Reklamı Kapat

Sizin medeniyetiniz: Yaktınız, yıktınız, katlettiniz, imha ettiniz...

Srebrenitsa soykırımının 25. yıl dönümü... Unutmadık, unutmayacağız!

+1
Haber albümü için resme tıklayın

“Kimin vücudu sıcaksa kafalarına sıkın’ dediler ve 8372 cana kıydılar. Güvenli bölge ilan etmişlerdi... Barış gücü onları koruyacaktı... Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne mensup Hollandalı komutan 15 askerine karşılık barış gücü üssüne sığınan Boşnakları Sırp katillere teslim etti.

*1995 yılının Temmuz ayında Sırp katiller sistematik olarak yürüttükleri katliamlarda sadece Srebrenitsa’da beş gün içinde 8.372 Boşnak’ı katletti... Hem de dünyanın gözlerininiçine bakarak... Böylece 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanan en büyük soykırım gerçekleştirildi.

Soykırımın 9 kurbanı daha toprağa verildi

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanmış en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen Srebrenitsa Soykırımı’nın 9 kurbanı daha Potoçari Anıt Mezarlığı’na defnedildi. Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’da 1995 yılının Temmuz ayında yaşanan ve en az 8 bin 372 Boşnak sivilin acımasızca katledildiği soykırımın kimlik tespiti yapılan 9 kurbanı daha ebedi huzura kavuştu.

Bosna Savaşı sırasında Sırpların yaklaşık 10 bin Müslüman Boşnak erkeği vahşice katletmesinin üzerinden 25 yıl geçti. 11 Temmuz 1995, Srebrenitsa katliamı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak dünyaya kazınan soykırımda, genci yaşlısı ayırt edilmeden Boşnaklar öldü­rülmüştü.

Binlerce masum insan katledildi

En az 8 bin 372 Boşnak sivilin katledilmesinden geriye kalan bedenler, hala o toprakların altında. Dünyada Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından yaşanan gelişmeler, 6 federe cumhuriyetten oluşan Yugoslavya’nın da dağılmasına neden oldu. Ancak Bosna’nın bağımsızlık kararını tanımayan Sırplar, Saraybosna’yı kuşatma altına alarak üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’nı başlattılar.

Dünya sessiz kaldı

1995’in Temmuz ayında Srebrenitsa’da Sırp ordusu, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanan en büyük soykırım gerçekleştirdi. Sırp kuvvetleri, Bosna’nın doğu yakasında, tüm dünyanın gözleri önünde, Boşnaklara karşı her türlü savaş suçunu işledi. Sırp kuvvetleri Srebrenitsa’da beş gün içinde 8 bin 372 Boşnak’ı öldürdü, yüzlerce kadına ve küçük yaştaki kız çocuğuna tecavüz etti. Bir gün içerisinde 20 binin üzerinde mülteci, ülkeden zorla çıkarıldı. Vahşi katliamın üzerinden 25 yıl geçti. Bölgede yaşanan acılar dinmiş değil.

Soykırımın 9 kurbanı daha toprağa verildi

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanmış en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen Srebrenitsa Soykırımı’nın 9 kurbanı daha Potoçari Anıt Mezarlığı’na defnedildi. Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’da 1995 yılının Temmuz ayında yaşanan ve en az 8 bin 372 Boşnak sivilin acımasızca katledildiği soykırımının kimlik tespiti yapılan 9 kurbanı daha ebedi huzura kavuştu. Bu yıl defnedilen soykırım kurbanlarının en genci öldürüldüğünde 23 yaşında olan Salkoİbisevic oldu. İbisevic’in yakınları mezarı başında duygusal anlar yaşadı. Bu yıl defnedilen soykırım kurbanlarının en genci öldürüldüğünde 23 yaşında olan Salko İbisevic, en yaşlısı ise 70 yaşında öldürülen Hasan Pezic oldu.

Toprağa verilen diğer kurbanlar ve yaşları ise şöyle:

“Sead Hasanovic (24), Alija Suljic (26), Hasib Hasanovic (25), Zuhdija Avdagic (48), Bajro Salihovic (52), İbrahim Zukanovic (54), Kemal Music (27).” Potoçari Anıt Mezarlığı’na bugüne kadar 6 bin 643 soykırım kurbanı defnedilirken, dünkü cenaze töreninin ardından bu sayı 6 bin 652’ye yükseldi.

Bizim medeniyetimiz: İhya ettik...

Fetih ruhunun temsilcisi olan ecdadımız, yüz yıllar boyu birçok beldeyi zulümden kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmuştur. Kapılarını medeniyete açmıştır. Tıpkı İstanbul gibi, Ayasofya gibi... Ayasofya, Fetih’ten sonra yeniden ihya edilerek yüz yıllar boyu görevini yaptı. Bugün ise 2. Dünya Savaşı’nın ardından en büyük katliamın, Srebrenitsa’nın 25. yıl dönümünü yaşıyoruz. Her ne kadar Avrupa’dan timsah gözyaşları dökülse de yüz yılın kara lekesi onların da eline yüzüne bulaşmış durumda. Aynı Avrupa’nın, Ayasofya’nın özgürlüğüne kavuşmasına söyleyecek hiç bir sözü olamaz...

Kararname Resmi Gazete’de yayımlandı

Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. Kararda, 1934 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla iptal edildiği anımsatıldı.

* Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. Kararda, Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi hakkındaki 1934 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla iptal edildiği anımsatıldı. Bu kapsamda, Ayasofya Camii’nin yönetiminin 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 35. maddesi gereğince Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılmasına karar verildiği belirtildi.

“Eksikler tamamlanacak”

* Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Biz önce camimizi ziyaret ederek neler gerekiyor hangi konularda ihtiyaç var bunları tespit edeceğiz. Sonra da eksikleri ne ise onları tamamlayacağız. Bunu inşallah 24 Temmuz’a kadar tamamlamayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.

* Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Ayasofya’nın ibadete açılmasına ilişkin, “Aslına rücu ettirilmiş olmasının çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. İnşallah cemaati bol olsun. Ziyaretçisi bol olsun. İçinde sadece ibadet etmekle kalınmasın ve bir mektep, bir medrese olsun” dedi. Erbaş, çeşitli programlar için geldiği Rize’de, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Karaman’ı ziyaret etti. Erbaş, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Ayasofya Camii’nin ibadete açılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Caminin, 1500 yılı aşkın tarihi geçmişi olduğunu hatırlatan Erbaş, “Dolayısıyla ben bütün insanlığın esasında içinde ibadet edilebilen bir mabede dönüştürülmüş olmasının, aslına rücu ettirilmiş olmasının çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. İnşallah cemaati bol olsun. Ziyaretçisi bol olsun. İçinde sadece ibadet etmekle kalınmasın ve bir mektep bir medrese olsun” değerlendirmesini yaptı.

“Hanımla beraber sevinçten ağladık”

Emir Sultan’daki evinde torunlarıyla ve ailesiyle mutluluğunu paylaşan Kandemir, “Sevinçten ağladım, hissettiğim bu. Hanımla beraber karşı karşıya geçtik ve sevinçten epey ağladık, telefonlara cevap veremedik. Torunum burada, dedim ki, ‘Bu faaliyetlere benden sonra siz devam edeceksiniz.’ O da, ‘Dede ben devam edeceğim’ dedi” ifadelerini kullandı.

Danıştay’da açtığı “Ayasofya davası”nı kazanan Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Başkanı İsmail Kandemir, “Sevinçten ağladım, hissettiğim bu... Hanımla beraber karşı karşıya geçtik ve sevinçten epey ağladık” dedi. Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali istemiyle Danıştay 10. Dairesi’ne dava açan Kandemir, yaşadığı süreci anlattı. Emir Sultan’daki evinde torunlarıyla ve ailesiyle mutluluğunu paylaşan Kandemir, “Sevinçten ağladım, hissettiğim bu. Hanımla beraber karşı karşıya geçtik ve sevinçten epey ağladık, telefonlara cevap veremedik. Torunum burada, dedim ki: ‘Bu faaliyetlere benden sonra siz devam edeceksiniz’. O da, ‘Dede ben devam edeceğim’ dedi” ifadelerini kullandı. Davayı kazanmanın yetmediğini, uygulanmasının da gerektiğini vurgulayan Kandemir, “Cumhurbaşkanımızın bu konuda gösterdiği hassasiyet, iyi niyet bizim çalışmalarımızı neticelendirdi. Mescid-i Aksa’ya biz gitmek istedik fakat bizi içeri almadılar. Benim en büyük arzularımdan bir tanesi Fatih Sultan Mehmet’in vakıflarından, Yunanistan Atina’daki vakıflarının faaliyete geçmesi” ifadelerini kullandı. Kandemir, uzun yıllardır mücadele ettiğini belirterek şunları kaydetti: “Yılmadım, zaten yılsaydım netice buraya gelmezdi. İnsanların ne söylediği önemli değil, önemli olan, kişinin kızıl elması. Ben Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü mezunuyum. Trabzon’dan İstanbul’a giderdim, İstanbul’da Ayasofya’ya giderdim, o zamanlar namaz kılmak yasaktı. Bir arkadaş oradaki görevlileri gözetlerdi, biz de pencerenin kenarında iki rekat namaz kılardık. Trabzon’da da Ayasofya var, orada hiç unutmuyorum, tozlu ve kapısı kilitliydi. Orada iki rekat namaz kıldım, ‘İnşallah burada da halılarda namaz kılacağım’ dedim. Şimdi açık, orada namaz kılınıyor, bu konuda da çalışmam oldu. İznik Ayasofya’sı ilgili de çalışmam oldu.” Ayasofya Camii’ne ilişkin kararın hemen uygulandığını belirten Kandemir, aynı uygulamayı Edirnekapı’daki Kariye Camii için de beklediğini ifade etti. İmrahor İlyas Bey Camii ile ilgili de benzer karar alındığını ifade eden Kandemir, burada da ibadet uygulamasının başlamasını istediğini dile getirdi.

“İnsanların ortak özlemiydi, bu özlemin neticelenmesi beni anlatılmaz derecede duygulandırdı”

İsmail Kandemir, 14 yaşındayken Emir Sultan’ın hayat hikayesini okuduğunu ve ona yakın olmak için bu civarda oturduğunu belirterek Fatih Sultan Mehmet’in hayatını okuduktan sonra da onun vakıflarına sahip çıkmak ve ihya etmek için çalışmalara başladığını anlattı. Kendisinden sonra çalışmaları çocuklarına ve torunlarına bırakacağını belirten Kandemir, “Bir gün Ayasofya’yı para verip ziyaret ettim. Bir kız yarım saat kadar dua etti, ben de onun arkasında bekledim. Duadan sonra o kıza dedim ki: ‘Sizi tanımak istiyorum.’ ‘Ben Sırbistan’ın Sancak eyaletinden geliyorum, burada namaz kılmak için dua ediyorum, sırf Ayasofya’yı göreceğim ve gideceğim’ dedi. İnsanların ortak özlemiydi, bu özlemin neticelenmesi beni anlatılmaz derecede duygulandırdı. Bu duygunun diğerleri için de yaşanmasını istiyorum. Cuma namazını Cumhurbaşkanımız kıldırırsa sevineceğimi belirtmek istiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Edirnekapı’daki Kariye’nin camii olması için Danıştay karar verdi

Derneğin avukatı Selami Karaman da duruşmaya katıldıklarını ve Ayasofya’nın cami olmasıyla ilgili iddialarını dile getirdiklerini söyledi. Mülkiyet konusunun önemine işaret eden Karaman, şöyle konuştu: “Ayasofya Camii’nin mülkiyetinin Ebu’l Feth Sultan Mehmet Vakfı’na ait olması ve 1936 yılında Türkiye tarafından verilen tapunun da yine aynı vakfa ait olması, vakıf senedinde Ayasofya’nın sadece cami vasfıyla kullanılmasının gerektiğinin yazılı olması iddialarımızı biz orada tekrar dile getirdik. Karar açıklandı ve Danıştay mülkiyetle alakalı husustan dolayı, Bakanlar Kurulu Kararı’nı iptal etti. Bu şekilde 86 yıldır müze olarak kullanılan Ayasofya, tekrar cami statüsüne kavuştu hamdolsun. Kariye Camii ile alakalı Danıştay 10. Dairesi bu davayı reddetmişti. Üst mahkemeye itiraz edildi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2019 Haziran ayında bu kararı bozdu. Bu bozma gerekçesinde aynı Ayasofya gibi mülkiyetle alakalı konu. Kariye Camii’nin aynı vakfiyeye dahil olması ve Fatih Sultan Mehmet’in iradesinin sadece cami olarak kullanılması yönünde olması nedeniyle davada bozma kararı verildi. Bununla alakalı 10 Temmuz itibarıyla Danıştay, nihai kararını bize tebliğ etti. Orası da dün itibarıyla cami vasfına kavuşmuş oldu, inşallah bundan sonra devletimizin, cami olmasıyla alakalı adımları atacağını düşünüyoruz.”

Ayasofya’ya ilişkin hukuki süreç

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya için ilk olarak 2005’te Danıştay’a dava açmıştı. Dernek, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptalini ve yürütmenin durdurulmasını istemişti. Danıştay 10. Dairesi, 24 Haziran 2005’te söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı’nın yürütmesini durdurma istemini reddetmişti. Daire 2008’de ise Ayasofya Camii’nin müze olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığına işaret ederek davayı reddetmişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, dairenin bu kararını onamıştı. Dernek, 2016’da tekrar Danıştay’a dava açmıştı. Derneğin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru hakkında ise 2018’de karar verilmişti. Yüksek mahkeme, Ayasofya’nın namaz kılınması için ibadete açılması yönündeki talebin reddedilmesi nedeniyle din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruyu, “incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez bulmuştu.

12 Tem 2020 - 04:30 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?