Son dakika haberi: Meral Akşener'den asgari ücret teklifi

Son dakika haberi... İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Grup Toplantısı'nda konuştu. Akşener, konuşmasına koronavirüs salgınına değinerek başladı.

Büyütmek için resme tıklayın

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, haftalık İYİ Parti Grup Toplantısı'nda konuşmasına başladı. Akşener, gündemdeki konuları değerlendirdi. 

Koronavirüs nedeniyle vefat eden İYİ Parti Muş İl Başkanı Ramazan Aşık’a Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı dileyen Meral Akşener, "Ramazan başkanım Muş’ta, iyilerin, cesurların bayrağını taşıdı. Biz kendisinden razıyız, Allah da ondan razı olsun. Bu vesileyle Ramazan başkanımın şahsında, Covid-19 sebebiyle yitirdiğimiz, tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine başsağlığı diliyorum." ifadesini kullandı. 

AKŞENER: BRÜT ASGARİ ÜCRET 3000 LİRA OLSUN

Konuşmasında asgari ücrete de değinen Meral Akşener, "Brüt asgari ücreti 3000 liraya çıkarıp, asgari ücretli çalışanımıza brüt kazancının tamamını ödeyelim. Yani, İşverenimiz, çalıştırdığı asgari ücretli vatandaşımızın, gelir vergisini ve SGK primini, devlete değil çalışanına versin. Devletimiz de, çalışanımızın gelir vergisini ve SGK primini üstlensin. Böylece, asgari ücretle çalışan vatandaşımızın eline, net 3000 lira geçerken, işverene olan maliyeti ise 3458 lira olmaya devam etsin." önerisinde bulundu.

MERAL AKŞENER: ŞİMDİ Mİ MİLLETİMİZ AKLINA GELDİ?

Türkiye'de artan koronavirüs vakaları ile ilgili uyarılardan bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Akşener AK Parti iktidarını salgının yönetememekle suçladı. Tedbirler noktasında geç kalındığı belirten Akşener, şunları söyledi:

"Şubat ayından bu yana, dünyayı saran pandemiyle ilgili iktidarı uyarıyoruz. Bazı ülkelerin hatalarından ders çıkarırlar diye umduk, olmadı. Dar günde, vatandaşlarının yanında olurlar diye bekledik, olmadı. Vatandaşımızın sağlığı, canı için yaptığımız önerilere kulak asar, adımlar atar diye bekledik, olmadı. Salgının ikinci dalgasının ayak sesleri geldiğinde, uyarı ve önerilerimizi tekrarladım. Pandeminin başından bu yana gayretli gördüğümüz Sağlık Bakanı’nı da alınan her karara tebelleş olan sayın Erdoğan’ı da uyardım. “Bu işin bedeli ağır olacak. Milletimizi bu belaya karşı, korumasız bırakıyorsunuz. Önerilerimizi yerine getirin.” dedim ama maalesef, sayın Erdoğan, ekonomiden teknolojiye, hukuktan tarihe, sanayiden sağlığa, her konuyu en iyi bilen olduğu için, yaptığımız hiçbir uyarıyı, hiçbir önerimizi dinlemedi. Aylarca, vaka sayılarını saklayıp, sadece hasta sayılarını açıklayarak, herkesi kandırabileceklerini sandılar. O da olmadı. Sadece kendilerini kandırdılar. Memlekette pandemi başını alıp, dünyada üçüncü sıraya çıkınca, bu sefer dönüp dünyayı işaret edip, dediler ki, Bakın her yerde tablo vahim. Sayın Erdoğan aylardır, çok iyi durumdayız. Zaten şehir hastanelerimiz var diye, caka satarken iyiydi de, dünyadaki duruma işaret etmek, şimdi milletimiz virüsten kırılırken mi aklına geldi? Ayıptır, günahtır. 83 milyonun vebalini taşıyorsunuz ama daha bunun ağırlığını bile kavrayamıyorsunuz. Evet, dünyada durumu kötü olan ülkeler var ama, ikinci dalgaya karşı, kendini koruyabilmiş ülkeler de var. Sizin işiniz, kötü olan ülkeleri göstermek değil, Türkiye’yi durumu iyi olan ülkeler arasına sokmaktı ama söz konusu olan vatandaşlarımızın canıyken bile; siyaset iletişimiyle, algı yönetimiyle, propagandayla sorumluluktan kaçabileceğinizi sandınız."

DERHAL 14 GÜNLÜK SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI UYGULAYIN

Yasaklar noktasında çağrıdan bulunan Meral Akşener, "Salgın sürecini kötü yönettiğinizi, tedbirlerde geç kaldığınızı, artık herkes biliyor. Gerçeklerle yüzleşme vakti, artık geldi de geçiyor. Derhal 14 günlük sokağa çıkma yasağını uygulayın. Bunu yaparken de vatandaşımızın mağduriyetini önleyecek önlemleri eksiksiz alın. Zararın neresinden dönersek kardır. Zaman, Türk Milleti’nin sağlığını, canını koruma zamanı, siyasi rant kovalama zamanı değil." diye konuştu. 

Akşener'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle: 

DEVLET TİCARİ SIR MASKESİNİN ARDINA SAKLANMAZ: Dünyanın alışveriş çılgınlığına sahne olduğu sırada, Türkiye’de bir başka alışveriş çılgınlığı oldu. Sadece mağazalarda değil, Sayın Erdoğan ve Katar Emiri’nin huzurunda, çok daha büyük satışlar oldu. İstanbul’daki önemli bir alışveriş merkeziyle, Varlık Fonu’na devredilmiş Borsa İstanbul’un yüzde 10 hissesi, Katar devletinin fonu tarafından satın alındı. Bu satışların yanında, içeriği henüz açıklanmayan bir dizi anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaların konuları arasında limanlar, Haliç, su kaynaklarımız, hatta aile ve kadınlarla ilgili bir mutabakat bile var. Altını önemle çizmek istiyorum. Birçok devlet ya da şirket, yabancı borsalara ortak oluyor, yatırımlar yapıyor. Biz yabancı sermayeye, ya da yatırımlara karşı değiliz ancak gelişmiş ülkelerde, bu tür satışlar ya da yatırımlarla ilgili olarak kamuoyuna bilgi verilir. Şu nedenle, şu şartlarda, şöyle bir anlaşma yaptık denir. Devlet, ticari sır maskesinin ardına saklanmaz. O yüzden, gizli saklı, yangından mal kaçırır gibi yapılan bu anlaşmaların akıbetini, dikkatle takip edeceğiz.

2021 BÜTÇESİ SORUN ÇÖZMEYEN BİR BÜTÇE: 2021 yılı bütçesinde, çiftçilerimizin destek ödemeleri, 2020 rakamlarının altında. Bu durumun telafisi için verdiğimiz önerge de, Cumhur ittifakı tarafından reddedildi. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın mağduriyetine sessiz kalmadık, kalmayacağız. Mesela bu amaçla, 2021 bütçesine, 15 milyar lira ek ödenek konmasını istedik. Bu önergemiz de Cumhur ittifakı tarafından reddedildi. Bütçeyle ilgili komisyonda muhalefetin verdiği hiçbir önerge kabul edilmedi. Bu durumu demokrasiyle bağdaştırmak mümkün değil. Sonuç olarak, 2021 yılı bütçesi, enerjisi bitmiş bir hükümetin, milletin hiçbir sorununu çözmeyen bir bütçesi olarak tarihe geçecektir.

İKTİDAR, KREDİLERLE BORÇLANMAYI REVA GÖRÜYOR: Erdoğan, milletin dertlerine sırtını dönmüş, yalnızca iktidarda kalabilmenin hesaplarıyla meşgul. Büyük bölümü, asgari ücretle geçinmek zorunda kalan milletimiz, umurlarında bile değil. İktidarın yanlış politikaları sonucu, vatandaşımızın borçlanmadan yaşayabilmesi imkansız hale geldi. Bu iktidar, Türk milletine zenginliği değil, yönetilebilir bir fakirliği layık gördü. Pandemide bile, vatandaşına doğrudan destek olmayı aklından geçirmeyen, sadece kredilerle borçlandırmayı ve askıda ekmeği reva gören bir iktidar var.

İŞSİZLİK YOK, İŞ BEĞENMEYENLER VAR DİYENLERE BAKMAYIN: Yüzleşmemiz gereken o gerçeklerden biri de, Asgari Ücret konusudur. Çünkü Asgari Ücret, evine ekmek götürmekte zorluk çeken, 10 milyondan fazla haneyi ilgilendirir. Çünkü Asgari Ücret, en küçükten en büyüğe, bütün şirketlerimizi ilgilendirir. Çünkü Asgari Ücret, zor durumda olan tüm esnaflarımızı ilgilendirir. Siz Türkiye’de işsizlik yok, iş beğenmeyenler var. diyebilen kendini bilmez, iktidar milletvekillerine bakmayın. Oynanmış TÜİK verilerine göre bile İş bulmaktan umudunu kesmiş vatandaşlarımızın sayısı, işsiz vatandaşlarımızdan daha fazla. Bir an önce, başta gençlerimiz olmak üzere, vatandaşımızın güvencesizliğini azaltıp, insana yakışan işlerin sağlanacağı, bir yatırım ortamını oluşturmamız gerekiyor.

GELİR VERGİSİ VE SGK PRİMİNİ DEVLET KARŞILASIN: İşverenlerimizin üzerindeki yükü hafifletip, onların yeniden istihdam yaratmalarını sağlarken, dar gelirli vatandaşımızı da, borç sarmalına sürüklemeyecek, kayıt dışı istihdamı kayıt altına alacak, hakkaniyetli bir asgari ücret modeli üzerinde çalıştık. Mevcut durumda, brüt asgari ücret 2943 lira. Gelir vergisi, SGK primi ve işsizlik sigortası fonu kesintileri yapıldıktan sonra, çalışanımızın eline net, 2325 lira geçiyor. Diğer taraftan, asgari ücretli bir çalışanı istihdam etmek için, işverenimizin cebinden ise 3458 lira çıkıyor. Bu hem maaşı kuşa dönen çalışanımız açısından, hem de yüksek bir maliyet üstlenen işverenimiz açısından, kabul edilebilir bir durum değil. Bizim önerimiz şudur: Brüt asgari ücreti 3000 liraya çıkarıp, asgari ücretli çalışanımıza brüt kazancının tamamını ödeyelim. Yani, İşverenimiz, çalıştırdığı asgari ücretli vatandaşımızın, gelir vergisini ve SGK primini, devlete değil çalışanına versin. Devletimiz de, çalışanımızın gelir vergisini ve SGK primini üstlensin. Böylece, asgari ücretle çalışan vatandaşımızın eline, net 3000 lira geçerken, işverene olan maliyeti ise 3458 lira olmaya devam etsin. Yani çalışanımızın eline geçen asgari ücreti, 2325 liradan, 3000 liraya çıkaralım, ama, işverene olan maliyetini de arttırmayalım. Ayrıca, bu düzenleme sadece asgari ücretliyi kapsamasın. Asgari ücretin üzerinde maaş alan çalışanların da, asgari ücretten doğan SGK primini ve gelir vergisini devlet üstlensin. Bir başka deyişle, devletimiz bütün çalışanlarının cebine, aylık 675 lira koysun, ama bu parayı işverenden almasın.

# MERAL AKŞENER İLE İLİŞKİLİ:

01 Ara 2020 - 09:42 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?