Hayat eve nasıl sığar?

Zor günlerden geçiyoruz. İnsan gerçektende bilmediğinden korkarmış. Bu virüs meselesi de bize bilmediğimiz yerden gelen soru gibi oldu.

+6
Haber albümü için resme tıklayın

Çalışmamıştık bu konuyu. Sağlık sistemine yatırım yapmaktansa savunma sistemi adı altında silaha yatırım yapmak daha mantıklı gelmişti. Olsun. Öğreneceğiz. Bu arada gerçekten öğrenmenin yaşı yokmuş.

Önemsemediğimiz hijyen kurallarına biri uyarmadan uymayı öğrendik mesela. Evde kalmayı, çocuklarımızın yüzünün neye benzediğini keşfettik. Halının haki yeşil olduğunu, tavanın boyasının aktığını keşfettik mesela. Bir süre daha evlerimiz bize zindan gibi gelebilir. Oysaki evlerimiz bizim menzilimizdi değil mi? Huzur yuvalarımızdı. İnsanı evden uzak tutmak için elinden geleni yapan sistem şimdi insanı evde tutmaya çalışıyor. Allah’ım, sen nelere kadirsin.

Evde kalınca her şey normalleşmiyor aslında. Müge Anlı ile Esra Erol virüse karşı ekstra korumalı sanırım. Dünya virüsle yatıp kalkıyor ama yurdum insanı yine de o çocuğun babası acaba bu mu paradoksundan bir türlü kurtulamıyor. Tartışma programları desen hangisini izlesen kafan bir öncekinden daha karışık hale geliyor. Tamam evde kalalım da bir müsaade etseler ne güzel olacak…

Sistemin size zorladığı şeyleri yapmak zorunda değilsiniz. Kendi gündeminizi oluşturabilirsiniz. Bunun başında ev halkıyla oturup yüzyüze insan gibi sohbet etmek var. Evin dışına çıkabileceğiniz etkinlikler var elbette. Kitap okumak başlıcası ve film izlemek.

Kitap okumak film izlemekten önce gelmiştir benim için. Hayal gücümün kontrolü bendedir kitap okurken. Atmosfere, renklere, arka plana, ayakkabıların temiz yahut cilalı olacağına ben karar veririm. Film izlerken bana ne verilirse onu görürüm. O yüzden kitapla başlayalım.

A’mak-ı Hayal

Filibeli Ahmed Hilmi’nin muhteşem eseri. Şimdiye kadar okumadıysanız size güzel bir fırsat. Evde oturduğunuz yerden masal kahramanlarıyla yolculuk yapmak isterseniz, hele üzerine biraz düşünmeyi de seviyorsanız tam sizlik. Konusu şöyle; Âmâk-ı Hayal / Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi. “Tuhaf! Varla yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yarın yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu?” dedim. Deli, başını çevirdi. Kahkahayı bastı: “Vay! Sen varsın ha?! Acaba var mısın?” Ruh ve madde âlemi arasında varlığın hakiki manasını arayan Raci’nin yolu nihayet bir gün, mezarlıktaki küçük kulübesinde yaşamını sürdüren Aynalı Baba ile kesişir. Benliğini şüphe ejderhasına teslim etmek üzere olan Raci’nin kafasındaki sis perdesi, bundan sonra yavaş yavaş dağılır ve bizleri tadına doyamayacağımız heyecanlı bir yolculuğa çıkarır. Raci’nin, hayalin derinliklerinde hiçlik zirvesinden Zerdüşt’ün diyarına, Kaf ve Anka’ya, oradan da ilahi aşkın nuruna doğru yaptığı bu manevi yolculukta tasavvuf deryasının sırlarına doğru kanat çırpacaksınız.

Batı Sahili Yıllıkları serisi

Ursula K Le Guin imzalı bu seri fantastik gerçekçi bir serüvene çıkarıyor sizi. Hayal gücünüzün sınırlarını zorlayacak, insanın her şart ve dönemde insan olduğunun farkına varacak, inanmanın bir ihtiyaç olduğunun üstünden geçeceksiniz. 3 kitaptan oluşuyor bu seri.

Marifetler, Sesler, Güçler.

Marifetler

Eğer savaşmazsan ele geçirilirsin, soyun sona erer. Marifetler bu işe yarar, verdiği güçler sayesinde.. insan arazisini koruyabilir, soyunu temiz tutabilir. Eğer kendini koruyamazsan, marifetini kaybedersin. Başka soylar bize baskın çıkar, sıradan insanlar.. Ovalıların hiç de tekin bulmadıkları dağlarda yaşayabilmek için herkesin bir marifetinin olması gerek. Elbette her marifetin bir bedeli var. Bedel ödendikçe bu böyle sürer gider. Marifetler babadan oğula, anadan kıza geçer. Ta ki birileri çıkıp bu töreyi kabullenmemeyi göze alana kadar. Hükmedemeyeceğinden korktuğu marifetini kullanmamak için gözlerini mühürleten Orrec ile marifetini “kötüye” kullanmayı reddeden Gry’in hikayesi..

Sesler

Şiddet, hoşgörüsüzlük ve yazılı söze tam bir düşmanlık karşısında sürdürülmeye çalışılan günlük hayat, hiç bitmeyecekmiş gibi duran bir işgal... Ama onları yok etmenin tek yolu bilgilerini yok etmektir ve bilgiyi koruyanlar vardır. Ursula K. Le Guin’in devamlı okuyucuları daha önce yayımladığımız Marifetler’de tanıştıkları karakterleri de fark edecekler Sesler’de.

Güçler

Batı Sahili Yıllıkları dizisinin üçüncü kitabı Güçler. Köleliğin olduğu yerde adalet olabilir mi? Güven ve sadakatin ihanetle, itaatin zulümle sonuçlandığı bir yerde sevgi yaşayabilir mi? Kitaplardan korkulan bir yerde bilgi barınabilir, yeni fikirler yeşerebilir mi? Yasaklar ve engellerle dolu bir yerde insan “kendisi” olabilir mi? Henüz olmamış olayları “hatırlama” ve muazzam hafızası sayesinde bir kere okuduğunu asla unutmama “gücü”ne sahip olan Gavir’in öyküsü Güçler; kendisine ulaşmak, kendisi olabilmek için diyarlar aşan bir çocuğun öyküsü.

Sevinç ülkesi

Çocuklarımız bizim en kıymetlilerimiz. Dijitalleşen çağda insanlıklarını kaybetmemeleri için uğraşıyoruz aslında. Kültürümüzü onlara aktarmada ne kadar başarılı olduğumuz ise tartışılır. Cafer Keklikçi’nin çocuklar için kurduğu Sevinç Ülkesi çocuklarımıza kim olduğumuzu hatırlatmak için vizeleri kaldırdı. Çocuğunuz varsa bu kitap mutlaka elinizin altında olmalı.

“alo dede ben bugün var ya çok güzel resim yaptım baksana götürdüm astım buzdolabının kapağına bir görsen nasıl uçuyor kuşlarbizim evden uzak sokaklara”

Film Mi Oynatıyoruz Burada

Film tavsiye etmeden önce bakmanız gereken özel bir kitap. Görüntünün nasıl bir gücü olduğunu bilmeden ona maruz kalırsanız propagandanın piyonu olmanız kolaylaşır. İshak Koç size görüntüyü, görüntünün anlatmak istediğini akıcı bir üslupla ve filmlerden örneklerle açıklıyor. Film izlemeyi seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız. Bu kitabı okuduktan sonra hiçbir filmi sadece bir film olarak izlemeyeceksiniz. “Ekranın dünyası ile bizim dünyamız aynı kefeye konulamaz. Evrenin kapsamı uzamsaldır.” Oysa sistem bize en başta her ürünün alıcısı olduğunu öğretmiştir. Doğrusu, herhangi bir şey için ve nedenle ifade mecburiyeti olmayanın sözüne ihtiyaç yoktur. Karşılık gelen ihtiyaca binaen de konuşulmaz; söz kendisini söyletir, eser ortaya çıkışını kendisi hazırlar; bir varoluş savaşımıdır bu. Bu vücuda gelişte tempo hiç aksamaz, beceriksizce kotarılmış bir nüve bile sanata dair izler taşır. Husule eren eserde bir somutluk, nesnellik ya da kendini doğrudan ele veren bir cihet aranmaz. Onun sanata yönelik kısmı imgeselliğidir ve öze dair sözün, düşüncenin, tahayyülün çoğaltılmasıyla zenginleşecek, gelişecektir.

Bu bakımdan sanattan elde edilen çıkarımların hiçbiri netleştirilemez. Yani sanat için ortaya konmuş eser, çoğunlukla buldurmaz ama oldurur, olgunlaştırır. Üstelik hem alıcısı hem de üreticisi açısından bir oluştur bu. Biraz ruh sükûnu, biraz da anlamlandırma, anlaşma ve anlaşılma çabası. “Mutlu kişinin zevki, göstermek ve hikmeti yerinde kullanmakla açığa çıkar. İyi bir usta, güzel bir sanatçı ve üstün bir musikişinas da böyledir. Kısaca, mesleğinde üstün bir maharet gösteren her sanatçı faziletlerini ortaya koymak ve ona layık olanların yararına sunmakla sevinç duyar.”

HADİ FİLM İZLEYELİM

İyi bir film izlemek kitap okumak gibidir. Sadece zaman geçirme aracı olarak görmemek lazım. Yapılan her filmin, anlatılan her hikayenin bir maksadı olduğunu unutmamak lazım. Kültür sanatın dili diplomasinin dilinden daha yaygındır. Bunu sürekli hatırlamak ve hatırlatmakta fayda var.

Çöl Aslanı

İzlediyseniz bile bir kez daha izleyin. Daha dikkatli izleyin. Mustafa Akkad’a bir Fatiha okumayı unutmadan, Ömer Muhtar’ın mücadelesini unutmadan, özgürlük dediğimiz şeyin ne olduğunu düşünerek izleyin. Finansörünün Kaddafi olduğunu bilerek izleyin. Rahat evlerimizde modern kölelik mi, mücadele ederek özgürleşmek mi? Daha önce izlememiş olanlar için konusu şöyle; II. Dünya Savaşı öncesi faşizmin hüküm sürdüğü İtalya’da zalim bir komutan olan General Rodolfo Graziani, bizzat Mussolini tarafından Libya’da savaşmak ve Arapları tamamen temizlemek ile görevlendirilir. Fakat, Büyük Roma İmparatorluğu hayalleriyle gittiği bu topraklarda kendisini hiç ummadığı büyük bir yenilgi beklemektedir. Cesur ulusal lider Ömer Muhtar ve beraberinde bedevilerden ve köylülerden oluşan birlikler İtalyan askerlerine karşı büyük bir direniş gösterirler. Öte yandan Muhtar’ı yenilgeye uğratmak için hain planlar da devrededir... Yönetmenliğini Mustafa Akkad’ın üstlendiği filmin kadrosunda Anthony Quinn, Oliver Reed, Irene Papas, Rod Steiger, John Gielgud ve Raf Vallone gibi önemli isimler yer alıyor.

Wag the Dog Başkanın Adamları

Virüs gelir geçer. Dünyanın bağışıklık kazanması gereken en büyük virüs Amerika ve onun dünya düzeni takıntısıdır. Gizli kapaklı yapmaz Amerika bozgunculuğu. Kendini saklamaz. Biz görmezden geliriz. Bu filmle Amerika’nın işgalleri nasıl meşrulaştırdığını tüm çıplaklığıyla gözlemleyebileceksiniz. Konusu ise şöyle; Amerikan başkanlık seçimlerine iki hafta kalmıştır... İsmi verilmeyen Amerikan başkanı, büyük bir skandal nedeniyle büyük sansasyonlara neden olmuş, yeniden seçilebilme şansını sıfıra indirmiştir. Olaylar geniş çevrelerce duyulmadan önce önlem almak isteyen Beyaz Saray halkın dikkatini başka bir yöne çevirmek için medya cambazı Conrad Brean’ı (Robert De Niro) görevlendirir. Halkın ve medyanın dikkatini dağıtma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip olan Brean, sahte bir savaş haberi çıkaracak, ardından gelen destekleyici sahte haberlerle de tüm ülkeyi gerçekte var olmayan bir savaşa inandıracaktır.

Flu  Salgın

Yaşadığımız şu günlerin anlam ve önemine binaen izlenebilecek etkili bir salgın hikayesi. Güney Kore sinemasının başarılı örneklerinden biri olan film, yaşadıklarımızı anlamlandırmaya yardımcı olacaktır. Konusu ise şöyle; havadan bulaşan bir virüs, Seul’u etkisi altına alır. İnsanlar salgın karşısında çaresizce önlem almaya çalışırken, salgına yakalananların sayısı hızla artar. Hava yolu ile bulaşan virüs, 36 saat içinde salgına yakalananları ölüme sürüklemektedir. Seul’den sadece 19 mil uzaklıktaki bölge tamamen karantina altına alınır. Salgına karşı aşı geliştirmeye çalışan In-hye ve kurtarma görevlisi Ji-goo, bunun için karantina altındaki şehre gitmek zorunda kalır.

BİLALİ YILDIRIM İSTANBUL

31 Mart 2020 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?