Reklamı Kapat

Koronavirüs, kapitalizmin çöküşünü hızlandırdı

İnsanların 4 aydır tüketimden uzaklaşmasıyla kapitalizme vurulan darbeyi ve çok daha fazlasını Siyaset Bilimci Sinan Baykent ile konuştuk.

Furkan Erten
Furkan Erten Tüm Haberleri

Millî Gazete; siyasetten psikolojiye, ekonomiden sosyolojiye birçok alanda yeni gelişmelere imza atan koronavirüs salgınından çıkarılması gereken dersleri, salgından sonra yapılması gerekenleri uzmanlarla konuşarak inceledi. İnsanları evlerine kapatan koronavirüs salgını, ülkeleri de sınırlarına hapsetti. Devletlerin üyesi olmak için uzun yıllar sıra bekleyip müzakerelerde bulunduğu Avrupa Birliği’nin çöküşüne şahit olduğumuz salgın günlerinde devletler dış politikalarını, anlaşmalarını askıya aldı ve sadece koronavirüsle mücadeleye odaklandı. Tüm bu gelişmelerin anlamını, insanların 4 aydır tüketimden uzaklaşmasıyla kapitalizme vurulan darbeyi ve çok daha fazlasını Siyaset Bilimci Sinan Baykent ile konuştuk.

“KAPİTALİST DİKTANIN SON DEMLERİNİ YAŞIYORUZ”

Kapitalizmin çok fazla konuşulduğu günlerde yazar Bülent Akyürek’in, “İhtiyacımız olmayan bir şeyi almadığımızda kapitalizm çöker.” sözünü hatırladım. Koronavirüs salgını sürecinde tam da bunu yaşadık. İnsanlar evlerine çekildi ve temel ihtiyaçlarından başka bir şey almadı. Bu minvalde kapitalizmin çöküşü için neler söylersiniz?

Aslında kapitalizm Covid-19 salgını ortaya çıkmadan da krizdeydi. Görenler görmeyenleri ikaz ediyorlardı ancak bir türlü ciddiye alınmıyorlardı. Batı’da 1945 yılından bu yana, dünyanın geri kalanında ise 1991 yılından itibaren uygulanan azgın kapitalist diktanın son demlerini yaşıyoruz. Bugün söz konusu kriz artık herkesçe eşit derecede idrâk ediliyor. Bugüne değin tecrübe edilen her krizden kapitalist sistem kendini onararak çıkmasını bildi. Ne var ki artık bu döngünün sonuna geldiğimize inanıyorum. “Sınırsız kâr” hırsıyla hareket eden, devlet aygıtlarını aşındırmaya çalışan ve üretim ilişkilerini kölelik mantığıyla bezeyen bu düzenin sürdürülebilir bir tarafının olmadığı açıkça ilân edildi. Dediğim gibi, Covid-19 salgını bu süreci yalnızca hızlandırmış ve bir anlamda kristalize etmiş oldu. Başka bir deyişle, kapitalist çürümeye ayna tutmuş oldu.

“BRÜKSEL BÜROKRASİSİ BÜTÜN KOL VE ŞUBELERİYLE İFLAS ETTİ”

Salgın bir anlamda yeni bir dünya düzeni oluşturuyor. Avrupa Birliği’ne yapılan eleştiriler, ülkelerin kendini tamamen sağlık politikasına yöneltmesi gibi birçok gelişme ortaya çıktı. Dünyada neler oluyor?

Bugün dünya milletleri neredeyse bir asırdır sindirilmeye çalışılan “ulus” pratiğini yeniden keşfe çıktı. Bırakın pratiğini, bundan yalnızca birkaç ay evvel “ulus” kavramının kendisini dahi “çağ dışı olmakla” eşitleyen anlayış bugün “ulusal çapta bir organik dayanışma ruhuna muhtacız” tespitinde mutabık kalıyor. Örneğin geçtiğimiz yıl Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, milliyetçiliğin bir cüzzam olduğunu öne sürerek milliyetçilere cüzzamlı muamelesi gösterilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Keza Almanya Şansölyesi Angela Merkel, halklara mutlak kötülüğün kaynağı olan milliyetçilikten uzak kalmaları tavsiyesini veriyordu. Peki, bugün ne oldu? Avrupa ulusları sınırlarını, sınırları denetlemenin zaruretini yeniden kavrıyor. Avrupa Birliği’nin dogmalarından sayılabilecek Schengen Antlaşması bugün fiilen askıya alınmış durumdadır. İtalya başta olmak üzere pek çok AB üyesi ülkede insanlar AB bayraklarını balkonlardan indiriyorlar ve hatta onların üstünde tepiniyorlar. Brüksel bürokrasisi, bütün kol ve şubeleriyle iflâs etti.

“HER DEVLET, ÜRETTİĞİ KADAR GÜÇLÜ VE BAĞIMSIZDIR”

Devletler açısından oldukça zor bir süreç yaşanıyor. Mücadelenin ulusal olduğu söyleniyor ama her devlet tek başına mücadele ediyor. Vatandaşların ve tabii piyasaların ihtiyaçlarını her ülke kendi içinde karşılamaya çalışıyor. Bu konu için neler söylersiniz?

Kapitalist paradigma, küreselleşme tasavvuruyla el ele vererek dünyanın artık küçük bir köy olduğunu, bu yüzden ulusun, millî devletlerin ve dahi milliyetçi dürtülerin anakronikleştiği propagandasını pompalıyordu. Oysa bugün her devlet, her ulus bir başına kaldı. Bugün her ulus kendi ürettiği meyve-sebze, kendi ürettiği bilim ve kendi ürettiği teknoloji kadar özgür, güçlü ve bağımsızdır, bunu anladık. Kapitalizmin bir amacı da devletlerin ve özellikle de sosyal devletin içini boşaltmak, hatta oymaktı. Çok-uluslu şirketlerin devletlerin yerini alabileceği konuşuluyordu hatırlarsanız. Dahası, devletin bütün sektörlerden çekilmesinin doğru olacağını, özel girişimciliğin her derde deva bulabileceğini ima ediyorlardı. Ne oldu? Serbest piyasayı ve dahi piyasanın meşhur görünmez elini putlaştıranlar, kutsayanlar bugün avuçlarını açıp devletlerden yardım dileniyorlar. Sosyal devlete ihtiyacımız hep oldu ve bundan sonra daha çok olacak. Kamu inisiyatiflerin belirleyiciliği yalancı bir neo-liberal medeniyet zaferi paravanıyla örtülemez.

“TABİATI GÖZDEN ÇIKARMADAN KALKINMALIYIZ”

Bundan sonraki süreçle alakalı düşünceniz nedir, dünyada neler olmasını bekliyorsunuz?

Her koşulda çılgın bir kalkınma ihtirası ile yanıp tutuşuyorduk. “Ne pahasına olursa olsun büyümeli, kalkınmalıyız” tezi çöküyor. Elbette kalkınacağız, gelişeceğiz buna zaten kimsenin itiraz ettiği yok. Ancak “ne pahasına olursa olsun” savı tabiatı gözden çıkarıyordu. Tabiatın gözden çıkarılması demek, insan sağlığının, refahının ve kültürlerinin gözden çıkarılmasıyla eşanlamlıdır aslına bakarsanız. Bütün insanî, ulusal ve manevî değerlerimizi bu zihniyet yıllar boyunca parçaladı veya parçalamaya çalıştı. Önümüzdeki dönemde millî devletlerin, sosyal doktrinlerin ve dahi ekolojik bilinçlenmeyi bağrında taşıyan yaklaşımların gündemimize çok baskın bir tarzda geleceğini düşünüyorum. Günlük hayat tarzlarımız, alışkanlıklarımız ve rutinlerimiz değişecektir şüphesiz. Ancak bu değişimi daha iyiye, daha doğruya ve daha güzele sevk etmek bizim elimizdedir. Eskisinden daha insancıl, daha tabiat dostu, daha yavaş olmasına karşı daha üretken, daha adil ve daha hakça bir düzene doğru ilerlememiz en büyük temennimdir.

01 May 2020 - 04:30 - Gündem

Muhabir Furkan Erten


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Okur - Corona dan sonra hayat daha bir anlamlı ve yaşanır bir hal alacak

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Mayıs 15:20


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?