Reklamı Kapat

Ramazan rahmet, bağışlanma, takva, infak ve kurtuluş ayıdır

Dr. Ekrem Keleş Hocamızla Ramazan’ın faziletini konuştuk.

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Bu ay, rahmet, bağışlanma, takva, infak ve kurtuluş ayıdır. Tövbe zamanıdır. Şükrümüzü eda etme vaktidir. Bundan dolayı Ramazan, Müslümanlık şuurumuzu yenileme, manevi hayatımızı gözden geçirme ve bir nefis muhasebesi yapmanın tam mevsimidir. Bu kutlu zaman dilimi, hadis-i şerifte "Ramazan geldiği zaman cennet kapıları sonuna kadar açılır, cehennem kapıları kapatılır ve şeytanlar bağlanır.” (Müslim, Siyam, 1, hadis no: 1079; Bkz. Buhârî, Savm, 5; Nesâi, Siyam, 3) şeklinde bir müjde ile anlatılmıştır.

Hocam, rahmet, bereket, gufran ayı Ramazan’ı mü’minler nasıl idrak ve ihya etmelidir?

Ramazan ayı yüce kitabımız Kur’an’ın indirildiği aydır. Onu değerli kılan ve on bir ayın sultanı yapan da budur. Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ay olması dolayısıyla farz olan oruçla taçlandırılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, takvaya erişmeniz için sayılı günlerde size de farz kılındı. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara Sûresi, 2/183-185) On bir ayın sultanı Ramazan, Kur’an-ı Kerim’de adı geçen yegâne aydır. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bu kutlu aydadır. Bu ay, rahmet, bağışlanma, takva, infak ve kurtuluş ayıdır. Tövbe zamanıdır. Şükrümüzü eda etme vaktidir. Bundan dolayı Ramazan, Müslümanlık şuurumuzu yenileme, manevi hayatımızı gözden geçirme ve bir nefis muhasebesi yapmanın tam mevsimidir. Bu kutlu zaman dilimi, hadis-i şerifte, "Ramazan geldiği zaman cennet kapıları sonuna kadar açılır, cehennem kapıları kapatılır ve şeytanlar bağlanır.” (Müslim, Siyam, 1, hadis no: 1079; Bkz. Buhârî, Savm, 5; Nesâi, Siyam, 3) şeklinde bir müjde ile anlatılmıştır. Hadisin bir rivayetinde (Müslim, Siyam 2) “Cennet kapıları açılır” ifadesi yerine "Rahmet kapıları açılır" ifadesinin kullanılması, hadiste mecazî anlamın kastedildiğinin bir göstergesidir.

“RAMAZAN’A KALBEN, ZİHNEN VE FİKREN HAZIRLIKLI GİRMELİYİZ”

Buna göre manevi ikliminden daha fazla yararlanabilmek için Ramazan-ı Şerif’e kalben, zihnen, fikren hazırlıklı girmeliyiz. Peygamber Efendimiz’in Ramazan öncesinde müminleri bu kutlu aya hazırlıklı girmeye teşvik ettiği bilinmektedir. Hadis tekniği açısından zayıf görülse de Receb ayı girdiği zaman Resûlullah’ın (sav) şöyle dua ettiği rivayet edilmektedir: “Allah"ım! Receb ve Şâban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat , IV, 189) Bu ay ile ilgili Efendimiz şöyle müjde vermiştir: “Kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân, 28) Hiç kuşkusuz Ramazan’ın rahmet ikliminde ibadetler, oruç, teravih ve taatler, zikir, infak vs. Yüce Allah’ın bol rahmetiyle ve sevabıyla karşılık görür. Ramazan ve oruç ayetlerinin hemen peşinden Rabbimizin mealen: “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara Sûresi, 2/186) buyurması bu ayın nasıl bir icabet vakti olduğunun önemli bir işaretidir. Mümine düşen bu rahmet mevsiminin farkında olarak Ramazan’ı karşılamak, Rabbine yakın olabilmenin vesilelerini aramak ve meleklerin Ramazan ayı boyunca devam eden: “...Ey hayır dileyen, Allah’a yönel! Ey şer isteyen günahlarından uzak dur! Allah’ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır…” (Tirmizî, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm, 2) çağrısına kulak vermektir. Bu çağrıya kulak verenler için Ramazan ayı, bulunmaz bir fırsattır. Kalbine yük teşkil eden ağırlıklardan kurtularak hayatında tertemiz bir sayfa açma fırsatıdır. Ramazan’ın bu fırsat iklimini değerlendirmezsek Rasul-u Ekrem’in: “Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettiremeden bu ayı tamamlayan kişiye yazıklar olsun!”  sözünün muhatabı konumuna düşme riskimiz vardır. (Tirmizî, Deavât, 100) Bedir Savaşı’nın ve Mekke’nin fethinin Ramazan ayında gerçekleşmiş olması, Hz. Peygamber’in bu mübarek ayda cihadı asla terk etmediğinin delilidir. Buradan almamız gereken örnek davranış, Ramazan’da cihad çabalarını günümüz metotlarıyla sürdürmenin Ramazan-ı Şerif’i en iyi şekilde değerlendirme kapsamında sayılacağı hususudur. Ramazan-ı Şerif’in iyi değerlendirilmesi adeta bütün bir yılımızı iyi değerlendirmenin yolunu açacaktır. Hz. Peygamber: “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile cuma, bir sonraki cumaya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Tahâret, 16) buyurmuştur.

“RAMAZAN’DA MUKABELE YAPMALIYIZ”

Ramazan ayı Kur’an ayı… Mü’minler bu ayda yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’le irtibatını ve iltisakını nasıl kurmalıdır? Mukabele geleneğimizin önemi nedir?

Kur’ân-ı Kerim’in Ramazan ayında (Bakara Sûresi 2/183) ve Kadir Gecesi’nde (Kadir Sûresi, 97/1) indirildiği bizzat Kur’ân-ı Kerim’de ifade buyrulmaktadır. Dolayısıyla soruda isabetle belirtildiği gibi Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bilindiği gibi kendisine Rasûl-u Ekrem’in ahlakını soran Sa’d b. Hişâm’a Hz. Âişe annemiz, “Sen Kur’an okuyorsun değil mi?” diye sormuş, Sa’d, “Evet” cevabını verince: “İşte Hz. Peygamber’in ahlâkı Kur’an idi.” demiştir. (Müslim, Müsâfirîn, 139) Mümin için en güzel örnek hiç kuşkusuz Rasûl-u Ekrem’dir. Müminin gayesi en güzel örneğin yolunu izleyerek Kur’an-ı Kerim’in getirdiği yüce ahlaka erişmek olmalıdır. İslam’ın güzelliğini hayatına yansıtabilmek, insani ilişkilerini ve bütün davranışlarını güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş bulunan Hz. Peygamber’in örnekliğinde şekillendirmek bir Müslüman’ın en büyük hedefidir. Ramazan-ı Şerif, bu hususta manevi hayatımıza çekidüzen vermemiz için önemli bir fırsattır. Peygamber Efendimiz, Ramazan günlerinde çokça Kur’an okurdu. Her yıl Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim’i Cebrail Aleyhisselam’a okurdu. Günümüzde yaygın olarak devam eden ‘mukabele’ uygulaması Hz. Peygamber ile Cebrail’in bu mukabelesine dayanmaktadır. Rasûl-u Ekrem vefat ettiği yılın Ramazan’ında Cebrail (as) ile Kur’an mukabelesini iki defa yapmıştır. (Bakınız: Buhari, Savm 7, İstizan 43) Allah’a hamdolsun, müminler özellikle hanım kardeşlerimiz asırlardır devam eden bu güzel uygulamayı Ramazan-ı Şerif’te çok yaygın bir şekilde yaşatmaktadır. Camilerimizde, Kur’an kurslarımızda, evlerde Ramazan ayı boyunca hatimler gerçekleştirilerek ‘mukabele’ sünneti yaşatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in bu şekilde okunması/tilaveti son Cenab-ı Hakk’ın rahmetine vesile olur.

“KUR’AN OKUNAN YERİ MELEKLER KUŞATIR”

Bir hadis-i şerifte de ifade buyrulduğu üzere Kur’an okunan yeri melekler kuşatır, Allah’ın rahmeti oraya iner. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılmasını ve hükümlerinin hayata geçirilmesini teşvik ederken manasını anlamasa bile sırf Cenab-ı Hakk’ın rızasını elde etmek için Kur’an okuyan samimi müminleri -bazı kişilerin yaptığı gibi- incitecek söylemlerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Maalesef bu tür incitici ve olumsuz söylemlerin faydadan ziyade zararı vardır. Bırakalım insanlar Kur’ân-ı Kerim’i okusunlar ve onun tilavetinin manevi feyzini doya doya yaşasınlar. Peygamber Efendimiz: “Kur’an’ı ezberleyip okuyan kişi, Allah katındaki seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Kur’an’ı zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki kat ecir vardır.” (Buhârî, Tefsîr, [Abese] 1) buyurmuştur. Kur’an-ı Kerim okurken ihlâslı olmalı, Allah’ın kelamını tilavet ettiğini düşünerek bütün varlığıyla ona yoğunlaşıp zihnini başka düşüncelerden arındırmaya çalışmalıdır. Kur’an’ın doğrudan kendine hitap ettiğini düşünerek okumalı ve dinlemelidir. İnsanlığa kıyamete kadar yol gösterecek İlahi mucize Kur’an-ı Kerim, bizim saadet ve selametimiz için gönderilmiştir. İnsanlığın huzur ve mutluluğu onun getirdiği İlahi prensiplerin hayata geçirilmesine bağlıdır. Müslüman’ın en başta gelen vazifesi, onu okumak, anlamak, yaşamak ve onun mesajını insanlığa ulaştırmak için çalışmaktır. “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 15) buyuran Rasul-u Ekrem’in: “Kur’an’ı öğrenin, onu okuyun ve okutun. Kur’an’ı öğrenen, okuyan ve gereğini yapan kimse, her tarafa güzel koku yayan misk dolu bir kaba benzer. Kur’an’ı öğrendiği hâlde (onu okumayan ve okutmayan) yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlı bir misk kabına benzer.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 2) hadis-i şerifi doğrultusunda Ramazan’da her Müslüman Kur’an okuyarak, dinleyerek etrafına rahmet yaymalıdır. Millet olarak Kur’an-ı Kerim’e sarıldığımız zaman “Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.” (Müslim, Müsafirun 269) hadis-i şerifinde ifade buyrulduğu üzere Kur’an’la yükseliriz. Allah muhafaza buyursun, Kur’an-ı Kerim’den koparsak alçalır, rezil rüsvay oluruz. Manevi hayatımız viraneye döner. Unutmayalım ki “Kalbinde Kur’an’dan bir şey bulunmayan kimse yıkık bir bina gibidir.” (Tirmizi, Fezâilü’l-Kur’an 18)

“ORUÇLA GÜZEL AHLAK EĞİTİMİNE GİRMELİYİZ”

Ramazan’ın timsali, nefsimizin terbiye zirvesi oruç ibadetimizi nasıl yerine getirmeliyiz? Teravihlerimizi nasıl kılmalıyız?

Oruç tutarken Peygamber Efendimiz’in bir hadis-i şerifini hep göz önünde bulundurmamız lazım. Bu, Hz.  Peygamber’in: "Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, Cenab-ı Hak o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına hiç kıymet vermez, iltifat buyurmaz" (Buhari, Savm, 8, Edeb, 51; bak. Ebu Davud, Savm, 25; Tirmizi, Savm, 16; İbn Mace, Siyam, 21) mealindeki kutlu sözüdür. Bu hadis-i şerif, orucun hikmetini ve amacını ortaya koyması bakımından son derece dikkat çekicidir. Buna göre oruç tutan kişi, sadece yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan şeylerden uzak kalmakla yetinmeyecek, bunun yanında İslam’ın yasakladığı her türlü kötülüğe karşı da oruçlu olacaktır. Dinimizde orucun Arapçası olan ‘savm’ kelimesinin manasını dikkate alarak söylersek oruç tutan kişi, her türlü kötü ahlaki niteliğe karşı kendini tutacak ve bunlardan uzak durarak adeta bir güzel ahlak eğitimine girecektir: Yalan söylemeyecek, iftirada bulunmayacak, gıybet etmeyecek, söz taşımayacak, kimseyle alay etmeyecek, başkalarının hakkına el uzatmayacak, gönül kırmayacak, kısacası eline, beline, diline sahip olacak, elinden ve dilinden kimse zarar görmeyecek… Her türlü kötülüğe karşı oruç tutacaktır.

“ORUÇ KALKANDIR”

Bir hadis-i şerifte oruç kalkan olarak nitelendirilmiştir. (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Siyam, 163) Bu, son derece etkili bir ifadedir. Kalkan nasıl ki insanının fizikî varlığını ölüm darbelerine karşı korursa, oruç da kişinin manevî varlığını günahlara ve ruhu kirletecek unsurlara karşı korur. Ramazan orucunun emredildiği ayet-i kerimede oruç bizi takvaya ulaştıracak bir ibadet olarak anlatılmaktadır. (Bakara Sûresi, 2/183) Takva, Yüce Allah’ın sevgisini korumaya, ona halel getirmemeye yönelik bir mümin duyarlılığıdır. Bu duyarlılık, kişinin çok sevdiği birisini gücendirmemek için gösterdiği hassasiyet türünden bir sakınma titizliğidir. Oruç, Müslüman’a bu duyarlılığı kazandıran bir takva eğitimidir. Yüce Allah takva duyarlılığına sahip olanları çok sever. Kur’an-ı Kerim’de bu sevgi şöyle anlatılır: “Allah, takva sahiplerini sever.” (Tevbe, 9/7; Âl-i İmran, 3/76) Allah katındaki değerimiz takva ile ölçülür. Müslümanlığımızın değerlendirme ölçüsü takvadır. Kur’ân-ı Kerim’de: “…Allah katında en değerli olanınız en müttaki olanınızdır…” (Hucurat Sûresi, 49/13) buyrulmuştur. Bir ay süren Ramazan orucu, kişinin takva duyarlılığının güçlenmesine inanılmaz katkılar sağlar. Günlük beş vakit namaz ve başka zamanlarda tutulan sünnet, müstehap ve nafile oruçlar da bu duyarlılığı pekiştirir. Böylece takva duyarlılığı artık müminin yerleşik özelliği haline gelir. Böylece mümin çevresine hep rahmet yayan, başta ailesi olmak üzere, çevresi, beraber olduğu insanlar, içinde yaşadığı toplum ve tüm insanlık için bir iyilik kaynağı olur. En az kendisini düşündüğü kadar başkalarını da düşünür. Hatta Kur’an-ı Kerim’de sahabe-i kiramın örnek vasfı olarak anlatıldığı gibi kendisinden önce başkalarını düşünmeye başlar. Oruçla ilgili âyette belirli durumlarda orucun ertelenebileceği veya tutulamayan oruçlar için fidye verilebileceği anlatılırken, “Eğer bilirseniz orucu tutmanız sizin için daha hayırlıdır” denmesi, Ramazan’da tutulan orucun, bu kutlu ayın rahmet ortamında mümine kazandıracağı takva duyarlılığının kaçırılmaması yönünde bir hatırlatma olarak değerlendirilebilir. 

“ORUÇ, NİMETLERE ŞÜKRETME MUTLULUĞUNU YAŞATIR”

Oruçluya yasaklanan yeme, içme, cinsel ilişki gibi nimetler, Cenab-ı Hakk’ın lütfettiği bu nimetlerin kıymetini daha iyi anlama ve dolayısıyla bu nimetlere şükretme bilinci kazandırır. Diğer taraftan Yüce Allah’ın ihsan ettiği saymakla bitirilemeyecek nimetler üzerinde düşünme fırsatı verir. Böylece mümin Allah’ın yüceliğini daha iyi anlar ve O’na karşı daha derin bir saygıyla yönelir.  Şükretmenin mutluluğunu yaşar. Ancak Allah’a hakiki manada kulluk yaparak değerli olabileceği şuuru kazanır. Yüce Allah insanı birtakım güçlerle donatmıştır. İnsanın huzur ve mutluluğu bu donanımların dengeli, yararlı ve insana yaraşır biçimde kullanılmasına bağlıdır. Bunların dengesiz kullanımı insanı huzursuzluğa sürükler ve pek çok sıkıntıyı beraberinde getirir. Dolayısıyla insanın insana yaraşır saygın bir hayat sürebilmesi için aklını ve ruhunu bedene ait birtakım arzuların tutsağı konumuna düşürmemesi icap eder. Oruç sayesinde kişi, aklını ve ruhunu birtakım bedeni dürtülerin esiri etmemenin güzel bir eğitimini almış olur. Nail olduğu nimetlere helal olmasına rağmen kendi iradesiyle ve sırf Allah rızası için el sürmeyerek mümin bu nimetlerden mahrum olan insanların derdiyle dertlenme şuuru kazanır. Orucun en önemli kazanımlarından biri budur. Bu şekilde sorumluluk bilinci gelişir ve oruç tutan kişi, kendisine, ailesine, içinde yaşadığı topluma, başka insanlara, çevreye, bütün canlı ve cansızlara karşı sorumlu bir varlık olduğunu fark eder. Samimi ve ihlaslı bir şekilde sırf Allah’ın rızasını gözeterek ve Yüce Allah’ın mutlaka bunun karşılığını vereceğine inanarak tutulan Ramazan orucu tutan kişinin günahlarının bağışlanacağı ve yüksek derecelere erişeceği hadis-i şeriflerde anlatılmıştır. Bu hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir: “Her kim inanarak ve (sevabını Allah’tan) umarak Kadir Gecesi’ni ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır. Her kim Ramazan orucunu inanarak ve (mükâfatını Allah’tan) umarak tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Savm, 6)

“KADİR GECESİ, RAMAZAN’IN SON ON GÜNÜNDEDİR”

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim Ramazan’da Kadir Gecesi’nde inzal olmaya başlamış. Kadir Gecesi’ni Ramazan’da nasıl arayalım, nasıl idrak edelim, nasıl ihya edelim?

Kadir Gecesi’nin Kur’ân-ı Kerim’in indirildiği gece olduğu ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı oluşu Kadir Sûresi’nde ifade edilmiştir. (Kadir Sûresi, 97/1-2) Bu kutlu gece değerini Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu gece olmasından almaktadır. Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın veya yılın hangi gecesinde olduğu hususunda âlimlerimiz pek çok görüş ortaya koymuşlarsa da Kur’an-ı Kerim’in Ramazan’da nazil olduğu ayet-i kerimede açıkça ifade edildiği ve yine Kadir Sûresi’nde de Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiği açıklandığına göre bu kutlu gecenin Ramazan-ı Şerif’te olduğu kendiliğinden anlaşılır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, “Kadir Gecesi’ni Ramazan ayının son on gününde arayın!” (Muvatta, İ’tikâf, 6) buyurmuşlardır. Diğer bir hadis-i şeriflerinde de Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on günü içindeki tek sayılı gecelerde aranmasını tavsiye etmiş, Ramazan ayının son on günü içindeki tek sayılı gecelerin Kadir Gecesi olma ihtimalinden dolayı kendisi de, aile efradı ile birlikte 23., 25. ve 27. geceleri uzun süre ibadet ederek geçirmiştir. Bu husustaki hadis-i şerifleri değerlendiren pek çok ilim adamı, Ramazan-ı şerifin 27. gecesinin Kadir Gecesi olduğu aydınlattığı bir gece Kur’an’ın içinde yer almadığı bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an ile aydınlanmış Müslüman’ın bir günü, Kur’an’sız bin aya bedeldir. Kadir kelimesi, azametli, kanaatine varmışlardır. Esasen Kadir Gecesi’nin vaktinin açıkça belirtilmemesi Müslümanların Kadir Gecesi’ni aramak için daha fazla geceyi değerlendirmelerine yöneliktir. Kesin olan şu ki; Kur’an’ın hayatımızı değerli, kıymetli anlamlarının yanında bir de ölçü anlamına gelmektedir. Buradan hareketle Kadir Gecesi’ni hayatımızın muhasebesini yapacağımız bir ölçü gecesi olarak düşünmeli ve bizi ümmet kılan, birliğimizi sağlayan, uçuruma yuvarlanmaktan koruyan yüce kitabımız karşısında başımızı önümüze eğmemize yol açan tutum ve davranışlarımızın muhasebesini yapmalı ve kendimizi Kur’an’ın ilkeleri ile ölçüp değerlendirmeliyiz. İhtilaflarımızda hakem olarak başvurmamız gereken Yüce Kitabımızı kendi heva ve heveslerimiz doğrultusunda nasıl bir ihtilaf unsuru haline getirebildiğimizi, bizi birliğe davet eden bu kutlu rehberi nasıl ayrılık sebebi haline dönüştürdüğümüzü sorgulamalıyız.  Kurtuluşumuz için hep birlikte sarılmamız gereken Yüce Kitabımızı her birimiz bir tarafa çekmeden rehber edinip onun aydınlığında yol yürümeliyiz. Onu kendi çıkarlarımızın aracı haline getirenlerden olmamalıyız.  Bütün insanlığa kıyamete kadar hitap edecek bu İlahi kitabın mesajlarını çıkarlarımıza veya kendi anlayışımıza göre daraltmaya kalkmamalıyız. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya eden kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Fadlü leyleti’l-kadr, 1) Kadir Gecesi’nde hangi duayı okuyacağını soran Hz. Âişe’ye Efendimiz: “Allah"ım! Sen affedicisin, ikram sahibisin, affetmeyi seversin, beni de affet.” (Tirmizî, Deavât, 84) şeklinde dua etmesini tavsiye etmiştir.

27 Nis 2021 - 04:30 - Ramazan

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?