Reklamı Kapat

Uluslararası hukuk bağlamında Doğu Akdeniz

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında yer alan Yunanistan ve GKRY’nin uluslararası hukuka aykırı bir nitelik taşıyan adımları bölgedeki problemlerin temelini oluşturuyor.

Bekir Şirin
Bekir Şirin Tüm Haberleri
+7
Haber albümü için resme tıklayın

Doğu Akdeniz’de yaşananları milli bir bakışla ele aldığımız yazı dizimizde bölgedeki gelişmeleri uluslararası hukuk bağlamında inceledik.

Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesinde Türkiye’nin aleyhindeki projelerin başını çeken Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hamlelerini uluslararası hukuka aykırı tezlere dayandırıyor. Söz konusu iki aktörün hukuk tanımaz adımları bölgedeki tansiyonun yükselmesine sebep olurken Ankara sık sık uluslararası hukukun gerekliliklerini hatırlatmak zorunda kalıyor. Sahip olduğu enerji kaynağından ötürü dünyanın birçok ülkesinin gözünü çevirdiği Doğu Akdeniz’de atılan Türkiye karşıtı adımların uluslararası hukuka aykırı olduğu görülüyor. Yunanistan ve GKRY, hukuka aykırı bu adımlarla Türkiye’nin haklarını gasp etmeye çalışıyor. Türkiye’nin bölgeden izole edilmesi doğrultusunda Kıbrıs Adası’nın tek söz sahibiymiş gibi davranan GKRY, bölgedeki diğer birçok aktörle “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Anlaşması imzalıyor. Bu adımın yasal olmadığı Rum tarafınca da çok net bir şekilde biliniyor. Zira uluslararası hukuka göre GKRY, adanın tek söz sahibiymiş gibi davranamaz, KKTC’yi devre dışı bırakmak suretiyle “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında MEB Sınırlandırma Anlaşması imzalayamaz.

RUM YÖNETİMİ RUHSAT VERME YETKİSİNE SAHİP DEĞİL

Hukuka bakıldığında GKRY, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) dikkate almaksızın MEB ilan edemeyeceği görülüyor. Zira uluslararası hukukta MEB sınırlandırması yapılması için ya tarafların anlaşmaya varması ya da eşit uzaklık ilkesinin dikkate alınması destekleniyor. Buna rağmen Türkiye ve KKTC’ye rağmen MEB ilan eden GKRY, üstüne üstlük 2007 yılında duyurduğu MEB alanını 13 parsele bölmüş ve bu parsellerde enerji arama faaliyetlerinde bulunmaları üzere uluslararası enerji şirketlerine ruhsat vermişti. Her ne kadar GKRY’nin dağıtmış olduğu ruhsatlarla söz konusu parsellerin birçoğunda enerji arama faaliyetinde bulunuluyor olsa da bu durumun da uluslararası hukuka uygun olmadığı biliniyor.

SEVİLLA HARİTASI’NIN YASAL BİR DEĞERİ YOK

Yunanistan ve GKRY başta olmak üzere Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı planlar yapan aktörlerin kendilerine ‘Sevilla Haritası’nı dayanak yaptığı görülüyor. Söz konusu harita özellikle Yunanistan’ın Meis Adası’na dair tezini teyit etmesi ve GKRY’nin ilan ettiği MEB sınırlarının aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) resmi sınırı olduğunu öne sürmesi dikkat çekiyor. İspanya’nın Sevilla Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Juan Luis Suarez de Vivero tarafından hazırlanan Sevilla Haritası, Türkiye karşıtı tezleri destekleyici bir içeriğe sahip olsa da haritanın uluslararası hukukta bir bağlayıcılığı bulunmuyor.

“HAKÇA PAYLAŞIM” İLKESİNİ HİÇE SAYIYORLAR

Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların temelini Yunanistan’ın gayri hukuki adımları teşkil ediyor. Ege ve Doğu Akdeniz’de illegal adımlar atan Yunanistan,  adaları ana kara gibi değerlendiriyor ve bu iki kara parçasının aynı avantajlara sahip olması gerektiğini savunuyor. Oysaki Yunanistan’ın bu tezinin uluslararası hukukta bir karşılığı bulunmuyor. Zira bu noktada “hakça paylaşım” ilkesi bazı alınıyor. Bu ilkeye göre de adalara ana karaya nazaran daha az kıta sahanlığı ve MEB alanı verilebiliyor. Öte yandan adaların tamamen çevrelenebilmesi de söz konusu olabiliyor. Adalara verilecek kıta sahanlığı ve MEB alanının belirlenmesinde adanın büyüklüğü, cephe uzunluğu ve konumu gibi etkenler önem arz ediyor.

YUNANİSTAN’IN MEİS ADASI’NA DAİR TEZİ KRİZ ÇIKARTIYOR

Sevilla Haritası bağlamında Yunanistan’ın öne sürdüğü en önemli tezlerden birinin Meis Adası’na ilişkin olduğu göze çarpıyor. Herhangi bir yasal niteliğe sahip olmayan Sevilla Haritası’na dayandırılan teze göre Meis Adası’ndan başlayan Yunanistan kıta sahanlığı güneye doğru Akdeniz’in ortasına dek iniyor ve Türkiye’yi son derece dar bir alana sıkıştırıyor. Yunanistan, nüfusu yaklaşık beş yüz olan, 10 kilometrekarelik bir alana sahip, Anadolu ana karasına iki km, Yunanistan ana karasına ise beş yüz seksen kilometre uzaklıkta bulunan Meis Adası aracılığıyla kırk bin kilometrekarelik ekstra bir alana sahip olmak istiyor. Türkiye, on kilometrekarelik bir alana sahip olan söz konusu ada sayesinde kırk bin kilometrekarelik bir alana sahip olma çabasının hukuka aykırı olduğunu ifade ediyor. Bu bağlamda Yunanistan’ın tezinin uluslararası hukuktaki “hakkaniyet” ilkesine aykırı olduğu dile getiriliyor.

TÜRKiYE HAKLARINI KORUMA PEŞİNDE

Türkiye, gerek Yunanistan gerek de GKRY tarafından gayri hukuki adımlarla hedef alınan haklarımızı savunmaya gayret ediyor. Uluslararası hukuk kurallarını referans alarak tezlerini dile getiren Türkiye bu noktada daha uzun kıyı şeridine sahip olan ülkenin daha fazla deniz yetki alanına sahip olması gerektiğini kaydediyor. Doğu Akdeniz’de 1972 kilometrelik bir kıyı uzunluğu bulunan Türkiye, hakkaniyet ilkesini ihlal eden adalara da deniz yetki alanı verilmemesi gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda Türkiye ile Yunanistan ana karalarına eşit uzaklıkta bir hat çizildiği takdirde söz konusu hattın doğusunda kalan tüm Yunan adalarının hakkaniyet ilkesine aykırı olduğu ifade ediliyor.

01 Nis 2021 - 04:30 - Gündem

Muhabir  Bekir Şirin


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.