Reklamı Kapat

Konya’nın Erbakan’ı; Erbakan’ın Konya’sı

Araştırmacı-yazar Ahmet Köseoğlu ile Koç Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Öğrencisi Zeynep Köseoğlu, Millî Gazete için 'Erbakan Hoca'yı yazdı.

Büyütmek için resme tıklayın

1969 Eylül’ünde, Erbakan ismi Konya’nın sokağında, caddesinde, çarşısında, pazarında, köyünde, nahiyesinde, kazasında dilden dile yayılmaya başlamıştı. Erbakan; 43 yaşında, 1.86 boyunda, düzgün fiziği, şiir gibi hitabeti, olağanüstü zekâsı, hazırcevaplığı, samimiyeti ve nezaketi ile karşılaştığı Konyalıların büyük çoğunluğunu etkilemeyi başarmıştı. Genç yaşında profesör olmuş, İstanbul’da ve Almanya’da makine mühendisliği ve motor bilimi üzerine ciddi çalışmaları bulunan, bilgili ve bir o kadar da görgülü bu İstanbul beyefendisini, Bedesten içinde, vilayet önünde, Kapu Camii şadırvanında gören Konyalılar, yıllardır hasretini çekmekte oldukları cümleleri işittikleri bu zât-ı muhteremi buralara kadar getiren sebebi merak etmekteydiler.

Aslında Konyalılar, merak ettikleri bu hususun cevabını kendi içlerinde bulmuşlardı. Çünkü bu adam, bu toprağın insanının duygu ve düşüncelerine tercüman oluyor; inancına, kültürüne, medeniyetine sahip çıkıp âlî menfaatleri için mücadele veriyor ve bilhassa bu şehrin ruhuna dokunuyordu. Bu memleket sevdalısı genç adamın kendisine yöneltilen “Neden siyasete girmeyi, bu dehanızı kullanıp bilim dünyasında önemli buluşlara imza atmaya tercih ediyorsunuz?” sorusuna verdiği anlamlı cevap, ömür boyu siyaset düsturu olmuştu. Necmettin Erbakan, bu soruya 70’li yıllarda: “Bir üniversitede profesör olabilirsiniz, Nobel ödülleri de alabilirsiniz ama ülkenizin insanı bugün olduğu gibi açsa, sefalet ve zorluklar içerisindeyse, dünyada üç yüz bin çocuk yoksulluk içinde açlıktan ölüyorsa sizin Nobel ödülleriniz ne işe yarar? Asıl faydalı olan bütün insanlığa hizmet edebilmek ve bu dünya imtihanını, canıyla, malıyla cihat etmiş bir Müslüman olarak tamamlamaktır” diye cevap vererek, siyasete yüklediği misyonu da gözler önüne sermişti.[1]

69 seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekili adayı olan Necmettin Erbakan, kapı kapı dolaşmış ve dağdaki çobanın, çarşıdaki esnafın, camideki imamın gönlüne girmeyi başarmıştı. Halkın büyük ilgisini toplayan Erbakan, o döneme dek Adalet Partisi’nin kalelerinden biri olarak bilinen Konya’da yaptığı seçim çalışmalarıyla tüm Türkiye’nin ve bilhassa kendisini yıllardır yakinen tanımakta olan Süleyman Demirel’in de dikkatini Konya’ya çekmişti. Demirel, seçim döneminde yaptığı Adalet Partisi Konya mitinginde Erbakan’ı kast ederek: “Ya hu, eline ‘üç otuz üç’ tespih alan Konya’ya koşup geliyor. Konyalılar size soruyorum, bu adam ne istiyormuş bir sorun kendisine. Camilerimiz açık değil mi? Açık. Kur’an okutuyor musunuz? Okutuyorsunuz. Öyleyse, ne istiyor bu adam? Görünen o ki, boyunun ölçüsünü alıp gidecek.” demişti. Erbakan’ın, Demirel’den gelen bu siyasi tahfife cevabını ise Millî Görüş hareketinde Erbakan Hoca’ya kırk yıl yol arkadaşlığı yapmış Ali Güneri ağabeyin hatıralarında okuyoruz: “Demirel’in mitingini takiben acil bir organizasyon ile şeker fabrikasının oradaki üç kahveyi kiraladık, paralel hoparlör kurduk, dışarıya da ses verdik. Arabalarla şehri dolaşarak Erbakan’ın Demirel’in mitinginde sorduğu sualine cevap vereceğini anonslarla duyurduk. Bırakın Adalet Partisi mitingini, bizim kendi mitingimizden bile daha büyük kalabalık oldu. Hoca kahvede bir saatlik mutat konuşmasının ardından, ‘Bugün Demirel gelmiş, bir sual sormuş. Şimdi ona cevap veriyorum. Eskiden eczanelerde kartal kuşu olurdu. Vitrinde canlı gibi dururdu. Ama içi samanla doluydu. İşte bu kuşun canlısını, ruhunu istiyoruz Sayın Demirel.’ dedi. O kadar güzel anlattı ki millet coştu ve Erbakan, o seçimden bağımsız bir aday olarak üç buçuk milletvekili çıkaracak oy aldı.”[2]

Necmettin Erbakan’ı, 69 seçim çalışmalarında Konyalıların büyük bir teveccühle kucakladıklarını gören ve durumun ciddiyetini kavrayıp telaşa düşen Adalet Partisi ileri gelenleri, her gün yeni bir söylem icat ederek halkı kendi partilerinde tutmaya çalışıyorlardı. Bu söylemlerden belki de en nazik ve etkilisi ise “Tek çiçekle yaz geçmez!” idi. Hoca’nın Cihanbeyli konuşmasında bu söz kendisine aktarılınca, “Bakın Cihanbeyliler! Tek çiçekle yaz geçmez diyorlarmış, ama unutmayın ki her yaz tek çiçekle başlar ve ardından milyonlarca çiçek açar.” sözleriyle konuşmasını tamamlaması -araya her ne kadar 12 Eylül güzleri, 28 Şubat kışları girecek de olsa- o günlerden başlayıp bugünlere gelen bu bol çiçekli yazların önemli bir işareti olmuştu.

Necmettin Erbakan, her toplantısında Millî Görüş çadırının orta direği olarak betimlediği Konya’nın; tarihini, ruhunu, maneviyatını öne çıkaran ve “Neden Konya?” sorusuna cevap niteliği taşıyan övgülere yer verirdi. Erbakan Hoca’ya gönül vermiş Konyalıların hemen hepsinin Hoca’nın miting ve toplantılarda sıkça zikrettiği sözlerden hatırlayacağı üzere, bu şehrin Millî Görüş hareketinin başlangıç noktası olarak seçilmesinde en belirgin etken birçok farklı şerefe nail olmuş mübarek bir belde addedilmesiydi. Bu şereflerin belki de en kıymetlisi ise Konya’nın Belde-i Muhayyere yani Şam ve Medine ile beraber Peygamber Efendimiz’e (s.a.v), Cenab-ı Hakk tarafından teklif edilen üç şehirden biri olmasıydı. Konya’nın zikredilen Belde-i Muhayyere olup olmadığı elbette bugün hadis âlimleri tarafından tartışılabilir fakat Erbakan Hoca tarafından Konya’ya atfedilen kutsiyetin belki de en önemli nişanesi olarak yıllardır anlatılagelmişti.

Konya’yı “Millî Görüş sarayının mihrabı” olarak tasvir eden Necmettin Erbakan’ın şehir halkına her seslendiğinde dikkat çektiği bir diğer husus ise yıllar önce Selçukluların payitaht olarak bayrağı diktiği bu şehirden tüm dünyaya “hak ve adaleti” dağıtmış olmalarının kazandırmış olduğu tarihi şeref idi. “Mevlâna şehri” diye isimlendirdiği Konya’nın, Mevlâna Celaleddin Rumi Hazretleri ve yüzyıllardır şehrin hamiliğini yaptıklarına inanılan nice Allah dostunun maneviyatı ile de şereflendiğini sıkça dile getiren Erbakan, “Milli Görüş hareketi Mevlâna’nın kucağında doğdu.” ifadeleriyle de Konya’nın bu hareketin kimliğini oluşturmadaki vazifesini vurgulamıştı.

 Kurulduğu günden itibaren her türlü baskı, bezdirme, yıldırma metotlarına ilave olarak muhtıralar, darbeler ve hemen akabinde gelen parti kapatmalarına maruz kalmış olan Milli Görüş hareketi, tüm yapılanlara rağmen lideri Necmettin Erbakan’ın iman ve cihat şuuru ile yoluna devam etmesinden aldığı güç ile dalga dalga büyümeyi başarmıştı. Konya da yapılan bütün bu oyunların farkında olup Erbakan’ına ve onun davasına bağlılığını hiç yitirmemişti.

 Bu bağlılık sonucunda 1989 yerel seçimlerinde de, büyükşehir ve merkez ilçelerle beraber Refah belediyeciliğini başlatacak desteği sağlamıştı. Anavatan Partisi’nin genel idaredeki başarısızlıklarının yerel idareye de sirayet etmesini sezmiş Refah Partisi, 1989 yerel seçimlerine büyük bir heyecan ve iştiyak ile hazırlanmıştı. Beş büyük ilde, iktidar partisinin elinden belediye yönetimlerini alarak parti tarihinde yerel seçimlerde büyük bir zafer kazanmışlardı. Konya da Van, Urfa, Kahramanmaraş ve Sivas ile beraber bu büyük zaferin bir parçası olmuştu. Yani, edebiyatımızdaki önemli isimlerden Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir”inden biri olan Konya, Refah Partisi siyaset tarihinde de “Beş Şehir”in baş şehri olmuştu. Hiç şüphesiz, Konya’nın başarılı belediyeciliğinin, 1994 seçimlerinde Ankara, İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehir ve il belediyesini Refah Partisi’nin kazanmasındaki rolü kamuoyunca takdir edilmişti.

 Şehri her ziyaretinde büyük bir sevgi seliyle karşılaşan Necmettin Erbakan, 1995 genel seçimlerinin ardından Konya’da gerçekleşen teşekkür mitingi sırasında zikrettiği “Konya gibi bir Türkiye!” sloganı ile şehrin ahlak ve maneviyat başta olmak üzere diğer birçok hususta tüm Türkiye’ye örnek olacak erdemleri olduğunun altını çizmişti. Erbakan Hoca, sekiz yüz yıl önce Muhyiddin ibnü’l- Arabi Hazretleri tarafından zikredilmiş olduğunu iddia ettiği “İnsanlık bir müddet sonra fetrete düşecek ve yeniden diriliş Konya’dan olacak.” sözlerindeki dirilişin başlangıcı olarak 1969 yılında Konya’da Milli Görüş hareketinin doğuşunu işaret etmiş; memleketin hasretini çektiği nizama kavuşması, insanlığın selâmete ulaşması, ülkenin maddi ve manevi refaha erişmesi için bu faziletli şehir Konya’nın geçmişte olduğu gibi gelecekte de dünyayı aydınlatan bir medeniyet kaynağı olacağı inancıyla davasına burada başlamıştı.

[1] N. Erbakan, Davam, Ankara, MGV Yayınları, 2013, s. 11.
[2] Merhaba Gazetesi, 15 Ekim 2009

08 Mar 2021 - 15:20 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?