. Buna göre bugün nisabı 52.500 TL. olarak hesap edebiliriz. Ziynet eşyası, kıymetli taşlar ve kıymetli madenlerin değeri eğer 52.500 TL’ye ulaşırsa bundan zekât vermek farz olur.

Şirket ortakları nasıl zekât verirler? Hisse senetleri zekâta tâbi midir? Farklı ayarda altını bulunan kimse zekâtını nasıl hesaplar?

Ticarî ortaklar zekâtlarını, yılbaşındaki sayımda her bir ortağın hissesine net olarak düşen mal varlığı üzerinden vereceklerdir. Eğer bu mal varlığı nisaba ulaşıyorsa yahut eldeki diğer paralara ve ticarî mallara eklendiği takdirde nisaba ulaşıyorsa, herkes kendi zekâtını ayrı ayrı verecektir. Ortaklık hisse senedi tarzında ise ve bu senedin gerçekten karşılığı tespit edilebiliyorsa, piyasadaki günlük satış değeri üzerinden zekâtının hesap edilip verilmesi gerekir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, eğer hisse senedinin kârını elde etmek mümkün olmuyor da devrediyorsa ve elde başka para yoksa ödeme gücüne kavuşuncaya kadar yahut senet satılıp paraya çevrilinceye kadar senedin zekâtı tehir edilebilir. Farklı ayardaki altınlara sahip olan kimse bunları kuyumcuya götürüp değerlerini tespit ettikten sonra eğer değerleri 52.500 TL’ye ulaşırsa, bunların % 2,5’unu zekât olarak verir.

Sadaka-i fıtır ne demektir, hükmü nedir? Kimler sadaka-i fıtır vermekle yükümlüdür? Sadaka-i fıtır ne zaman verilir?

Sadaka-i fıtır, fıkıh kavramlarından biri olup Türkçesi fıtır sadakası demektir. Fıtır, Ramazan Bayramı’na verilen addır. Yani bu sadaka oruç ayı olan Ramazan sonunda bayrama ulaşmanın sevincini yaşatmak üzere zenginlerin vermesi gereken bir sadakadır. Ülkemizde buna kısaca “fitre” denilir. Fitre zekât vermekle yükümlü olup aynı zamanda oruç tutan Müslümanların, oruçlarının kabul edilmesi ve yoksul kimselere bayram gününde gıda yardımı yaparak onların da bayram sevincine ortak edilmeleri için bayramın birinci günü bayram namazından önce verilmesi tavsiye edilen bir sadakadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) sürekli fitre vermiş, onu hiç ihmal etmemiş, Müslümanların vermesini de tavsiye etmiştir. Hanefilere göre fitre vermek vaciptir. Yani zenginler için ödenmesi zorunludur. Fakir olan Müslümanların ise fitre verme zorunluluğu yoktur. Diğer mezheplerden İmam Ahmed b. Hanbel ile İmam Şafiî’ye göre fitre farz, Malikî mezhebine göre ise sünnettir. Fitrenin verilme zamanı, bayram günü sabah vaktinden bayram namazı kılınıncaya kadarki zaman dilimidir. Ancak hem ödeyenlere kolaylık hem de fitre alanlara bayramdan önce destek olması bakımından, bayramdan birkaç gün önce de verilebilir.

Fitre verecek kimse, hem kendisinin hem de nafakasını temin etmekle yükümlü olduğu aile fertlerinin fitresini vermek zorundadır. Yani fitre kişinin hem kendisi hem de ailesi için verilir. Fitre, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde mevcut yiyecek maddelerinden veriliyordu. Ramazan Bayramı’nda fakirlerin mutfağına önemli bir destek, toplumda mükemmel bir kaynaşma anlamını ifade ediyordu. Fitre verilecek yiyecek maddeleri o zamanda Medine’de hurma, arpa, kuru üzüm ve keş maddesi idi. Keş tarhanaya benzer kurutulmuş bir yiyecektir. Miktarı Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bir ölçek olarak belirlenmiştir. Bir ölçek 3.328 gram yiyecek maddesidir. Yiyecek maddeleri ise bugün ülkemizde çok zenginleşmiştir. Piyasada ve mutfağımızda tüketilen ortalama yiyecek maddelerinden yaklaşık 3,5 kg tartılıp verilebilir. Bunların ortalama değeri üzerinden de verilebilir. Örnek 3,5 kg Medine hurması, 3,5 kg kuru fasulye, nohut, mercimek, beyaz peynir, arpa da verilebilir. Önemli bir husus da şudur: Fitre sünnette yer aldığına göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde bir kişinin bir günlük yiyeceği idi. Fitrenin aslına uygun olması için, bugün nakit olarak fitre verirken, onun bir fakiri bir gün normal şartlarda doyuracak kadar bir para olmasına özen gösterilmelidir.

29 Nis 2021 - 04:30 - Ramazan

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?