Gazeteci Serdar Akinan'ın “Ölüme Ramak Kala” başlıklı mayınlı anısı

Gazeteci, yazar Serdar Akinan, “Hayatımın Haberi” isimli yeni kitabında yıllar önce yaşadığı ölüm tehlikesini anlattı.

Gazeteci, yazar Serdar Akinan, “Hayatımın Haberi” isimli yeni kitabında Suriye'nin kuzey doğusunda, Türkiye'nin Mardin sınırında bulunan Kamışlı'da 2012 yılında kaçakçılarla yaşadığı anısını aktardı.

Akinan, kitabının “Ölüme Ramak Kala” başlıklı o bölümünde geçirdiği ölüm tehlikesini şu şekilde anlattı:

“Kamışlı’nın doğusunda adını bilmediğim bir köyün girişinde, pırıl pırıl bir gecenin ortasında Samanyolu’nun nefes kesen pırıltılarının altında beni alacak aracı bekliyordum. Bir süre sonra içi insan dolu bir minibüs geldi. İçinden kadınlar, çocuklar, gençler ve yaşını almış insanlar indi. 15-20 kişi vardı. Kaçakçı yanıma geldi ve ‘Bunlarla geçeceksin karşıya. İki kılavuz olacak. Ancak sınırda yoğun önlem var. Hiç ses çıkarma. Cep telefonunu da kapat’ dedi.

Birkaç dakika sonra tekrar minibüse binildi ve asfalttan çıkıp toprak yola girdik. Belli bir noktada farları kapattılar ve yavaş yavaş ilerledik.

Bir yerde durdular ve bizi indirdiler. Dışarda iki çocuk bekliyordu. Şoför indi ve orada endişe ile bekleşenlere Arapça nasıl ilerleneceğini anlattı. Geçeceğimiz yerin bir aşamasında mayınlı bölge vardı. Sonra bana döndü ve ‘Tek sırayı bozmadan sakin bir şekilde yürü’ dedi.

O karanlığın içinde kundakta bebeği olan genç bir kadın benim önüme düştü. Tek sıra halinde bir tarlada ilerlemeye başladık. Tam karşımda Mardin’in ışıklarını görebiliyordum. Voltaj düşüklüğünden binlerce ışık o karanlıkta göz kırpıp duruyordu. Ve bastığım yeri dahi göremiyordum. Bir ara sürülmüş bir tarlaya girdik. Orada yürümek daha da zorlu oldu. Bir süre sonra hafif bir yükseltinin üzerinde sınırda kontrol görevini yapan zırhlı bir araç gördüm. Zifiri karanlığı delen bir 318 projektörün güçlü ışığı tarlaların üzerini yalıyordu. Askerlerin sesini duyabilecek kadar yakındık.

Sürüne sürüne ilerledik. Konuşlandıkları tepenin altında bir insanın çömelerek sığabileceği bir delik vardı. Öncü kaçakçı o deliğe fare gibi girdi ve sürüne sürüne ilerledi. Bu bir kanalizasyon hattıydı. Bu sıcakta içerde yılan akrep her şey olurdu. Bir an tereddüt ettim ama önümdekiler tek tek girince ben de çaresiz içine daldım. Fısıltı şeklindeki nefes alıp verişlerimiz içerde boğuk sesler şeklinde yankılanıyordu. Birkaç metre sonra çıktık. Zırhlı araç arkamızda kalmıştı. Yani baktığı istikametin tam arkasındaydık. Ancak şimdi de mayınlı bölgeden geçecektik. Gene sıraya girdik ve öndeki cep telefonunun ışığını açıp beyaz tişörtünün içine soktu. O cılız ışıkla adım attığı yere bakarak usulca ilerlemeye başladı. Mayının toprak üstünde kalan uçlarını saptamaya çalışıyordu.

Ben önümdeki kadının ceketinin paçasını yakalamıştım. O kaçakçının tam arkasında, elinde de kundakta bebeği vardı. Arkamdaki de benim gömleğimi sıkıca kavramıştı. Kaç metre sonra mayınlı bölgeden çıkacağımızı bilmemek tarifsiz bir gerilim yaşatıyordu. Tam bu sırada önümdeki kadının ayağı bir şeye takıldı ve dengesini yitirdi. O esnada bebek elinden fırladı ben de bebek yere çarpmasın diye sağ yanıma doğru hızlı bir adım atıp kundağı havada yakaladım. Ama ayağımı da ister istemez yürüyüş yolumun dışına atmıştım. Öndeki kaçakçı kadını kaldırdı ben de bebeği annesine verdim. Çıt çıkarmadan ilerlemeye devam ettik. Birkaç dakika sonra öncü çocuk hızla koşmaya başladı. Dikenli tel yoktu... Anlamamıştım, Türkiye topraklarına girmiş miydik? Ben de arkasından deli gibi koşmaya başladım. Bir süre sonra yanımızda bir köy olduğunu fark ettim. Birkaç haneli küçük bir köydü.

Evlerden birine girdik. Bizi bekliyorlardı. İçerde soluklanırken kaçakçı ev sahibine dönüp beni gösterdi ve Kürtçe bir şey anlatmaya başladı. Adam bana döndü, ‘Ucuz kurtulmuşsunuz. Çocuğu tutmak için sağa doğru ayağını bastığın yerde botunun bir santim yanında mayın ucu 319 varmış. Üzerine bassan sen kesin ölmüştün, bunların çoğu da o panikle ya ölür ya da yaralanırdı’ dedi. Ensemden aşağıya soğuk bir ter aktı. Sonrasında evden çıktık. Beni Mardin yakınlarında anayola bıraktılar. Bir taksiye atlayıp doğrudan Diyarbakır’a döndüm. Ertesi sabah İstanbul’daydım. Birkaç hafta sonra Akşam gazetesi beni işten çıkardı.”

17 Oca 2021 - 11:04 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?