Reklamı Kapat

Bir hikmet yolculuğu: Delinin biri

Şair, öykücü, masal yazarı Eyyüp Akyüz’ün ikinci öykü kitabı Delinin Biri yakın zamanda okuru ile buluştu.

Delinin Biri kitabına geçmeden önce Akyüz’ün diğer kitaplarından kısaca söz etmekte fayda görüyorum. Eyyüp Akyüz, Masal Kuyusu isimli masal kitabının ardından çıkardığı Uyandıran Masallar kitabıyla çocuk edebiyatı alanındaki yerini perçinledi. Uyandıran Masallar, modern dönemde yazılmış masallar açısından bakıldığında bir yanıyla eski formu korurken öte yandan modern nitelikler taşır. Yazar, masalların derin yapısına değerleri ustaca yerleştirmiş. Adalet, bilgelik, yönetim, çalışkanlık ve merhamet gibi temel insani değerler ilk bakışta aklımıza değerlerden bazılarıdır. Kanaatime göre Uyandıran Masallar; Mutlu Prens, Küçük Prens, Küçük Kara Balık ve Hayvan Çiftliği gibi dünya edebiyatının bu tarzdaki klasik metinleriyle boy ölçüşebilecek mikyasta bir eser. Belki bugüne kadar bu kıymetin yüzde biri bile verilmemiştir ancak bu, eserin kıymetini düşürecek değil. Bunun tam tersi durumlar da oluyor. Popüler bir yazar, çocuk kitabı yazıyor ve yok satıyor, yazdığı masalın o tarzda kıymetli olup olmadığına bakılmıyor. Yazarın diğer masal kitapları Masal Kuyusu, Mutlu Sinekler İmparatorluğu, Masal Sepeti ve Enfes Masallar da Uyandıran Masallar gibi katmanlı, çalışılmış masallardan oluşuyor. 

Sanatçı bir bütündür, yazdıkları hangi türde olursa olsun üslup ve meseleye yaklaşım tarzı benzerlik gösterir. Akyüz, masallarında sadece çocukların anlatı ihtiyacı karşılansın yaklaşımıyla eser ortaya koymamış, iyi bir insanın karşılaştığı olaylarda nasıl davranacağını da vermek istemiş. Üstelik yazdığı masallar, sadece çocuklara yönelik değil, yetişkinlere de hitap eden metinler. Nitekim Uyandıran Masallar kitabının kapağında yazan 7-107 yaş ibaresi boşa konmamış. 

Yazarın ilk öykü kitabı Dervişhane. Dervişhane (Bir Modern Derviş Öyküsü) adlı kitabında otuz gün birlikte zaman geçiren yaşlı bir derviş ile bir gencin arasında geçen konuşmalar, Hızır ile Hazreti Musa arasındaki diyalogları anımsatacak şekilde kurgulanmış. Hızır ile Hazreti Musa yolculuğunda iki bilgi çeşidi ortaya çıkar. Birincisi, akılla elde edilen ve ilim dediğimiz bilgi türüdür ki bu bilgiyi Hazreti Musa temsil eder. İkinci bilgi türü ise irfandır ve ancak akleden kalp ile elde edilir. Bu bilgi türünü de Hazreti Hızır temsil eder. Dervişhane’de aklı ve ilmi genç temsil ederken, kalp bilgisini yani irfanı da derviş temsil eder. Kitap, modern bir derviş öyküsü olmasına rağmen günümüzün problemleri, geleneğin hikmet yüklü bakışıyla işlenmiş. Dervişhane’deki kişi sayısının iki olmasının eski usul eğitim tarzıyla bir bağlantısı var. Medrese tarzı eğitimde her ne kadar birden çok öğrenci olsa da her öğrenci, belirli bazı kitapları kendi zekâ ve yeteneğine göre bitirerek eğitimini tamamlar. Aynı kitabı bir öğrenci beş ayda bitirirken başka biri bir ayda bitirebilir. Haliyle bilginin aktarımında birebir öğretme esas alınmıştır. Dervişhane’de iki kişinin olması bu bağlamda düşünülebilir.

Dervişhane üzerinde durmamızın en önemli sebebi, Delinin Biri’nin Dervişhane’nin devamı olarak düşünülebilecek bir kitap olmasıdır. İki kitap karşılaştırıldığında ortak yanlarının olduğu görülecektir. Her iki kitapta da odakta iki kişi var. Dervişhane’de her ne kadar farklı bilgi edinme yollarını kullansalar da her metnin sonunda ortak payda da buluşulur. Yani derviş ve genç birbirinin zıddı kişilikler değil, tam aksine birbirini tamamlayan kişilerdir. Aynı yaklaşım Delinin Biri’ndeki kişilerde de söz konusudur. Kaynamış ile Oynamış, Delinin Biri’nin ana karakterleridir. Her ne kadar Vertigo Mahallesi’ndeki başka kişiler de metinde yer almış olsa bile bunlar, anlatı terimleri ile söylersek dekoratif kişilerdir. Yani olay örgüsündeki temel gerilim noktalarında belirleyici etkileri yoktur. Kaynamış, metnin asıl kişisi; Oynamış ise onu tamamlayan yardımcı kahramandır. Kitapta iki deli olmasına karşın kitabın adının Delinin Biri olmasında yazarın ikiyi bir yapmak, birlemek gibi bir yaklaşımı olabilir. Bu yaklaşım, İslam’ın tevhid anlayışının bir ürünü olsa gerek. 

İki kitabın ortak yanlarından biri de üzerinde durulan konuların benzerliği ve işleniş tarzıdır. Her iki kitaba da genel anlamda bakıldığında gelenek ve modern-postmodern dönem arasındaki insanın açmazları, yanılgıları, bakış açılarındaki sapmalar ele alınır. Ya da İslam’ın insanın ve tabiatın doğasına uygun olanlar ve yapay olanların çatışması.  Yine iki kitapta ortak olan yönlerden biri de meselelerde hikmet aranmasıdır. Hikmet; bilgelik, felsefe, gizli sebep, Allah’ın insanlar tarafından bilinmeyen muradı gibi anlamlara gelir. Hikmet, dini ve felsefi bir terim olduğu için çok daha derin anlamlara sahiptir. Derin bilgi, hakikat bilgisi, ilim-amel ortaklığı, kesin doğru bilgi, varlığı doğru kavrayış gibi anlamlara da gelir. Kuran’da “kitap ve hikmet” kavramlarının birlikte anılmasından dolayı varlığa dair hakikat bilgisi, İlahi bilgi olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Buradan bakıldığında Eyyüp Akyüz’ün yazdığı bu metinler, modern öykü formatında değil gelenekteki meseller şeklinde düşünülmelidir. Her kısa anlatıdan bir hikmet çıkarmak esastır. 

Delinin Biri, Kaynamış ve Oynamış’ın başından geçen yirmi kısa hikâyeden oluşuyor. Her hikâyeye, muhtevasına uygun bir isim verilmiş. Her bir hikâyede varlığa bakışı değişmiş olan insana, doğru istikameti gösteren iki delinin hikmetli bakışı yer alıyor. Olayların geçtiği mekân, Vertigo Mahallesi. Vertigo, sebebi bedendeki değişik hastalıklar olan “baş dönmesi” demektir. Modern dönemde istikametini ve yön duygusunu yitiren insan, varlığa hikmetli bakışı kaybettiği ve sürekli başı döndüğü için ne kendisine yön belirleyebilir ne de varlığı yerli yerinde değerlendirebilir. Ölçütleri yanlış olanın ölçtükleri de yanlış olur. Yazar, Vertigo kelimesiyle hikmeti zıt kavramlar olarak düşünmüş belli ki. Hikmet; kavramları yerli yerinde düşünmek iken Vertigo’da her şey eksen kaymasına uğramış ve yanlış anlaşılmıştır. Akıllıların her şeyin istikametini yanlış anladığı bir yerde, bunu ancak onlar gibi düşünmeyen, aynı akli kriterlere sahip olmayan ya da aynı formasyondan geçmeyen birileri düzeltecektir. Tam da bunun için delilerin varlığı, büyük önem arz eder. Nitekim Foucault da delilik, suç, cinsiyet gibi ölçütlerin mutlak olmadığını, iktidarların kendi lehine bu belirlemelerde bulunduğunu, kriterlere uymayanları deli olarak nitelediklerini vurgular. Akyüz’ün delileri, klasik deli tanımlamalarının dışına çıkan, hakikati dillendirme cesareti gösteren velilerdir.

Kitabın ilk hikâyesinin adı “Göz”.  Bu hikâyede Kaynamış, bir gözüne yedi yara bandı yapıştırarak mahallede gezinir. Mahalle sakinleri Kaynamış’ın bu yaptığına akıl erdiremez. Hikâyenin sonunda öteki gözüne de yara bandı yapıştırarak gözü kapalı koşmaya başlar. Büyülü gerçekçi bir hikâye tarzında yazılmış bir metindir. Bu hikâyeden çıkarılan hikmet şudur: “Güzele kapalı, kötüye açık değil mi insanların gözü? Dünyada milyonlarca güzel şey varken güzelliği göz ardı eden insan; kötülüğe, karamsarlığa gelince gözünün tüm pencerelerini sonuna dek açmıyor mu?” (s. 10). Gözün açık olmasının güzeli, iyiyi, doğruyu görmek için yeterli olmadığını hatta çoğu zaman gördüklerimizin ne kadar yanıltıcı olduğunu vurguluyor yazar. “Ev” başlığında çinkolarla kafes gibi bir ev yapan Kaynamış, insanlara şunları söyler: “Gördün mü Oynamış? Bir eksi bir kafeslerde oturuyor artık insanlar. Mahremiyet yok, misafir ağırlayacak oda yok. Nefes alacakları muhabbet yok.(…) Evlerimiz ve mahallelerimiz yok oluyor. Evden apartmana, apartmandan aparta, yani kafeslere dönüyoruz. Kafeste ise en fazla iki kuş yaşar. Ne çocuklara yer var artık evimizde ne de misafirlere.” (s. 38).  Bunlar yazarın doğrudan modern dönemde ev ve ev etrafında oluşan kültürün nasıl yok olduğunu anlatan sosyolojik bir tahlilidir. “Namus” başlıklı sonraki bölümde arıcı kıyafeti giyen Kaynamış, vakti çalan sineklerden korunduğunu söyler. Bu bölümün hikmetli sözü:  “Evet, namusumu koruyorum. Vakit namustur, herkese teslim edilmez!” sözüdür. “Zincir” adlı öyküde Kaynamış kendini zincirlemiştir. İnsanlar hayretler içerisinde kendisine bakarken, o hikmetli sözlerini söyler: “Bankacılar, repocular, borsacılar, karaborsacılar, haramiler… Geldiler. İşte buradalar. Kredi kartları, faizler, piyangolar, şok indirimler… Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler… Her akşam bizi ziyarete gelen diziler… Zincire vurdular hepimizi.” (s. 53). Yazar, neo-liberal ekonomik yaklaşımların toplumu “gönüllü” olarak nasıl zincirlerle bağladığını metaforik olarak ele almış. Eyyüp Akyüz ele aldığı konuları hemen her zaman sosyolojik açıdan ele almakta. İnsanın ekonomik, sosyolojik, psikolojik olarak yönünün saptırılmasını; kâr elde etmek uğruna insanların sağlığı, psikolojisi, aile yapısı ve toplumsal dinamiklerinin yok edilmesini zincir metaforuyla anlatmış. Yazar, “Etiket”te kendi kişiliği, kimliği olmayan, Murtaza romanındaki Bekçi Murtaza gibi sadece sıfatıyla var olan; rütbesi, akademik, idari, askeri unvanından başka var oluşu olmayan insanları; “Baston”da metaforik olarak kendi ayağı üstünde duramayan, yardım almadan yaşayamayan insanları; “Ayna”da kendini, toplumu, dünyayı, kainatı ve Allah’ı tanımayan insanları; “Koltuk”ta makamları uğruna her şeyi yapan, insanlıklarını unutanları; “Hapishane”de her insanın kendi hapishanesinde (dar ve fasit dairesinde) hapsolduğunu; “Koleksiyon”da insanın sürekli biriktiren bir varlık oluşunu; “Soru”da gündemimizi işgal eden, insanın zamanını çalanları ve “Meşgale” hikayesinde ise sürekli meşgul ama eser ortaya koy(a)mayan insan tipinin günümüzde ne kadar yaygın olduğunu işlemiş. 

Her hikâye, başlı başına büyük bir toplumsal probleme işaret ediyor. Aile, zaman, gündem vb. kitapta işlenen her problem günümüz toplumunun aksayan yanlarını göstermesi bakımından önemlidir.

Eyyüp Akyüz gerek şiiri ve masalıyla, gerekse öyküleriyle hikmetin peşinde bir sanatçı olarak dikkat çeker. Akyüz, Dervişhane ile çıktığı bu hikmet yolculuğunu Delinin Biri ile sürdürüyor. Bu akışkan dünyada durup varlığı, eşyayı, kâinatı, insanı, yaratılışı ve kendini dinlemek isteyen herkesin bu eserleri okumasını tavsiye ederim.  

Mehmet Özger

14 Mayıs 2020 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?