Vakit infak vaktidir

"İnfak" kitabının yazarı Harun Macit ile infak üzerine konuştuk…

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri

İmani sorumluluğumuzu yeniden hatırlayarak dünyanın geçici haz ve eğlencelerinden kendimizi kurtarıp, Allah’ın (C.C.) bize karşılıksız olarak verdiği nimetleri, O’nun rızası için gerekli yerlere zamanında vererek ebedi mutluluğun hazzını tatmalıyız. İşte Ramazan ayı bunu yüreğimizde hissettiğimiz en önemli aydır. Özellikle koronavirüs belası dolayısıyla mağdur ve mazlum hale düşen, evine ekmek götüremeyen binlerce insanın halini bugünlerde daha çok hissedip, infakı daha çok hatırlamamız gerekiyor.

Ramazan ayı, Peygamberimizin (S.A.V.) cömertlikte rüzgâr gibi olduğu, müminlerin infak, sadaka, zekât ve fitrelerini vermekte acele ettikleri bir ay. Bu ayın sosyoekonomik olarak müminleri inşa eden yönü konusunda neler düşünüyorsunuz?

Yaratılış gayemiz Allah’a kulluk ve ibadettir. Onun için bize emanet olarak verilen mevki, makam, mal, sağlık, ilim vb. tüm nimetleri O’nun yolunda ve emrettiği şekilde infak etmek elbette Allah’a (C.C.) başlıca kulluk görevlerimiz arasındadır.

Rabbimiz insanları kendi aralarında güçlü-zayıf, zengin-fakir olarak farklı konumlarda yaratmıştır. Bu farklılıklar toplumda ayrılık ve zulüm için değil bilakis ahenk ve düzenin teminini sağlayan hususlardır. Allah (C.C.) bu gerçeği şöyle beyan ediyor: “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerde üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.”

Zenginlik, izzet ve üstünlük olmadığı gibi fakirlik de zillet sebebi değildir. Bu farklılıklarla Rabbimiz bizi imtihan etmektedir. Yoksa ne zengine verilen mal ne de fakirliğin yoksulluğu kalıcı değildir. Tarihte eşi görülmemiş bir infak medeniyeti kuran ecdadımız Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekildiği günden beri ırkçı emperyalizmin ve işbirlikçileri yeryüzünün her tarafında adaletsiz ve zulme dayalı küresel bir sistem kurmuştur. Bu zulüm düzeninde zenginler fakirleri, güçlüler zayıfları ezerek yeryüzünü yaşanmaz hale getirmişlerdir. Tarih boyu ecdadımızın kurduğu vakıf ve infak medeniyeti unutturulmuş, insanlar ve mazlumlar arasındaki bu çok önemli bağ da koparılmıştır. Artık Müslümanlar nerede ise infak kavramına bile yabancılaşır hale gelmiştir. İmani sorumluluğumuzu yeniden hatırlayarak dünyanın geçici haz ve eğlencelerinden kendimizi kurtarıp, Allah’ın (C.C.) bize karşılıksız olarak verdiği nimetleri, O’nun rızası için gerekli yerlere zamanında vererek ebedi mutluluğun hazzını tatmalıyız. İşte Ramazan ayı bunu yüreğimizde hissettiğimiz en önemli aydır. Özellikle koronavirüs belası dolayısıyla mağdur ve mazlum hale düşen, evine ekmek götüremeyen binlerce insanın halini daha çok hissedip, infakı daha çok hatırlamamız gerekiyor.

ARINMANIN YOLU İNFAKTAN GEÇER

İnfak nedir?

İnfak kavramı meşru bir servetin Allah rızası için karşılıksız olarak sahibi tarafından başkalarının tasarruf ve mülkiyetlerine aktarılmasını ifade eder. İnfak sadaka, tasadduk ve teberru kavramları, kuruluş ve işleyiş şekillerinde bazı farklılıklar olsa bile genel manada aynı anlamları ihtiva eder. İnfak ve benzeri ifadeler Kur’an-ı Kerim’de iki yüzden fazla yerde zikredilmektedir. Başlı başına sadece bu sayı bile infakın önemini kavramaya kâfidir. Bilindiği gibi her nimet bir külfet karşılığıdır. İslam’ın evrensel mesajının yeryüzüne ulaşması, insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını, refah ve mutlu bir hayata ulaşmasını sağlar. Bu da birbirini sevip sayan yüce ahlaki değerlerlerle süslenmiş bir cemiyetin oluşmasını mümkün kılar. Malın şükrü vermekle eda edilir. Biz verdikçe Allah, onu kat kat artırır. Vermekten kaçındığımızda verilen nimetler de elimizden alınır. Mutlak gerçek şu ki, rızkı azaltan da çoğaltan da âlemlerin Rabbi olan Allah’tır (C.C.). Arınmanın yolu infak etmekten geçer. İnfak edersek kalben ve ruhen arınırız. Gerçek iyiliğe kavuşuruz. Olgun bir kişilik, emin bir şahsiyet oluştururuz. Mallarımızdan Allah için infakta bulunarak arınınız. Yalnız Allah için vermek, insanı Allah’a yaklaştıracak, yaptığı her şeyi Hak rızası için yapma alışkanlığını kazandıracaktır. Zira kişi Allah için infak edince insanlara duyurmayacak, Rabbim bilsin yeter diyecektir. Bu anlayış onu ihsan makamına yükselterek, ruhi bir olgunluk kazandırır. Bu ruhi olgunluğu kazanan Müslümanlar yeryüzünde yaşanabilir, adil ve müreffeh bir nizamın temel taşlarını oluştururlar.

İnfak, bela ve musibetleri önler mi?

Elbette ki bunu hayatımızda onlarca belki de yüzlerce kez yaşamışızdır. Ağır bir hastalık veya herhangi bir kazada ölümün tam kıyısından nasıl döndüğümüze biz de şaşırırız. Artık bitti, ömür buraya kadarmış bir an görünmez bir el (külli) bizi oradan çekip çıkarır diye düşündüğümüz, tekrar rahata ulaşınca unuturuz bu olanları. Hani halk arasında güzel bir söz vardır. “Bir verdiğin karşı gelmiştir” veya “verilmiş sadakan varmış” sözleri tam da anlatmak istediğimizin özetidir. Resulullah (S.A.V.) buyurdu ki: “Sadaka Rabbinin öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.”

KANAAT BİTMEZ TÜKENMEZ HAZİNEDİR

İnfak’ın takva ile ilgisi var mı?

Cenab-ı Hak muttakilerin vasıflarını sayarken Allah yolunda infak edenlerden de bahsetmektedir: “O muttakiler kendilerine verdiğimiz her türlü rızktan (Allah yolunda) infak ederler.” Başka bir ayet-i kerimede, “İyiliğin karşılığı, ancak iyilik değil midir?” beyanı gereğince zekât ve infaklar, müminlere nice rahmet kapılarını aralarken, şer kapılarını da kapatır. Yani yapılan iyiliklerin karşılığı hem dünyada hem de ahirette fazlasıyla iyilik olarak infak sahibine geri dönecektir. Hz. Peygamber (S.A.V.) asıl zenginliğin mal çokluğu değil, gönül zenginliği olduğunu belirtmiştir. Buna göre herkes kanaati kadar zengindir. Kanaat ise hadis-i şerifte bildirildiği gibi bitmez tükenmez bir hazinedir. Gerçek müminler de bu zenginlik nimetine sahip olup, infakta bulunanlardır. İnfak bir mümininin hassasiyetinin ve mükellef olduğu üstün ahlakının kâmil bir tezahürüdür.

Ashab-ı Kiram’dan Ebu Zer (ra) dünya malı olarak bir dikili ağacı yoktu. Sahabenin en fakirlerindendi. Bir gün yemek yerken Efendimiz (sav) onu gördü ve “Ey Aba Zer, infak et” buyurdu. Ebu Zer, “Ey Allah’ın resulu beni en iyi sen bilirsin, dünyalık bir şeyim yoktur, ne vereyim?” dedi. Efendimiz (sav) “Ey Ebu Zer, Yediğin çorbana biraz su ilave et, çoğalt ve ondan bir kısmını infak et” buyurdu.

Ebu Zer’in (ra) bir tas çorbadan başka yiyeceği olmamasına rağmen, Efendimiz (savs) Ona enrediyordu. Demek ki infak için zengin olmamız gerekmiyor, neyimiz varsa ondan vermemiz isteniyor. Azken veren çok olduğunda da verir. Veremeyen için de malın azlığı çokluğu fark etmez. Belki malı az olduğu halde ondan verenin sevabı malı çok olup da verenden daha çoktur. Bunun karşılığını da ancak Allah verir.

İnfak insanı nasıl bir insandır?

İnfak insanı nasıl bir insandır= diye sorulduğunda şu güzel vasıflar akla gelecektir. İhtiyaç sahiplerinin farkında olan. Onları önemseyen, onlara sahip çıkan,. Onlara ulaşmayı görev  bilen, onlara verirken itina eden, olumsuzluktan arınma duyarlılığına sahip insandır. İnfak toplumu nasıl b ir toplum diye sorulduğunda da şu vasıfları görürüz. Rahmetin, şefkatin ve bereketin toplumun en uç noktalarına kadar yayıldığı, muhabbetin derinden yaşanan bir iklim haline geldiği, İlay-ı Kelimatullah davasını mallarından, canlarından ve dünyalık her şeyden aziz bilmiş, salihler ve sadıklardan oluşan bir topluluktur.

İNFAK RİYAKARLIK ARACI OLMAMALI

İnfak kimlere ve nerelere yapılmalı?

İnfak özellikle ve öncelikle yakın akrabalar yoksulluğunu açığa vurmaktan çekinen onurlu kimseler ve insanlığın hayrına çalışan kurumlara yapılmalıdır ki, bizim ulaşamadığımız ihtiyaç sahiplerine bu kurumlar aracılığıyla infaklarımızı ulaştırabilelim.

İnfak sırasıyla, Anne ve babalara, Kendini Allah yoluna adamış fakirlere ve infak çalışması yapan güvenilir kurumlara, mücahitlere ve ailesine, alim ve Salihlere, dul ve yetimlere, komşulara, fakirlere, garip ve düşkünlere, misafirlere, yolda kalmışlara, kalpleri İslama ısındırabileceklere. İnfak karşısındakini aşağılama ve cömertlik gösterisi altında riyakarlık aracı yapılmamalıdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, insanlar arasındaki ilişkilerde güzel muameleyi ve İslami terbiyeyi esas almış İslam’ın ruhuna ve insanın onuruna ters düşen davranışların hiçbir fayda sağlamayacağını bildirmiştir. Özellikle riyakarlığın bütün hayırlı faaliyetleri boşa çıkaran bir illet olduğuna dikkat çekmiştir.

20 Mayıs 2020 - Ramazan

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?