Reklamı Kapat

İmanın şartı kaçtır, anlamları nelerdir?

İman konusuna dair hususlar merak ediliyor. "İman ne demektir?", "İmanın şartı kaçtır?", "İmanın şartları nelerdir?" ve "İmanın şartlarının anlamları nelerdir?" sorularının cevabı haberimizde...

Yüce dinimize ilişkin hususlar vatandaşlar tarafından merak ediliyor. Vatandaşlarımızın merak ettiği hususlardan birise de iman konusu... İman konusuna ilişkin olarak "İman ne demektir?", "İmanın şartı kaçtır?", "İmanın şartları nelerdir?" ve "İmanın şartlarının anlamları nelerdir?" sorularının cevapları araştırılıyor.

"İman ne demektir?", "İmanın şartı kaçtır?", "İmanın şartları nelerdir?" ve "İmanın şartlarının anlamları nelerdir?" sorularının cevabına bu haberi okuyarak ulaşabilirsiniz.

İMAN NE DEMEKTİR?

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sitesinde yer alan ifadelere göre İman; bir şeyi gönül huzuru ile benimseme, ona içten ve yürekten inanmak demektir.

İslâm’a göre iman, Peygamber Efendimizin (sav) Yüce Allah’tan (cc) getirdiklerinin doğru olduğunu kabul edip, onlara gönülden inanmaktır. Bir hadiste şöyle belirtilmektedir:  

Hz. Peygamber (sav), ashabı ile otururken beyaz elbise içerisinde bir adam gelir ve Hz. Peygamberin (sav) önüne diz çöküp oturur.

Rasulullah’a (sav) : “İman nedir?” der.

Rasulullah (sav) : “İman: Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe (öldükten sonra dirileceğine), kadere, hayrına ve şerrine inanmandır” cevabını verir.

Adam: “İslâm nedir?” der.

Rasulullah (sav) : “İslâm: Allah’a (cc) ibadet edip, O’na hiç bir şeyi ortak koşmaman, namazını kılman, farz olan zekâtı vermen, hacca gitmen orucu tutmandır” karşılığını verir.

Adam:  “İhsan nedir?” der.

Rasulullah (sav) : “İhsan: Allah’ı (cc) görüyormuş gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor.” diye cevap verir. Adam sonra çıkıp gider. (Buhârî, “İman”, 37; Müslim, “İman”, 1, 5).

İMANIN ŞARTI KAÇTIR?

İmanın esasları altıdır ve Amentü cümlesinde toplanmıştır. Amentü şudur:

“Ben, Allah’a, Allah’ın meleklerine, Allah’ın kitaplarına, Allah’ın peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, iyilik ve kötülüğün Allah’ın yaratmasıyla olduğuna, inandım. Öldükten sonra dirilmek haktır. Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed (sas.) O’nun
kulu ve resulüdür.”

ALLAH'A İMAN NEDİR?

Ergenlik çağına gelmiş, aklı olan her erkek ve kadına ilk önce farz olan, Allah’ı bilmek ve O’na inanmaktır. 

Allah vardır. O’nun varlığını anlamak ve bilmek için kendimize, kâinata ve kâinattaki yaratılış inceliklerine ve her şeyin yerli yerine konduğuna bakmak yeterlidir.

Evrende, (kâinatta) hiçbir şey kendiliğinden olmuş değildir. Mutlaka onu yapan ve ona şekil veren birisi vardır. Giydiğimiz elbise, kullandığımız eşya ve içinde oturduğumuz ev, bindiğimiz vasıta, bütün bunların bir ustası ve yapan vardır. Bunun gibi bizi, bütün canlıları, kâinat ve kâinattaki akıllara durgunluk veren bu düzeni elbette bir yapan ve yaratan vardır. İşte O, Allah’tır. Bizi yaratan ve yaşatan O’dur. Öldürecek ve tekrar diriltecek olan da yine O’dur. Bu sebeple bizim için ilk görev, O yüce yaratıcıyı tanımak ve O’na inanmaktır.

Allah, vardır ve birdir. O’ndan başka ilah yoktur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“İlahınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahman’dır, Rahim’dir.” (2/Bakara, 163.)

Kâinattaki ahenk ve düzen, tabiattaki kanunların birbirine uygunluğu, Allah’ın birliğine, O’nun hiçbir surette eşi ve dengi bulunmadığına açık bir delildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (21/Enbiyâ, 22.)

MELEKLERE İMAN NEDİR?

İmanın şartlarından birisi de Allah’ın meleklerine inanmaktır.

Meleklerin Mahiyeti ve Özellikleri Nelerdir?

Melekler, Allah’ın nurdan yarattığı varlıklardır. Onlarda —bizlerde olduğu gibi— erkeklik ve dişilik yoktur. Yemez, içmez, yatıp uyumazlar, yorulmaz ve hastalanmazlar. Allah’ın dilediği kadar yaşarlar. Yerde, göklerde ve her tarafta bulunurlar. Devamlı insanlarla birlikte olanları da vardır.

Melekler, Allah’ın her emrini yerine getirir, yasaklarından sakınırlar. Gece gündüz O’na ibadet eder, dua ve niyazda bulunurlar.

Melekler, son derece kuvvetli ve süratli varlıklardır. Bizim yapamadığımızı onlar kolayca yapar, ulaşamadığımız yerlere çabucak ulaşırlar. Çeşitli görevleri olan meleklerin sayılarını ancak Allah bilir.

“Melekleri neden göremiyoruz? Melekler var olduklarına göre onları görmemiz gerekmez mi?” gibi sorular aklımıza gelebilir. Evet, melekler her yerde bulundukları hâlde onları göremiyoruz. Çünkü onlar nurani varlıklardır. Bizim gözlerimiz ise onları görebilecek şekilde yaratılmış değildir. Hem biz, sadece onları değil, var olduklarında şüphe olmayan daha pek çok şeyleri de göremiyoruz. Ruhumuz, bu göremediğimiz şeylerdendir. Ruhumuzu da göremiyoruz ama var olduğuna inanıyoruz. Her var olan şeyin görülmesi de gerekmez.

İşte melekler de ruhumuz gibidir, gözle görülmezler. Allah, bizim göremediğimiz melekleri peygamberlerine göstermiş ve onların aracılığıyla peygamberler Allah’tan mesajlar almışlar, Allah’ın kelamını işitmişlerdir. Kur’an-ı Kerim de, Peygamberimize böyle gelmiştir ve Kur’an-ı Kerim’de onların var oldukları bildirilmiştir.

Bunun için biz, melekleri görmediğimiz hâlde onlara inanırız.

Meleklere İmanın Faydaları Nelerdir?

İman esasları, insanın, yaşayışında kendisine rehber edineceği ve daima hareketlerini ona uyduracağı prensiplerdir. Bu bakımdan meleklere iman, büyük önem taşımaktadır. Çünkü melek, insanı iyiliğe çağıran bir vasıtadır. Buna inanan insan, kendisini iyiliğe çağıran her sese kulak verir ve çağırılan yere gider.

Ayrıca, meleklerden bazıları devamlı olarak insanla beraber bulunur, insanın yaptığı iyilik ve kötülükleri yazarlar. Bunun için imanlı insan, sözlerine ve davranışlarına dikkat eder.

Diğer taraftan, insanın yaptıklarını yazan meleklerin, iyi şeyler yazmaları için dikkatli olur ve her işinde dürüst olmaya özen gösterir.

Başlıca Büyük Melekler Nelerdir?

Cebrail (as.): Allah’tan peygamberlerine vahiy ve kitap getiren, yani, elçilik yapan melektir.

Mikail (as.): Tabiat olaylarıyla ilgili görevleri bulunan melektir.

İsrafil (as.): Kıyametin kopması ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmeleri için “sûr”a üflemekle görevlidir.

“Sûr” kelime olarak boru, üflenince ses çıkaran boynuz anlamına gelir. İsrafil (as.), keyfiyetini Allah’ın bildiği “Sûr” denilen bir araca üç defa üfleyecektir.

Birinci üfleyişte Allah’ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde bulunanlar dehşete kapılacaktır.(27/Neml, 87.)

İkinci üfleyişte, Allah’ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölecek.(39/Zümer, 68.) Üçüncü üfleyişte ise ölmüş olanlar mahşer yerinde toplanmak üzere dirilecektir.(39/Zümer, 68.)

Azrail (as.): Can almaya memur olan melektir.

Ayrıca, devamlı olarak insanlarla beraber bulunan ve insanların yaptıkları iyilik ve kötülükleri yazan melekler de vardır. Bunlara: “Kirâmen Kâtibîn = Yazıcı Melekler” denir.

Meleklerin bazıları da öldükten sonra insanlara sorular sorarlar. Bunlara da, “Münker-Nekir” denir. Her ikisine birden “Münkereyn” de denir. Bilinmedikleri ve tanınmadıkları için bu adla anılmaktadırlar.

Cin ve Şeytan

Meleklerden başka Allah’ın cin ve şeytan gibi yine bizim göremediğimiz, fakat var olduklarında şüphe olmayan yaratıkları vardır. Bunların varlığını Kur’an-ı Kerim haber vermektedir. Kur’an-ı Kerim’in her haberi gibi bu da doğrudur.

Cin, insanoğlundan önce yaratılmıştır. Cinler, Allah’ın izniyle çeşitli şekillere girerler. Allah’ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremezler.

Cinler de biz insanlar gibi, Allah’ı tanıyıp, O’na ibadet etmekle yükümlüdürler.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. (51/Zâriyât, 56.)

Diğer taraftan Kur’an-ı Kerim, cinlerden bir kısmının, peygamberimizi Kur’an okurken dinleyerek iman ettiğini, sonra da gidip bunu diğer cin topluluklarına haber verdiklerini bildirmektedir. (72/Cin, 1-2.)

Şeytan da cinlerden olup göremediğimiz varlıklardan birisidir.

Şeytan, ilk insan ve ilk peygamber Âdem’den (as.) önce yaratılmıştır. Uzun süre Allah’a ibadet etmiş ve melekler arasında yer almıştır. 

Allah Teala, Âdem’i (as.) yaratınca meleklere, ona secde etmelerini emretmiş, bütün melekler bu emre uyarak Âdem’e (as.) secde etmişlerdir. Şeytan ise bu emre uymamış, “Ben ondan daha hayırlıyım, çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (7/A’râf, 12.) diyerek Âdem’e (as.) secde etmemiştir.

Bunun üzerine Allah, “Öyle ise oradan çık, çünkü artık kovuldun.” (15/Hicr, 34.) buyurarak onu rahmetinden uzaklaştırmıştır. Şeytan, Allah’tan, insanların dirilecekleri güne kadar yaşama izni istemiş, bu da kendisine verilmiştir.

Bundan sonra şeytan, yeryüzünde yaşayan insanları tüm imkânlarıyla Allah’a giden yoldan uzaklaştırıp sapıtacağını söyleyerek Allah’ın katından ayrılmıştır.

Kur’an’da “İblis” olarak da adı geçen şeytanı, Allah insanoğlunun düşmanı olarak tanıtmış ve böylece tanınmasını istemiştir. Cinlerden iman etmeyenler de şeytanın yardımcılarıdır.

KİTAPLARA İMAN NEDİR?

İmanın şartlarından birisi de Allah’ın kitaplarına inanmaktır.

Allah, kitaplarını peygamberlerine vahiy yoluyla indirmiştir. 

İlahi Kitaplar ve Sayfalar Nelerdir?

Allah, yarattığı insanı başıboş bırakmamış, dünya ve ahirette mutlu olmasını sağlayacak yolları, peygamberleri aracılığıyla göstermiştir. Peygamberler de vahiy yoluyla Allah’tan aldıklarını aynen tebliğ etmişlerdir. Peygamberlerin Allah tarafından getirdiklerini ilahi ve semavi
kitaplar oluşturmaktadır.

Allah tarafından peygamberlere gönderilen kitaplardan bazıları birkaç sayfadan meydana gelen küçük kitaplardır. Bunlara sahifeler anlamına gelen “Suhuf’, diğerlerine dört büyük kitap denir.

Sayfalar:

10 sayfa, Hz. Âdem’e (as.),

50 sayfa, Hz. Şit’e (as.),

30 sayfa, Hz. İdris’e (as.),

10 sayfa, Hz. İbrahim’e (as.) indirilmiştir.

Bugün bu sayfalardan hiçbiri mevcut değildir.

Büyük Kitaplar:

Zebur, Hz. Davud’a (as.),

Tevrat, Hz. Musa’ya (as.),

İncil, Hz. İsa’ya (as.),

Kur’an-ı Kerim de Hz. Muhammed’e (sas.) indirilmiştir.

Bu kitaplardan, Davud’a (as.) gönderilmiş bulunan Zebur’dan birkaç Mizmar kalmış, diğerleri kaybolmuştur.

PEYGAMBERLERE İMAN NEDİR?

İmanın altı esasından birisi de peygamberlere inanmaktır.

Peygamber, Farsça bir kelime olup, “haber götüren” demektir. Dindeki manası ise Allah’ın insanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirdiği seçkin insandır. Peygamber, Allah’ın kendisine vahyettiğini insanlara duyurur, Allah ile kulları arasında elçilik yapar.

Peygamberlerin bir kısmına kitap indirilmiştir. Onlara “resul” denir. Çoğulu “rusül”dür. Bir kısmına da kitap indirilmemiştir. Bunlar, kendilerinden önceki peygamberlere inen kitaplarla amel eder ve o kitapları tebliğ ederler. Bunlara da “nebi” denir. Çoğulu “enbiya”dır.

Bu tarife göre, kendisine kitap indirilen resule nebi de denir. Fakat bir başka peygambere indirilen kitap ile amel eden ve o kitabı tebliğ eden nebiye resul denmez. Başka bir ifade ile her resul, aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi, resul değildir.

İnsanların peygamberlere ihtiyacı vardır. Çünkü insan, aklıyla her şeyi bilemez. Bizi ve kâinatı yaratan Allah Teala’yı aklımız ile bulabilirsek de, O’na nasıl ibadet edeceğimizi, O’nun emirlerinin ve yasaklarının neler olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Bunları bize bildiren, peygamberlerdir. Bunun içindir ki Allah, kendilerine peygamber göndermediği, emir ve yasaklarını peygamberlerle bildirmediği kimselere azap etmeyeceğini Kur’an-ı Kerim’de haber vermiştir. (17/İsrâ, 15.)

AHİRETE İMAN NEDİR?

İmanın altı şartından birisi de ahirete inanmaktır.

Allah’tan başka her şeyin bir sonu vardır. Dünyanın da bir gün sonu gelecek, o da canlılar gibi bir gün yok olacaktır. Hiç ölmeyecek, baki kalacak, yalnız Allah’tır.

Dünyanın sonu gelince, Allah Teala İsrafil’e (as.) emredecek, o da “Sûr”a üfürecektir. Bu üfürüşle yer yerinden oynayacak ve bütün canlılar ölecektir. Ancak Allah’ın istedikleri kalacak, onlar da daha sonra öleceklerdir. İşte dünyanın sonu budur.

Kur’an-ı Kerim’de kıyamet günü şöyle anlatılır:

“Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Çünkü kıyamet gününün sarsıntısı müthiş bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden
vazgeçer. Her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir hâlde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir, fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (22/Hacc, 1-2.)

KADER VE KAZA’YA İMAN NEDİR?

İmanın şartlarından birisi de kaza ve kadere inanmaktır.

Kader: Allah’ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve yerini, niteliklerini ve özelliklerini önceden bilmesi ve takdir etmesi demektir.

Kaza: Allah’ın ezelde takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince takdir ettiği şekilde onları yaratması demektir.

Başka bir ifade ile kader, Allah’ın kanunları, ölçüleri, kaza ise işlerin o kanun ve ölçülere göre meydana gelmesidir.

Her şeyi takdir edip yaratan Allah Teala’dır. Çünkü O’ndan başka yaratıcı yoktur. Allah, olmuş ve olacak her ne varsa onları önceden biliyor. Zamanı gelince onlar da O’nun bilgi ve takdirine uygun şekilde meydana geliyor. O’nun bilgi ve takdiri dışında hiçbir şey meydana gelmez. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (57/Hadîd, 22.)

“De ki: Allah’ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez. O, bizim Mevlamızdır. İnananlar Allah’a güvensin.” (9/Tevbe, 51.)

İşte kader ve kaza budur.

Kaza ve kader denilince akla Allah’ın İlim, İrade ve Tekvin sıfatları gelmelidir. Allah Teala biliyor ve yaratıyor.

Her şey Allah’ın dilemesiyle ve yaratmasıyla oluyor, bunda şüphe yoktur. Ancak akla şöyle bir soru da gelebilir: “Mademki her şey Allah’ın
takdiri ile oluyor, o hâlde biz, yapılması emredilen şeyleri yapmadığımız, yapılmaması istenilen şeyleri de yaptığımız için neden sorumlu oluyoruz? Çünkü biz bunları Allah’ın takdiriyle yapıyor veya yapmıyoruz.”

Şimdi akla gelebilen bu soruyu cevaplandıralım: Allah Teala insanları yaratmış, onlara akıl, irade ve güç vermiştir. İnsan, aklıyla ve iradesiyle iyi olanı seçmesi ve kötü olandan sakınması gerekir. İnsanın bu seçme ve sakınma gücüne “İrâde-i Cüziyye” denmektedir. Bu irade ve isteğimizi hangi tarafa sarf eder, hangi tarafı tercih edersek, Allah da onu irade ve isteğimize uygun şekilde yaratır.

“Allah böyle takdir etmiş, ben ne yapabilirim? deyip de günah olan bir şeyi yapmaya kalkışamayacağımız gibi, böyle kötü bir işi yaptıktan ve mesela —Allah korusun— adam öldürdükten sonra “Ben ne yapayım, Allah’ın takdiri böyle imiş” diyerek de mazeret gösteremeyiz. Çünkü biz, yaptığımız işleri yapmadan önce de, yaptıktan sonra da kaza ve kadere isnat edemeyiz. Biz, irade ve isteğimizi o yöne sarf etmek suretiyle Allah’ın takdirinin bu şekilde tecelli etmesine sebep olduğumuzdan dolayı sorumlu oluruz.

Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:

Bir astronomi uzmanı, yaptığı hesap sonucu güneşin tutulacağını tespit ederek önceden haber veriyor. Günü gelince de güneş tutuluyor.

Şimdi güneş, bu uzman haber verdiği için mi tutuluyor? Yoksa güneş tutulacağı için mi uzman bunu önceden tespit edip bildiriyor?

Başka bir ifade ile astronomi uzmanının, güneşin tutulacağını bildirmesi mi güneşin tutulmasına sebep oluyor? Yoksa güneşin tutulacağı mı uzmanın önceden bunu, bildirmesine sebep oluyor.

Şüphesiz, güneşin tutulacağı, uzmanın bunu tespit edip önceden haber vermesine sebep olmuştur, yoksa uzman bunu haber verdiği için güneş tutulmuş değildir.

İşte, bizim yapacağımız işleri Cenab-ı Hakk’ın önceden bilmiş olması da bunun gibidir. Yani, biz, kendi irademizle yaptığımız işleri Cenab-ı Hak sınırsız ilmiyle önceden bilip takdir ediyor. Yoksa O, bildiği için biz onları yapmak zorunda kalmıyoruz. Esasen, bizimle ilgili olarak ne
takdir ettiğini de bilmiyoruz. Bir şeyi yapmaya ve yapmamaya karar verirken, hiçbir baskı hissetmeden kendi hür irademizle karar veriyoruz.

Kaynak: İslam İlmihali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

# DİNİ SORULARA CEVAPLAR İLE İLİŞKİLİ:

01 Haz 2020 - 14:23 - Aile & Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?