Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in beden dili ve üslubu!

Peygamberin, iletişimde çok etkin bir mesaj olan beden dilini nasıl kullandığını merak ediyorsanız haberimizi takip edin...

Büyütmek için resme tıklayın

Hz. Peygamber'in nübüvvet hayatıyla geçirdiği yirmi üç yıl zarfında kendisinden varid olan sözleri, hal ve hareketleri titizlikle takip edilmişti. Özellikle hadis kaynaklarında O'nun sözlerinin yanı sıra hareketlerinin ve tavırlarının örneklerini bulmak mümkündür.

Peygamberimizin (asm) yürüyüş biçimi

Allah Resulu (asm) yürürken ayaklarını asla sürümezlerdi. Adımlarını atarken yerden sertçe kaldırır yüksek bir yerden iniyor hissiyatı uandırırdı. Yürürken sağa sola sallanmaz inişli yokuşlu engebeli bir arazide yürürcesine hafifçe önlerine doğru eğilirdi. Kibirlenircesine dik durum göğüslerini kabartarak yürümedikleri gibi, koşar adımlarla yürürcesine yanındaki insanı yoracak şekilde de hızlı da yürümezlerdi. Fakat, Allah'ın bir lütfu olarak, uzun mesafeleri kısa zamanda katederlerdi yorgunluk emaresi gözükmezdi.

Efendimizn (asm) oturuş biçimi

Peygamber Efendimiz'in oturuş şekillerine dair günümüze şu bilgiler ulaşmıştır.

Kurfesâ biçiminde oturuş: Türkçe karşılığı tam olamayan bir oturuş biçimidir. İnsanın oturağı üzerine oturarak, dizlerini, karnına doğru iyice çekip kolları arasına aldıktan sonra, ellerinin önden bağlanması şeklinde ki bir oturuş şeklidir. Hz. Peygamber'in zaman zaman bu şekilde oturduğu rivayet edilmiştir.

Bağdaş Kurma: Ebû Davud'un kaydettiği bir rivayete göre, "Hz. Peygamber, sabah namazını kıldırdıktan sonra, güneş iyice doğuncaya kadar bağdaş kurarak otururdu."

Çömelme: Efendimiz (asm) "İhtifâz" veya "ik'â" kelimeleriyle ifade edilen bu oturuş şeklini daha çok yemek yerken kullanırdı.

Ayağını Sarkıtarak Oturma: Ravilerin bildiğirdiğine göre Hz. Peygamber ashabıyla birlikte bir kuyu dibine oturarak ayaklarını kuyu boşluğuna sarkıttıkları aktarılmıştır.

Diz Çökme: Diz çökme Peygamber Efedimizin (asm) mutad oturuş tarzıdır.

Efendimiz(asm) hayatının çeşitli safhalarında farklı şekillerde oturmuş  olup  O’na benzemek isteyen ümmetini de tek tip oturuşla sınırlamamıştır.

Dayandığı Eşyalar

Peygamber Efendimiz (asm)  sohbet meclislerinde veya uzun süre oturmak zorunda olduklarında kollarının altına bir "yastık" alarak yaslanırlardı. Sahabe Efendilerimizin aktardığı bilgilere göre O (asm) yerden biraz yüksekçe ve hurma yapraklarından örülmüş "serir" adı verilen bir eşya üzerine otururlardı.

Öte yandan Peygamber Efendimiz'in (asm) demir veya tahta ayaklı bir kürsü üzerine  oturdukları da gelen bilgiler arasında.

O günün toplumunun  gösterişli oturuşlarını asla benimsememişti. Öyleki  kendisine ikram edilen kimi eşyaların  üzerine oturmayı reddetmişti.  Misafirliğe gittikleri yerlerde bazen halı veya keçeden yapılmış minder üstüne oturmuş,  bazen de ikram edilen mindere oturmayarak, kuru tahta veya çıplak toprak üzerine ilişivermiştir.

Peygamberimizin (asm) konuşma biçimi

"Ben, az ve öz söz söyleme özelliği ile donatılmış olarak gönderildim."  diye buyuran Hz. Peygamber'in en bariz özelliklerinden biri de O'nun konuşmasındaki güzellik ve mükemmellikti.

Yetiştiği çevre  ve süt annesinde kaldığı 4 yılda Peygamber Efendimiz'in (asm)  fasih konuşmasında büyük rol oynamıştır.

Hz. Peygamber tane tane, açık-seçik ve herkesin anlayabileceği bir tarzda konuşurlardı. O kadar ki, dinleyenler eğer kelimelerini saysa, onları teker teker sayabilirlerdi. Yerine göre de konuşması sırasında geçen önemli cümlelerini üçer defa tekrar ederlerdi.

Dost düşman, inanan inanmayan, zengin fakir, büyük küçük, kadın-erkek her kesimle muhatap olan Allah’ın Peygamberi  yerine göre bir vaiz, bir müftü, bir hakim; yerine göre bir muallim, bir terbiyeci, bir aile reisi; yerine göre bir diplomat, bir kumandan… eş baba dost sıfatlarıyla karşımıza çıkar ve mükemmelik arzaderdi.

Peygamber Efendimiz ashabıyla beraberken daima mütevazi ve şefkatli olmasının yanı sıra adab-ı muaşeret kanunlarını hal lisanıyla yazdırırdı. Tatlı, latife dolu sohbet  gönül alıcı, sevindirici, ümit verici ve teşvik edici yerine göre kinayeli, teşbihli, ufuk açıcı ve düşündürücü bir üslupla kendisine hayran bırakırdı.

Öte yandan Allah Resulu’nun (asm) topluluk karşısındaki konuşmalarının tonu da üslubu da çok farklıdır. Kaynaklar, bu tür konuşmalar için "hutbe" kökünden türetilmiş tabirler kullanırlar. "Veda Hutbesi" dışında diğer hitabe tarzındaki konuşmaların içerisinde bu kadar uzununa rastlanmamaktadır.

Halka hitaben yaptığı konuşmalarda, gözleri kızarır, sesinin tonu yükselir ve heyecanı iyice artar; konuşmalarını yaparken, elinde, hem dayanmakta hem de öteye beriye işaret etmekte kullanılan "mıhsara" denen (asa, baston, değnek, çöp türünden) bir çubuk bulundururlardı.

Hz. Peygamber (asm) bilhassa lüzumsuz aşırılıkları, İslam'a söz getirebilecek ölçüsüz davranışları ve temel prensipleri zedeleyici hareketleri hiç hoş karşılamazlar; bu türden olaylar kendisine intikal ettikçe üzülürler, öfkelenirler, açıktan tavır takınırlar ve sert bir dille ikaz ederek bunları önlemeye çalışırlardı.

Hz. Peygamber'in (asm) değişmez bir tavrı vardı: Normal insanda bile hoş karşılanmayan; kaba, kırıcı, küçük düşürücü, hakaret edici, ölçüyü kaçırıcı türden bir konuşma ve hitap tarzı, O'nun şahsiyetinde hiç yer bulmamıştır.

Efendimiz’in (asm) el  ve kol hareketleri

Hz. Peygamber'in (asm)  iletişim halinde incelendiğinde, O'nun (asm) el ve parmaklarını daha çok kullandığı görülür.

Özellikle eğitim amaçlı hitaplarında jestleriyle de konuşmalarına canlılık kazandırırken dinleyenlerin dikkati sürekli kendisinde toplamasına neden olurdu.  Öyle ki sürekli yanında taşıdığı asası da bu sohbetlere eşlik eder onunla sohbetleri diri tutan canlılık getiren hareketlerde bulunurdu.

Nitekim bir gün minberde konuşurken elindeki asa ile minbere vurarak:

"Bu Taybe'dir (Medine). Bu Taybe'dir. Dikkat edin! Buna Mekke ile Medine'ye Deccal'ın giremeyeceğini size anlatmıştım." buyurmuştur.

Hz. Peygamber anlattığı konuyu dinleyenlerin zihninde canlandırmak için soyut kavram ve ifadeleri somut hâle getirmiş ve muhataplarının anlayacağı seviyeye indirgemiştir. Cennete ilk giren kimsenin kendisi olacağını anlatırken, cennetin kapısını nasıl çalacağını hareketleriyle izah etmeye çalışmıştır. Bu olaya şahit olan Enes b. Malik,  "Hz. Peygamber'in 'Cennetin kapısını ilk defa çalan ben olacağım.' derken, eliyle sanki bir kapıyı tıklıyormuş gibi kapı halkasını tutup çaldığı hâlâ gözümün önünde."  demektedir.

Kader konusunda ashabını bilgilendirirken eliyle sakalını tutmuştur. Zira eliyle sakalı tutmanın o dönemde Araplar arasında teslimiyeti ifade ettiği bilinmektedir.

Abdullah b. Mesud, Hz. Peygamber'in kendisine teşehhüd duasını öğretirken elini tuttuğunu haber vermektedir. Kimi rivayetlerde de muhattabının saçını tuttuğu bildirilir.

Hz. Peygamber, önemli gördüğü şeyleri yeri geldiğinde eliyle işaret ederek söylerdi. Örneğin, Ensar'dan bir zat Hz. Peygamber'e, "Ya Rasûlallah! Senden bir takım sözler işitiyorum ancak ezberleyemiyorum." dediğinde Allah Rasûlu ona, "Sağ elinden yardım al." demiş, bunu söylerken de "eliyle yazı yazar gibi" yapmıştır.

Yine Peygamber'in eliyle işareti hususunda sahabeden Abdullah b. Amr'ın anlattığı şu olay da güzel bir örnek teşkil etmektedir. Abdullah şöyle anlatıyor:

Rasûlullah'tan duyduğum her şeyi yazıyordum. Bir müddet sonra Kureyşliler'den bazıları beni bundan alıkoymak istedi; "Allah Rasûlu bir beşerdir. O kızgınlık halinde de neşeli haldeyken de konuşurken sen nasıl olur da her şeyi yazarsın." dediler. Ben bu durumu Rasûlullah'a arz ettim. Elini ağzına götürerek,

"Yaz! Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz." buyurdu.

Allah Rasûlu bir gün cemaate yatsı namazı kıldırıyordu. Ancak namazı dört rekat yerine iki rekat kıldırdı ve selam verdi. Sonra kalktı mescidin içerisinde yere konmuş ahşap bir sedir gibi bir şeye yaslandı. Sanki kızgın gibiydi. Sağ elini sol elinin üzerine koydu ve ellerinin parmaklarını birbirine kenetledi, sağ yanağına da sol elinin dışına dayadı. Namaz bitti diye acele edip mescidin dışına çıkanlar birbirlerine "Namaz mı kısaldı?" şeklinde sordular. Aralarında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de vardı. Ancak onlar da bir şey konuşmaktan çekiniyorlardı.

Sahabe arasında elleri uzun olduğu için kendisine "Zülyedeyn" lakabı verilen kişi Peygamber'in yanına geldi ve "Ya Rasûlallah! Sen mi unuttun yoksa namaz mı kısaldı?" diye sordu. Allah Rasûlu de "Ne ben unuttum ne de namaz kısaldı." buyurdu ve yanındakilere, "Zülyedeyn'in dediği doğru mu?" diye sordu. Oradakiler "Evet" deyince kalktı namazını tamamladı ve sehiv secdelerini yaptı. Bu olayda Hz. Peygamber kendisinin üzüntülü ve düşünceli olduğunu sözle ifade etmese de O'nun hareketlerinden, yani beden dilinden bu durum gayet net olarak anlaşılmaktadır.

Efendimizin mübarek parmakları…

 Hz. Peygamber'in Arafat'ta yüz bin civarında insana karşı veda hutbesini irad ettikten sonra "Tebliğ ettim mi?" şeklinde sorduğu ve sonra da şahadet parmağını insanlara çevirerek "Şahid ol Allah'ım!" dediği bilinmektedir.

Yine O, Muaz b. Cebel'e tavsiyede bulunurken dilini eliyle tutarak "İşte bunu muhafaza et." demiştir. Rasûlullah, Muaz b. Cebel'e sadece sözle "Dilini muhafaza et." diyebilirdi; ancak burada da görüldüğü gibi daha etkili olan görsel metodu kullanmıştır.

Abdullah b. Ebî Evfâ'dan rivayet edildiğine göre, bir yolculuk esnasında Hz. Peygamber, hizmetindeki birine güneş battığı bir sırada, "İçecek bir şeyler ver iftar edeceğim." dedi. Adam, "Ya Rasûlallah! Hâlâ gündüz aydınlığı var. Simdi iftar olur mu?" diye şaşkınlığını arz etti. Hz. Peygamber tekrar içecek istedi; adam aynı şeyleri söyledi. Peygamber üçüncü kez isteyince adam içecek getirdi. Allah Rasûlu orucunu açtı ve eliyle doğu tarafını göstererek bir hat çizer gibi, "Bak! Akşam bu taraftan böyle karardığı vakit oruçlu iftar eder." buyurdu.

Hz. Peygamber Ramazan orucu için hilalin gözetilmesinden ve kamerî ayların yirmi dokuz ve otuz gün çektiğinden bahsederken, "Biz ümmî bir topluluğuz; yazı yazmayı, hesap yapmayı bilmeyiz. Ay şu kadar, şu kadardır." demiş ve iki elinin parmaklarıyla üçer kez işaret ederek bir defasında otuz, diğer seferin üçüncüsünde bir baş parmağını kapatarak yirmi dokuza işaret etmiştir.

Müminlerin birbirine sahip çıkmalarını ve aralarında olması gereken ilişki ve samimiyeti anlatırken "Müminler tıpkı bir bina gibidir. Birbirlerine destek olur ve ayakta tutarlar." demiş, bu sözleri söylerken de iki elini parmaklarını birbirine kenetlemiştir. O bu hareketiyle birlik ve beraberliğin önemini mükemmel bir üslupla anlatmıştır.

DEVAM EDECEK…

27 Nisan 2020 - Ramazan


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Yusuf Hakkınkulu - Lütfen hadisleri kaynaklarıyla birlikte verebilir misiniz? Bu şekilde kaynaksız olarak metin haline getirilmesi sizlerinde samimiyetine inanarak söylüyorum doğru değil

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Nisan 02:33


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?