Kyruçkov’dan Harel’e, Gehlen’den Ali el-Mısri’ye...

Gökçen Göksal, "Kyruçkov’dan Harel’e, Gehlen’den Ali el-Mısri’ye; Geçmişe Övgü İstihbarata Saygı" makalesinde geçmişten günümüze çıkarsamalarda bulunuyor....

Gökçen  Göksal
ARAŞTIRMA Gökçen Göksal Tüm Haberleri
+3
Haber albümü için resme tıklayın

1954 yılında Mısır bombalı eylemlerle sarsılıyordu. ABD ve İngiltere’ye ait tiyatrolar kültür merkezler hedef alınıyor, toplumun rağbet gösterdiği postaneler, kütüphaneler gibi yerler, şiddetin adresi oluyordu. Kimse bu saldırılara bir anlam veremiyordu. İlk akla gelenler ülke içindeki muhaliflerdi. Sis perdesi iki İsrail ajanın Kahire’de sinemaya bomba koyarken yakalanmasıyla aralandı. Saldırıların arkasında İsrail vardı ama daha sonra  en çok merak edilen hangi İsrail’in olduğuydu? İsrail ajanı Avraham Dar, İngiliz elektronik firması çalışanı olarak, John Darling adına düzenlenmiş sahte kimlikle Kahire’ye giriş yaptığında operasyonun nerelere sıçrayacağını tahmin bile edemezdi. Dar, askeri istihbarat Aman‘da subaydı. Operasyonu yürütende Aman’ın 131. Birliğiydi. Bu seçkin birliğin üyesi olan Avraham Dar, Kahire’ye gelerek bombalama eylemleri için küçük bir hücre oluşturmuştu. Hücrede Mısırlı Yahudiler de vardı. Dar ile çalışacak bir diğer ajanda yine asker olan Meir Max Bineth’di. O da sahte bir Alman kimliği ile Mısır’a giriş yaptı. Operasyon başlamadan önce işlerin ne durumda olduğunu denetleyecek olan Avri Elad’ta yine sahte bir Alman kimliği ile Kahire’ye geçmişti. İsrailliler II. Dünya Savaşı’ndan sonra gizli görevde ilk defa Alman pasaportu kullanıyorlardı sahtede olsa.

ASKERİ İSTİHBARAT ÇUVALLADI

İki ajanın sinemaya bomba yerleştirirken yakalanmasının ardından operasyon suya düştü. Hücre çökertildi. “Susanne Operasyonu” çuvallamıştı. Dar ve Elad, kaçmayı başarsa da diğerleri  yakalandı. 1954’ün Aralık ayında başlayan yargılamalar Ocak ayında sona erdi. Mahkeme iki kişiyi serbest bıraktı. Moshe Marzouk ve Shmuel Ezer idam edildi. Yosef Carmon ve Max Bineth hapishanede intihar ettiler. Diğer ajanlar uzun süre hapis yattıktan sonra esir takasıyla serbest bırakıldılar. Bu deşifrasyon İsrail’de büyük çalkantıya neden oldu. İsrail operasyonu kati suretle sahiplenmese de, yaşanan fiyasko Tel Aviv’i salladı. Askeri İstihbaratın başında bulunan Benyamin Gibli ile Savunma Bakanlı Pinhas Lavon istifa etmek zorunda kaldılar. Gibli emri Savunma Bakanlı Lavon’dan sözlü olarak aldığını söyledi? Lavon bunu kabul etmedi? Herkes topu birbirine atıyordu. Eylemlerin amacı Mısır’da bir istikrarsızlık ortamı oluşturarak İngilizlerin Süveyş Kanalı’nda bulundurduğu askerlerini çekmesini engellemekti; ama ifşa İsrail’in ABD ve İngilizlerle arasını fena halde bozdu. 50 yılı aşkın bir süre operasyonu inkar eden  İsrail 2005, yılında ‘Susanne Operasyonu’nu kabul ederek 1968 yılında esir takasıyla kurtardığı ajanlarını ödüllendirdi.

(Savunma Bakanı Lavon dönemin Genelkurmay Başkanı Dayan ile…)

51 YIL SONRA KABUL ETTİLER

‘Susanne Operasyonu’ esnasında MOSSAD’ın başında Isser Harel vardı. Harel İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet’i kuracak zekaya sahip bir istihbaratçıydı. Operasyonun AMAN tarafından yapılması iki kurum arasında soğuk rüzgarlar estirdi. Harel bunu eleştirdi. Eleştirmekle de kalmadı operasyonu mercek altına aldı. Yürüttüğü soruşturmayla Avri Elad’ın Mısır istihbaratına bilgi sızdırdığını ortaya çıkardı. Elad tutuklandı. Operasyonun ifşa olduğu ilk günden basına yasak getiren ve olayın kapatılması için çalışan yetkili makamlar nedeniyle olayın detayına ilişkin bilgiler hep sığ  kaldı. Kimse ne tam olarak olduğunu anlayamadı. İsrail tarihinde hala irdelenmeye muhtaç olan bu operasyondan sonra chcek-balans sistemi getirildi, ve dış operasyonlar MOSSAD’a havale edildi.

FELDMARAŞEL ERWIN ROMMEL’İN UYARISI

Almanya’nın II. Dünya Savaşı’ndaki aslarındandı. Adını dünya savaş tarihine yazdıran Erwin Rommel saygınlığından ve itibarından hiçbir şey kaybetmeyen bir komutan olarak popülerliğini halen koruyor. Eğer Rommel’in söyledikleri dikkate alınsaydı Almanya’nın kaderini değiştiren Normandiya çıkarması başarılı olamazdı. Müttefik kuvvetlerin komutanı Eisenhower bile çıkarmanın başarılı olacağından şüpheliydi. Alman “Yüksek Komuta Konseyi” ile Rommel görüş farklılığı içindeydi. Rommel, müttefikler karaya adam atar atmaz yoğun saldırıyla karşı vermek görüşündeydi, böyle bir durumda karaya çıkamadan denize döküleceklerdi, kabul görmedi. Karaya çıkınca çok sert bir mukavemetle karşılaşmayan müttefiklerde şaşkındı. Hava desteğiyle birlikte ilerleyen müttefikler  düşündüklerinden daha kısa bir zaman içinde Almanlar’ı Fransa’dan çıkardılar. Yenilgiye rağmen Führer’in Rommel’e bakış açısı değişmedi, ta ki kendisine düzenlenmek istenen suikast girişimine kadar.

BERLİN KOMUTANINA KOŞTU

Suikaste adı karışan 7 bin kişi tutuklandı, Rommel’in adı da suikaste karışmıştı, ama Rommel diğerleri gibi idam edilmedi, kendisine iki seçenek sunuldu. Birincisi yargılanacak ve idam edilecekti sadece kendisi değil ailesi de bu durumda zor durumda kalacaktı, ikinci seçenek ise intihardı, bu durumda ailesine de dokunulmayacaktı.  Birinci seçenek hainliği ikinci seçenek ise kahramanlığı dayatıyordu. Rommel kendi hayatına son vermeyi tercih etti. Führer’in Rommel’e çok derin bir sevgi ve saygısı vardı bu sevgiden ötürü ona iki seçenek sunmuştu. Kamuoyuna intihar ettiği söylenmedi ve anısına görkemli bir cenaze töreni düzenlendi. Kimler yoktu ki cenazede. Çöl Tilkisi Feldmareşal “Böyle olmamalıydı” diyen bakışlar arasında devlet  töreniyle toprağa verildi.

(Rommel’in cenaze töreni…)

DÜŞMANLARI ONA HAYRANLIK DUYUYORDU

Rommel’e sadece Almanların değil II. Dünya Savaşı’nda sahada savaşmış komutanların da  takdirini kazanmış bir taktisyendi. Hatta Çöl Tilkisi lakabını kazandığı Afrika’da İngiliz askerlerin ona duyduğu hayranlık kendi komutanlarından fazlaydı. Rommel’in naaşı Berlin’de binlerce kişinin gözyaşları arasında tarihi mâl olmuş kişilerin baş selamıyla defnedildi. (Hemen belirtelim, Alman generallerin, Rommel’e karşı çıkarak öne sürdükleri ve başarısız olan savunma taktiğini, yine bir efsane, Sovyet General Georgi Zukov başarıyla uygulayacaktı. Zukov, Almanların Moskova’ya yaklaşık bir kilometre gelmesine izin verdi ve güçlü bir taarruzla Almanları 58 km geri sürdü. Zukov Almanların yorulmasını beklemiş ve en zayıf olduğu anda  “Yıldırım Harekatı”yla söküp atmıştır. Almanlar yeniden saldırsa da başarılı olamamışlardır. Zukov’un bu başarısı Sovyet ordusunu Berlin’e sokacaktı.)

KİM BU GEHLEN?

Rommel’e ölüme götüren suikast girişimini önceden haber alan ve Rommel’in ölümünün ardından tümgeneralliğe yükselen istihbaratçı Reinhard Gehlen ise savaş sonrası topladığı tüm istihbari bilgileri Amerika’ya vermiş ve Amerikalıların gözetiminde Batı Almanya istihbaratında önemli görevler üstlenmiştir. İnsan düşünmende edemiyor Rommel bir gibi milli kahramanın ölümüne sebebiyet veren suikast girişimini haber alıp Führer’e bildiren Gehlen, acaba en başından beri ABD’ye mi çalışıyordu.  Wehirmacht’ın insan kaynağına en fazla ihtiyaç duyduğu bir zamanda, komuta kabiliyeti çok yüksek subaylarında aralarında bulunduğu bu kadar insanın ortadan kaldırılmasına neden olan bu girişimde Gehlen’in bir parmağı var mıydı? Savaşın bitimine yakın ordu komutanlığı görevinden ayrılan Gehlen’in herhangi bir suçtan hüküm giymemesi de araştırılmaya muhtaç. Almanya’nın ABD tarafından işgalinden sonra açıkça ödüllendirilen Gehlen, Batı Almanya gizli servisinin başına getirilmiştir.

DOĞU ALMANYA’DAKİ CIA OPERASYONLARI

Bu hususta özel bir bilgi vermek istiyorum. Bir dost meclisinde  tanıştığımız bir büyüğümüzle sohbet ediyorduk. Kendisi Almanya’da büyümüştü. Laf döndü dolaştı soğuk savaş dönemine  geldi. Kendisi bana CIA adına Doğu Berlin’den nasıl adam kaçırdıkları anlattı. Aynen aktarıyorum: “Amerikalılar bize önce modifiye edilmiş araç veriyorlardı, bu araçlar her kaçırmada değişiyordu. Araçların içinde saklanacak yerler vardı. Bir kişi kaçırıyorduk. Verilen adreste bekliyor adam aldıktan sonra hiçbir yere uğramadan kontrol noktasına gidiyorduk. Bu işe çıkmadan önce bize bir hap veriyorlardı bu hap bizi öyle bir motive ediyor, öyle bir cesaret veriyordu ki anlatamam, bir de tabanca veriyorlardı eğer kontrol noktasında bir sorun çıkarsa hiç çekinmeden vuruşun ve hemen Batı tarafına geçin diyorlardı. Bir de iş bittikten sonra yüklü miktarda para veriyorlardı.” Bu yapılan örtülü operasyonların BND’den bağımsız olarak yapılmadığı bir başka gerçek. Rommel’in Führer’e düzenlenen suikastin içinde yer aldığı da hiçbir zaman ispatlanamamıştır onu da belirtelim.

CASUSLAR KARŞI TARAFA GEÇMİŞLERDİ

Normandiya çıkarması II. Dünya Savaş’ının gidişatını Almanlar’ın aleyhine çevirmişti. Almanlar Batı cephesi’nden bir saldırı bekliyordu. Daha önce İngiliz ve Kanadalılar Dieppe’de bunu denemiş ağızlarının paylarını almışlardı. Şimdi işin başında ABD vardı. Churchill ikinci bir yenilgi yaşamamak için Batı Cephesi’den yüklenmek istemedi, ama Amerika denemekte kararlıydı. 2 milyon asker İngiltere’deydi. Hitler Batı cephesine Rommel’i atayarak Almanların içini rahatlatan bir hamle yaptı, Rommel’in Batı Cephesi komutanlığına getirilmesi herkesin yüreğine su serpmişti.  Burada Almanların en büyük yanılgısı istihbaratları oldu. İngiltere’de tek bir Alman ajanı kalmamıştı hepsi İngilizler tarafından devşirilmişti, Berlin’e geçtikleri bütün bilgiler bir plan dahilindeydi. Londra’dan gelen istihbaratta müttefiklerin Calais’e çıkacaklarını yazıyordu. Calais İngiltere’nin Fransa’ya en yakın kara ucuydu. Müttefikler Calais’in karşısına sahte bir ordu kurmak suretiyle bu bilgilere destek verdi.  Batı Cephesi komutanı Rommel eşinin doğum günü dolayısıyla Berlin’deydi, kendisine verilen bilgi de 6 Haziran günü havanın kapalı olacağıydı. Rommel kötü hava koşullarında çıkarma yapılamayacağını biliyordu, fakat ne olduysa hava o gün açtı. Bu bilgiyi verenler kimlerdi? Rommel’in cephe hattından ayrılmasına neden vesile olmuşlardı? Müttefikler Rommel’in eşinin doğum gününe gideceğini kimden öğrenmişlerdi?  Çıkarmanın, Rommel’in eşinin doğum gününe denk gelen bir günde yapılması tesadüf mü? gibi gibi cevap bekleyen çok soru var. Gehlen’in yalnız olmadığı aşikar…

DIŞİŞLERİNİ ESİR ALAN TEŞKİLAT

CIA, (Amerikan Dış İstihbarat Servisi)  dünyayı izleyen/dinleyen fişleyen devasa bir yapı. CIA’nın ünü çoğu yerde ülkesinin önündedir, bir anlamıyla Amerika’nın kartvizitidir. Bu kartvizit uzun süre ABD dış politikasını da esir almıştı, 1950-1990 yılları arasında CIA’nın ABD’nin dış politikasına yön verdiğini hatta daha ileri giderek tekeline aldığını söyleyebiliriz. Ülkenin büyükelçileri, ateşeleri, dışişleri bakanlığının üst düzey bürokratları CIA’nın gölgesindeydi. Bu bypass beraberinde büyük sıkıntılara ve hezimetlere de kapı araladı. CIA’in Latin Amerika başta olmak üzere çok sayıda ülkede gayrı meşru odaklarla/yapılarla, asker/siyasetçi ve iş adamı ile  kurduğu ilişki o ülkelerde kaosa/iç savaşa ve karışıklığa neden olmuştu. Fakat çoğu yerde çuvallamaktan da geri kalmadılar.

AJANLIKTAN DEVLET BAŞKANLIĞI’NA

CIA, 21 Nisan 1967 yılında Albay Yorgo Papadopulos önderliğinde Yunanistan’da yönetime el koyan Albaylar cuntasından çok memnundu. Yapılan askeri ve ticari anlaşmalar, Yunan istihbaratının arka bahçe hali,  cuntanın kendilerine olan bağlılığı, CIA’i ziyadesiyle memnun ediyordu. II. Dünya Savaşı’nda Almanlarla işbirliği yapan Papadopulos’un öne çıkan özelliklerinden biri de  uzun yıllar Yunan İstihbaratı’nda  üstlendiği görevlerdi. 1952 yılında CIA tarafından kurulan serviste 1959’dan sonra görev yapan Papadopulos bu süre içinde CIA ile yakın çok ilişki kurdu. Ulusal İstihbarat Servisi’nde uzun yıllar görev yaptı. 1967-1974 yılları arasında Yunanistan’ı yöneten Albaylar Cuntası’nın başındaki kişi CIA’in yetiştirdiği bir istihbaratçıydı.

KENDİ ADAMLARINI KOLLUYORLAR

Cunta, Kıbrıs’ta  Başbakan Makarios’tan hiç hoşnut değildi. Makarios din adamı kimliğinin kendisine verdiği öz güvenle Cunta’nın talimatlarıyla değil kendi kafasına göre hareket ediyordu. Papadopulos sonunda Makarios’u devirmeye karar verdi. Kıbrıs’ta görev yapan Amerikalı diplomatlar Washington’a gönderdikleri bilgilerde bu durumdan bahsediyordu. ABD’nin Kıbrıs masasına bakan Tom Boyatt da bu kanıdaydı, fakat CIA kulağının üstüne yatıyordu çünkü Papadopulos kendi evlatlarıydı. Yetiştirdikleri adamın Yunanistan’ı yönetiyor olmasından duydukları keyifle Cuntaya toz kondurmuyorlardı. CIA’in Atina istasyonundan gönderilen bilgilerde böyle bir darbenin varlığından bahsedilmiyordu. ABD Dışişleri, Kıbrıs Büyükelçiliği’nden gelen haberle dumura uğradı. Kıbrıs’ta darbe girişimi başlamış, etraf yangın yerine dönmüştü. (Yaşanan bu darbe girişiminden bir hafta sonra Türk Silahlı Kuvvetleri 20 Temmuz 1974‘te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlatmıştı. Harekatın zamanlaması Türkiye’nin elin güçlendirmişti.)

ABD BİR İLKİ YAŞADI

Rum tarafında sular durulmuyor ABD Büyükelçiliği’nin etrafında meydan gelen çatışmada Büyükelçi R.P.Davies hayatını kaybediyordu. Atina’da ABD Büyükelçiliği toplumsal öfkenin merkezi olmuştu. Yunanlılar Cunta’nın asıl sahibinin kim olduğunu biliyorlardı. Olaylar devam ederken CIA’in Atina  istasyon şefi görevinden alınarak yerine Richard Welch atandı. Welch 23 Aralık 1975’te 17 Kasım örgütü tarafından öldürüldü. Bu olay CIA’in tarihine bir ilk olarak geçti. CIA’in izlediği politika ABD’ye bir ilki yaşatmıştı. Yönetimin sivillere geçmesinin ardından Yorgo Papadopulos, imza attığı ölüm/sürgün/ ve katliama rağmen hapis cezasına çarptırıldı. 80 yaşında hastanede hayatını kaybetti. Komünizmle mücadele ettikleri için yaptıklarından pişmanlık duymayan Papadopulos’un itibarına en fazla zarar veren şey Kıbrıs Barış Harekatı oldu. Rumlar, Makarios’a darbe yaparak Türklerin eline koz verdiğini düşündükleri Papadopulos’u suçlamaktan geri durmadılar. Papadopulos’un istihbaratçı geçmişi olmasa yaptıklarının yanında çoktan asılması gerekirdi ama son nefesini tam teşekküllü bir hastahanede verdi.

ŞARKIYLA GELEN DARBE

1974 Eurovison şarkı yarışması tüm dünyada merakla bekleniyordu. Bir önceki yarışmayı Lüksemburg kazanmıştı.  İngiltere’de yapılacak yarışmada Avrupa’nın en meşhur ülkelerinden birinde yapılacak darbenin startı verilecekti tabi bundan kimsenin haberi yoktu. Salazar 1933’te başbakan olarak seçildikten sonra Portekiz’de Estado Novo (Yeni Devlet) ilan edecekti.  Salazar’ın Sömürgeci/Faşist yönetimi halkı artık bezdirmişti. Salazar’ın CIA  ile olan yakın ilişkisi  uzun yıllar koltukta kalmasının başlıca nedeniydi. 40 yıldır süren faşist yönetim halk arasında olduğu kadar ordu içinde de rahatsızlık uyandırıyordu. Sömürgelerde yaşanan savaşın gidişatı da  umut verici değildi.

Portekiz 1961’den beri sömürgeleriyle savaştaydı. Salazar yönetimi, sömürgeler Angola, Mozambik, Gine-Bissau da uyguladığı politikalarla kan kusturuyor fakat işin içinden de çıkamıyordu. Bu durum ordu da farklı yönelimleri neden oldu. Ordu savaşarak bu durumun üstesinden gelinemeyeceğini yüksek perdeden dillendirmeye başladı.

(Kadife Devrimi simgeleyen  bir duvar görseli)

İLK İŞİ İSTİHBARATI FESH ETMEK OLDU

 Genelkurmay Başkanı  Antonio Ribeiro de Spinola sömürgelere karşı askeri açıdan bir zafer kazanamayacaklarını daha farklı seçeneklerin gündem gelmesi gerektiğini söyleyince görevinden alındı. Bu açıklama her şeye bedeldi. Ordunun en tepesinden gelen bu açıklama askerlere moral oldu.  Salazar’a karşı örgütlenen cuntanın adı  Silahlı Kuvvetler Hareketi’ydi. Hazırlanan plana göre ordu birlikleri Portekiz’i temsilen yarışmaya katılan Paulo de Carvalho’nun “Vedadan Sonra” parçasını seslendirdiği ‘şarkısıyla harekete geçecekti. Bütün ülke canlı yayında Carvalho’yu dinlerken  ordu çoktan harekete geçmişti. İnsanlar ordunun darbe yaptığını duyunca sokaklara döküldü askerleri büyük bir çoşkuyla karşıladılar. Halk ellerindeki karanfilleri askerlere vererek sevincini dile getirdi. Bu yüzden bu girişim ‘Karanfil Devrimi” olarak tarihe geçti. Askerler yönetimi ele alır almaz eski Genelkurmay Başkanı Spinola 5 ay  Cumhurbaşkanlığı yaptı. Spinola’nın ilk yaptığı şey, istihbaratı (DGS) fesh etmek oldu. Karanfil Devrime’ en çok şaşıranların başında da CIA geliyordu. Yine çuvallamışlardı. CIA hala nasıl olupta askerlerin böylesi bir gizlilik içinde örgütlendiğini çözememiştir. Spinola’dan sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Francisco da Costa Gomes 1974-1976 yılları arasında cumhurbaşkanlığı görevinde bulundu. CIA bu “Sol” darbeyi görmemiş/görememiştir. Faşist/Diktatör/Totaliter rejimlerin yegane destekçisi CIA yasa dışı yöntemlerle elde etiği parayı da bu gibi rejimlerin ayakta kalması için kullanıyordu bu durum ABD’de de tartışmalarla birlikte hoşnutsuzluk meydan getirmişti. Arda arda gelen darbe/isyan ve suikastlerle CIA geri adım atmak zorunda kaldı teşkilat üzerinde denetimler sıklaştırıldı görevden almalara ve kısıtlamalara gidildi.

İNGİLİZ İSTİHBARATININ KURDURDUĞU ÖRGÜT

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına doğru Arap İsyanları ülkenin dört bir tarafını sarmıştı. İttihat ve Terakki bu isyanları çeşitli yöntemlerle dizginlemeye çalışsa da başarılı olamıyordu. İngiliz istihbaratı Arap coğrafyasında çok organizeydi. Osmanlı ordusu içindeki Arap subayları bile devşiriyorlardı.  İttihat ve Terakki içinde üst düzey mevkilerde yer alan Hareket Ordusu saflarında İstanbul’a gelerek II. Abdülhamit’i deviren kadroda bulunan fakat daha sonra saf değiştiren bir asker vardı. Binbaşı Aziz Ali el-Mısri. İyi eğitim almış Arap kökenli bu subay yükselen Arap Milliyetçiliği’ne karşı kayıtsız kalamıyordu. Bu kayıtsızlığının bir sebebi de İngilizlerdi. İngiliz istihbaratına çalışan Mısri 1913 yılında İstanbul’da El-Ahd (Yemin) adından bir yer altı örgütü kurdu. Örgüt, tamamen Osmanlı ordusundaki askerlere yönelikti. Örgüt Osmanlı’ya karşı silahlı bir ayaklanmayı savunuyordu. Ardından çok  sayıda irili ufaklı benzer görüşleri savunan örgüt peydah oldu. Etraf bir anda silahlı ayaklanmayla Osmanlı’dan ayrılmayı isteyen örgütlerle doldu taştı. Osmanlı’ya karşı silahlı bir mücadeleye çok sıcak bakılmazken, El-Ahd sonrası bu görüş yerini silahlı mücadeleye bıraktı.

İDAM CEZASIN KALDIRIP MISIR’A KAÇIRDILAR

1913’te başlatılan bu faaliyetlerin amacı üç sene sonra patlak veren Arap İsyan’ında ortaya dökülecekti. Örgütü kuran, faaliyet alanına çizen, hedefini koyan İngiliz istihbaratından başkası değildi. İngilizler 1916 isyanının taşlarını üç yıl önceden döşemişlerdi. Ali el- Mısri, tutuklanıp idam cezasına çarptırılınca  İngilizler devreye girmede gecikmedi, çünkü kendisine yaptıracakları daha çok iş vardı, idamı cezasını düşürüp Ali el-Mısri’yi Mısır’a kaçırdılar. 1900’lerin başından beri Arapların politikalarına İngiliz istihbaratı yön vermişti. I. Dünya Savaşı çıkınca Araplar ikiye bölünmüş çoğu Halife’nin cihad ilanına kayıtsız kalmamıştır, fakat bu kayıtsız kalmama hali İngiliz istihbaratı tarafından kısa sürede ters istikamete çevrildi. Kahire Osmanlı karşıtı yürütülen istihbarat faaliyetlerinin merkez üssü haline gelmişti.

“MISIR DEVRİMİNİN ‘BABASI’

Aziz Ali el-Mısri, Osmanlı’yı yıkıp parçalanması için yaptığı hizmetlerin karşılığını aldı. Mısır’da, Genelkurmay Başkanlığı yaptı, büyükelçi oldu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Hanedanı’nın son temsilcisi Kral Faruk’u deviren darbenin arkasında da Aziz Ali el-Mısri vardı. Darbeyi yapan askerleri yetiştiren de bizzatihi kendisiydi. Darbenin başında General Muhammed Necip olsa da darbenin asıl beyni Cemal Abdülnasır’dı. Hür Subaylar Darbesi’nin ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösterildi, fakat Mısır’ın ilk Cumhurbaşkanı Hür Subaylar Komuta Konseyi’nin başında bulunan General Muhammed Necip oldu. Aziz Ali el-Mısri 1965 yılında vefat etti. Kendisi için devlet töreni düzenlendi. Birleşik Arap Cumhuriyeti bayrağına sarılı naaşın arkasından binlerce kişi yürüdü. Mısır ve Arap halkları tarihine damga vuran Cemal Abdülnasır, Enver Sedat, Ali el-Mısri’yi ebediyete uğurlayanlar arasındaydılar, çünkü her ikisi de el-Mısri’nin Mısır Harp Akamedisi’nden öğrencileriydiler.  Abdülnasır, Aziz Ali el-Mısri’yi Mısır’ın “Manevi Babası olarak nitelemiştir. İngiliz istihbaratı Mısır’da hala güçlüdür. Genel İstihbarat/Askeri istihbarat Susanne Operasyonu’nun açığa çıkarılmasından  Mursi’nin devrilmesine kadar İngilizler işin mutlaka bir yerine yer almıştır.

BİR DÖNEMİN SONU

Sovyetlerin son yılları sancılı bir o kadar da çalkantılı geçti. Mihail Gorbaçov Sovyetleri mutlak sona doğru götürürken bu durumdan rahatsız olanlar da yok değildi. Koskoca Sovyetler öyle hemen bir anda iskambilden kağıdından yapılmış kuleler gibi çökecek miydi yani? Ne yazık ki her şey bir anda oldu. Son düzlükte Gorbaçov’u darbeyle durdurmak isteyen bir grup askerin çabası da boşa çıkmıştı. Gorbaçov’a darbe düzenleyenler arasında biri vardı ki aradan yıllar geçtikten sonra bile unutulmadı. 91 yılındaki darbenin önder isimlerinden Vladimir Kryuçkov 2007 yılında vefat etti. Vefatından sonra ilginç bir taziye yayınlandı. Taziyeyi yayınlayan Rus istihbaratıydı.  İstihbaratının ana kumanda merkezi FSB Kryuçkov’u övgü dolu sözlerle andı. Kryuçkov için devlet töreni tertip edildi. Törene istihbaratın üstü düzey yöneticileri akın etti. Cenaze adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Bir darbeci için haddinden  fazla bir sadakat gösterisi değimliydi bu?

GÖVDE GÖSTERİSİNE DÖNÜŞTÜ

Kryuçkov 1988-1991 yılında KGB’nin (Devlet Güvenlik Teşkilatı) bir numarasıydı ve aynı zamanda son KGB  başkanıydı.  Onun şahsında Rus istihbaratı KGB’ye duyduğu saygıyı, köklerine olan sadakati ve geçmişe duyduğu övgüyü dışa vuruyordu. Kryuçkov bir geleneğin son temsilcisiydi. KGB’nin efsane isimlerin Yuri Andropov’un yanında yetişmişti. Andropov 1967 de KGB’nin başına geçince, Kryuçkov ikinci adam oldu. Yuri Andropov 1967-1982 arasında KGB’nin başındaydı, yanındaki isim ise Vladimir Kryuçkov’du. Andropov daha sonra Sovyetlerin Genel Sekreter olarak ülkenin bir  numaralı koltuğuna oturdu. Arkasını yasladığı kişi de yine Kryuçkov’du.

Kryuçkov, teşkilat içinde önemli görevlerde bulundu, 1988’de ise uzun yıllar her kademesinde görev yaptığı gözbebeğinin dümenine geçti. KGB’de hatırı sayılır işlere imza attı. Kim Philby’den John Antony Walker’a, Aldrich Ames’in saf değiştirmesinde Andropov ve Kryuçkov ikilisi önümüze çıkar. 1965 yılından itibaren Sovyetler adına casusluk yapan  Amerikalı subay Walker çok ölümcül bilgileri Moskova’ya sızdırmış ve büyük tahribata neden olmuştur. ABD hiçbir casusun kendilerine Walker kadar zarar vermediğini açıklamıştır. Bu casuslar arasında yer alan Ames de bir dönem Türkiye’de de görev yapmıştır.

(Kryuçkov Andrpov ile kabul töreninde)

İSTİHBARATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR

1991 de askeri darbenin yöneten Kryuçkov’u, çoğu şeyden alı koyan uzun yıllar hizmet ettiği Rus halkı oldu. Alkolik olduğu herkes tarafından bilinen Yeltsin tankların üzerine çıkarak önlememişti darbeyi, bunu herkes biliyordu? Kryuçkov, halk sokaklara çıkınca darbenin şiddetini azalttı halkına kurşun sıkmadı/sıktırmadı. Nasıl sıkacaktı ki hayatını “kelle koltukta” bu halka adamamış mıydı. Halkını koltuğundan daha çok seven bu devlet adamı darbenin ardından görevinden alındı ve KGB feshedildi. Darbenin başarısızlığa uğramasından sonraki süreçte de Kryuçkov’a dokunulmamış iki sene sonra suçları affedilmiş edilmiş ve normal hayatına dönmüştür. Kryuçkov’un cenazesine gösterilen ilginin sebebi işte tam buydu? KGB fesh edildiği 1991’ de değil Kryuçkov’un ölümüyle 2007’de tarih olmuştu. Kryuçkov’un ardından yapılan temaşanın nedeni de buydu. Geçmişe övgü KGB’ye saygı.

Son yıllarda Türkiye’de rap müziğe olan ilgi arttı. Popüler hale gelen rapçiler hayatın her alanında konu başlığı oldular. Daha çok Rock ve türevlerini dinleyen bir müzisyen olarak kalabalıklara kulak kabartmasak olmazdı. Bu türün en önemli temsilcilerinden Killa Hakan, Ezhel ve Gringo’nun birlikte seslendirdikleri  “Her şeyde ilk kural saygı” adlı parça da hayli rağbet görenler arasında. Velhasıl bu müzisyenler doğru yere parmak basmışlar; kurum ve kuruluşlar arasındaki ilişki ve işleyişte, insanlara arasındaki münasebetlerde her şey de ilk kural SAYGI olmalı…Saygınlık kazanmak zor, öyle bugünde yarına kazanılmıyor kurumlar içinse bazen yüzyıllar geçmesi gerekiyor…

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fitzpatrick, Sheila, Arşivdeki Casus Soğuk Savaş Rusyası’ndan anılar, Çev: İrem Yüce Almaç, Doğan Kitap,2017

Ambrose, E. Stephan, Kardeşler Takımı, Stephen E.  Ambrose Çev:Selçuk Uygur, Kronik Yayınları, 2018

Babayev, Etibar; Devrimin Gölgesinde Fırtınalar, Çev: Nazlı Geray, Puslu Yayıncılık, 2014

Koloğlu, Orhan, Lawrence Efsanesi, Yeditepe Yayınları,2016

Lutskiy, Borisoviç, Arap Ülkelerinin Yakın Tarihi; 16. yüzyıldan 20. yüzyıla, Çev:Turan Keskin, Yordam Kitap,2011

Bergman, Ronen, “Assassins’s Creed”, Newsweek, s.18-29, Nisan 2018

https://www.jpost.com/israel-news/politics-and-diplomacy/the-gibli-documents-and-the-lavon-affair-457607

POLİTİKAENSTİTÜSÜ

29 Eyl 2020 - 12:30 - Dünya

Muhabir Gökçen Göksal


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?