Ada’da devlet politikası şart

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın kazanımları korunmalı; Ada ve Doğu Akdeniz, iktidar değişiklikleriyle değişmeyen devlet politikası haline getirilmeli.

Dursun Ali Bulut
Dursun Ali Bulut Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Doğu Akdeniz’de bulunan zengin yeraltı kaynakları Batılı devletlerin iştahını kabartırken Kıbrıs Barış Harekâtı’nın kazanımları korunmalı; Ada ve Doğu Akdeniz, iktidar değişiklikleriyle değişmeyen devlet politikası haline getirilmeli.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kararlı tavrı sonrası gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın (zaferinin) 46. yılı geride kaldı. Harekât sonrası iş başına gelen iktidarlar Kıbrıs’a gereken önemi vermezken yıllarca BM’nin kurduğu masadaki “Annan Planı” ve federe devlet saçmalıklarıyla vakit kaybedildi. Tüm bunlara rağmen bugün Libya ile mutabakat yapabiliyorsak, Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkına sahipsek bunu Kıbrıs zaferine borçluyuz. Gerek güvenlik gerekse bölgede bulunan zengin yeraltı kaynakları bakımından Kıbrıs ve Doğu Akdeniz havzası için BM masalarında oyalanma lüksü kalmadı.

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın (zaferinin) 46. yıldönümünü dün kutladık. Türkiye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz havzasında, Rumlarla birlikte Amerika Birleşik Devletleri, AB, İsrail, Mısır ve Fransa’nın da içinde bulunduğu emperyalist bir ittifaka karşı mücadele veriyor. Bugün Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkına sahipsek, Libya ile bir mutabakat yapma imkânı bulmuşsak bunu yarım asır önce Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın kararlı tavrı sonrası gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’na borçluyuz.

İKTİDARLAR KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ’İ YILLARCA İHMAL ETTİ

Maalesef harekât sonrası iş başına gelen iktidarlar, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e gereken önemi vermedi. Yıllarca “Annan Planı”, BM’nin kurduğu masada netice alınamayan müzakereler ve federe devlet saçmalıklarıyla hem KKTC hem de Türkiye vakit kaybetti. Mavi Vatan diye tanımladığımız Doğu Akdeniz’in önemi bugün bir kez daha ortaya çıktı. Doğu Akdeniz havzasında bulunan zengin yeraltı kaynakları başta Rumlar olmak üzere Batılı devletlerin iştahını kabartırken bugün Türkiye ve KKTC’ye karşı bölgede kurulan Rum yanlısı ittifak Türkiye’nin en küçük bir hamlesine dahi tahammül edemiyor. Peki, Kıbrıs Barış Harekâtı ve bölgenin tarihi-stratejik önemi ne?

ADA’NIN TARİHİ

İlk olarak Ada’nın tarihini ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nı ele alacak olursak…

Kıbrıs, Türkiye için stratejik bir ada olmasının yanında Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) halası Ümmü Haram’ın (R.A.) (Hala Sultan) kabrinin bulunması hasebiyle manevi olarak da önemli bir ada. Adayı ilk olarak Hz. Osman (R.A.) fethetti. Daha sonra 13–16. yüzyıllarda korsanlık yöntemiyle Venedikliler ve Cenevizliler denizcilikte ileri gittiklerinden Kıbrıs’a hâkim oldular. Osmanlı İmparatorluğu, Venedikliler ve Cenevizlilerin ada halkına yaptığı zulme sessiz kalmadı. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 40 bin şehit vermek pahasına da olsa 1570’te Kıbrıs’ı fethetti. 1878 yılına kadar adaya huzur ve barış hâkim oldu. Kıbrıs adası 1878 yılındaki Berlin Antlaşması’na kadar doğrudan Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetildi. Berlin Antlaşması ile İngiltere’nin adada asker bulundurması ve adayı yönetmesi kabul edildi. Böylece ada Osmanlı toprağı olarak kalacak ancak yönetimi İngiltere tarafından yapılacaktı. Osmanlı Devleti’nin İngiltere ve müttefiklerine karşı 1914 yılında Almanya’nın yanında savaşa girmesi üzerine İngiltere 5 Kasım 1914’te adayı ilhak ettiğini açıkladı.

MÜSLÜMANLAR ADA’DA YILLARCA RUMLARDAN ZULÜM GÖRDÜ

Lozan Antlaşması ile Türkiye, Kıbrıs Adası’nın İngiltere’ye ait olduğunu kabul etti. Böylece Kıbrıs konusu 1950’li yıllara kadar Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde yer almadı. Sömürgeci İngiltere, Osmanlı’nın dağılması sonrası ilhak ettiği Kıbrıs topraklarını yıllarca elinde tuttu. Rumların sürekli Enosis (Yunanistan’a katılma) planları çerçevesinde İngiliz askerleri egemenliği altındaki Ada’da binlerce Müslüman Kıbrıs Türk’ü Rumlarca katledildi. 1960 yılında garantör devletlerin gölgesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ömrü de kısa süreli oldu. Çünkü Enosis iddiasında bulunan Rumlar, yaptıkları saldırılarla sürekli Müslüman kanı dökmeye devam etti.

KIBRIS’I YUNANİSTAN’A BAĞLAMA GİRİŞİMLERİ (ENOSİS)

Enosis, Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir. İlk Megali İdea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir konudur. Bir anlamda Kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren var olduğu söylenebilir. Yunanistan’ın Kıbrıs’ı talep etmesi ise 30 Aralık 1918 yılında gerçekleşti. 18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa’ya bir nota veren Yunanistan, resmen ilk kez Enosis fikrini ortaya atmış ve Ada’nın kendisine bağlanmasını istemiştir. Rumların Enosis hayali hâlâ varlığını sürdürmektedir.

İLK MÜDAHALE GİRİŞİMİ VE ABD’NİN MEKTUBU

Türkiye, Londra ve Zürih antlaşmaları ile Ada’ya müdahale edebilirdi. Bu çerçevede 1964 yılında İsmet İnönü hükümeti TBMM’den Kıbrıs’a müdahale yetkisi aldı. Hükümetin aldığı müdahale yetkisi ve 7 Haziran’da Ada’ya müdahale edeceğini açıklaması, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’ni karşı karşıya getirdi. ABD Devlet Başkanı Johnson, 5 Haziran’da Başbakan İsmet İnönü’ye içeriği kaba olan bir mektup gönderdi. Tarihe Johnson Mektubu olarak geçen mektupta Türkiye’nin Ada’ya yapacağı müdahalenin iki NATO ülkesini (Türkiye ve Yunanistan) savaş durumuna sokacağı, bunun kabul edilemez olduğu, Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye karşı yapacağı olası bir müdahalede NATO’nun Türkiye’nin yanında olmayabileceği ve ABD’nin Türkiye’ye verdiği askeri malzemelerin bu müdahalede kullanılamayacağı sert cümlelerle ifade edildi. Türkiye’nin en çok güvendiği müttefiki Amerika’dan aldığı bu mektup, Türkiye’de hayal kırıklığına sebep oldu. Mektuptan sonra Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs’a müdahale fikrinden vazgeçmek zorunda kaldı.

ERBAKAN HOCA’NIN TARİHİ HAREKÂT EMRİ

Tarih 1974’ü gösterdiğinde iş başında bulunan Milli Görüş zihniyeti Ada’da Kıbrıs Türklerine yapılan zulme daha fazla sessiz kalmadı. Garantör ülke olan Türkiye adına İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için dönemin başbakanı Bülent Ecevit gitti. Ecevit’in uçağı daha Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan yeni kalkmışken Başbakan Vekili Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Milli Güvenlik Kurulu’nu acil gündem koduyla topladı. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan Hoca, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için o tarihi emri verdi. Dönemin CHP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit’in Batılı devletler ne der endişesine rağmen koalisyon ortağı MSP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kararlı tavrı sonrası Ada’da akan kan durduruldu.

200 YIL SONRA KAZANILAN TOPRAK

Kıbrıs Adası’ndaki Müslümanlara yapılan zulmü ortadan kaldırmak için Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın verdiği tarihi harekât emriyle 20 Temmuz 1974 tarihinde ordumuz başarılı bir harekâtla Kıbrıs Türklerini zulümden kurtarıp, Ada’da tekrardan huzur ve barışı tesis etti. Kıbrıs zaferiyle necip milletimiz 200 yıl aradan sonra tekrardan toprak kazanmış oldu.

İSRAİL’İN PLANI BOZULDU

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası kazanılan zafer sonucunda elde edilen Ada toprakları ayrıca İsrail’in 5 bin yıllık Arz-ı Mev’ud (Vaat Edilmiş Topraklar) hayalini de sekteye uğratmış oldu. Çünkü Kıbrıs adası İsrail’in hayali olan Arz-ı Mev’ud topraklarının içinde yer alıyor.

ADA’NIN STRATEJİK ÖNEMİ

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz havzası, Türkiye açısından gerek güvenlik gerekse bölgede bulunan zengin yeraltı kaynakları bakımından da çok büyük önem arz ediyor. Kıbrıs Türklerinin güvenliği milletlerarası anlaşmalarla teminat altına alınsa da Batılı devletlerin başını çektiği ittifak Ada’daki kazanılmış hakları ortadan kaldırmak için son yıllarda hamle üzerine hamle yapıyor. Kıbrıs ayrıca, Türkiye’nin kara sınırı bulunmayan Akdeniz (güney) bölgesinin, dolayısıyla ülkenin güvenliği açısından çok önemlidir. Bu bölge ileride vuku bulacak bir savaş esnasında kara harekâtına maruz kalma ihtimali pek zayıf olan bir bölgedir. Fakat bölgenin Kıbrıs’ta mevcut düşman bir devlet tarafından gelecekte füze ve hava saldırısı ile çıkartma ve indirme eylemine (yani kara harekâtına) uğraması, Türkiye’nin orada da savaşı kabul etmesi ve mevcut cephelere bir yenisinin eklenmesi neticesini doğuracak ve Türkiye ister istemez bir kısım kuvvetini buraya bağlayacaktır. Bu bakımdan Türkiye’nin tek güvenli bölgesi olan Akdeniz bölgesini Rum saldırılarına maruz bırakacak imkân ve ihtimallere izin vermesi mümkün değildir.

DOĞU AKDENİZ’DE EMPERYALİST İTTİFAK

Geldiğimiz noktada Doğu Akdeniz’de bulunan zengin doğalgaz yatakları başta Rumlar olmak üzere Batılı devletlerin iştahını kabartıyor. Türkiye ve KKTC’ye karşı bölgede kurulan Rum yanlısı ittifak Türkiye’nin en küçük bir hamlesine dahi tahammül edemiyor. Nihayet Türkiye’nin bölgeye Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini göndermesine Rumların yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, AB, İsrail, Mısır ve Fransa’dan da tepkiler gelmişti. ABD’nin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Morgan Ortagus, gemilerin bölgeye gitmesinden endişe duyduklarını belirtirken, İsrail Dışişleri Bakanı Sözcüsü Emmanuel Nahshon da Rum yönetiminin yanında olduklarını açıklamıştı. AB de amacı gereği bu emperyalist ittifakın içinde bulunuyor.

ANNAN PLANI VE FEDERE DEVLET SAÇMALIKLARINDAN TAMAMEN VAZGEÇİLMELİ

Türkiye, kendi ve KKTC’nin bölgedeki haklarını her yönden korumak ve kollamak mecburiyetindedir. Bunun en büyük göstergesi de Kıbrıs Barış Harekâtı’na ve kazanımlarına sahip çıkmakla olur. Bölgenin önemi bir kez daha ortaya çıkmışken Türkiye’nin yapması gereken şey; Ada’ya yıllardır uygulamaya konulmak istenen ismini BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’dan alan “Annan Planı”nı ve “Federe Devlet” saçmalıklarından vazgeçilip KKTC’nin kazanılmış hakları korunmak olmalıdır.

KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ DEVLET POLİTİKASI HALİNE GETİRİLMELİ

Yapılması gerekenlere gelirsek: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’in havzası devlet politikası haline gelmeli, değişen iktidarlarla bölgeye bakış farklılık göstermemeli. Ciddi politikalar ortaya konup Kıbrıs Barış Harekâtı’nın kazanımları müzakere masalarında kaybedilmemeli. Türkiye ve KKTC yetkilileri devlet politikası haline getirilen Kıbrıs konusunda söz birliği etmeli.

OYALANMA LÜKSÜ KALMADI

Tüm bunlara rağmen bugün Libya ile mutabakat yapabiliyorsak, Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkına sahipsek bunu Kıbrıs zaferine borçluyuz. Gerek güvenlik gerekse bölgede bulunan zengin yeraltı kaynakları bakımından Kıbrıs ve Doğu Akdeniz havzası için BM masalarında oyalanma lüksü kalmadı.

21 Tem 2020 - 04:30 - Gündem

Muhabir Dursun Ali Bulut


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?