Reklamı Kapat

“Oruç, Rezzak olan Allah’a muhtaciyeti idrak etmektir”

Dolayısıyla oruçta Allah rızası için nefse, iştihalara ve şehvete hükmetme dirayeti vardır. Muhtacın halini hissetme hikmeti ise açıktır.

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Sadece muhtacın halini hissetme değil, onda insanoğlunun kendisinin de bir lokma yiyeceğe, bir yudum içeceğe muhtaç olduğu gerçeğini idrak ediş, insanın güç ve kudreti, makam ve mevkii ne olursa olsun bunlarsız edemeyeceğini, acizliğini, Rezzâk olan Allah'a muhtaciyetini idrak etme ve bu gerçeğin zihne nakledilişi vardır.

Rahmet, bereket ve gufran ayı Ramazan’ın mü’minler için ehemmiyeti nedir hocam?

“Ramazan ayı, insanlar için hidayet rehberi olan, doğru yolun, hak ve batılı, helal ve haramı birbirinden ayırmanın açık delillerini içinde barındıran Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler, bu ayın orucunu tutsunlar…” (Bakara Sûresi - 185)

Ramazan ayı, insanlık için hidâyet kaynağı, helal ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayıran net bilgilerin yer aldığı İlâhî kelamın, hayat düsturumuzun, Zikr-i Hakîm’in indirildiği ay…

Nefsi arındırmanın, onu berraklığa erdirmenin en güzel üsluplarından biri olan oruç ibadetine zaman çerçevesi olan ay. Rahmet ayı, feyiz ve bereket ayıdır. Bedir zaferi bu aydadır. Mekke’nin fethi ondadır. Tarih boyunca daha nice fetihlere sahne olmuştur. Onun için Ramazan’ın, ibadet ayı, iyilik ve ihsan ayı olarak anılması kadar, fetihler ve nusret ayı olarak anılması hiç de gönle uzak değildir. O, Allah Rasûlü’nün; “Ramazan ayına ulaşan, bu ayı geçirip de mağfirete erişemeyen insana yazıklar olsun!” buyurarak bizleri hem ikaz ettiği hem de müjdeler verdiği ay. “Cennette bir kapı vardır. Ona ‘Reyyân’ denilir. Kıyamet gününde bu kapıdan oruçlular girer.” Oruç tutan insan için iki sevinç anı vardır: Birinci sevinç anı iftar anıdır. İkinci sevinç anı ise kişinin Rabbine kavuştuğu andır.” hadisleriyle de bu müjdesine yeni müjdeler kattığı ay. Bu güzel aya, bu feyiz ve bereket ayına, bu zafer ve nusret ayına; “Hoş geldin! Safâlar getirdin! Rabbimiz seni nice yeni feyiz ve bereketlere, nusretlere vesîle eylesin!” diyerek karşılıyoruz. Bu ay, birkaç ibadetin iç içe yaşandığı, gönlün mânevî hazlar için daha hassas olduğu bir aydır.

“RAMAZAN DENİNCE AKLA GELEN İBADET ORUÇTUR”

Ancak “Ramazan” denince de birinci derecede akla gelen ibadet, oruçtur. Ramazan orucu, hicretin ikinci yılında Bedir Gazvesi’nden önce, Şaban ayının 10. gününde farz kılınmıştır. İslâmî ıstılahta orucun karşılığı “savm”dır. Savm, kelime olarak; “nefsi alıkoymak, ona hâkim olmak” manalarına gelir. “Sabretmek” manasına da geldiği nakledilir. Sabretmek manası bir açıdan öncekilerle bütünleşen bir manadır. Orucun fıkhî manası ise şudur: “Asıl fecrin doğuşundan güneş batıncaya kadar insanın Allah rızası için nefsine hâkim olması, onu orucu bozacak şeylerden alıkoymasıdır.”

Oruçta nefse, iştihalara ve şehvete hükmetme dirayeti vardır. Muhtacın halini hissetme hikmeti açıktır. Onda insanoğlunun bir lokma yiyeceğe, bir yudum içeceğe bile muhtaç olduğu; insanın güç ve kudreti, makam ve mevkii ne olursa olsun bunlarsız edemeyeceği; acizliği; Rezzâk olan Allah’a muhtaciyeti; bu gerçeğin zihne nakşedilişi vardır. İnsan oruç sayesinde hayvanî duygularını, hırslarını azaltır; nefsin arzu ve ihtiyaçlarını yeniden elekten geçirir; manevî duygularını, gönül hassasiyetini yeniden canlandırır; güzel hasletler ve ibadetlerle hayatına yepyeni bir canlılık, dirilik verir. Nefsini zora alıştırır, dizginleri bütünüyle ele geçiriş şuurunu yaşar, Allah için yapılan fedakârlığın lezzetini tadar. Bir hadis-i kudsîde orucun farkı şöyle vurgulanır: “Ademoğlunun her hayırlı ameli katlanarak mükâfât alır. İyilikler on katından yedi yüz katına kadar karşılık bulur. Ancak oruç farklıdır. O bana aittir, onun mükâfâtını ben takdir edip vereceğim. Çünkü oruçlu mü’min şehvetini, iştahının çektiklerini, yiyeceğini benim için terk eder. Oruçlu için iki sevinç anı vardır: Orucunu bitirip iftar ettiğinde duyduğu sevinç anı ve Rabbiyle karşılaştığı o gündeki sevinçli anı.

“ORUÇLUNUN AĞIZ KOKUSU MİSK KOKUSUNDAN GÜZELDİR”

Oruçlu bir insanın oruç sebebiyle ağzında meydana gelen koku, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.” Oruç tutan bir mü’minin yokluğa, mahrumiyete katlanışı, yiyecek ve içecek bulamadığı için değil, Rabbinin rızasını, nefsinin arzularına tercih ettiği içindir; ‘bilerek’tir, ‘şuurla’dır. Böylece oruçlu kişi, Allah’ın verdiği iradeyi onun emrettiği yönde kullanmanın ulvîliğini hissedecek, nefsine karşı bir mücadele örneği sergileyecektir.

Yaratıcısının emrine uyarak belli bir süre nefsini dizginleyen, onu meşru nimetlerden uzak tutan, Rabbinin rızası için yokluğa katlanma dirayetini gösteren bir mü’min, artık diğer hırslarını da dizginlemeyi öğrenecek, harama, başkalarının mallarına göz dikmeyecek, elindekini başkalarıyla meşru çerçevede paylaşmayı öğrenecek, muhtaçlara yardımın gönle verdiği hazzı duyacak, Rahman’ın arzuladığı saflarda yer almayı kendisine şiar edinecektir.

Nitekim Ramazan ayının manevî atmosferine girip ilerledikçe gönüllerin daha çok safiyet kazandığı, iyilik etme, hayra vesile olma, fedakârlık duygularının canlanışı, şerden uzak durmak için iradelerin güçlenişi her basiret sahibinin şahid olduğu bir hayat gerçeğidir.

İmam Mâverdî (rh.a.) nakleder: Yusuf aleyhisselem’a; “Yeryüzü hazinelerinin başındasın, yine de kendine açlık mı çektiriyorsun?” diye sorulur. “Kendimi doyurmaktan, tok olunca da açları unutmaktan korkuyorum.” diye cevap verir. İnsan ne kadar varlıklı olursa olsun, emrinde, hizmetinde ne kadar çalışan bulunursa bulunsun, ne kadar ceberûtluk yaparsa yapsın, isterse kibir ve gururu dağları tutsun neticede budur ve acizdir. Açlığın veya sancının kıvrandırdığı, hastalığın soldurduğu, ölümün alıp götürdüğüdür. Geriye yaptıkları, acı-tatlı hatıraları kalır. Onların çoğu da bir süre sonra unutulur. Ancak hiçbir şeyi unutmayan vardır ve yapılanların hepsi, iyi olsun, kötü olsun muhasebe için insanın önüne gelir… Tekrar vurguluyoruz: Oruç, Allah rızası içindir. Ona itaatin ve kulluğun, hak dava uğrunda iradeye hâkimiyetin ifadesidir. Ümmet-i Muhammed'in imsak vaktinden güneş batıncaya kadar birlikte yaptıkları, bir ibadet bünyesinde bütünlüğü tattıkları ibadettir. Sahur vakti evlerde yanan ışıklar, iftar vakti yaklaşırken aniden tenhalaşan sokaklar, pidecinin önündeki sıcak pide kuyrukları, birlikte yaşanan duyguların farklı ifade şekilleridir… Oruçluluk, hayatın akışı içinde; terazi, tezgâh, masa başındayken, inşaatlarda tuğla örerken, tarlalarda çalışırken, devlet dairelerinde muamele peşindeyken, hastanede hasta muayene ederken, sanayi sitesinde araba tamiriyle uğraşırken, torna makinelerini çalıştırırken, ahşap rendelerken, bürolarda masa üzerinde plan, proje çizerken, pazaryerlerinde meyve, sebze satarken ibadet içinde olmak ve şuurunu taşımaktır. Hayatın bir ibadete göre şekillenişinin tecellî ettiği bir atmosferi yaşayıştır. Muhtacın halinden anlamak, onun yaşadıklarını yaşamak, hissettiklerini duymaktır. Onların sevinçlerine vesile olmaktır. İnsan hayatına bu şuurla şekil vermeli, nereden gelip nereye gittiğini bilmelidir. Ramazan ayında gönlümüzü kuşatan manevî atmosferin bütün hayatımızı kaplamasını, yeni Ramazanların yepyeni çiçekler ve meyvelerin baharı olmasını niyaz ediyoruz.

“RAMAZAN AYI CÖMERTLİK AYI, İYİLİK VE İHSAN AYIDIR”

Hocam Ramazan, mü’minleri nasıl inşa eder?

Her yılın bir baharı vardır. Bahar yeni bir başlayış, tazelik ve canlılık hissi verir. Dünyayı çiçekler, filizler ve yeşilliklerle bezer. Ramazan ayı da manevî yılın baharıdır. Gönüllerin yeniden canlanışına, ibadet hazzıyla doluşuna vesile olur, manevî duyguları filizlendirir ve büyütür. Yenilenme, gençleşme, dinçleşme vesilesidir. Ramazan, ibadetlerin de buluşma ayıdır: Kılınan namazlara oruç eklenir. Teravih eklenir. Fıtır sadakası eklenir. Kalplerin canlanması, iyilik duygularının uyanması sebebiyle en çok zekât bu ayda verilir. En çok umreye bu ayda gidilir. Allah Rasûlü’nün haberiyle Ramazan ayında yapılan umrenin sevabı hacc sevabına denktir. Ramazan gelmeden önce manen hazırlanmak ve ihyası için tedbir almak yönünde ikaza da ihtiyaç vardır. Çünkü önceki yıllarda Ramazan gelmeden evlerde hazırlıklar yapılırdı. Dilden dile “Ramazan yaklaşıyor!” kelimesi dolaşırdı… Tarhanalar, erişteler, hoşaflıklar, pekmezler, tahinler, birlikte pişirilerek üst üste yığılan yufkalar, dile gelen ve tamamlanan eksiklikler hep onu haber verirdi. Hayat değişti. Marketler her isteneni hatta istenmeyeni bile sunmaya başladı. Hazırlıklar giderek yok oldu. Daha doğrusu çoğu, market alışverişine döndü. O yüzden Ramazan’ın yolları beklenmez oldu. Geldiğinde "Ne zaman, ne çabuk geldi?" denilir ve arkasından "Günler ne kadar çabuk gelip geçiyor?" sözü ilave edilir oldu. Bu yüzden ilk günlerde erken yakalanmışçasına ne yapacağımızı bilemiyor, sonra giderek manevî atmosfere alışıyor, gönüllerde rahmet ve mağfiret ümitleri pırıldamaya başlıyor, çok geçmeden de uykudan uyanırcasına rahmet, bereket ve mağfiret ayının son günlerini yaşadığımızı anlıyoruz. Tam manevî bir tüle bürünmüşken ona veda ediyoruz. "Ne çabuk bitti?" diyoruz. Bu hale düşmemek için gelmeden madden ve manen hazırlanmalı, ihyası için plan yapmalı, salih amellerimiz birbiriyle yarışmalıdır. Bu amellerin içinde elbette ibadetlerimiz olmalı, iyiliklerimiz olmalı, Kur’ân tilavetimiz olmalı, akraba ve büyüklerimizi ziyaret olmalı, iman kardeşliğimizi güçlendirecek adımlar olmalı, zikir ve duâlarımız bulunmalıdır. Ramazan, her gelişte gönlümüze farklı ümitler taşıyarak gelir, her gidişte de zihnimizde ve gönlümüzde farklı hatıralar bırakarak gider… Ancak bize bir yılımızın daha geçtiğini de haber verir. Bir dahaki Ramazan'a çıkıp çıkamayacağımızı ise Allah bilir. Giden günler, aylar, yıllar bir daha geri gelmiyor… Unutmayınız, onların hayırla dolu gitmesi, ebedî yurdumuzu güzelleştirecektir. Ebu’d-Derdâ varlıklı bir sahabî iken bilerek varlığını azaltmıştır. Kendisine neden böyle yaptığı sorulunca “İman ettiğim gün bir başka yerde daha evimin olduğunu öğrendim. Oraya göçmeden önce oradaki evimi döşemeye çalışıyorum.” demiştir. Bu şuuru taşıyanlardan olalım.

“KUR’AN’IN HAYAT DÜSTURU OLARAK İNDİRİLDİĞİ HAKİKATTİR”

Ramazan ayı aynı zamanda Kur’an ayı. Bu ayda Kur’an-ı Kerim’le olan iltisakımızı nasıl sağlayalım?

Evet, Ramazan Kur’ân’ın Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına Beytü’l-İzze’ye indirildiği, oradan da dünyaya indirilmeye başladığı aydır. Rabbimiz; “Ramazan ayı, insanlar için hidayet rehberi olan, doğru yolun, hak ve batılı, helal ve haramı birbirinden ayırmanın açık delillerini içinde barındıran Kur’ân’ın indirildiği aydır.  Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler bu ayın orucunu tutsunlar...” (Bakara / 185) buyurur. Bu hakikat unutulmamalı, Kur'ân tilavetinin zikirlerin efendisi olduğu da akıldan çıkarılmamalı, Ramazan ayının Kur’ân’la hemhal olma ayı olmasına azmedilmelidir. Onun emirlerini hayata aktarmak her mü'minin görevidir. İmana iman katıştır. Kalplerde oluşan katılığın yumuşatılması, taşlaşmanın eritilişidir. Gözleri perdeleyen gaflet perdelerinin kaldırılışı, hayatın ne yöne doğru gittiğini tespit için yeni bir bakış ve değerlendiriş fırsatıdır… Kur’ân’ın hayat düsturu olarak indirildiği bir hakikattir. Ancak ibadet için de indirildiği, namazlarda okunduğu, tilavetinin de ecir kazandırdığı gerçeği de unutulmamalı, biri diğerinin zıddıymış gibi gösterilmemelidir. Mukabeleler, aile ocaklarında okunuşlar Ramazan’a ayrı bir güzellik katar. Bilinmelidir ki içinde Allah’ın anılmadığı, Kur’ân’ın tilavet dilediği bir ev, ölü evdir. Teravih namazları, ülkemizde garip bir şekle bürünse de onun aynı zamanda Kur’ân tilavet vesilesi olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır.

23 Nis 2021 - 04:30 - Gündem

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?