“Ramazan, kutlu bir misafir olarak gelir”

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Hocamızla Ramazan’ın ayının faziletlerini konuştuk:

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Ramazan’ın "kutlu bir misafir" olarak gelir ve Allah katından sayısız nimetler getirir. Bizlere rahmet, mağfiret getirir. Kardeşlik bağlarımızı yeniden inşa etmeye gelir Ramazan çünkü yorgun ve bîtap düşen yüreklerimizin Ramazan’ın bize getireceği rahmete çok ihtiyacı var. Hani suya hasret kalmış çorak araziler olur ya, onların yağmura ihtiyacı gibi çorak kalmış yüreklerimizin Ramazan’ın şifa dağıtan rahmet eline ihtiyacı var. Her zamankinden çok daha muhtaç olduğumuz bir zamanda Ramazan geliyor.

Hocam Ramazan ayını mü’minler nasıl ihya ve idrak etmelidir?

Bismillah, ve’l-hamdu lillah, ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Rasûlillâh… Öncelikle teşekkür ediyorum. Sözlerime başlarken insanlık ailesi olarak içinden geçtiğimiz bu zor zamanlardan Rabbimizin inayetiyle bir an önce kurtuluş niyaz ediyorum. Rabbimden hasta kardeşlerimize şifa, müteveffalarımıza rahmet diliyorum. Eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanın yeryüzündeki gayesi, hak ve adaleti tesis etmektir. İbadetlerimiz, bu gayenin gerçekleşmesi ve iradelerimizi bu uğurda eğitmek için vardır. Zira böyle bir eğitimle iradeler, gerçek hürriyetine kavuşur. İnsan hayatının tüm safhalarına yayılan bu eğitim programı Rabbimizin emriyle yılda bir ay hızlandırılmıştır. Dolayısıyla müminler için Ramazan, Sevgili Peygamberimizin Medine’ye hicret edişinin ikinci yılından bugüne kadar kesintisiz olarak İslam coğrafyasının her tarafında, her yıl idrak edilen, bir aylık İlahî bir mektebi ifade etmektedir. Bu mektepte belki akıl ve ilim verilmez. Ancak akıl ve ilmin ön şartı olan irade eğitimi verilir, insanı her türlü masiyetten arındırma tatbikatı yapılır. Diğer ibadetlerde olduğu gibi Ramazan mektebindeki ibadetlerin gayesi de insanı, hevanın boyunduruğundan, tutkunun esaretinden kurtarıp arındırmak ve irade hürriyetine kavuşturmaktır. Dolayısıyla bu ayın fazlından ve kereminden azami şekilde yararlanabilmek için üzerimize düşen görev Ramazan mektebinin gayesini doğru anlamak ve bu mektebin programını iyi uygulamaktır. Yani vahiy ve Kur’an ayı olan Ramazan boyunca bereketi idrak edilen sahurları, eda edilen gece kıyamları, tutulan oruçları, sevinci yaşanan iftarları, tilavet edilen Kur’an’ları, rahata kavuşturan teravihleri, ihya edilen geceleri, verilen sadaka ve zekâtları Ramazan mektebinin gayesine uygun şekilde yani hevanın boyunduruğundan, tutkunun esaretinden arınma ve irade hürriyetine kavuşma çabasıyla yapmaktır. Resulullah’ın (sav) ifadesiyle Ramazan mektebinin “başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat” olmasının sırrı, orucun farziyetiyle ilgili Bakara 183. ayetin sonundaki “Lealleküm tettakun” ifadesinde gizlidir. Bu ifade, “arınmanız için” diye tercüme edildiği gibi “korunmanız için” diye de tercüme edilmektedir. Her iki manayı birlikte ele aldığımızda mağfiretin, sadece geçmiş günahların affını değil, gelecek günahlardan korunmayı da kapsadığı görülecektir.

“RAMAZAN, KUTLU BİR MİSAFİR OLARAK GELİR”

Ramazan, "kutlu bir misafir" olarak gelir ve Allah katından sayısız nimetler getirir. Bizlere rahmet, mağfiret getirir. Kardeşlik bağlarımızı yeniden inşa etmeye gelir Ramazan çünkü yorgun ve bîtap düşen yüreklerimizin Ramazan’ın bize getireceği rahmete çok ihtiyacı var. Hani suya hasret kalmış çorak araziler olur ya, onların yağmura ihtiyacı gibi çorak kalmış yüreklerimizin Ramazan’ın şifa dağıtan rahmet eline ihtiyacı var. Her zamankinden çok daha muhtaç olduğumuz bir zamanda Ramazan geliyor. Ramazan ayı, bütün yeryüzünü bir mabede dönüştürür. Bütün Müslümanları bir eğitime tabi tutar. Bir okul olur, bir mektep olur. Bize hür olmayı öğretir, irade hürriyeti noktasında bizi eğitime tabi tutar. Ramazan ayı, yeryüzünde 1,5 milyarı aşkın insanı aynı zamanda aynı vakitlerde aynı hareketleri yaptırarak imsakla bütün kötülüklere veda etmesini sağlayarak, oruçla iradelerini hür kılmayı öğreterek, iftarla müminlerin sevinçlerini birleştirerek, teravih ile Müslümanların Rahman’a secdede buluşturarak, zekâtıyla, fitresiyle Müslümanların başka insanların farkında olmasını sağlayarak, Kadir Gecesi’yle kadrini yükselterek, kadrini yücelterek ve nihayet bayramla bir sevinç atmosferinde hepsini birleştirerek tarih sahnesinde sürekli kılan muazzam bir organizasyondur aynı zamanda. Dünya ve İslam âlemi olarak tarihin zor bir sürecinden geçiyoruz. Koronavirüs dolayısıyla tüm dünya ve ülkemiz zorlu bir süreci atlatmaya çalışıyor. Tarihin bu zor sürecinde milletimizin birliği ve beraberliği, gönüller arasındaki merhamet köprüleri çok daha büyük önem arz ediyor. Onun için biz millet olarak gönüller arasında köprüler kurmaya devam etmeliyiz. Gönüllerimiz arasında birlik olmalı ve hep birlikte biz gönüller yapmalıyız.

“RAMAZAN, BİZİ DEĞİŞTİRMELİ”

Ramazan ayı bizi değiştirmeye gelir. Hepimiz bu dünyaya geçici bir süreliğine misafir olarak geldik ve Allah her birimize ‘ömür’ dediğimiz bir sermaye vermiştir. Hepimiz bu ömür sermayesini tüketmeye geliyoruz ve hepimiz bu dünyaya imtihan olmaya geliyoruz. Çünkü iman ediyoruz ki, ebedi bir hayat var, sonsuz bir hayat var. O sonsuz hayatı kazanmanın yeridir dünya ve biz bu dünyayı, bu dünya hayatını çok iyi değerlendirmek için gönderilmişiz. Ancak dünyanın, hayatın akışı içerisinde bazen kendimizi ihmal ediyoruz, kalbimizi ihmal ediyoruz, kardeşimizi, dostumuzu ihmal ediyoruz. Dünya hayatını bir gayeye dönüştürüyoruz bazen. İşte Ramazan, her sene bize dünya hayatının bu akışına teslim olmamayı öğretmeye geliyor. Bizi değiştirmeye geliyor. Bizim kalbimize, yüreğimize çöken kötülükleri ortadan kaldırmak için geliyor. Ancak biz Ramazan’ı değiştirmeye kalkıyoruz. Bütün ibadetlerimiz bizi değiştirmeye geliyor, ama biz ibadetlerimizi değiştirmeye kalkışıyoruz. Onun için her sene diyoruz ki, ‘Ramazan bizi değiştirsin, biz Ramazan’ı değiştirmeyelim.’ Ramazan, Kur'an ve sünnet tarafından bizi değiştirmek üzere nasıl programlanmışsa o programa tabi olarak kendimizi Ramazan’ın o rahmet eline teslim etmeliyiz. Ramazan bizi değiştirmeli, biz Ramazan’ı değiştirmemeliyiz. Ramazan elbette bir coşkudur aynı zamanda. İftar vakti Ramazan’da çok önemli bir vakittir. Namazda secde anı ne kadar değerli ve kıymetli ise Ramazan’da iftar anı o kadar değerli ve kıymetlidir. Secdede yapılan dualar nasıl makbul ise iftar vaktinde yaptığımız dualar öyle makbuldür Rabbimizin katında. Öyleyse iftar vaktini sevinçleri paylaştığımız bir ana dönüştürmeliyiz ve biz iftar sofralarımızı sadece birbirimizi ağırladığımız israf sofralarına dönüştürmemeliyiz. Zira iftar sofraları bizi her türlü israftan korumak üzere aynı zamanda gerçekleştireceğimiz bir ibadettir, bunun farkında olmayız. Ramazan’da hanelerimizi ve gönüllerimizi orucu bizimle idrak edecek herkese açık tutmalıyız. Zenginler sadece zenginleri ağırlamasın, zenginler fakir kardeşlerini ağırlasın, fakirler zengin kardeşlerini sofralarında ağırlasınlar. Bizimle aynı değere sahip, Rabbimiz katında belki de bizden daha değerli, daha kıymetli nice kardeşlerimizi ihmal ediyoruz. İşte Ramazan’ın ruhu budur. Ramazan bize bu ruhu kazandırmak için gelir. Yoksa zenginlerin yine zenginlerle sofralarda buluştuğu, fakirlerin de sadece fakirlerle bir araya geldiği bir ay değildir Ramazan. İyilik sınır tanımamalı, gönül yapmak belli bir sınır içerisinde yapılacak bir iyilik değildir. İyilik sınır tanımaz. Biz bütün dünyada bu gönülleri inşa etmeliyiz, yapmalıyız, daha muhtaç yerler var. Hâlâ bir damla suya muhtaç olan kardeşlerimiz var. Bir kuyu kazılarak, koca yerleşim birimlerinin suyunu sadece bir kuyudan temin ettikleri yerler var. İnsanlık dünyadaki bu adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için seferber olmalı. Bir lokmaya muhtaç nice insanlar dünyanın en uzak köşelerinde bir Ramazan bizimle beraber oruç tutuyor, ama iftar sevincini de milletimizin selamıyla, buradan götürdükleri iyilik ve hayır eliyle, gönül elçileriyle bunu gerçekleştirdiği zaman, aynı zamanda bütün dünyaya ve bütün insanlığa bir iyilik dağıtılmış oluyor. İyilik halesi oluşmuş oluyor.

“RAMAZAN, RABBİMİZİN BİR ÇAĞRISIDIR”

Ramazan, Rabbimizin bir çağrısıdır. Ramazan bizi barış yurduna davet etmek için gelir. Bize, dünyamızı barış yurduna döndürmek için gelir. Dünyada iyilik yapanlara iyilik ve fazlası vardır. Fazlasını Allah kendisine bırakıyor. Ramazan bizi iyilerden kılmaya, bize iyilik getirmeye, iyiliği yeryüzünde egemen kılmamıza yardımcı olmaya gelir. Ey iman edenler, Allah'ı unutmayın. Allah'ı unutursanız kendinizi unutursunuz. Allah'ı unutursanız, Allah da size kendinizi unutturur. İnsanoğlu olarak unutuyoruz. Kendimizi, Rabbimizi, dostumuzu, kardeşimizi, yetimi, fakiri, mazlumu unutuyoruz. Her sene gelen Ramazan bize hatırlatmaya gelir. Bize kendimizi, Rabbimizi, yanı başımızda varlığının farkında olmadığımız kardeşimizi, annemizi, babamızı, komşumuzu, ailemizi, unuttuğumuz her şeyi bize hatırlatmaya gelir. Ramazan, bir hatırlatma ayıdır aynı zamanda. Ramazan, bize fani olanları hatırlatır. Baki olanları hatırlatır. Dünyanın faniliğini, gücün, servetin faniliğini hatırlatır. İyiliğin, güzelliğin, erdemin, faziletin, adaletin, ahlakın baki olduğunu hatırlatmaya gelir. Unuttuğumuz bütün değerleri hatırlatmaya gelir. Ramazan bize yanı başımızda sürekli kalbini kırdığımız kardeşimizi hatırlatır. Kaybettiğimiz kardeşlik rüzgârını getirir bize her sene. Örselenen kardeşliğimizi tamir etmeye gelir. Kırdığımız gönülleri yeniden yapmaya gelir.

“RAMAZAN BİZE HER SENE KUR’AN’I GETİRİR”

Ramazan’ın her sene bize Kur'an’ı getirir. Allah her sene Ramazan’ı bize göndererek, Peygamberimizin kalbine Kur'an'ı vahyettiği gibi her birimizin kalbine Kur'an'ı yeniden getirir. Sadece midemize değil, dilimize, gönlümüze, aklımıza, gözümüze tutturduğumuz oruçla bize değişim imkânı sunar. Bize cennet sevinçlerini tattıran iftarla bizi değişime tabii tutar. Ramazan’ın muazzez bir ruhu vardır. Bu Ramazan’da başkalarını yaralayan dilimizi tutmaya çalışalım. Vara yoğa konuşmamaya, bilir bilmez söz almamaya ihtiyacımız var. Ramazan bir arınma, kendine gelme, onarılma ve yenilenme ayı ise o zaman gelin dilimizden başlayalım orucumuzu tutmaya. Dilin farkına varalım. Biliyoruz ki, oruç da acıkır. Orucu acıktıran bizi kuru bir açlığa mahkûm eden, sözüm ona riyazet uygulamalarında değil, Allah'ın Kur'an'da Efendimiz’in öğrettiği orucu tutalım. O orucu tutalım ki o oruç da bizi tutsun. Birbirimizi inciterek tuttuğumuz orucun kime ne faydası var? Ölçüsüz sabırsız öfkelerin dile düştüğü bir açlık ne zamandan beri oruçtur. Kitaptaki, sünnetteki orucu tutmalıyız. İnleyen, homurdanan, içeriksiz, donanımsız, verimsiz açlıklar değil bizim orucumuz. Oruç bize sayılı günlerde farz kılındı. Kendimizi gözden geçirmemiz, etrafımıza göz gezdirmemiz, fakir fukarayı hanelerinde tanımamız, garip gurabayı yaşadıkları ortamda hatırlamak için farz kılındı. Hissetmek için, anlamak için, duymak ve duyumsamak için, elimizi taşın altına sokmak için, emr-i İlahi için, rıza-i Bari için, sayısız bildik bilmedik hikmetleri için oruç tutuyoruz. Bu orucu tutalım. Gönüller yaparak oruçlarımıza güç katalım. Ramazan’da gönüller yıkarak oruçlarımızı bozmayalım. Ramazan’ın bizi değiştirecek ruhuna ruhlarımızı teslim edelim. Gelin bu orucu yakmayalım. Hep birlikte birbirimize sevinç, güzellik taşıyalım. Gönüllerden gönüllere iyilik taşıyarak dolu dolu Ramazan geçirmeyi Allah nasip etsin. Bir daha Ramazan’a başlarken etrafımızda ateşler olmasın. Gönlü kırık, yüreği buruk olmadan Ramazanlar yaşamayı Allah nasip etsin.

“HZ. MERYEM MİSALİ ORUÇ TUTMA…”

Ramazan’ın timsali olan oruç ibadetimizi yerine getirirken nasıl özenli davranmalıyız?

Ramazan mektebi programının Allah tarafından konmuş ana maddesi oruçtur. Ve yine Allah tarafından konulan orucu oruç yapan üç madde ise iftar vaktine kadar yemeyi, içmeyi ve birtakım cinsel arzuları bir tarafa bırakmaktır. Ve bunların yerine getirildiği oruçlar makbuldür. Ancak oruç ibadetinden azami derecede faydalanabilmek için Allah Resulü’nün oruca dahil ettiği; kötü söz söylememe, boş yere münakaşa etmeme, kalp kırmama, Hz. Meryem misali oruç tutma gibi birtakım maddeleri de yerine getirmek gerekir.

Oruç, sadece karnı aç bırakmaktan ibaret değildir. İnsanın bütün organlarıyla her türlü kötülükten ve günahtan uzak durabildiği oruç, kâmil manada oruçtur. Nitekim Hz. Peygamber bir hadisinde Allah’ın, bir kimsenin yemeyi ve içmeyi bırakmasına ihtiyacı yoktur, buyururken (Buhârî, Savm, 8) başka bir hadisinde birisi gelip de size sataştığında, “Ben oruçluyum deyin, buyuruyor. (Buhârî, Savm, 2) Yani oruçlu iken ağzımıza bir şey girmemesine dikkat ettiğimiz gibi ağzımızdan çıkan kelama da dikkat etmek gerekmektedir. Bu da insanın irade hürriyetine sahip olmasıyla mümkündür. İşte irade hürriyeti ile oruç arasında bu anlamda bir ilişki vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de de daha çok orucun bu yönüyle yani irade hürriyeti ile ilişkisi üzerinde durulur.

“KUR’AN’I KALBİMİZİN SEMASINA İNDİRMEK”

Ramazan ayı Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ay. Bu ayda müminler olarak Kur’an-ı Kerim’le olan ilişkimizi nasıl tanzim edelim? Ramazan’ın son on gününde aramamız gereken Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in indirildiği gece Kadir Gecesi’ni nasıl ihya etmeliyiz?

Evet, Ramazan mektebinin programında Kur’an okumak vardır. Zira Ramazan vahiy ve Kur’an ayıdır. Kur’an-ı Kerim’le ilişkimizi, sadece tilavet etmekle yetinmeyip anlamını düşündüğümüz, manasını tefekkür ettiğimiz bir şeklide tanzim etmemiz gerekiyor. Hz. Ali’nin, “Düşünmeksizin Kur’an okumanın hayrı yoktur.” sözünü göz önünde bulundurmak lazımdır. Tabii bunu söylerken birtakım şeyleri de ortadan kaldırmamak gerekir. Yani İlahî kelamı telaffuz etmenin, insanın ruhunda ve kalbinde uyandıracağı güzellikler vardır. Çok güzel bir sedayla, içten gelen bir duyguyla Kur’an-ı Kerim okunduğu zaman, anlamını hiç bilmeyen bir insanın gözlerinden yaşlar akabiliyor. Demek ki manevi bir yönü var. Ama bununla iktifa etmek yeterli değildir. Başta da söylendiği gibi anlamını düşünerek, manasını tefekkür ederek okumak esastır. Allah Resulü’nün Ramazan mektebinin programına yaptığı ilavelerden biri olan mukabele, Kur’an’la ilişkimizi derinleştirme, Kur’an-ı Mübin’e daha sıkı sarılma bakımından önemlidir. Ancak mukabele geleneğimizi, tilavetle birlikte mananın tefekkür edileceği bir formda yeniden ele almamız gerekmektedir. Hakkı, hakikati, adaleti, ahlakı, erdemi, fazileti anlatan, iyiliği ve kötülüğü fark etmemizi, hatayı sevaptan ayırt etmemizi, kendimize gelmemizi sağlayan Yüce Kitabımızı anlama vesilesi yapmamız gerekmektedir. Ramazan mektebinin programında Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı kıymetli, bereketli, izzetli bir gece olan Kadir Gecesi vardır. Kadir Gecesi’ni ihya etmek için; tıpkı bu gecenin Kur’an’la değer bulduğu gibi bizlerin de asırlar önce dünya semasına inerek insanlığı aydınlatmaya başlayan Kur’an’ı, kalbimizin semasına yeniden indirmemiz gerekiyor. Bin aydan daha hayırlı olmasıyla müminlere âdeta bir ömür bahşeden -bin ay, ortalama seksen yıllık bir insan hayatına tekabül eder- bu gece, ailemizin, dostlarımızın, mümin kardeşlerimizin ve insanlığın kıymetini bilmeden tükettiğimiz, kadir ve kıymeti, onur ve değeri başka yerlerde arayarak gafletle geçirdiğimiz, günahla kirlettiğimiz bir ömürden tövbe etmek gerekiyor.

KADİR GECESİ

Kadir Gecesi’ni ihya etmenin yolunun Kur’an’ın kadrini ve kıymetini bilmekten geçmektedir. Kadir Gecesi, her sene inananların kadrini yüceltmek için gelir. Kadir Gecesi rahmet, mağfiret ve arınma mevsimi Ramazan-ı Şerif’in kalbidir. Ramazan ayını on bir ayın örneği ve sultanı kılan Yüce Rabbimiz, Kadir Gecesi’ni de Ramazan’ın kalbi ve kıymetlisi kılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu geceye müstakil bir sure tahsis eden Yüce Rabbimiz, gecenin değerini de bizzat sûrede haber vermiştir. Her sene kadrimizi yüceltmek için gelen Kadir Gecesi’nin anlatıldığı Kadir Sûresi, aslında bizlere üç mesaj getirmiştir. Birincisi, Kadir Gecesi’nin, hidayet kaynağımız Kur’an-ı Kerim’in, ümmeti olmakla müftehir olduğumuz Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sas) kalbine inmeye ve İslâm güneşinin yeryüzünü aydınlatmaya başladığı gece olmasıdır. O halde Kadir Gecesi’ni ihya etmenin yolu, Kur’an’ın kadir ve kıymetini bilmekten, Kur’an’la hayatı anlamlandırmaktan, onunla hayata, insana, eşyaya, tabiata, çevreye ve kâinata bakmaktan geçer. Yaşayan Kur’an Resûl-i Ekrem’in (sas) çağlar üstü örneklik ve rehberliğini doğru anlamaktan ve onu doğru takip etmekten geçer. Ancak o zaman Kadir Gecesi bizim hayatımıza bin kat değer katabilir. Ancak o vakit şeref, izzet ve itibar gecesi, bizlere de şeref, izzet ve itibar kazandırabilir.

“KADİR GECESİ, BİR ÖMRE BEDELDİR…”

İkinci mesaj, her yıl gelen Kadir Gecesi’yle Yüce Rabbimiz tarafından müminlere bir ömre bedel imkân ve fırsat sunulmuş olmasıdır. Bu yönüyle Kadir Gecesi diğer bütün kutlu zamanların üstünde ve önünde olarak Yüce Rabbimizin insanlığa bir rahmet ve umut kapısı olarak bahşettiği mübarek bir gecedir. Bunun anlamı şudur: Ey ömür sermayesini boş ve beyhude geçiren insan, her yıl bir ömre bedel bir gece sana lütfedilmiştir. Öyleyse yeni bir hayata başlayabilirsin. Şu halde Kadir Gecesi’ni ihya etmenin yolu, bir daha dönmemek üzere tövbe ederek “Kur’an’ın hak, hakikat, ahlâk ve adalet ilkelerine ne ölçüde sarılıyoruz?”; “Biz, Kur’an’da ne kadar varız? Kur’an, bizde ne kadar var?” sorularının cevabını nefsimizde, ailemizde, toplumumuzda ve İslâm toplumlarında aramaktan geçer. Yüce Rabbimiz nezdinde değerimizi yükseltmenin yolu, hayatımızı “Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bil!” şuuruyla sürdürmekten geçer. Allah katında yeniden yücelmenin yolu, sürekli nefis muhasebesi yapmaktan, geçmişimizi değerlendirmekten, gafletle geçen günlerimizi sorgulamaktan, hata ve günahlarımızdan tövbe ve istiğfar etmekten geçer. Bu gece ile yükselmenin yolu, Yüce Rabbimizden af ve bağışlanma dilemekten, Resûl-i Ekrem’in (sas) Kadir Gecesi’nde nasıl dua edeceğini soran Hz. Aişe validemize öğrettiği “Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affeyle” (Tirmizî, Deavât, 85) niyazını hayatımızda kavli ve fiili duaya dönüştürmekten geçer. Ancak o zaman Sevgili Peygamberimizin (sas), “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya eden kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Fadlü leyleti’l-kadr, 1) müjdesine nail olabiliriz. Kadir Gecesi’ni ihya etmenin yolu, Kur’an’ın barış ve esenlik mesajlarına kulak vermekten, yeryüzünde barış ve esenliğin egemen olması için çaba göstermekten geçer… Üçüncü mesaj, vahiy meleği Cebrail aleyhi’s-selâm ile Allah’ın meleklerinin Kadir Gecesi’nde yeryüzüne selâm ve esenlik getirmek üzere her türlü iş için inmeleridir. Kur’an’ın nüzulü hürmetine bir kez yaşanan bu hadise, Cenab-ı Hakk’ın biz müminlere çok büyük bir ikramı, ihsanı ve lütfu olarak her sene tekerrür etmektedir. Öyleyse Kadir Gecesi’ni ihya etmenin yolu, Kur’an’ın barış ve esenlik mesajlarına kulak vermekten, yeryüzünde barış ve esenliğin egemen olması için çaba göstermekten geçer. Ancak o zaman Allah’ın meleklerinin yeryüzüne barış ve esenlik getirmek üzere indiklerini idrak edebiliriz. Biz de bu gece İslam âleminin esenliği için dua etmeliyiz. Ya Rabbe’l-Âlemîn! Ümmet-i Muhammed’e rahmetinle muamele eyle! Ümmet-i Muhammed’i cehalet, tefrika ve fitne hastalığından kurtar! Ümmet-i Muhammed’i iki cihanda aziz eyle! Ümmet-i Muhammed’i tevhid ve vahdette birleştir! Bizleri “Müminler ancak kardeştirler” İlahi fermanınca zihinleri bir, yürekleri bir, gayeleri bir, sevgileri bir, hüzünleri bir, acıları bir kardeşler topluluğu eyle! Bizleri, bütün insanlığın özlemi olan barış ve huzur ortamını tesis edenlerden eyle! Bizleri Kadir Gecesi’nin feyiz ve bereketinden mahrum eyleme!

Unutmayalım ki, Kadir Gecesi’ni ancak Kur’an’ın kadrini, kıymetini bildiğimiz oranda hakiki anlamda ihya etmiş oluruz. Kur’an’ın ilkelerine sahip çıktığımız ölçüde bu gecede bir ömre bedel manevi gelişmeler yaşayabiliriz. Kur’an’ın barış mesajlarına değer verdiğimiz nispette yeryüzüne huzur ve esenlik getirmek üzere inen meleklerin idrakine varabiliriz.

“SERVETİN MUTLAK SAHİBİ GİBİ DAVRANMAKTAN KORUNMAK”

Ramazan ayının sosyo-ekonomik olarak müminleri inşası noktasında neler söyleyebilirsiniz?

Ramazan mektebinin programında infak vardır, sadaka-i fıtır vardır, zekât vardır.

Müslümanların, zekâtlarını Ramazan ayında vermeyi gelenek hâline getirmeleri, Ramazan mektebinin programına ümmetin ilave ettiği çok güzel bir haslettir. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle zekât verebilmek için çalışan müminler (23/Mü’minûn, 4) Ramazan’da “Veren el, alan elden üstündür.” (Buhârî, Zekât, 18) hadisiyle amel etmenin güzelliğini, bereketini yaşar. İnfak ile, sadaka ile zekât ile sosyo-ekonomik açıdan da müminleri inşa eden Ramazan mektebi, mümini bir taraftan servetin mutlak sahibi gibi davranmaktan korurken diğer taraftan servete mahkûm olmaktan kurtarmaktadır. Ramazan mektebi, bu yönüyle de müminleri ahireti yok sayarak dünyaya tapınmaktan, dünyevileşmekten kurtarıp irade hürriyetine kavuşturmaktadır. Özellikle insanlık ailesi olarak geçirdiğimiz bu zor zamanlarda, zenginliğin Allah’ın birer emaneti olduğunun bilinciyle hareket etmek; malımızdan, canımızdan ve rızkımızdan paylaşmak daha da önem arz ediyor. Malımızın teminatı zekâtı, canımızın güvencesi sadakayı, rızkımızın emniyeti infakı bugünlerde hassaten daha da artırmak lazımdır.

“İSLAM AHLAKIN GÜCÜNÜ TESİS EDEN BİR ÜMMET İSTER”

Dünyanın en sancılı, acılı bölgeleri İslam coğrafyası. Bu Ramazan ayında müminlerin birliği ve dirliği adına gözyaşıyla imtihan edilen kardeşlerimiz arasında “gönül köprüleri” kurmak ve yeniden uyanış ve diriliş adına neleri tefekkür etmeliyiz?

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir. İslam, gücün ahlakını değil ahlakın gücünü tesis eden bir ümmet ister. Hak, hukuk, paylaşım, yardımlaşma ve dayanışma gibi sosyal sorumlulukları ibadet olarak görür ve namaz ile zekâtı, iman ile infakı bir arada zikreder. Her şeyden önemlisi müminlerden, iman bilinciyle, yardımlaşma duygusuyla ve hesap günü şuuruyla hareket etmelerini, vicdan ve insafı elden bırakmamalarını bekler.

Bugün İslam dünyasının sorunlarını aşmak için öncelikle böyle bir ümmet bilincine ihtiyacımız vardır. Tevhide inanan milyonlarca insanın bu eşsiz ilkeden hareketle vahdete ulaşmalarının önündeki engelleri kaldırmak, ancak ümmet bilincini tazelemekle mümkün olacaktır. İslam dünyasından barut kokuları yükseliyorsa, acımız ortak, derdimiz ortak, duamız ortak olmalıdır. Birliğimizi ve bütünlüğümüzü zedeleyen her türlü ideolojiyle, nevzuhur dinî akımla, ırkçılığa ve radikalizme kayan yaklaşımlarla mücadele etmek önceliğimiz olmalıdır. Bugün hiçbir strateji Müslüman kanının dökülmesini önlemekten daha öncelikli olamaz. Hiçbir siyaset, Müslümanların parçalanarak zayıflamasını, düşmanca duygularla birbirini katletmesini önlemekten daha önemli olamaz. Hiçbir iyilik, vicdanlarımıza hicret eden mazlum kardeşlerimize yardım etmekten daha iyi olamaz. Ülkemize, gönül coğrafyamıza ve insanlığa barış, huzur, esenlik, selamet aşılamanın yolu, Müslüman zihinlere tevhidin anlamını ve vahdete uzanan gerçeğini hatırlatmaktan geçmektedir. Rabbimizin beyanı, inanç ve irademizin kaynağıdır: “Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin.” (21/Enbiya, 92) Sözlerime içinden geçtiğimiz bu zor zamanları bir an evvel geride bırakma niyazıyla bitirmek istiyorum. Rabbim, bu zor zamanlarda bize eşref-i mahlukat olma bilinci versin. Can emniyeti versin; akıl, beden ve ruh sağlığımızı korusun. Rabbim, küresel çapta yaşanan bu sıkıntıdan daha zor durumdaki yurtlarından, evlerinden edilmiş tüm mazlumların ahlarını dindirsin. Evlerimize sığındığımız bugünlerde evsiz, yurtsuz olan tüm mazlumları her daim hatırlamamız ümidiyle…

28 Nis 2021 - 04:30 - Aile & Yaşam

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?