Reklamı Kapat

Yusuf Yiğitalp yazdı: Bir ilim adamı olarak Erbakan

Yusuf Yiğitalp, Millî Gazete için Erbakan Hoca'yı yazdı.

Büyütmek için resme tıklayın

Büyük medeniyetler cehaletle değil ilimle kurulur. Altı asır boyunca ulema ve ümeranın birlikte ve uyumlu çalıştığı, uygulamalarıyla bütün insanlara örnek olmuş Osmanlı medeniyetini birkaç cümle ile anlatmak nasıl mümkün değilse, gerçek manada ilim ve devlet adamı Erbakan’ı da bir iki satırda anlatmak mümkün değildir. Çünkü o geçtiğimiz 60 yıl içinde, ülkemizde ve dünyada maddi ve manevi kalkınma, siyasi mücadele, ahlaki değerler, ekonomiye dair çözüm önerileri, adalet-hukuk anlayışı… gibi önemli konularda öze dönüşün öncülüğünü yapmış ve büyük değişimlere, uyanışlara vesile olmuştur.

Yeni bir dönemin temellerini canı pahasına atmış, imkân bulduğunda ise bazılarını (Leopard tank yakıt sistemi, piston, sanayi devrimi, gümüş motor, devrim otomobili, denk bütçe, D-8…) gerçekleştirmiştir. 50 yıllık siyasi hayatında bütün engellemelere rağmen yaptıkları saymakla bitmez. Hayatı boyunca hiçbir zaman heyecanını ve azmini kaybetmemiştir. Aman ya Rabbi! Bu nasıl bir inanç ve çalışma azmi.

Büyük insanların yetişme ortamı ve sonuçları

İstisnalar olmakla birlikte büyük zatların büyük hizmetler vermelerine vesile olan, geleceğe hazırlayan iklimler vardır. İmam-ı Azam, İmam-ı Tahavî gibi âlimler ilim ikliminde yetiştiler.  Sonucunda ise şaheser niteliğinde kitaplar yazdılar ve yazılmasına zemin hazırladılar. Erbakan Hocamızda da bu özelliği görmekteyiz. Verimli bir eğitim sürecinden sonra hem maddi hem de manevi anlamda büyük hizmetlere öncülük etmiştir.

Erbakan Hocamız; lisans öğrencisine üniversitede tefsir olarak ne okuyorsunuz? diye sormuş o da “Celaleyn” okuyoruz deyince, biz lise yıllarında “Kadı Beydavi” tefsirini okumuştuk, diyor. O tefsirin ne kadar zor olduğunu her medrese hocası ve talebesi bilir. Çünkü tefsirler içinde en zor olanıdır.

Erbakan’ın doktora için gittiği Almanya’daki o zamanki çalışma ortamı, günümüzde müze gibi gezilmekte ve çalışma metotları incelenen dâhi bir bilim adamı olarak kabul görmektedir. Yaptığı buluşlar dünya genelinde ses getirmiş ve göz kamaştıran ufuklar açmıştır.

Türkiye’ye geldikten sonra ise sanayi alanında attığı fabrika temelleri devrim niteliğindedir. O hizmetlerin ne anlama geldiğini ülkemizin güzel evlatları bugün anlamaya başlamıştır. 1961 yılında, ülkesine âşık 23 mühendis biz de otomobil yapabiliriz, biz de başarabiliriz diyerek 129 günde yüzde yüz yerli “devrim” otomobilini yapıyorlar. 

İlim adamları problem değil, çözüm üretir

İlim adamı bir konuyu önce uzmanlarla tartışır, sonra çözümünü ortaya koyar, gerekçelerini sıralar ve herkesin kabul edeceği şekilde sunar. 1990’lı yıllarda ülkemizde herkesin dilinde olan ‘Adil Düzen’ söylemi bunun en güzel örneğidir. İzmir’de ‘Adil Düzen’ üzerine değerli hocalarımız hakikaten çok büyük emekler vererek yıllar süren bir çalışma yaptılar. Ancak toplumun genelinin kabul edeceği bir noktaya getirme imkânı bulamadılar. Erbakan Hocamızın çalışmaya katılmasıyla üç-dört sene süren bir uğraş neticesinde ‘Adil Düzen’ söylemi Türkiye’ye mal edilmiştir. O grubun içinde yer alan rahmetli bir hocamız bana, “Erbakan ‘Adil Düzen’i öyle bir sundu ki herkesin konuştuğu bir konu haline geldi” demişti.  

‘Adil Düzen’ üzerinde çalışmalar yapılırken, Erbakan Hocamız konuyu farklı bir açıdan değerlendirmek için, ‘Adil Düzen’ üzerinde çalışan hocalar ile felsefeci bir grup hocayı bir araya getirir ve konuyu tartışmalarını ister. Taraflar yaklaşık iki saat boyunca fikirlerini ve gerekçelerini ortaya koyar ancak tartışmanın dozu artar ve gergin bir hal oluşur. Dört saat boyunca tarafları dinleyen Erbakan Hocamız gerginliğe sebep olan, “Her iki tarafın eksik yönlerinin ne ve nasıl olması gerektiğini ortaya koyar.” Bunu olayın muhatabı bir hocam evimizde misafir idi ve şöyle demişti: “Erbakan’ın o konuşmasını kaydetmediğim için o kadar çok pişmanım ki.” Hani bir tabir vardır ya, “Hocaların hocası” diye. Büyük ilim adamları ele aldıkları hiçbir konuyu bir sonuca bağlamadan bitirmezler. Mutlaka bir sonuca getirip bağlar, çözümsüz bir konuymuş dedirtmezler.

İlim adamı, fikirlere saygılı ve açıktır. Ancak prensiplere ve belli esaslara göre hareket edilmesini ister. ‘Adil Düzen’ maddelerinin hiçbirinde “dır, dir, tır, tir…” yoktur. Nedeni şudur: “Bu ekler kesinlik ifade eder. Erbakan Hocamız ‘Adil Düzen’ öngörümüz günümüz şartlarında elde ettiğimiz bir çözüm önerisidir. Fakat şartların değişmesiyle daha iyisini getirene itiraz mı edeceğiz” demişti. Hocamızın bu sözünden sahip olduğu ilmin ne derece derinlere dayandığını, uyguladığı metodun ne kadar hassas olduğunu ve ne kadar ileri görüşlü olduğunu anlayabiliriz. Bu olayın yaşandığı günden bir gün sonra hocamızın ‘Adil Düzen’ çalışma heyetine, “Biz dün iki saat boşuna mı konuştuk, kesinlik ifade eden bu ekleri kullanmayalım, demedik mi?” şeklinde verdiği tepkideki ses tonu kulaklarımda hala çınlamaktadır.

İlim adamının söyleminde çelişki olmaz. Bir fikri savunuyorsa onu bütün detaylarıyla planlar ve ondan sonra takdim eder. Çünkü ilim adamında hem aksiyom hem de aksiyon özellikleri vardır. Erbakan; bilen, planlayan ve uygulayan bir insandır. Asla sadece bir teorisyen değildir.

Erbakan Hocamız; bir baba, bir öğretmen, bir asker, bir lider, dâhi bir ilim adamı, bir devlet adamı, bir hukukçu… Ancak her şeyden önce çok iyi bir Mümin’dir. Bu kadar özellikleri olmasına rağmen öğretmenlik onun en çok sevdiği mesleği olmuştur. Birçok başarıya imza atmasına rağmen öğretmenliği tercih etmesinin anlamı büyüktür. Çünkü örnek aldığı ve “Efendimiz, dediği anda gözleri yaşaran” çok sevdiği bir peygamberi vardır. Bu düşünceyi esas alan her insan aslında başarıyı en baştan elde etmiş, demektir. Mesela, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in, “Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz, kitaba uyacağız!” sözü kulaklara küpe olmalıdır. O da bir öğretmendir. Savaş kazanan Japon komutana, “Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?” sorusuna Japon komutan Togo’nun, “Asıl mesleğime (öğretmenliğe) döneceğim” demesi önemlidir.

İlim adamının morali yüksek ve geleceğe dair öngörüleri olur

Erbakan Hocamızın, “Seçim sonuçları ne olursa olsun, seçimi biz kazandık” demesinin altında yatan manayı ancak irfan ehli anlayabilir. Müslümanlıkta kaybetmek yoktur. Sen yapman gerekeni yaparsın, takdir ne ise ona da razı olursun. Manevi huzur ancak bu düşünce ile elde edilir. Erbakan’ı anlayabilmek için en azından ona yakın bir zekâya sahip olmak gerekir. Fakat o bir okyanus ve biz de ondan bir bardak su almak isteyen insanlarız aslında.

Büyük insanların değeri maalesef ölümlerinden sonra anlaşılıyor gerçeği, Hocamız için de geçerli bir hakikattir. Ancak hocamız farklı bir şey yapmıştır o da “yaptıklarını kayıt altına aldırmıştır.” TBMM’de bir konuda önerge vermeyi ihmal edenlere, “Şimdi siz bu önergeyi vermediniz. Yarın torunlarımız bizim o konudaki fikrimizin ne olduğunu merak edip baktıklarında, herhangi bir fikir beyan etmediğimizi görse ve bir yanlışı devam ettirirlerse, bu durumda biz kabirden kalkıp onu nasıl düzelteceğiz?” diyerek hemen önerge verilmesi talimatı vermiştir. Hocamızın bu sözlerinden kendisinden sonraki dönemi planlayacak kadar ileri görüşlü olduğuna şahit oluyoruz.

Siyonizm’in beş asırlık çalışmasının, planlarının nihai hedeflerini ortadan kaldırmak için 40 yıl yeterli olmayabilir. Ama onların hedefe ulaşmaması için nasıl bir yol izlenebilir işte onun altyapısını hazırlamak mümkündür. Çünkü Erbakan Hocamız, o sinsi planları her insanın rahatlıkla anlayabileceği şekilde deşifre etmiştir.

Parti kapatma davası için yazılan savunma kitapları aslında bir savunma değil, bir hukuk sisteminin nasıl olması gerektiğine dair en çarpıcı çalışmalarından sadece bir tanesidir. Bir lider olarak parti kapatıldığı gün yaptığı basın toplantısında, “Bu alınmış olan karar tarihin akışı içinde basit bir noktadır” diyerek büyük sıkıntılar yaşanmasının önüne geçmiştir. Hâlbuki sadece Türkiye değil, Batılı birçok dergi, gazete ve yazarlar Erbakan’ın ne kadar güçlü bir lider olduğunu ve bir talimatıyla neler yapılabileceğini yazıyordu. Ancak o, bu gücüne rağmen devlet adamlığını, ilim adamlığını ve beyefendiliğini kaybetmemiştir. Tarihi köklerinden koparılmaya çalışılan bir milleti uyandırmak için verdiği bu kutlu mücadelede bu olaylar ona göre gerçekten çok basit şeylerdi.

Kimlik mücadelesinin öncüsü oldu

Batılılar, bize, “Sizden adam olmaz” dedirttiler. Bu acımasız psikolojik baskıyı da yıllarca devam ettirdiler. Ancak Erbakan, bu vatanın asil evlatlarına kendilerinin ne kadar sağlam karakterli bir millet olduğunu, şahsiyetli, üretken, ahlaklı, cefakâr, fedakâr ve çalışkan olduklarını hatırlatmıştır. Medeni geçinen ancak çürümüş Batı’nın bize ahlak dersi verecek bir özellikleri olmadığını yüksek sesle ifade etmiştir.

Siyonizm’in bilinçli olarak, bir milleti tarihi bağlarından koparmak için verdiği mücadeleyi, Erbakan, “Biz tarihin en şerefli milletiyiz” diyerek kimlik sorununu ortadan kaldırmıştır.

Avrupa’daki teknolojik gelişmelerin tamamında Müslüman âlimlerin alın teri, geceli gündüzlü çalışmaları ve buluşlarının eseri olduğu gerçeğini bütün bir dünyaya haykırmıştır.

Hayatının her anını en güzel şekilde değerlendirmiş bir insan olarak Hocamız aslında bize, “İki günü birbirine denk olan zarardadır” hadisini hayatının düsturu edinmiş bir zattır.

Nasıl anılmak istersiniz sorusuna, “Malıyla ve canıyla cihat eden bir mümin olarak anılmayı isterim” demesi bir Müslüman’ın dünya hayatında neyi öncelemesi gerektiğine dair en önemli mesajdır.

Ülkemizde şu anda ve daha önce de o kadar âlim varken cihat ibadetini anlatmak ona nasip olmuş ve “Mücahit Erbakan” sloganı kulaklarımızı da çınlatmaya hala devam etmektedir.

Ayet ve hadislere verdiği manalarla aslında ne kadar büyük bir ilim deryası olduğunu da göstermiştir. Aynı zamanda maddi anlamda yaptığı buluşlarla dünya çapında bir ilim ve bilim adamı olarak örnek alınması gereken bir liderdir Erbakan.

Çatışmayı değil diyaloğu esas almıştır

Erbakan; savaşı, kutuplaşmayı, ötekileştirmeyi değil her zaman barışçı bir yol izlemiştir. Çünkü savaşın acı neticelerini müdrik bir insan bunların yaşanmasını kesinlikle istemez. Irak ve Afgan savaşında, Filistin mücadelesinde, Bosna Hersek… gibi Müslüman ülkelerde yaşanan zulümler karşısında gösterdiği çabayı ancak bilenler bilir. Kendisine hakaret eden insan için bile onun kötülüğünü değil, “Eğitilmesini isterim” demesinin manası ise bir devlet adamında olması gereken bilgeliği değil de nedir? Onun iki Müslüman arasında fitne olmasın diye gösterdiği hassasiyeti bilmeyenimiz yoktur.

 Son olarak;

  • Tedahül ilmini bilmesi ve uygulaması, yani maddi ve manevi ilimleri birlikte yürütmüştür.
  • Biz namaz kılan köleler olmayacağız derken, aslında sömürü odaklarına vurgu yapmaktadır. Çünkü dünya Müslümanları Siyonizm’in planlarını ve hedeflerini Erbakan sayesinde öğrendiler.
  • İlmi gücü sayesinde hiçbir zaman sarsılmamıştır. Olaylara bakışı hep farklı olmuştur. Sonuçlarını tahmin ederek adımlarını atmıştır.
  • Bir milleti aslından koparmak isteyenlere inat, tekrar aslına döndürme gayreti içinde olan dava delisi bir adamdır.
  • Cenab-ı Hakk her yüz yılın başında özel bir insan gönderir. O da o dönemin problemine çözüm getirir ve insanlar rahatlamış olurlar.
  • Hocamızın en büyük mesajı Siyonizm’e olmuştur. Siz beş asır boyunca bir plan yaptınız, para gücünü, asker gücünü vb. elde ettiniz. Bu doğru ama ben bu planlarınızın nihai hedefine ulaşmaması için öyle kodlamalar yaptım ki siz onu anlayana kadar iş işten geçmiş olacak. Sağlık sorunlarına rağmen, bir nevi sürünerek gittiği son İran ziyaretinde Cumhurbaşkanı Ahmet-i Necat’a söyledikleri hakikaten 21. yüzyıldaki mücadele şeklinin sadece basit ipuçlarıdır. Perde arkası ise henüz aralanmadı bile.
  • Erbakan’ın örnek verdiği Amerika filmindeki Kızılderili adamın beyaz adama, “Mesele basit, gebereceksin!” sözü bakalım nasıl tezahür edecek?
  • Elbette her dakikası cihatla geçmiş bir insanı birkaç paragrafa sığdırmak mümkün değildir. Ancak bir zübde misali anlaşılmasına vesile olabilir miyiz derdinde olduk.  

Erbakan Hocamızın, “Yusuuuuf! Yusuf, cihat canlılarla yapılır” sözünü o kadar çok özledim ki…

03 Mar 2021 - 17:22 - Ekonomi


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?