Reklamı Kapat

Bir nefesin kıymetini bilin!

Tam bir hafta önce Türkiye’nin gündemi bir anda değişti. Acılı haber Elâzığ’dan geldi. 6,8 büyüklüğündeki deprem adeta Türkiye’nin göğsüne hançer gibi saplandı.

Furkan Erten
Furkan Erten Tüm Haberleri
+2
Haber albümü için resme tıklayın

Çok sayıda acı hikâyeler duydum, gözyaşlarıma engel olamadığım bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim. 12 saat enkaz altında kalan Meriç Dişli... Enkaz altında hamile eşi ve 13 yaşındaki oğlu kollarında, 6,5 aylık bebeği ise dünyaya gelmeden vefat etti. Anlattıklarından sonra “Bu haberin başlığı ‘Bir nefesin kıymetini bilin’ olsun” dedi. Meriç Dişli’ye sözümüz üzerine haberimizin başlığı “BİR NEFESİN KIYMETİNİ BİLİN!” oldu.

ACILARIN, DERTLERİN VE SABRIN MERKEZİ ANADOLU… AZİZ ŞEHİR, BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜN SİMGESİ ELÂZIĞ… ACI, PANİK VE KORKU HEPSİ BİR ARADA… TÜRKİYE KENETLENDİ, 80 MİLYON YARAMIZI SARDIK. İŞTE MİLLÎ GAZETE MUHABİRİ FURKAN ERTEN’İN ELÂZIĞ DEPREM İZLENİMLERİ…

Tam bir hafta önce Türkiye’nin gündemi bir anda değişti. Acılı haber Elâzığ’dan geldi. 6,8 büyüklüğündeki deprem adeta Türkiye’nin göğsüne hançer gibi saplandı. Sadece Elâzığ ve Malatya değil, tüm Türkiye sarsıldı aslında… Millî Gazete ise tam o dakikalarda Elâzığ yolunu tutmuş, bölgeye gidiyordu. Acı tablo gün ağarınca ortaya çıktı. Millî Gazete’den Furkan Erten’in Elâzığ deprem izlenimleri…

Elâzığ depremi bir hafta önce bugün Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü adeta… Kimse depremin ne denli tahribat açtığını bilmiyor, rutin bir deprem olarak nitelendiriyordu. Ancak birkaç saat sonra bölgeden gelen haberler, durumun ciddiyetini bir nebze de olsa gözler önüne sermeye başladı. Haberi alır almaz, gece geç saatlere kadar istişareler yaptık. Sabahın erken saatlerinde Elâzığ yolunu tutacaktım. Tüm uçak seferleri bir anda doldu, aktarmalı uçuş dahi yoktu. Son çare olarak Malatya’ya uzun uğraşlar sonucu bilet bulabildim. Hazırlıklarım tamam, aktarmalı olarak önce Ankara, ardından Malatya’ya ulaştım. Malatya’da herkes sokaklarda, insanlar bir o tarafa, bir bu tarafa panik halinde koşuyordu. Gerginlik, panik ve korku hepsi bir arada… Ailesine ulaşamayanlar, enkaz altında yaşam mücadelesi verenler vardı. Çoğunun AFAD ekiplerini beklemeye vakti bile yok, hafif yaralanmalar kimsenin umurunda değildi. Herkes canla başla, parmakları parçalanırcasına enkaz kazıyordu. Telefon şebekeleri kilitli, zaman ilerledikçe can kayıpları artıyordu. Artçı depremler ise dur durak bilmiyordu.

YARDIM ÇIĞLIKLARI ARŞA YÜKSELİYORDU

Merkez üssü Elâzığ’ın Sivrice ilçesinde yıkımlar, yaralanmalar, ölümlerin çok daha fazla olduğu biliniyordu. Vakit kaybetmeden Elâzığ’a geçtim. Elâzığ’da acı tablo gün ağarınca ortaya çıktı. “Sesimizi duyan var mı?” çığlıklarına cevap arayan kurtarma ekiplerinin çığlıkları arşa yükseliyordu. Zamana karşı yarışılıyor, ara ara sessizlik isteniyordu. Dondurucu soğukta acılı bekleyiş sürüyordu. Çok sayıda ilden yardım konvoyları ve arama kurtarma ekipleri bölgeye gönderildi. Türkiye derinden yaralandı ama 80 milyon tek yürek oldu.

İKİ BEDEN BİR TABUTA

Ailecek yemek yedikleri masanın birkaç dakika sonra yok olacağını, evinin başına yıkılacağını, eksi 12 derecede kurtarılmayı bekleyeceklerini kimse tahayyül bile edemezdi. Aklınıza geldiği anda, unutmak için her şeyi yapacağınız bütün zor imtihanlar Elâzığ’da yaşandı. Hanımı, çocukları enkazda kalarak vefat eden ve iki çocuğunun minik bedenlerini bir tabuta sığdıran baba, acısını yüreğine nasıl sığdırabilirdi… Enkaz bölgesinden biraz uzaklaşıp bölgede gezinmeye başladım.

“YARDIMI KABUL EDEMEYİZ AĞABEY”

Cansuyu ekibinin, Elâzığ’ın yoksul bölgelerinden biri olan Aksaray Mahallesi’nde ayakkabısız çocuklar tespit ettiğini gördüm. Ayakkabı dolu arabalar, bölgede adeta cirit atıyordu. Soğuğun eksi 8 dereceyi bulduğu gecede yalın ayak gezen çocuklara ayakkabılar verilmeye hazırlanırken içlerinden bir delikanlı çıkıp, “Biz bu yardımı kabul edemeyiz ağabey. Köylerde bizden daha fazla ihtiyacı olan vardır” dedi. Tüylerimiz diken diken… Bu cümlenin üstüne ne yapacağımızı şaşırdık. Diğer çocuklar, arkadaşlarını onaylayarak yardımları almayacaklarını söylediler. Cansuyu gönüllüleri, çocuklara ellerinde daha fazla ayakkabı olduğuna ikna ederek ayakkabıları giymeleri gerektiğine güçlükle ikna etti.

“KOMŞULARIM KENDİ DERTLERİNİ BIRAKIP BENİMLE İLGİLENDİ

Elâzığ Kültür Park’ta ücretsiz hizmet veren kafede geç saate kadar çalışan görevlilerin yaşadıklarını dinledim. Deprem anında evden kaçtıktan sonra geriye baktığını söyleyen Firdevs Hanım, “Geriye dönüp baktım. Tozdan binayı görmedim. Bina yıkıldı, herkes içeride kaldı sandım. O an bayılmışım. Gözümü açtığımda bütün komşularım benimle ilgileniyordu. Herkes kendi derdini, korkusunu unutmuş benimle ve diğer sorun yaşayan insanlarla ilgileniyordu” şeklinde konuşarak gözyaşlarını tutamadı.

“BENDEN DAHA FAZLA İHTİYACI OLAN VARSA BEN ALMAYAYIM”

Sivil toplum kuruluşlarının yaptığı yardımlarda vatandaşların tavrı çok dikkatimi çekti. Özellikle battaniye ve kıyafet yardımı almak isteyen vatandaşlar durumlarını anlatıyor ve, “Varsa alabilir miyim? Yoksa veya daha fazla ihtiyacı olan varsa ben almayayım” diyordu. Soğukta hayata tutunmaya çalışmasına rağmen başkalarını düşünen vatandaşlar, bana insanımızın kalbinin ne kadar güzel olduğunu bir kez daha gösterdi.

DEPREMZEDELER MİSAFİRPERVERLİKTEN VAZGEÇMİYOR

Bu anlamlı davranışlar hemen hemen şehrin her yerine ve her durumuna sirayet etmiş durumda. Geç saatte geldiğim Malatya’dan Elâzığ’a, uçakta tanıştığımız emniyet görevlisinin beklettiği araçla gittik. Elâzığ’da da gece saat 2’de Sürsürü’deki enkaz bölgesine gitmek için araba beklerken bir araç durdu ve nereye gideceğimi sordu. “Sürsürü, enkaz alanına gideceğim. Yolunun üstü mü?” dediğimde bana, “Evim burada ama hiç sorun değil, hemen götürürüm” dedi. Yol boyunca bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu. Hatta “İşin bitene kadar bekleyeyim. Sonra seni misafir edeyim” diyerek, Anadolu’nun şartlar ne olursa olsun misafirperverlikten vazgeçmediğini, Türkiye’nin neresine gidersek gidelim yalnız olmayacağımızı gösterdi.

“İNSANLAR ELLERİYLE KAZARAK ENKAZ ALTINDAKİLERİ KURTARDILAR”

Depremin ardından birçok vatandaş enkaz altındaki insanların kurtarılmasına da yardım etti. Hatta zaman zaman vatandaşlar arama kurtarma ekiplerine yol gösterdi. Enkaz altında hayat mücadelesi veren yüzlerce insan, ilk müdahaleyi komşularından aldı. Suriyeli Mahmud’un enkaz altındaki Dürdane ve Mahmut Aydın çiftini kurtarması haberlere yansımış ve takdir toplamıştı. Elâzığ’da benzer birçok olay yaşandı. O anlardan birini anlatan Ayşe Hanım, “Evimiz eski olduğu için depremde üzerime yıkıldı. Yan evde oturan komşum elleriyle kazıyarak beni enkazdan çıkardı. Birçok yerde insanlara hep komşuları yardım etti” dedi.

DÜNYAYA GELMEDEN VEFAT ETTİ

Elâzığ elbette büyük bir imtihandan geçti. Dört kişinin hayatını kaybettiği Gezin köyüne gittim. Enkaz çalışmaları artık molozların kaldırılmasıyla devam ediyordu. İnsanın içini burkan bir görüntü… Yani bir gün önce insanların yaşadığı evler şimdi sadece taştan ibaret halde karşımda duruyordu. Köylülerle konuştum. Vefat eden dört kişiden birinin henüz dünyaya gelmeyen bir bebek olduğunu öğrenince burukluğum katlandı. Bir kadın, 7 aylık hamileyken Hakk’ın rahmetine kavuştu.

İSLAMÎ HASSASİYET ÜST SEVİYEDE

Öte yandan bölgedeki enkaz çalışmalarında ve vatandaşların yaşamında İslami hassasiyet üst seviyedeydi. Enkazdan çıkarılan hanımefendiler yaralarını, canlarının tehlikesini bir kenara bırakıp başörtüsü istiyor, konuştuğumuz her vatandaş “Hâlimize binlerce şükür” diyordu. Namaz vakitlerinde, sınırlı sayıdaki çeşmeler önünde abdest almak için uzun kuyruklar oluşuyor, enkazdan çıkan Kur’an-ı Kerimler özenle temizlenerek yüksek yerlere koyuluyordu. Ekipler ise bazı evlerdeki Türk bayraklarının yere düşmemesi, zarar görmemesi için de yoğun çaba harcıyordu.

“ALLAH BETERİNDEN KORUSUN”

Kahraman şehidimiz Fethi Sekin’in isminin verildiği şehir hastanesinde Özkan Demirbağ’ı, Meriç Dişli’yi ve isminin yazılmasını istemeyen birçok depremzedeyi ziyaret ettim. Vücudunda kırıklar, yaralar oluşan, enkazda sevdiklerini kaybeden yaralı vatandaşlarımızın ortak söylediği “Allah beterinden korusun” cümlesi oldu.

“OĞLUMU BİR DAHA  GÖREMEYECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM”

Depremde alnı parçalanan ve omuzu kırılan Özkan Demirbağ, “2011 yılında gerçekleşen Van depremini de yaşamıştım. Van’da şiddet biraz daha fazlaydı. Sonrasında Elâzığ’a geldik. Burada da nasibimizde deprem yaşamak varmış. Depremden birkaç saniye önce Van’daki sesi duydum ve ‘deprem’ diye bağırdım ve o an sallantı oldu. İki bina arasından kaçarken kafama kiremit düştü, alın bölgemi parçaladı. Yüzüstü düştüm ve sağ omzum kırıldı. Kalkmaya çalıştım ama kalkamadım. Döndüğümde bir parçanın daha üstüme geldiğini gördüm, kendimi diğer tarafa attım. Kalkmam gerektiğini düşündüm, besmele çekip kalktım. Arabanın anahtarını yerden alıp arabaya doğru gittim. Kafamdaki şapka ile alnıma tampon yaptım. Aklıma babamlar geldi. Arabaya bindim, Allah güç kuvvet verdi, arabayı tek elle kullanarak babamlara gittim. Onların iyi olduğunu görünce rahatladım, arabaya bindiler. Aklıma oğlum geldi. Belki bir daha oğlumu göremeyeceğimi düşündüm. Oğlumu görmeye gittim. Sonra hastaneye geldim. Şunu söylemek istiyorum; burada çok büyük birlik beraberlik duygusunu yaşıyoruz. Bu yaşanan süreç sadece depremlerde, kötü zamanlarda olmasın. Ülkemiz her zaman böyle olsun, bizim beklentimiz bu” diye konuştu.

“OĞLUMUN SON SÖZÜ ‘BABA’ OLDU”

Hastanede ziyaret ettiğim bir diğer isim de Meriç Dişli... Öyle bir hikâyesi var ki; anlattıklarını not alırken yüreğim sızladı, gözyaşlarımı tutamadım. Yaklaşık 12 saat enkaz altında kalıyor Meriç Dişli, hamile eşi ve 13 yaşındaki oğlu kollarında vefat ediyor. Konuşmamızın sonunda, “Haberine başlık söyleyeyim, ‘Bir nefesin kıymetini bilin’ yaz” dedi... Bundan sonrasında söz Meriç ağabeyin anlattıklarında: “Akşam yemeğini yemiş, oturuyorduk. Bir anda sallanmaya başladık. Hemen odadan çıktık ama çıkar çıkmaz eşim üzerime düştü. Başı göğsümdeydi. Oğlum da bacağımdaydı. Üzerime bir kolon düştü, sonra bir kolon daha düştü. Oğlum o an vefat etti. Sadece ‘baba’ dedi... Sonrasında 6,5 aylık hamile eşim vefat etti. Mücadele ettim ama kurtaramadım. Dışarıdan sesleri duyuyordum ama ben ses çıkaramıyordum. 11–12 saat enkaz altında kaldım. Allah’a yalvardım. Bir nefes için çok çaba gösterdim. Sesler yaklaşmaya başladı. Kepçe çalışmalarını duydum. Başımın üzerine kadar matkapla delindi. Sesimi kimse duymamıştı, orada olduğumu bilmeden deldiler. Telefonum hiç çekmiyordu, bir an telefonum çaldı. Sesi duyup bana doğru geldiler. Birisi koridora girdi. Bağırıp herkesi susturdu. Bana adımı sordu, ‘Seni kurtaracağız’ dedi. Nerede olduğumu sordu, matkap vurdukları yerde olduğumu söyledim. Gelip çıkardılar. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Takdir-i İlahi onundur. Hanımımı, oğlumu, 6,5 aylık bebeğimi Allah verdi, Allah aldı. Ya sabır demekten başka çarem yok. Hayatınızın kıymetini bilin. Bir nefesin kıymetini unutmayın.”

BİNLERCE GÖNÜLLÜ, KARDEŞLERİNE YARDIM İÇİN ELÂZIĞ’A AKIN ETTİ

Depremin haberini alan binlerce gönüllü ülkenin dört bir yanından Elâzığ’a, kardeşlerine yardım etmek için yollara düştü. Saadet Partisi, AK Parti, CHP, İYİ Parti ve MHP’den birçok partiden yetkili vatandaşların yarasını sarmak için bölgeye geldi. Birçok partinin belediye ekipleri Elâzığ’a gelerek yardımda bulundu. Afet bölgesine gidemeyen milyonlarca vatandaş ise yaptıkları yardımlarla ve en önemlisi ettikleri dualarla Elâzığ’a destekte bulundu.

ALLAH RAZI OLSUN

Elâzığ’a geldiğim andan itibaren beni bir an olsun yalnız bırakmayan Ömer Faruk Parmaksız’a ve ailesine, Elâzığ’ın köylerine kadar ulaşmamda destek sağlayan arkadaşlara, Cansuyu Derneği Elâzığ ekibine, Saadet Partisi Elâzığ İl Gençlik Kolları’na; yaralarını, sıkıntılarını görmezden gelip misafirperver davranan, yardım etmek için elinden geleni yapan Elâzığ halkına en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.

01 Şubat 2020 - Gündem

Muhabir Furkan Erten


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?