Reklamı Kapat

Bütün amellerimizi 11 Ayın Sultanına göre istihdam etmeliyiz

Muhammed Emin Yıldırım hocamızla Ramazan’ın faziletlerini konuştuk.

Nedim Odabaş
Nedim Odabaş Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

Müslümanlar olarak çok acı ve ıstırap duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Birçok bölge işgal altından birçok yerde Müslümanlar azınlık muamelesi görülüp eziliyor. Bunun için  dinimize samimiyetle sarılmaya ve ümmet bilincini yeniden ihya etmeye çok fazla ihtiyacımız vardır. Ramazan-ı Şerif ise Müslümanlar arasında gerek dini hayatın canlanması ve gerekse kardeşlik duygularının pekiştirilmesi için altın fırsattır. Bunun için bu vakitleri ganimet bilelim ve tüm mazlum milletlerin feraha çıkması için madden ve manen seferber olalım.

Rahmet, bereket ve gufran ayının müminler için önemi nedir? Bu ayın fazlından, kereminden ve bereketinden azami şekilde istifade etmek isteyen müminlerin yapması gerekenler nelerdir?

Ramazan’ı Ramazan yapan en büyük kıymet bu ayda Kur’an-ı Kerim’in inzal olmasıdır. Kur’an çok büyük bir rahmet kaynağı olduğu için o ay ve o ay içinde bulunan Kadir Gecesi’nde inmesinden dolayı değer kazanan bu gece mü’minler için çok farklı bir değer ihtiva etmektedir. Eğer biz bu kıymeti ve değeri anlarsak, Kur’andan kaynaklarını anlarsak Ramazan’ı Ramazan yapan en büyük ruhun Kur’an olduğu bilincinde olarak hareket ederiz. Biz aslında orucu bile bize Kur’an’ın rahmet olarak verilmesine karşılık olarak tutuyoruz. Oruç genelde bir şükür olarak ortaya konur. Mesela Resulullah (s.a.v.) Efendimizin hayatında görüyoruz. Sevindiği zaman oruç tutuyor. Allah’ın bir ikramına mazhar olduğu zaman oruç tutuyor. Şükrünü eda ediyor. Pazartesileri mesela, çoktur Resulullah. “Neden Pazartesileri oruç tutuyorsun ya Resulallah” diye sorulduğunda “O gün ben doğdum, o gün Kur’an doğdu” demiştir. Dolayısıyla biz Ramazan’daki oruçlarımızı bile teravih namazlarımızı bile gece namazlarımızı bile arttırdığımız bütün nafile ibadetlerimizi bile o aydaki en önemli değer olana Kur’an üzerinden anlamalıyız. Hal böyle olunca bir mü’minin Ramazan’a değer vermesinde en önemli kavramı Kur’an’dır. Biz bu arada şunu öğreniyoruz. Resulullah’ın “Arz” dediğimiz Cebrail ile karşılıklı Kur’an okuması bize mukabele olarak intikal etmiştir. Peygamber Efendimiz bile Ramazan’larını mukabele ile geçiriyor. Biz de okuyoruz elhamdüllillah. Ama tabii ki Peygamber Aleyhisselatü vessalamın sahabeye öğrettiği gibi okumalıyız. O öğrettiği okumada bir tefekkür boyutu var. Bir taakkur boyutu var. Bir tedebbür boyutu var. Bir tahakkuh boyutu var. Bir tezekkür boyutu var. Bütün bunların hepsi düşünmeyle ilgili kavramlar. Biz de en başta bunu ortaya koymak durumundayız. Biz Kur’an’la irtibatımızı güçlendireceğiz müminler olarak onunla beraber sahabeye Peygamberimizin öğrettiği tefekkür boyutlu, düşünme boyutlu yapmak durumunda kalacağız. E tabi o aya varmadan başlayacak muhasebe varsa hayatımızdaki eksiklikler, noksanlıklar, aşırılıklar adına da bazı adımların atılması gerekiyor. Hayır hasenatların çoğaltılması, iyiliği emredip kötülüğü nehyetme noktasında sorumlulukların hatırlatılması, bunun gereğinin yerine getirilmesi ve bununla alakadar olarak Allah’ın bizden kul olarak istediği her şeyin en zirve halini Ramazan’da yaşayacak şekilde, çünkü Ramazan 11 ayın sultanıysa biz de bütün amellerimizi 11 ayın sultanına göre istihdam etmek durumundayız. Böyle yaptığımız zaman o ayı en iyi şekilde ihya etmek adına bir şeyler yapmış olacağız.

Oruç takvaya ulaştırıyorsa maksat hasıl olur

Ramazan ayının timsali oruç ibadetinin tam anlamıyla“nefsimizi terbiye edebilmesi” adına dikkat kesilmemiz gereken konular nelerdir?

Bunu Kur’an-ı Kerim söylüyor zaten. “Ey iman edenler sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” Buradan bir tarihçe öğreniyoruz. Demek ki oruç sadece ümmet-i Muhammed’e farz kılınmış bir ibadet değil. Peki niçin? “Umulur ki takvaya erersiniz.” Aslında burada orucun anahtar kavramı, orucun ortaya çıkarmaya çalıştığı anahtar kavramı takvadır. Zaten oruç bizde takvaya ulaştırıyorsa, takvanın ortaya çıkmasını sağlıyorsa maksat hasıl olmuş olur. Peki nedir takva? Takva Allah’tan hakkıyla sakınmaktır. Bu sakınmanın içinde Allah’tan korku da var. O sakınmanın içinde Allah’ın rızasını kazanmak adına iştiyak da var. O sakınmanın içinde hukukullaha (yani Allah’ın haklarına), hududullaha (Allah’ın sınırlarına) riayet ederek yaşamak da var. Ubey ibni Kaab (r.a.) soruyor Hz. Ömer (r.a.) “Ey Ubey sen Kur’an’ı çok iyi bilen birisin”-Gerçekten öyledir, Peygamberimiz Kur’an’ı almamız gereken dört sahabeden biri olarak Ubey’i saymıştır. Ömer (r.a.) “Takva nedir? dedi. Biz takva denilince ne anlamamız gerekir?” Ubey ibni Kaab Ömer’e dedi ki, “Ömer önünde dikenli bir yol olsa sen o dikenli yolda nasıl yürürsün? Hz. Ömer dedi ki, “Cübbemi cellabemi kaldırırım çok dikkatle bakarım yola  o dikenlere basmayacak ve canım acımayacak şekilde nasıl yürüyebileceksem dikkatle yürürüm.” Ubey ibni Kaab dedi ki: “İşte takva budur.” Aslında takva kulluk yolunda hassasiyetle yürümektir. Ne azalmıışsa o hassasiyetin yeniden kazanılması adına bir adım atmaktır. Dolayısıyla oruç ibadetinin takvayla kazandırdığı çok önemli şeyler var ama temelinde öyle bir şey var, takva hayata hakim olursa gerisi de onun arkasından gelecektir.

Kur’an’ı anlamak durumundayız

Ramazan ayı Kur’an-ı Kerim ayı…. Bu ayda müminler Kur’an’la ilişkilerini nasıl tanzim etmeli? Mukabele geleneğimizin bizim için önemi nedir?Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi’ni nasıl aramalıyız ve nasıl ihya etmeliyiz?

ELBETTEKİ hepimiz hatim dediğimiz Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okumak ve bitirmek yönünde bir azim ve gayret içinde olmalıyız. Biz Kur’an-ı Kerim’le irtibatımız adına hem tertil üzerine okumak, adına okumak gibi bir sorumluluğumuz var. Onu tertil üzerine yaparken tecvid dediğimiz Allah Resulünün bize öğrettiği şekilde okumamız var. Bir de işin tefekkür boyutu var. Biz okuduğumuz ayetlerin her birini sanki Allah bizimle konuşuyor gibi-zaten öyle-Resulullah (s.a.v.) “Her kim Kur’an okursa Allah’la konuştum desin, onda herhangi bir yanlışlık yok, o zaman Rabbimizin bize tenezzülü olanları da ne dediğini anlamak durumundayız.” Hâl böyle olunca Kur’an’ın ana metnini Arapçayı okurken mealinden ne dediğini, tefsirinden de ne demek istediğini okumak durumundayız, Belki tüm kardeşlerimiz Kur’an-ı Kerim’in anlamı üzerinde yoğunlaşamayabilirler, kendimize alışkanlık etmeliyiz. Hiç değilse Ramazan gündüzlerinde veya gecelerinde veya ilk fırsat bulduğumuzda her gün üç beş tane ayetin anlamı üzerinde durmak zorundayız. Biz namaz kılıyoruz elhamdülillah, o namazlarda okuduğumuz surelerin anlamlarını bile bilmiyoruz. Fatiha’nın anlamını bilmiyoruz. Camiden çıkan insanlara mikrofon uzatsak belki on tane insana, belki yüz tane insana sorsak kaç tanesi Fatiha’nın anlamıyla ilgili bize o meali verecektir. Ya da anlamı verecektir. Dolayısıyla bu bizim çok önemli bir eksiğimiz. Özellikle Ramazan’da bu eksikliklerimizi giderme adına çabamız olması gerekiyor. Gelelim meselenin Kadir Gecesi boyutuna. Malum olduğu üzere Resulullah (s.a.v.) Ramazan’ı üç ona ayırıyor, “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat” Cehennemden azat günleri, Kadir Gecesi’nin de aranacağı son on günüdür. Peygamber Efendimiz, “Siz Kadir Gecesini son on günde arayın” buyuruyor. Biliyordu ama ona unutturuldu, aslında ilahi bir rahmettir, onun her gecesinin Kadir Gecesi gibi ihya edilmesi için söylenen şey. Ama siz onu son on günü ve tekli gecelerde arayın. Hal böyle olunca bu sene 29 çekeceği için 19’undan başlıyoruz. Genel olarak ümmetin ortak zeminde buluştuğu 27’nci gece üzerinde duruluyor, ama kesin olarak 27’nci gecedir diye bir şey yok. Ama biz son on gününde aramalıyız ve son on günün her gecesini olma ihtimalinin üzerinde durarak elimizden geldiğince ihya etmeliyiz. Peki ne yapmalıyız Kadir Gecesi. Mesela kaza namazı mı kılmalıyız? Farklı biçimde ibadetler varsa onları mı yapmalıyız? Nedir Kadir Gecesinin en önemli ameli. Onu da Resulullahtan öğreniyoruz. Aişe annemiz Resulullaha, “Kadir gecesine erişirsem nasıl dua edeyim?” diye sordu. Bu ne anlama geliyor? Demek ki o gecenin en önemli ibadeti dua. O duanın da ne olduğunu öğretti. “Allah’ın sen afüvsün, kerimsin, affı seversin, beni affet” Dolayısıyla biz de Kadir Gecelerine de eriştiğimizde yapmamız gereken odur.

Tevbemizin samimiyeti olarak kullara infak edilmeli

Tabi Ramazan’ın böyle önemli bir canlılığı var. Elhamdülillah bu ümmetin içindeki her ferdin sadece kendini değil etrafındakileri de düşünerek bir kulluk yaşar. Bu bizim dinimizi diğer dinlerden ve düşüncelerden ayıran en önemli özelliğidir. Zekât dediğimiz şey mali yükümlülüktür. İnsanın Allah’ın kendine verdiği mal miktarı fıkıhta belirlenen miktarın üzerinde olduğu zaman maldaki ana hakkıdır.Bu kesinlikle olan rakamdır, olmazsa olmazdır. Bununla birlikte infak dediğimiz şey var. İnfak dediğimiz şey gönüllü yardımdır. Zekâtının dışında, zekatını zaten verir. Zekâtının üzerine gönüllü olarak  elinden gelen imkan neyse o çerçevede verir. Malum şu anda çok ciddi kriz ortamı yaşıyoruz.Hem İslam dünyasında hem kendi memleketimizde. Bu kriz ortamının topluma çok büyük zararları var. Verdiği en büyük zarar da ekonomik anlamda yaşayacağımız daralmadır. Bu daralmanın aşılabileceği en önemli ayaktır bu infak meselesi, Zaten kriz ortamlarını iki türlü aşmak durumundayız.Bir yerde daralma varsa, kriz varsa Allah’a tevbe edilir,  o krizin kalkması için günahlarımızdan tevbe ettiğimiz Cenab-ı Hakka beyan edilir. Ordaki tevbemizin samimiyeti olarak da kullara infakta bulunulur. Ramazan’da da bizim yapmamız gereken bu. Şu anda dört milyonu aşkın muhacir insan bu memlekette yaşıyor. Memleketin kaç yıldır yaşadığı ekonomik daralmaların getirdiği bir sıkıntı var. Bütün bunlarla karşı karşıya olduğumuz için biz Müslümanlar elimizden geldiğince paylaşmayı, bölmeyi, bölüşmeyi, bölüşmeyi teşvik etmeyi buna göre davranmalıyız.Zaten burada en önemli mesele, varlıkta verildiği gibi darlıkta verilmesi gerektiğidir. Her ne kadar şu anda bir daralma yaşansa da biz Ramazan’ı bir fırsat bilerek değerlendirerek elimizden geldiğince bu yardımlarımızı artırmak durumundayız,.

İbadetin eğlenceye ait bir yönü yoktur

Ramazan “ibadet yoğun” geçirmemiz gereken bir ayken, bazı çevreler bu ayı oyun ve eğlence olarak idrak edecek bir yanlışın içine düşüyorlar. Bu konuda mümin duyarlılığıyla söylememiz ve topluma hatırlatmamız gerekenler nelerdir?

Biz bir kere Ramazan eğlencesiyle Ramazan heyecanını birbirinden ayırmamız gerekir. Ramazan bir ibadet ayıysa, Ramazan ayında eğlence olmaz. İbadetin eğlenceye ait bir yönü yoktur. Böyle şeyler ibadetin ruhunu öldürür. Ruhunu öldürüp şekline sarıldığınız zaman da Allah’ın istediği şeyin dışında bir maksada ulaşılır. Dolayısıyla bizim burada Ramazan eğlencesi diye sunulan heşeyden kendimizi sakınmamız gerekiyor. Zaten şu anda bu ortamda bu eğlenceyi yapacak hiç kimsenin mecali kalmayacak. Ama iştiyak, ama heyecan, ama Ramazan’ın getirdiği güzellik en son noktaya kadar yaşatılması gerekir. Caddeleriniz, sokaklarınız, mabedleriniz, evlerimiz her tarafta biz Ramazan’ın heyecanını yansıtmamız gerekiyor. Dışardan gelen bir insan bizim toplumumuza girdiğinde İslam toplumunun Ramazan’la bir başka heyecan yaşandığını farketmesi gerekir. Dolayısıyla bu heyecanı bizim en üst düzeyde yaşamamız lazım. Ama israfa, ama eğlenceye, ama işin ruhunu öldürecek adımlara karşı da duyarlı olmamız gerekiyor. Hem gitmeme, hem gidenleri uyarma, hem yapanları uyarma, kimse bunlar belediyeler vs. onlara da gerekli uyarıları yapmak durumundayız. Geçmiş yıllarda bunun çok kötü örneklerini yaşadık ama bu sene ki olağanüstü durum böyle bir şeyin yapılmasına müsaade etmeyecek. Eğer böyle bir şey olursa da mümin tavrı, asla böyle şeylere icabet etmemesidir. Mümkün mertebe halkı da bu noktada şuurlandırmasıdır.

Yaraları sarmalıyız

İslam coğrafyası acılı ve sancılı…. Ramazan ayında müminlerin birliği ve birliği adına tefekkür etmememiz gerekenler neler olmalı? Müslümanların birbirini hatırlaması, “gözyaşıyla imtihan edilen” kardeşlerini unutmaması adına üzerimize düşenler nelerdir?

İslam coğrafyaları da çok önemli imtihanlarla karşı karşıya. Bizim bu imtihanı bir ayet olarak okumamız gerekiyor. Her ne kadar insanlar farklı nazarlarla da bakıyorlarsa da bu koronavirüsün Rabbi de Allah’tır. Onunla da hayır murat etmektedir. Bu hikmeti kaçırmamamız gerekiyor. Her Ramazan’ımız farklı bir acıyı yaşayarak geçiyor. Bugün 2 milyar İslam coğrafyası darmadağın vaziyette. Suriye’nin hali içler acısı, Doğu Türkistan, Yemen öyle, Irak öyle, Arakan öyle, Ve bugünler de dünyanın her yerini kaplayan bir musibetle karşı karşıyayız.Madem Ramazan yardımlaşma ayıdır, tefekkür ayıdır, özellikle ümmetin birbirini hatırlama noktasında bir sorumluluğumuz vardır. Bu ayı bu manada bir mektebe dönüştürmemiz gerekiyor. Ne olursa olsun, şartlar neye zorlanırsa zorlansın ferdi sorumluluklarımızı, cemaatsal sorumluluklarımızı hatırlamamız lazıım,Ve şu anda yaraları sarma noktasında elimizden geleni yapmamız lazım. Elimizden gelenleri yaptıktan sonra da ellerimizi açıp Rabbimize sığınmamız lazım. Bu fiili duanın ardından yapılan kavli duadır. Önce fiili dualarımızı sonra kavli dualarımızı çoğaltmamız laazım. Bir ümmetin bir ferdi olarak ümmet coğrafyalarında oluşan yangınları söndürme adına da elimizden ne geliyorsa ortaya koyma adına yapmamız gerekmektedir. Rabbimizden niyazımız odur ki inşallah bu Ramazan bu ümmetin uyanışına, vahdetine, birliğine, dirliğine vesile olsun.

17 Mayıs 2020 - Ramazan

Muhabir Nedim Odabaş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?