Reklamı Kapat

Ramazan rahmet ve mağfiret iklimidir

Sabahattin Zaim Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’la Ramazan’ı konuştuk.

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Ramazan’da artık rahmet iklimi, mağfiret iklimi, burada duyarsızlığımızın yeri olmadığını hatırlatıyor. Kur’anla buluşan, o atmosferde, bizim hem zihni, hem kalbi olarak iç dünyamızı, hem de dış dünyamızı kuşatan, fiziki şartlarla bizi maneviyata doğru yönlendiren bir zaman dilimidir.

Ramazan ayının mü’minler için öneminden bahseder misiniz hocam?

Hiç şüphesiz insan hayatı biteviye devam etmiyor. İnişler var, çıkışlar var… Bu bizim fiziki maddi hayatımızda da böyle, kalbi ve manevi hayatımızda da böyle. Çünkü insan makine değil veya başka veya sürekli aynı şeyleri yapabilen bir robot da değil. Hal böyle olunca insan hayatındaki bu iniş ve çıkışları nazara alan yüce Rabbimiz, bizim tabiri caizse, esas fabrika ayarlarından koptuğumuz dönemlerde, bizi yeniden regüle etmek, yeniden toparlamak üzere, başta Ramazan olmak üzere, özel iklimler, zaman dilimleri, hatta özel mekanlar lütfetmiş. Bizim o zamanlarda, o mekanlarda, bizi daha yüksek seviyede muhasebe, moral ile toparlanmamızı murat etmiştir. Bize böyle bir ayı Ramazan ayını ihsan etmiştir. Malumunuz Ramazan ayı, şehrül mü’minindir. Ramazan ayı dediğimiz gufran, bereket, rahmet ayı oruçla, üç aylar iklimi bizi Ramazan’a hazırlıyor. Ramazan’a o yüzden biz her ibadette olduğu gibi hazırlıklı olarak girmiş oluyoruz. Bütün ibadetlerimizin hazırlık safhası var. Hiçbir ibadete elektrik düğmesini açar şalteri açıp/ kapatır gibi girmiyoruz. Mesela namaz; günde 5 vakti kıldığımız namazın bir hazırlık safhası var. Hadesten taharet diyoruz, necasetten taharet diyoruz, vakit diyoruz, istikbali kıble diyoruz, iftidah tekbiri diyoruz. Altı tane madde saydım ki, bu altı maddeyle namaza giriyoruz. Ramazan da böyle. Ramazan’a biz üç aylar iklimiyle hazırlanıyoruz. Dikkatimiz rikkatimiz heyecanımız, coşkumuz, ailemiz, farkındalığımız artsın diye, Ramazan’ı idrak edebilelim. Konstrasyonu yüksek huşu içinde bu hazırlıklarla biz dünyanın kirliliğinden soyutlanıyoruz. Hatta bu namazı cemaatle kıldığımız zaman sevabı fazladır diye en sevdiğimiz hane halkından çıkıp mescide gitmemiz, camiye gitmemiz, camiye giderken sokağımızı terk etmemiz, caminin bulunduğu yerle muhatap olmamız, orda da mezar taşlarıyla muhatap olmamız ölümün soğukluğunu hissetmemiz rabıta-i mevt yaparak camiye girmemiz, sağ ayağımızı atarak girmemiz, tahiyyetül mescid yaparak nafile namaz kılmamız, daha sonra kametle ilahi duruşa durmamız gibi, Ramazan’da da biz üç aylar iklimiyle Ramazan’a Resulullah Efendimiz bizi Ramazan’a hazırlıyor. Ki gafletle geçirecek zamanımız olmasın. Ramazan bizden memnun olarak hoşnut olarak ayrılsın.

Ramazan gufran ayı

12 ayın içerisinde bir ay var ki, Kur’an-ı Kerim’de rahmet, gufran ayı olarak, Kur’an ayı olarak zikredilen dolayısıyla Ramazan’ın rahmeti, bereketi, rahmeti hiç şüphesiz  o ayda meydana gelen  olaylarla, Kur’an’ın o ayda, Kadir Gecesi’nde inmeye başlamış olması, daha sonraki süreçlerde de oruç gibi takvaya erdirecek olan bir ibadetin farz kılınmış olması, Ramazan’da oruç dışında nafile ibadetler, zekat ve nafile sadaka gibi ibadetlerin, zikir gibi ibadetlerin, tesbihatın çokça yapıldığı bir iklim olması itibarıyla çok anlam ifade ediyor. Efendimizin tavsifiyle, “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azad olma ayı” olarak ifade edilen Ramazan ayı. Bu bakımdan Ramazan’ ın gelişini mü’minler gafletle idrak etmesinler diye bizim kültürümüzde bir üç aylar kültürü gelişmiş ki, Efendimizin tavsifiyle Recep ve Şaban ayları, bir bakıma intibak ayı, Ramazan’a uyanıklık, Ramazan’a diri bir gönülle sahip olmak için bir hazırlık süreci.

Ramazan toparlanma ayıdır

İnsanın gönül dünyası dış etkilere açık. Kirleniyor, tozlanıyor, gündemi değişiyor, gündeme başka şeyler geliyor. Ve maalesef öncelikli olan gündem maddelerimiz, başka yerlere düşüyor. Ramazan iklimi bir bakıma bizim asıl gönül gündemimizin ne olması gerektiğini bize hatırlatarak toparlanmaya vesile oluyor. Daha önceki dönemlerde dünyevi meşgalelerle gafletle efendim işte iş güç saikiyle, daha mazlum ifadeyle sığınamayacağımız şeyler Ramazan’da sığınamayacağımız hale geliyor. Ramazan’da artık rahmet iklimi, mağfiret iklimi, burada duyarsızlığımızın yeri olmadığını hatırlatıyor. Kur’anla buluşan, o atmosferde, bizim hem zihni, hem kalbi olarak iç dünyamızı, hem de dış dünyamızı kuşatan, fiziki şartlarla bizi maneviyata doğru yönlendiren bir zaman dilimidir. Ramazan’ın gelmesiyle birlikte orucun farz kılınması, ondan önce bir Ramazan’a hazırlık safhasının yaşanması önemlidir diye düşünüyorum.  Çünkü insan makine değil, düğmeyi açıyorsunuz ısınıyor. Bir şeye başlaması da, devam ettirmesi de, ısınması da bir hazırlık sürecine bağlı. İnsanoğlu, zihni ve kalbi olarak ısınarak o işten sonuç alabiliyor. Sporda da bile böyle. Ramazan bize üç aylarla birlikte duyurularak, Ramazan’a hazırlanmış oluyoruz. Ramazan da bir hazırlıktır. O da Kadir Gecesi’ne hazırlıktır. Kadir Gecesi bu işin zirve yaptığı yerdir. Oradan da bir yavaş şekilde yeniden yavaş bir şekilde normal zeminimize inmiş oluyoruz. Sosyalleşiyoruz. Bayrama kavuşuyoruz.

Asıl amaç Kur’an-ı Kerim’i yaşamaktır

Ramazan Kur’an ayı hocam… Ramazan’da Kur’an-ı Kerim’le olan bağımızı nasıl kurmalıyız?

Çok güzel söylediniz. Ramazan’ın faziletine sebep olan iki önemli olay var. Bunlardan birisi, Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi, Ramazan’ ın Kur’an ayı olmasıdır. Ramazan’da ilk defa Hira’nur Mağarası’nda “İkra bismi Rabbikellezi Halak” sedalarıyla Efendimizin kalbine ve zihnine indirilmeye başlanmış. Bu süreç Peygamberimizin nübüvvetinin tamamlanmasına kadar devam etmiş. Her inen ayet, Medine döneminde Peygamberimize mukabele edilmiştir Cibril’i emin tarafından. İkincisi Ramazan oruç ayıdır. Rabbimiz bize ayeti kerimeyle orucun farz kılındığını emretmektedir. Dolayısıyla Ramazan ayında oruçta problem yok, tan yeri ağarmasından, imsak vaktinden iftar vaktine kadar herkesin yaptığı bir ibadet. Ama Kur’anla ilişkimizi bizim Kur’an-ı okumaya, anlamaya, onun feyz ve bereketinden, Ramazan’ın feyziyle birlikte daha çok istifade etmeye çalışmaktır. Eğer Kur’an okumayı biliyorsak, bir Kur’an hatmi gerçekleştirmek. Efendimizin sünnetidir bu. Buna imkanımız yoksa bir camide okunan mukabeleye katılmak, televizyondan dinleyerek… Kur’an’la ülfetimizi artırmalıyız. Tabi Kur’an lafzına bakılması da bir ibadettir, okunması da, dinlenmesi de bir ibadettir. Ama asıl amaç Kur’an-ı Kerim’i yaşamaktır. Kur’an-ı Kerim’i anlayıp yaşamaktır. Onun için Ramazan’da Kur’an-ı Kerim’in emirlerine daha sıkı sıkıya sarılmak, tutup bırakmamaya çalışmak, onun bizim hayat kitabımız olduğunu bizi diriltmek üzere olduğunu, dipdiri olduğunu peydah etmek için çalışmak en önemli görevimizdir.

Kadir Gecesi’nde müjdeler var

Kadir Gecesi’ni nasıl arayalım, nasıl idrak ve ihya edelim?

Kadir Gecesi, adına özel bir sure indirilmiş mübarek bir gece. Adı sarahatle anlatılan gecelerden birisidir. Kadir Gecesi, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) tavsiyelerine göre, Ramazan’da onun son on gününde ve tekli gecelerde, daha çok 27’nci gecesinde aranmalıdır. Kadir Gecesi’nde, müjdeler var. Allah (C.C.) Kadir Gecesi’ni çok yüksek müjdelerle takdim ediyor bize. Ne diyor?  “Biz Onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Sana Kadir Gecesi’nin kadrini bildiren kimdir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” Bin ay normal olarak 84 yıl ediyor. Ortalama bir insan ömrü. Eğer hassas bir kalple, duyarlı bir kalple on ikiden vurabilirse insan, demek ki, bir yıl boyunca yapacakları dualara, ilticalara, ibadetlere denk bir iltica sunuyor insana.  “O gecede melekler sağnak sağnak inerler, Cibril-i Emin iner… Her birine bir görev verilir. O gece tan yeri ağarıncaya kadar, selamdır, mutluluktur, esenliktir.” O gece Allah’ın rahmetiyle sağnak sağnak yıkandığı, meleklerin pozitif enerjisiyle yüksek seviyede bir mutluluk halinin yaygınlaştığı, Rulul Emin Cibril Emin’in de ruhlara açıklık, kalplere berraklık ihsan için vesile olduğu bir gecedir.  Kadir Gecesi’nde bu dinginlik daha fazla. Onun için Kadir Gecesi’ni Allah’la bağlılığımızı, nedametle, hem insani ilişkilerimizi, akraba-ü taallükatımızla, eşimizle, çocuğumuzla ilgili, hem de dünyaya fazla mı meyletmişiz, bozulan fabrika ayarlarımız var mı, yok mu? Bunların hepsinin tezekkür edildiği, tefekkür edildiği bir ortama doğru, hazırlanmak Kadir Gecesi’nde yapmak en önemli görevimizdir diye düşünüyorum.

Ramazan’a ulaşıp kendisini affettirmeyenin burnu yerlerde sürünsün

Onun rahmetine şefaatine mazhar olalım.  Resulullah Efendimizin çok meşhur bir hadis-i şerifi var. Diyor ki Resulullah Efendimiz, minbere çıkıyor, üç basamağa, üçünde de duruyor,  Ve diyor ki, “Adım yanında anıldığı halde bana selatu selam getirmeyen kimsenin kıyamet gününde burnu yerlerde sürünsün” dedi Cebrail (A.S.). Ben amin dedim.  İkinci basamakta dedi ki, “Anne babası, ya da ikisinden birisi yanında ihtiyarladığı halde onların rızasını alamadan ölen kimsenin kıyamet günü burnu yerlerde sürünsün.” Amin dedim.  Üçüncü basamakta “Ramazan’a ulaştığı halde Ramazan’ı idrak ettiği halde, Ramazan’ın feyzinden, rahmetinden istifade edemeyen kimsenin de kıyamet günü burnu yerlerde sürünsün” ya Resulallah dedi. Ben de amin dedim.” Bu hadis-i şerife baktığımızda Ramazan’ı büyük bir tenebbühle, uyanıklıkla basiretle, göz açıp girmemiz gereken bir ibadet ve ay boyu da uyanık geçirmemiz gereken bir ay. İmsakiyle, orucuyla, iftarıyla, teravihiyle, 5 vakit namazıyla, Ramazan boyunca yapılacak hayır hasenatıyla, iftar vermekle insanlara oruç tutanlara oruç açtırmakla, sadaka vermekle,  zekat vermekle, Kur’an’la daha fazla yoğunlaşarak, bizzat hatim ederek, mukabelelere katılarak, Kur’an’la bütünleşerek dolu dolu yaşamak gerekiyor. Diğer iklimlerden farklı şeyler sunuyor Ramazan. Bize teravih imkanı sunuyor Kur’an’ı daha bol okuma iklimi sunuyor. Ve oruç fakirleri anlayabilme gibi bir duyguyu yaşatıyor. Aç açın halinden anlar. Aç olmayan açın halinden anlamaz. Onun için biz oruçtaki açlık duygumuzla fakirler ne çeker, açlar ne çeker bunu anlama imkanına sahibiz. Empati kurabiliyoruz açlıkla. Ramazan’ın bizi inşa eden ötekiyle bizim dışımızdaki insanlarla ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemizi imkanlar sunan bir imkandır. Bu sebeple Ramazan’ı dış dünyayı bizim dışımızdaki insanları gözetlemek fark etmek,  onlarla paylaşmak iklimi olarak görmek lazım.  Hem takva duygusu kazanma imkanımız var Ramazan’da, hem de insanlara ait ihsan, iyilikleri kuşanma iklimi sunduğu iç in önemli bir fırsattır Ramazan.

Zekât ve sadaka mevsimi Ramazan

Hocam, Resulullah (S.A.V.) Ramazan ayında cömertlikte rüzgâr gibi olurdu. Bu ay içinde sadaka ve zekât vermenin önemi nedir? Mü’minlerin empatisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ramazan’da açlık duygusu insanda farkındalığı, empatiyi tetikleyen bir özelliğe sahiptir. İnsanlar açın halinden daha iyi anladıkları için hem iftar sofrası açarak, hem de fakirlerin dertlerine dokunacak işler yapmaya çalışıyorlar. Tezkiye kökünden gelen zekât farizası bizim daha çok Ramazan ikliminde gerçekleştirmeye çalıştığımız bir ibadettir. Ramazan’da verilecek diye bir kayıt yok zekatın. Zekât için aslolan malın üzerinden nisap miktarının üzerinden bir yılın geçmesidir. Ama Ramazan’da Allah’ın bizim infaklarımıza daha çok ecir vereceğinden ve Ramazan’da insanlarımızın ihtiyaçlarının görülerek bayrama daha mutlu çıkmaları sağlanacağından insanlar zekâtlarını Ramazan ayında verirler. Böylelikle kendi gönül dünyalarında Ramazan’ın rahmeti ve bereketiyle bir coşku meydana gelir. Böylelikle diğer insanların Ramazan’dan ekonomik olarak da fayda sağlayacak bir iklim meydana gelir. Bir de Ramazan’ın bayram sabahı itibarıyla vacip olan ve verilen sadak a-i fıtır vardır. Ramazan’a sağlıkla kavuştum,  oruç tutmaya da muvaffak oldum diye insanların bir infak var. Bu da her sene açıklanıyor biliyorsunuz. Bu miktar üzerinden oruç tutan herkes ihtiyaç sahibi insanlara böylece infakta bulunur. Ki bunu bayram öncesinden vermek uygun olur. Ramazan bayramına giren insanlar ihtiyaçlarını karşılasınlar, bayramın sevincini aile olarak, toplum olarak yaşamış olsunlar. Zekât potansiyeli ülkemiz için anlamlı çok anlamlı ve önemli. Keşke bütün insanlarımız zekâtı 40’ta bir mal emtiasından veya öşür olarak da ticaret malından verebilseler, bu potansiyel ülkemizde fukaranın kalmayacağı sosyo ekonomik bir durumu getirir. Ama verenler verdikleri için kazanıyorlar, alanlar da aldıkları için kazanıyorlar. Cenab-ı Hak inşallah bu gani gönüllü Müslümanların sayısını artırsın. Mal verdiği kullarına malına güvendirmesin, kendisine güvendirsin.

25 Nis 2021 - 04:30 - Ramazan

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?