Reklamı Kapat

Çözüm Avrupa’da değil, İslamiyet'te

İstanbul Sözleşmesi’nin meydana getirdiği manevi tahribat, toplumu tedirgin etmeye devam ediyor.

Abdussamet Karataş
Abdussamet Karataş Tüm Haberleri

Aile, Kadın ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın destek verdiği ‘Kadının beyanı esastır’ ibaresi bugüne kadar binlerce erkeği suçsuz yere mahkûm etti. Her yıl binlerce karı-koca boşandı, ailelerin yıkılmasından etkilenen yüzlerce çocuk psikolojik tedavi gördü. İstanbul Sözleşmesi, erkekleri adeta bir vampir kılıfına sokarak, erkek ve kadınlar arasındaki güven bağlarını da imha etti. 

ABDUSSAMET KARATAŞ'IN YAZI DİZİSİ 2. BÖLÜM

Aile kurumunu hedef tahtasına oturtan İstanbul Sözleşmesi, cinsi sapıklığın önünü açmakla kalmıyor, boşanma ve kadın cinayetleri de gözle görülür şekilde artırıyor. Yıldan yıla artış gösteren rakamlarda da görüldüğü gibi İstanbul Sözleşmesi, kadını ve aileyi korumuyor, aksine aile içi şiddeti daha da pekiştiriyor. Bunun yanında ülkemizdeki boşanma oranları da her geçen yıl artış gösteriyor. 2018 TÜİK verilerine göre Türkiye'de son 10 yılda evlenenlerin sayısında görülen düşüşe karşın boşanan çift sayısı yüzde 28,9 arttı. Bu dönemde boşanan çift sayısı 1 milyon 218 bin 458 sayısına ulaştı. Çözümü Avrupa’dan ithal batıl yasalarda arayan hükümet, büyük bir tahribata neden oldu.

CİNSİ SAPKINLIĞIN HUKUKİ DAYANAĞI İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

İstanbul Sözleşmesi’nin toplumu sürüklediği en feci noktalardan biri de erkek ve kadın dışında yeni batıl cinsler tanımlayarak toplumdaki ahlaki dengeleri derinden sarsması… Sözleşmede açıkça Cenab-ı Hakk’ın yarattığı iki cins olan kadın ve erkek dışında yeni batıl cinsiyet tanımlamaları yapılıyor. İstanbul Sözleşmesi madde 3/c'de yer verilen toplumsal cinsiyet tanımında, "Toplumsal cinsiyet, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır" ifadeleri, yapılmak istenen ifsadı deşifre ediyor. Bu maddede kadın için en uygun rolün, yaratılışından kaynaklanan rol değil, toplum tarafından uygun olduğu düşünülen ve sosyal anlamda oluşturulmuş roller olarak ifade edilmesi dikkat çekiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir başka tanımında, kişi kendini hangi cinsiyetten hissediyorsa odur denilerek Allah’ın yarattığı erkek ve kadın cinslerinin dışında cinsler türetilerek, cinsiyeti bozma girişimi planlı bir şekilde sürdürülüyor. Devletin önemli kurumları olan Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı gibi önemli kurumlarda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama adı altına sözleşmenin uygulanmasına destek oluyor.

‘KADININ BEYANI…’ MAĞDUR EDİYOR      

Aile, Kadın ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın destek verdiği ‘Kadının beyanı esastır’ ibaresi bugüne kadar binlerce erkeği suçsuz yere mahkûm etti. AKP iktidarının İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerine göre düzenlediği 6284 numaralı yasanın kendilerine verdiği abartılı hakları suiistimal eden çok sayıda kadının haksız yere suçladığı erkekler, demir parmaklıklar arkasında çile çekmeye devam ediyor. ‘Kadının beyanı esastır’ ibaresinin dayanağı olan ve telafisi imkânsız mağduriyetlere sebebiyet veren İstanbul Sözleşmesi, erkekleri adeta bir vampir kılıfına sokarak, erkek ve kadınlar arasındaki güven bağlarını da imha ediyor. 

ADETA KANSIZ SOYKIRIM

İstanbul Sözleşmesi’nin toplum genelinde yaptığı tahribat resmi rakamlarla da açığa çıkıyor. Son 2,5 yıl içerisinde 764 bin babanın evlerinden uzaklaştırıldığı düşünüldüğünde facianın boyutu belli oluyor. Aileyi koruyacağı, kadın cinayetlerini önleyeceği söylenen İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa, toplumu ıslah ederek kötülükleri önlemeyi değil, doğrudan erkekleri cezalandırmayı, dolaylı yoldan aileleri yıkmayı hedefliyor. Sözleşme ve yasanın kabulünden sonra kadın cinayetlerinin artışa geçtiğini TÜİK verilerinden görebiliyoruz. İşte o rakamlar:

Yıllara göre Türkiye genelinde meydana gelen kadın cinayetleri:

2012’de 201

2013’te 237

 2014’te 294

2015’te 303

2016’da 328

 2017’de 409

 2018’de 440

Yıldan yıla artış gösteren rakamlarla da görüldüğü gibi İstanbul Sözleşmesi kadını ve aileyi korumuyor, aksine aile içi şiddeti daha da pekiştiriyor. Bunun yanında ülkemizdeki boşanma oranları da her geçen yıl artış gösteriyor. Yine 2018 TÜİK verilerine göre Türkiye'de son 10 yılda evlenenlerin sayısında görülen düşüşe karşın, boşanan çift sayısı yüzde 28,9 arttı. Bu dönemde boşanan çift sayısı 1 milyon 218 bin 458 sayısına ulaştı. Özetle İstanbul Sözleşmesi’nin meydana getirdiği tahribat sebebiyle Türkiye’de adeta kansız bir soykırım yaşanıyor.

ÇÖZÜM AVRUPA’DA DEĞİL, İSLAMİYET'TE

Yüce dinimiz İslamiyet, kadına ve aileye verdiği değerle, yüzyıllarca Müslüman ailelerin dimdik ayakta kalmasını sağladı. Cenneti annelerin ayakları altına seren, evlatların annelerine ‘öf’ bile demesini yasaklayan, namahrem ve kötü niyetli bakışlara kapattığı kadının haysiyetini muhafaza eden İslam dini, toplumların yolunu aydınlatmaya devam ederken yöneticilerimiz maalesef Avrupa’nın karanlığında ışık arıyor. Toplumsal şiddetin çözümünü, huzursuzluk bataklığında çırpınan Avrupa’nın batıl kanunlarında arayan siyasiler, büyük bir garabetin içinde olduklarının farkında değil. İslam dininin, evin temel dinamiği olan kadınları onurlandıran, evin reisi olan erkekleri ise evlerine ailelerin sahip çıkmaya teşvik eden muazzam ilkeleri, aile içi şiddet sorununun çözümünde tartışmasız tek referans olarak öne çıkıyor.

08 Ocak 2020 - Gündem

Muhabir Abdussamet Karataş


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?