Reklamı Kapat

Çocuk yetiştirmede yeni dönem

İnsan anne baba olana kadar hayatın kıymetini, hayata kıymet katan şeyleri, paylaşmanın güzelliğini ve fedakarlığın ne demek olduğunu tam olarak anlayamıyor sanırım.

Ancak kucağına bir nur huzmesi konulduğunda; iki çift tatlı gözün sevgi dolu bakışlarla insanın gözbebeklerini doldurduğunda anlıyor sanırım ebeveynliğin ne demek olduğunu. Bu öyle tarifsiz bir duygu ki, iki farklı hissi aynı anda tattırıyor insana. Bir tarafta kalbe dolan sevginin verdiği ferahlık, diğer tarafta ise, bu sevgi dolu varlığı hakkıyla büyütüp hayırlı bir evlat olarak yetiştirebilme sorumluluğu. Sanırım modern dünyadaki ebeveynlerin gergin olmasının, çelişkili duygularla evlatlarına nasıl davranacağını kestiremediği bir keşmekeşin içinde kaybolmasının ana nedeni bu. Anadolu’nun bereketli topraklarındaki verme kültürü çoğu ebeveynlerin içine işlemiş durumda. Çocuğu için eşinden, işinden, her şeyden önce kendinden vazgeçen anneler, annelerimiz; fedakârlığın doruk noktalarına çıkarken bir noktada hataya düştüklerinin farkına varamıyorlar. Evlatlarının ihtiyacı olan şey acaba fedakârlık mı? Evladım, evladım diye yanıp tutuşan annelerimiz, kendi vücut ve ruh sağlığını ikinci plana atıp sadece evlada odaklanınca, tek görevini annelik olarak görünce; eşi ile olan muhabbeti zayıflıyor, çalışıyorsa işindeki performansı düşüyor, arkadaşları ile iletişimi zayıflıyor, hepsinden önemlisi kendi ihtiyaçlarını görmezden geliyor. Bir süre sonra batarya zayıflamaya başlayınca, hiç kimseye yetişemiyor, hiçbir işte istediği ürünü elde edemiyor; sonunda mutsuz, yorgun ve depresif bir anne olup çıkıyor. Evladın anneye en ihtiyaç duyacağı gelişme çağında anne enerjisini doğru kanalize edemediği için, evladına yeteri derecede yardımcı olamıyor ve ben yetersiz ve değersiz bir anneyim inancı annenin bütün bedenini kaplıyor.

Bir elim yağda diğer elim balda modundaki çocuklar

Ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılama bakanı sorumluluğunu alan baba, ailedeki tek görevinin gece gündüz çalışıp eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu düşünüyor ve bu mihvalde kendine bir yol haritası çiziyor. İş yerinde performansını maksimuma çıkarıp tüm enerjisini tüketiyor ve eve geldiğinde akşama kadar sizler için çalıştım yeter artık üstüme gelmeyin modunda terliğini giyip TV karşısında elindeki telefona sarılıyor. Modern olmayı çocuğunun her ihtiyacını daha o dünyaya gelmeden hesap edip çetele tutmak olarak alan ebeveynlerin hazırladığı; bir elim yağda diğer elim balda modundaki çocuklar; küçük ise oyuncak denizinin içinde, biraz büyümüş ise teknoloji bataklığında kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Burada analiz etmemiz gereken en önemli odak noktasının kuşak farklılıkları olduğunu düşünüyorum. Şu an dedelerimizin büyük bir bölümü X kuşağında. Yani hayatta her şeyi tırnakları ile kazıyan, zor şartlarda hayata tutunmaya çalışıp mali sıkıntılarla boğuşan kuşak. Bu kuşak için bir kalem ya da basit bir kıyafet bile çok önemli, çünkü onun yokluğunu çekmişler. Ve X kuşağı için en önemli olan şey para. Onlar ellerinde para olmadığı için ya da zor kazandığı için; sevgisini belli etmek için maddi fedakarlıklar yapardı.

Annelerin üstündeki yük gereğinden fazla

Anne baba statüsünde olan velilerimizin büyük bir bölümü Y kuşağında. X kuşağına göre biraz daha alım gücü yüksek, bilinçli, eğitimli, gelişime açık kuşak. Ancak yaşadığı dönem itibarı ile kapitalist bir sistemde bulunduğu için alışveriş ve harcama çılgını ve konfor alanına önem veriyor. Bilgi bombardımanın içinde savrulup giden Y kuşağı, değişen dünya sisteminde görevlerin değiştiği kuşak. Toplum içinde kadınlar iş hayatına girdiği için, kadının evdeki sorumluluğu ve iş hayatındaki sorumluluğu katlanarak artıyor. Haklı olarak eşinden destek istiyor. Üzülerek belirtmek isterim ki; ne devlet olarak bu duruma hazırız, ne aile olarak bu görev dağılımını hazmedebildik, nede birey olarak bu sorunun üstesinden gelebildik. Örneğin çalışan bir anne hamile ise doğum öncesi ve doğum sırasında toplam 4 ay doğum iznine çıkabiliyor. Bu anne ve bebek için çok kısa bir zaman dilimi. Eş evde mutfak ve diğer işlerde destek istiyor ancak baba bu görevleri çoğu zaman bu sorumlulukları paylaşmayı bir güç kaybı olarak görüyor. Buda annelerin üstündeki yükü gereğinden fazla arttırıyor ve aile yapısına zarar veriyor. Diğer tarafta ise Z kuşağındaki evlatlarımız duruyor. Teknolojinin kucağında dünyaya gelmiş çocuklarımız hayal ile gerçeği ayırt etmekte zorlanıyor. Yarının onlara ne getirebileceğini ve onlardan ne götürebileceğini kestiremiyor. İşin başka bir boyutunda ise teknoloji çocukları için dünya küçük bir köy ve teknoloji ile para kazanmak çok kolay. Ancak Y kuşağındaki veliler, çocuklarının gelecek hayatı adına tedirgin olduğu için gelecek planlaması yaparken çocukları ile çatışmaya giriyorlar. Z kuşağı hiçbir geçim kaygısı gütmüyor çünkü aileleri onlara her türlü imkânı sağlamış. İşin doğrusu Z kuşağı haksız sayılmaz. Teknolojiyi gerçekten kaliteli kullanan insanlar çok kısa zamanda kolaylıkla para kazanıp rahat bir hayat sürebiliyor.  Buraya kadar saydığım problemler kocaman bir dağ gibi karşımızda durabilir ve gözümüzü korkutabilir ancak tüm bu problemlerin üstesinden gelebilecek öyle bir merhem var ki; onun önünde hiçbir çatışma duramaz. Öyle bir ilaç var ki, en ağır kangrenleri, tereyağından kıl çekme kolaylığı içinde çözebilirsiniz. Üstelik ilacın kullanımı o kadar kolay ki hiçbir desteğe ihtiyaç bırakmıyor.

SEVGi VE HOŞGÖRÜ

Dünya ve geçim kaygısı bedenimizi o kadar sardı ki, sevdiklerimizin maddi ihtiyaçlarını karşılama adına manevi ihtiyaçlarını unuttuk. Sevmeyi unuttuk, sarılmayı unuttuk, olduğu gibi sevip kabul etmeyi unuttuk. Gelecek korkusu içimize o kadar işlemiş ki, bu günde kalmayı, şu an sevmeyi ve anda mutlu olmanın lezzetini unuttuk. 30-40 yıl çalışıp, emeklilik yıllarında mutlu olma hayali kuran bizler, emekli iken bile çalışma derdine düştük. Tüm zorlukların altına girdik sevdiklerimiz için ama kolaylıkları görmezden geldik. Sevgi ruhumuza işlerse, dilimizden sevgi sözcükleri dökülürse; eşler arası çatışma da biter, evlat- ebeveyn çatışması da sona erer, hayat anlam kazanır, mutluluk bizi bulur. Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok. Sevgi her şeyin ilacı. İlacı tekrar bulma adına yılları heba etmeye gerek yok. Sanki duyar gibiyim; “Kim eşini, evladını sevmez ki” diye.  Mevlana’nın çok güzel bir sözü vardır; “Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” Biz de bu güzel sözü kendimize uyarlayalım. “Sen ne kadar seversen sev, senin sevgin, karşındakine hissettirebildiğin kadardır.” Kalbinizdeki kocaman sevgiyi sevdiklerinize her daim hissettirebilmeniz dileğiyle… Aileniz ve sevdiklerinizle mutluluk dolu bir ömür yaşamanız dileğiyle. Sevgiyle kalın.

Ali Rıza Binbaş / Eğitimci 

22 Tem 2020 - 15:28 - Aile & Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Bbol - Gerçekten ihtiyaç duyulan bir konuyu ele alıp çözüm yolları sunmuşsunuz.

Teşekkürler

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Temmuz 16:06


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?