Erbakan için hayat iki kelimeydi: Şuur ve Cihad

Prof. Dr. Gökhan Tuncel, Millî Gazete için 'Erbakan Hoca'yı yazdı.

Büyütmek için resme tıklayın

Allah, insanı irade sahibi bir varlık olarak yaratmıştır. İradenin insan için ne ifade ettiği bilinmelidir. İrade insana çevresinde olup biteni değerlendirme ve çevresinde olup biten karşısında nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini belirleme imkânı sunmaktadır. İrade bir taraftan çevresinde yaşananlar karşısında insanın sahip olduğu vasıflara sahip çıkmasını veya kendisi kalmasını sağlayacak bir imkân sunarken, diğer taraftan çevresini veya çevresinde yaşananları değiştirme imkânı sunabilmektedir. İrade aracılığıyla verilen bu imkân insanın sorumluluk sahibi olmasını da beraberinde getirmiştir. İradenin insana nasıl bir güç ve imkân verdiğini ve dahi, sorumluluk yüklediğini ortaya koyan çeşitli bilgi kaynakları ile iradesiyle hayatın akışında (ferdi veya içtimai yönden) yaşanan büyük değişimlere öncülük eden müşahhas örnekler vardır. Bu müşahhas örneklerden biridir Erbakan.

Maddeyi ve dolayısıyla gücü esas alan Batı, Sanayi Devrimi sonrasında kurduğu, hak tanımaz had bilmez, zulüm sistemi ile dünyayı esareti altına almıştır. Bu esaretten İslam dünyası da nasibini almıştır. İslam dünyası bu süreçte Batı karşısında sadece toprak kaybetmekle kalmamış, iradesi ipotek altına alınmış bir nesne konumuna düşmüştür. Batı karşısında irade ortaya koymaya çalışanlar ise, genellikle iradenin sunduğu çevresel koşullara rağmen var olma imkânından yararlanarak ferdi veya cemaat tipi yapı üzerinden pasif direniş yolunu seçmiştir. Sayıları az olsa da, Müslümanların sahip olduğu imkânların farkına varan ve güçlü bir irade gösterilmesi durumunda, tarihin akışında büyük değişimler yaşanacağına inanan ve bunun gereğini yerine getiren öncüler de yok değildir. İşte bu öncülerden birisidir, Erbakan.

ERBAKAN'I YAŞADIĞI ZAMAN VE MEKÂNIN ÖTESİNE TAŞIYAN ŞUUR

Erbakan’ın mücadelesinde şuurun ayrı bir yeri vardır. Şuur, sıradan bir bilinç değildir. Şuur, insanın yaratıcı başta olmak üzere diğer varlıklar karşısında gerçek konumunu bilme hali, bu konumun gereğini yerine getirme çabasıdır. İradenin vahye dayanması ve vahye dayanarak yol almasını ifade eden bu şuur, Erbakan’ın güçlü bir kaynağa dayanmasını ve hayatın akışı içerinde ahlaki bir duruş sergilemesini sağlamıştır. Erbakan neyi neden dert edinmesi gerektiğini, bu dert karşısında kendi üzerine düşen sorumluluğun ne olduğunu, yine bu şuur üzerinden idrak etmiştir. Erbakan’ı yaşadığı zaman ve mekânın ötesine taşıyan, Erbakan’ı Erbakan yapan, işte bu şuurdur. Bu şuur anlaşılmadan Erbakan’ı tanımak veya tanıtmak, davasını anlamak ve anlatmak, açtığı yola girmek ve bu yolda istikamet üzere olmak ne mümkün. 

Türkiye’de Erbakan öncesi ve sonrasında siyaset yapanlar vardı. Ancak O, gerçekten farklı idi. Onu farklı kılan zekâsı, bilgisi, sezgisi, analiz yeteneği gibi çeşitli meziyetleri vardı. Ancak, onu asıl farklı kılan inancının kendisine yüklediği sorumluluğun farkında olması ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirme şuuruna sahip bir kişi, bir öncü olmasıydı.  O şuur ki kendisine siyasete girmeden önce de, siyasete girdikten sonra da bulunduğu her ortama kendi rengini verme çabası içerisinde olma sorumluluğu veriyordu. Bu sorumluluğu yerine getirmenin, Hakk’ı hâkim kılma çabasını ifade eden cihat gibi ancak şuurla yapılabilecek bir eylemle mümkün olabileceğine inanıyordu. Erbakan’ın bu inancı, siyasete farklı bir anlam kazandırmış, daha doğrusu siyasetin gerçek değerini bulmasına zemin hazırlamıştır. Erbakan, sadece siyasetin gerçek değerini bulmasıyla da yetinmemiş; dini, tarihi, içtimai birçok unsurun gerçek değerini bulması, hakkının teslim edilmesi için azami gayret sarf etmiş, bu hususta siyasete de belirleyici bir rol yüklemiştir.  

"KALK, CİHAT ET"

“Dine hizmet etmek mi istiyorsun? Otur Kur’an oku” diyenlere, “İyi de ben oturup Kur’an okuduğumda, Kur’an bana kalk cihat et diyor” diye cevap veren biri, Kur’an’ın, dolayısıyla dinin ve dinin gerçek sahibi yaratıcının hakkını teslim etmiş olmuyor mu? Eğitimin temel sorunları tartışılırken, “Dört helal kazanç beş haram kazançtan büyüktür” düsturunu hatırlatarak verdiği mesajla, eğitimin asıl amacının ne olması gerektiğini belirterek eğitime gerçek değerini kazandırmış olmuyor mu? Milyonlarca insanın oyunu alarak 1995 seçimlerinde birinci parti olan Refah Partisi hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kapatma kararı sonrasında, “Alınan bu kararın tarih önünde nokta kader kıymeti yoktur” sözüyle tarihe hak ettiği değeri vermiş olmuyor mu? Şuurlu bir insanın neler yapabileceğini yaşantısı ve mücadele azmiyle gösteren mümtaz bir şahsiyet olarak, inanç ve azmin gerçek değerinin anlaşılmasına katkı sunmuş olmuyor mu? Tabi ki oluyor. Erbakan’ın hayatında, şuurun adaleti tesis etme hususunda ne kadar önemli olduğunu gösteren bunlar gibi pek çok misal bulunmaktadır. 

Temsiliyetin belirleyiciliği üzerine inşa edilen ve yürütülen siyasete hak merkezli bir öz kazandıran Erbakan, halkın hak ettiği gerçek değeri bulmasını da ihmal etmemiştir. Hakk’ı esas alan ve halkı da ihmal etmeyen adil bir dünya kurulması hususunda, her daim, öncü ve sözcü olmuş, Anadolu insanı başta olmak üzere İslam dünyasının, sahip olduğu potansiyelin farkına varmasına, yani uyanışına vesile olmuştur. Potansiyelin farkına varmak ve bu potansiyelin kimler tarafından nasıl heba edildiğini sistematik ve kapsamlı bir şekilde çözümlemek oldukça önemli bir iş olsa da, adil bir dünyanın kurulması için bu potansiyeli harekete geçirme amacıyla gecesini gündüzüne katarak var gücüyle çalışmak daha önemli bir erdem olsa gerek. Bu kapsamda Erbakan bir taraftan materyalist düşünceye dayanan ve birbirinin alternatifi gibi gösterilen ideolojilerin zulmün ve sömürünün beyni ve kalbi olan Siyonizm’e hizmet eden araçlar olduğu gerçeğini tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Bundan dolayı da, Siyonizm’le mücadeleyi başta kendisi, lideri olduğu Millî Görüş Hareketi ve şuurlu tüm Müslümanlar için asli bir görev olarak görmüştür. 

HAYAL DAHİ EDİLEMEYENLERİ GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR

Türkiye’de toplumsal ilişkiler üzerinde devletin asli belirleyici güç olması söz konusudur. Devletin güç ve imkânını Hakk’ı dikkate almadan halk aleyhine kullananlar, kendilerini devlet yerine koyma çabası içerisine girmiştir. Bu kapsamda kendi zulümlerini devletin güç ve imkânı üzerinden sürdürme eğiliminde olan kesimler kendilerine, zulüm sistemlerine ve yaptıkları adaletsizliklere yönelik eleştiri ve mücadeleyi devletin manevi şahsına yapılan bir saldırı olarak sunma eğiliminde olmuştur.  Erbakan, Türkiye’de devlet toplum ilişkisinin yerli yerine oturtulması, özellikle devletin Hak ve halk kaynaklı bir özneye dönüşmesi için, siyaset kurumunu etkili bir şekilde kullanmıştır. Bundan dolayıdır ki, ülkede çok partili hayatın gerçek manada, Erbakan’ın liderliğini yaptığı Millî Görüş partileriyle başladığını savunanlar pek de haksız sayılmaz. Toplumun inanç ve tarihinden gelen değerlerle birlikte, asimile olmadan kendisi kalarak, siyaset başta olmak üzere hemen her alanda var olması gerektiğini savunan Erbakan, bu hususta daha önce konuşmak bir yana hayal dahi edilemeyenleri gerçekleştirmiştir. Bu başarıyı anlamanın, anlatmanın, yaşamanın ve sürdürmenin yolunun Erbakan’ın sahip olduğu şuurda saklı bulunduğu başta gençler olmak üzere herkes tarafından bilinmesi gerekmektedir. Bu şuur ki, insana içinde bulunulan şartlar her ne olursa olsun adil bir dünya kurmanın mümkün olduğunu, bir çiçekle bahar gelmese de baharın gelişinin bir çiçekle başlayacağını içinde barındıran bir tasavvur sunmaktadır.

Erbakan, şuur olmadan insan ve topluma dair yapılan her şeyin boşa düşeceğini fark etmiş ve buna inanmıştı. Şuursuz edinilen derdin, üstlenilen sorumluluğun, yürütülen mücadelenin, tutulan dostluğun, çıkılan yolun, çekilen çilenin, inşa edilen yapının,  elde edilen başarının hiçbir kıymetinin olmadığını hemen her fırsatta üzerine basa basa ifade etmiştir. İşte bu nedenle Erbakan’ı, onun siyasetini veya siyasete yüklediği anlamı, hadiseler karşısındaki duruşunu anlamak isteyen öncelikle bu şuurun idrakine varmalı. İnsanlar, Erbakan’ın idealindeki evrenselliğin, iradesindeki sağlamlığın, istikametindeki doğruluğun, davasındaki yüceliğin, cesaretindeki öncülüğün, sabrındaki metanetin, ilmindeki derinliğin, davranışlarındaki nezaketin, söylemlerindeki kapsayıcılığın, duygularındaki içtenliğin, üslubundaki letafetin sahip olduğu şuurdan kaynaklandığını bilmeli ve şuur konusunu yeni baştan ele almalıdır. Şuur konusunu gerçek manada ele almak isteyenlerin Erbakan’ın herhangi bir tarihte ve herhangi yerde yaptığı herhangi bir konuşmasını dikkatle dinlemesi yeterli olacaktır.

10 Mar 2021 - 12:46 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?