Belgeleriyle bir caminin müzeye çevrilişi

Belgeleriyle bir caminin müzeye çevrilişi...

+3
Haber albümü için resme tıklayın

Tarihte Ayasofya-i Kebir Camii olarak anılan ve 1934 yılına kadar cami olarak kullanılan Ayasofya Cami-i Şerifi ve aynı adla müsemma Ayasofya Meydanı, sadece yerli halkın değil, birçok ülkeden ziyaret amaçlı gelen turistlerin de gözde mekânlarından biri olmuştur. Sahip olduğu, dini, kültürel ve tarihi değerin yanında siyasi ve ideolojik bir duruşu da ifade eden Ayasofya Camii, yaklaşık 5 asır boyunca Müslümanların dünyaca bilinen önemli mabetlerinden biri olarak günümüze ulaşan yapılar arasındadır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethiyle alınan Ayasofya’nın Fatih’in kılıç hakkı olarak camiye dönüştürülmesini sembolize etmek amacıyla camide kılınan Cuma namazlarında imamlar hutbeye kılıçla çıkmış ve Topkapı Sarayı’naolan yakınlığından dolayı “Saray Camii” olarak da anılmıştır . Osmanlı padişahlarının ve ekâbirinin mübarek gün ve gecelerde genellikle burayı tercih ettiği görülmüştür. Başkentin Ankara’ya taşınması ile Ayasofya Camii ve çevresi eski önemini zamanla kaybetmiş, cami daha çok Osmanlı evraklarının depolandığı bir yere dönüşmüştür. Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesi süreci, 1931 yılında merkezi Amerika’da yer alan“Bizans Enstitüsü”müdürü olan Thomas Whittemore’un Ayasofya Camii’nde yer alan ve vaktiyle üzeri sıvayla kapatılmış olan ve 1849 yılında tadilat sırasında keşfedilen mozaiklerin kazınarak ortaya çıkarılması ve bazı tetkiklerin yapılması amacıyla Maarif Vekâleti’ne yaptığı başvuru ile başlamıştır. Whittemore’un başvurusu Maarif Vekâleti’nin bakanlar talebi üzerine Bakanlar Kurulu onayıyla ve Atatürk’ün imzasıyla onaylanmıştır . Thomas Whittemore, aldığı bu izinle söz konusu mozaikleri kazıyarak Ayasofya Camii’ni bir camiden ziyade müzeye dönüştürülme sürecini başlatmıştır.

***

Ancak burada dikkate değer olan husus şudur ki; Ayasofya Camii cumhuriyetin ilanı ve saltanatın sona ermesi ile eski önemini kaybetmiş olması, gerek cami gerekse çevresinin ihmal edilerek, bu muazzam yapıların kendi kaderine terk edilmiş olması cami statüsünden müzeye giden süreçte oldukça etkili olmuştur. Zira 30 Mayıs 1929 tarihinde Evkaf Umum Müdürlüğü’nün (Vakıflar Genel Müdürlüğü) bütçesi görüşüldüğü esnada söz alan Aydın Milletvekili Aydın Bey, cami ve çevresindeki bakımsızlığı ve nahoş görüntüleri şu sözlerle tasvir etmiştir :

“… İstanbul’da birtakım abidelerimiz vardır. Avrupa ve Amerika’dan her sene binlerce seyyah gelir. Bunları ziyaret ederler. Bu abideler daha bir misli bulunmayan asardandır. Geçende bendeniz Ayasofya Camii avlusundan geçerken birtakım Amerikalı seyyahların gezdiklerini gördüm. Malumu âliniz orada bazı kimseler üç beş iskemle atarak kahvecilik ediyorlar. Fakat o cami ve abideye göre bu hal çok çirkin ve hakikaten dosta düşmana karşı da bir an idamesi mümkün olmayan bir şeydir. Amerikalı seyyahların ve bilhassa madamların eteklerini kaldırarak çamurlara batmamak için tiksinerek yürüdüklerini gördüm. Bu vaziyete hakikaten bir Türk sıfatı ile mahcup ve müteessir oldum. Devletin, milletin şerefi ile mütenasip olmayan bu hal için Evkaf İdaresi’nin bu hususlara itina etmesini rica ederim. Yazıktır, ayıptır, ecnebiler bize gülüyorlar. Ayasofya ve Süleymaniye gibi camilere parklar yaptırsın, ağaçlar diktirsin, insan içerisine girdiği zaman hakikaten bir mabedin avlusuna girmekte olduğunu anlasın. Bunun için Evkaf İdaresi’nin bu noktaya dikkat etmesini rica ederim.”

Dikkat edilirse görülecektir ki, aslında Ayasofya Camii ve çevresi ilgili Evkaf Umum Müdürlüğü tarafından kaderine terk edilmiştir. Böylelikle bakımsız bir hale gelmiş ve sonrasında müzeye dönüştürülmesinde bu durum gerekçeler arasında gösterilmiştir.Bununla birlikte 25 Ocak 1933 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Cami ve Mescitlerin Sınıflandırılması Hakkında Nizamname” ile Türkiye’de bulunan cami ve mescitlerin tasnifine imkân sağlamış gibi görünse de, Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesinin hukuki dayanağını da oluşturmuştur. Buna göre nizamnamede yer alan 3. madde şu şekildedir :

“Cami ve mescitler ihtiyaca göre her mahalde bulunan bütün camiler, kaç vakte ve hangi vakit namazlarında açık olduğu, civarındaki cami ve mescitler ile olan mesafesi ve bu camilerin isimleri, çarşı ve pazar mahallerinde olup olmadığı ve cemaatin sayısı, caminin büyüklüğü, minare ve şerefesinin adedi, tarihi veya mimari bir kıymeti haiz olup olmadığı, mamur veya harap halde bulunup bulunmadığı, memleket haritası itibariyle müstakbel vaziyeti ve evkaf-ı mazbuta ve mülhaka veya ancemaatin idare edilen vakıflardan hangisine mensup olduğu tespit olunacaktır.”

Buradan da anlaşılacağı üzere, Ayasofya Camii yakınlarında Sultanahmet Camii’nin olması, o dönemde caminin büyüklüğü dikkate alındığında camiyi dolduracak cemaatin bulunmaması ve en önemlisi caminin bakımsızlıktan harap olmaya mahkûm edilmesi gibi gerekçeler aslında Ayasofya Camii’nin diğer camilerden ayrıştırılarak müze haline getirilmesi için hukuki bir zemin oluşturmuştur. Bu nizamnameye de dayandırılarak Ayasofya Camii tasnif dışı bırakılmış, müzeye dönüştürülmesi yolunda bir adım daha atılmıştır .

Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin ilk resmi teşebbüs ise Maarif Vekâleti tarafından Evkaf Umum Müdürlüğü’ne 7 Şubat 1934 tarihli yazısıyla Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesi konusunda bir karar alması istemesi ile karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyet arşivlerinde yer alan Bakanlar Kurulu kararında, Maarif Vekâleti’nin neden böyle bir karar aldığı anlaşılmazken, Evkaf Umum Müdürlüğü’ne yazılan resmi yazıda :        

“…Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul’daki Ayasofya Camii’nin tarihi vaziyet itibariyle müzeye çevrilmesi bütün şark âlemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesi, çevresindeki evkafa ait dükkânların yıktırılması ve diğerlerinin de evkafça istimlak edilmesi suretiyle güzelleştirilmesi ve tamiri ve daimi muhafazası masraflarına karşılık da evkafça bu sene ve gelecek seneler bütçelerinden muayyen bir para ayrılması…”

ifadelerine yer verilmiştir. Maarif Vekaleti, Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi ile bütün Şark âlemini sevindireceğini ifade etse de, durum pek de öyle olmamış, İslam coğrafyasında durum tepkiyle karşılanmıştır. Dönemin âlimlerinden Ali Tantavi, 20 Mayıs1935 tarihinde Mısır’da basılan “El-Risale”adlı haftalık mecmuada, Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesinin İslam dünyasının kabul edebileceği bir durum olmadığına ilişkin bir yazı kaleme almıştır. Evkaf Umum Müdürlüğü ise Maarif Vekaleti’nin yazdığı yazıya 07.11.1934 tarihinde cevaben şu görüşleri belirterek durumu şu şekilde özetlemiştir :

 “…Ayasofya Camii’nin Bizanslılardan kalma bir eser olması hasebiyle hiçbir vakfı olmadığı ve her ne kadar cami olduktan sonra sultanlar ve halk tarafından bazı gelirleri bağlanmışsa da bunlardan aşar olarak bağlanan sultan gelirlerinin kaldırılmış olduğu ve halk tarafından bağlanan gelirler ise Kur’an okumak ve buna benzer belli ve nerede olursa olsun yapılabilir dini emekler için olup müzeye çevrilmesi ve korunması için verilecek bir geliri bulunmadığı ve şimdiye kadar tamiri, gelirine bakmadan diğer vakıflarla bir arada yapılagelmekte olan bu bina cami olmaktan çıkınca artık buna da imkânkalmayacağı ve bütçelerinin bugünkü vaziyeti herhangi bir yardıma ve yol bırakmamakta olduğu ve çevresindeki yapıların evkafa ait olanları yıkmak ve kaldırmak, elden gelirse de ötekine berikine ait olanların evkafça satın alınmasına imkân bulunmadığı…”

Evkaf Umum Müdürlüğü’nün Ayasofya Camii’nin “Bizans’tan kalma bir eser” olarak tanımlaması, Ayasofya Camii’nin yaklaşık 480 yıl boyunca İslam sancağı altında İstanbul’un en önemli camilerinden biri olarak kullanılmış olduğu gerçeğini göz ardı ettiğini göstermektedir. Aslında ifade etmek istedikleri caminin Müslüman bir banisinin olmaması sebebiyle kendisine ayrılan bir vakfın olmaması şeklindedir. Ancak camiye ait vakfın olmaması gerekçesi aslında Cumhuriyet döneminde yaşanılan dönüşümün bir neticesidir. Zira uzun yıllar Osmanlı sultanlarının bizatihi ilgilendiği, giderlerinin karşılandığı, gerekli tadilat ve tamiratlarının yapıldığı Ayasofya Camii, cumhuriyetin ilanı ile bu gelirlerden mahrum kalmış, Evkaf Umum Müdürlüğü ise gelirleri, giderlerini karşılayamayan bu tarihi yapıyı kısıtlı imkânlarla ayakta tutmaya çalışmış ancak başarılı olamamıştır. Bakanlar Kurulu, Maarif Vekâleti’nin gönderdiği yazıya istinaden Ayasofya Camii’nin etrafındaki dükkânların yıktırılması işinin Evkaf Umum Müdürlüğü’nce, istimlak, bakım, onarım masraflarının Maarif Vekâleti’nce yapılmasını ve Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesi 24.11.1934 tarihinde karara bağlamıştır. Böylelikle yarım asırlık Ayasofya Camii, müzeye dönüştürülmüştür .

***

İlgili Bakanlar Kurulu kararında caminin tam olarak neden müzeye çevrilmesi gerektiğine ilişkin net bir ifade yer almamaktadır. Zira, ilgili kararda Maarif Vekaleti’nin ilmi bir eser kazandırma gayesiyle İslam dünyasında zaferin simgesi haline gelmiş kadim bireserin bu kadar basit ve gerekçesiz bir şekilde oldubittiye getirilerek müzeye çevrilmesi, günümüz perspektifinden pek anlamlı görünmemektedir. İlgili karar dikkatle okunduğunda Bakanlar Kurulu kararında durumun gerekçesi yazılmamış, sadece ilgili kurumlardan gelen yazılara yer verilerek son satırda durumun icra vekilleri heyetinde görüşülerek karara bağlandığı ifade edilmiştir. Bununla birliktecaminin müzeye dönüştürülmesi sonrasında, bir kısmında veya tamamında ibadet edilip edilemeyeceği de açıkça belirtilmemiş olup ilgili karar Resmî Gazete’de yer almamıştır.

Konuya ilişkin olarak Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Bakanlar Kurulu kararını içeren belgenin sahte olduğunu, belgede yer alan imzanın Atatürk’e ait olmadığını çünkü Atatürk’ün imzasını atarken Atatürk’ün ilk harfi olan a harfini küçük olarak yazdığını ifade etmiştir . Yapılan incelemelerde Atatürk’ün Soyadı Kanunu’ndan önce,“Gazi Mustafa Kemal” şeklinde imza attığı ancak Soyadı Kanunu ile birlikte “K.atatürk” şeklinde imza atmaya başladığı görülmektedir. Atatürk’ün imzası olan 1934-1935 tarihli evraklar incelendiğinde Atatürk’ün istisnasız olarak belgelerde Atatürk kelimesinin ilk harfini küçük olarak yazdığı görülmektedir.Bu konuda net bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte her iki imzanın da birer örneğini paylaşarak kararı okuyuculara bırakıyoruz.

***

Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülen Ayasofya Camii’ne ilişkin olarak Prof. Dr. Semavi Eyice, bu kararın Atatürk’ün doğrudan bir direktifi olmadığını ve daha çok Maarif Vekili Abidin Özmen’in marifeti olduğunu iddia etmiştir. Eyice, konuya ilişkin olarak durumu şu şekilde aktarmaktadır :

“O zaman Maarif Vekili bulunan Abidin Özmen’in ifadesine göre bir akşam Atatürk’ün sofrasında ilk defa olarak bu fikir ortaya atılmış ve kendisi ertesi gün Başbakan İsmet İnönü’ye bu konuşmayı bildirmiş ve Ayasofya’¬nın “Evkafça tahliye edilerek müze olarak kullanılmak üzere Maarif Bakanlığı’na devrini teklif eden Başbakanlığa hitaben yazılan ve bu işte ilk yazılı vesika olan” müzekkeresini de takdim etmiştir.Başbakanlıktan Evkaf’a havale edilen evrak 24 Kasım 1934 de Vekiller Heyeti’nin de tasvibinden çıkmış ve 1 Şubat 1935’te resmen Ayasofya müzesi açılmıştır.”

Semavi Eyice’ye göre Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi olayı aslında Atatürk’ün doğrudan bir direktifi olmadan Abidin Özmen’in kendi teşebbüslerini Atatürk’ün direktifi olarak göstermesi ile başlayan bir süreç olarak ifade edilmiştir.

Bu durumu destekleyen bir başka görüş ise Erdem Yücel’e aittir. Müze ve arkeoloji alanında uzman olan Yücel, konuya ilişkin olarak Abidin Özmen’in“Aldığı büyük şifahi emir üzere Ayasofya Camii’nin müze haline konması için gereken incelemenin başlandığını”belirterek Başvekâlet’ten Evkaf Umum Müdürlüğü’ne konuya ilişkin bir talimatname vermesini istemiştir. Böylelikle camiden müzeye dönüşüm süreci resmiyete dökülmüştür.

Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesi konusunda bir diğer belge ise 29.12.1934 tarihinde Ayasofya Müzesi’nin kurulmasından evvel İstanbul Alman Asar-ı Atike Enstitüsü Müdürü Bay Sehede’nin cami çevresinde kazı yapmasına izin veren bir diğer arşiv vesikasıdır. Ancak burada yer alan imza Atatürk’ün sürekli kullandığı imza olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dr. Murat Yıldız Millî Gazete için yazdı...

13 Tem 2020 - 04:30 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?