Reklamı Kapat

'İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun ile aileye savaş açıldı'

HÜDA PAR Kadın ve Aileden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sema Yarar, İstanbul sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun ile "aile" kurumuna savaş açıldığını söyledi.

HÜDA PAR Kadın ve Aileden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sema Yarar, genç yaşta evlilik, genç yaşta evlenenlerin devlet eli ile cezalandırılması, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

İLKHA'nın aktardığına göre genç yaşta evliliklerin dün suç olmadığını bugün de suç olmaması gerektiğini belirten Yarar, toplumun inanç, kültür, örf ve adetlerine savaş açma anlamına gelen bu uygulamalardan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.

İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı sözde "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun"un kabul edilmesiyle "aile" kurumuna savaş açıldığını belirten Yarar, oluşturulan sahte korku ve ajitasyonla, ailede eşlerin birbirine düşman haline getirildiğini ifade etti.

Yarar, toplumun inancı ve kültürü, örf ve geleneğinin görmezden gelindiğini, bunun yerine halka Batı toplumunun ahlaki yapısının dayatıldığını ifade ederek bunun da devlet otoritesi ve eli ile gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

HÜDA PAR Kadın ve Aileden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sema Yarar ile yapılan röportajın tamamı:

Toplumun inanç, örf ve adetlerini göz ardı ettiği belirtilen 6284 Sayılı Kanun ve bu Kanun'a dayanak oluşturan İstanbul Sözleşmesi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

2012 yılında kabul edilen 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren sözde 'Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi' olan İstanbul Sözleşmesi, toplumun en temel yapısı olan aileyi hedef almaya devam ediyor. Batılı değerlerin temel alındığı ve toplumsal dinamiklerin göz ardı edildiği 6284 Sayılı Kanun'un çıkarılması ve İstanbul Sözleşmesi’ne imza atılmasının akabinde; aile kurumunun ciddi oranda zedelenmesi, kadın cinayetleri ve boşanma oranlarının artış göstermesi, eşcinsel sapkınların gayri ahlaki fiillerini dayatmak için manevra alanı kazanması dikkat çekiyor. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı sözde 'Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un kabul edilmesiyle 'aile' kurumuna savaş açılmış oldu. Hiç şüphe yok ki İslam toplumunu ayakta tutan temel müesseselerin başında aile kurumu geliyor. Batı zihniyetinin yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi sömürmelerindeki en büyük engellerden biri aile kurumumuzun halen ayakta olmasıdır. Bu kale sağlam kaldığı müddetçe tam anlamıyla emellerine ulaşmaları zorlaşacaktır. Bu nedenle doğrudan aile kurumuna saldırı yapılmaktadır. Oluşturulan sahte korku ve ajitasyonla, ailede eşler birbirlerine düşman haline getirilmektedir. Bu şekilde aile içindeki güven, dayanışma ve huzur ortamı yok edilmek isteniyor. Bu şekilde halkı mekanik bir tüketim toplumu haline getirmiş olacaklar. Evlatların, ebeveynlere karşı saygısının olmadığı, aile içerisinde dayanışma ve yardımlaşmanın ortadan kalktığı, çocukların aile ortamının dışında kreş ve bakım evlerinde, yaşlıların ise huzurevlerinde kaldığı bir toplum, emperyalistler için kolay lokma haline gelecektir. Bu nedenle bu kaleyi mutlaka korumalı, toplumumuzun dinamiklerini yok etmeye yönelik çalışmalara engel olmalıyız.

Türkiye'de, 6284 Sayılı Kanun ile İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkan bir kesim var. Bu kesimin asıl amacı nedir?

"İstanbul Sözleşmesi, isim olarak her ne kadar "Kadına yönelik şiddetin önlenmesi" şeklinde görücüye çıkarılıyor ise de çalışmaların tamamı 'Toplumsal Cinsiyet Eşitliği' ve 'Feminizm' üzerine bina ediliyor. Daha önce toplumumuzun hayal bile edemediği gayri ahlaki davranış ve söylemler, bu alanda gürültü çıkaran ve Avrupa Birliği tarafından fonlanan marjinal dernekler üzerinden yürütülüyor. Bugün bu tür derneklerin önünün açılması, her türlü kolaylığın sağlanması ve projelerinin Devlet ve Avrupa Birliği fonları ile finanse edilmesi bir hayli düşündürücü. Söz konusu kadın derneklerinin bu uygulamalara ön ayak olması, halkın nazarında kutsal olan evlilik müessesini kötüleme ve nikâhsız beraberlikleri meşrulaştırma çabalarından başka bir şey değildir. Kendilerini kadınların sesi ve savunucusu olarak gören bu kesim, erkekleri sadece şiddet kullanan zorbalar gibi gösterip, cinsiyet eşitliğinden dem vuruyor. Çeşitli projelerle kadınları; anne ve babalarına evlat, kocalarına eş, çocuklarına anne olma vasfından sıyırıp, onları sonu gelmeyen kapitalist ekonomi çarkına dişli olmayı savunuyor. Bir taraftan genç yaşta evliliğe karşı olduklarını belirtiyor diğer yandan çocuk da olsa karşı cinsle flört etmeyi "ilericilik" olarak isimlendiriyor ve bunu halka da öyle lanse ediyorlar. Her türlü gayri ahlaki davranışı uluorta yaşamayı ilericilik, kadın hakları, demokrasi ve özgürlük olarak niteliyorlar. Yeri gelince 16 yaşında alkollü mekânlarda şarkı söyleyen, kliplerinde sık sık pedofili öğelerini kullanan, halkın örf ve âdetlerine tamamıyla aykırı olan cadılar bayramı gibi kutlamalarda 'şeytan'ın tasvir edildiği kostümü giyen biri bile "ilham veren genç" adı altında topluma pazarlayabiliyorlar. Bütün bunlar göz önüne alındığında, asıl meselenin genç yaşta evliliğe karşı olmak mı yoksa kadın hakları adı altında İslam’ın kadına verdiği hakları yok saymak, meşru örf ve gelenekleri çiğnemek ve karalamak mı olduğu apaçık ortaya çıkıyor."

Toplumumuzun "genç yaşta evlilik" gibi bir gerçeği var. Öncelikle evlilik yaşının kanun ile belirlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Genç yaşta evlilikler' son zamanlarda gündemimizde olsa da aslında uzun zamandır birçok mağduriyete neden olan önemli sorunların başında geliyor. Bugün "genç yaş" diye tanımlanan evlilik yaşı, önceki yıllarda farklı bir şekilde tanımlanıyordu. Eski Medeni Kanun'da, 15 Haziran 1938 tarihinde yapılan değişikle, fevkalade hallerde erkeğin 15 yaşını, kadının ise 14 yaşını tamamlamış olması, hâkim kararıyla evlenmeleri için yeterliydi. Yani bugün 'erken' diye tabir edilen ve kocaya ağır hapis cezası verilmesine neden olan bu evlilikler, yakın zamana kadar hâkim kararıyla onaylanabilen evliliklerdi. Bu evlilikler hakkında değerlendirme yapılırken; tarihi gerçekler, halkın inanç, kültür, örf ve adetleri dikkate alınmalıdır. Yakın tarihe kadar yasal, meşru ve sıradan bir evlilik olarak kabul edilen bu evliliklerin; bugün 'ağır bir suç' olarak nitelendirilmesi doğru değildir. Dün bu evlilikler suç değildi. Bugün vatandaşların kahir ekseriyeti de bu evlilikleri suç olarak görmemektedir. Bu şekilde yapılan evlilikler, örf ve adetin yanı sıra karşılıklı rızaya bağlı olarak gerçekleşmiştir. Ailelerin rızası, çiftlerin rızası vardır. Hiçbir cebir, zorlama, baskı ve istismar olmadan oluşan bu evliliklerin ağır cezalarla cezalandırılmaları, toplum vicdanını yaralamaktadır. İnanıyoruz ki toplumun inanç, kültür, örf ve adetlerine savaş açma anlamına gelen bu uygulamalar kalkacak ve bu evlilikler suç olmaktan çıkarılacaktır."

"Genç yaşta evliliğe" yaklaşım tarzı nasıl olmalıdır? Eşleri cezalandırma yoluna gitmek kalıcı çözüm müdür?

Nikâh akdinin değersizleştirildiği, evlilik dışı ilişkilerin normal sayıldığı, boşanmanın adeta teşvik edildiği bir süreçle karşı karşıyayız. Aile dediğimiz mukaddes ocağın yaşatılması, tehditler karşısında korunması son derece önemlidir. Ailede çözülme olursa, varlığımızın ve geleceğimizin tehlikeye girmesi de kaçınılmazdır. Nesli muhafaza etmenin yolu da aile kurumuna sahip çıkmaktan geçiyor. Toplumumuzda kabul görmüş bazı gerçekler vardır. Genç yaşta evlilik de bu gerçeklerden biridir. Eğer bir sorun varsa -ki kesinlikle bu bir sorun değildir- toplumun yaşamış olduğu sorun ve problemlerin çözümü de toplumun kendi inancına ve değerlerine uygun olmalıdır. Toplumumuza kendi inancı, kültürü, örfü ve geleneği yerine, batı toplumunun ahlaki yapısı dayatılıyor ve bu hususlar devlet otoritesi ile gerçekleştiriliyor. Bunun açık bir haksızlık ve hukuksuzluk olduğunun ve kabul edilmesinin mümkün olmadığı görülmelidir. Karşılıklı rıza ile genç yaşta evlilik, toplumumuzda meşru görülmektedir. Dolayısıyla genç yaşta nikah kıyarak evlenmek isteyenlere yardımcı olunması gerektiği gibi meşru olan bu evliliklere yönelik hukuki zemin de hazırlanmalıdır. Bu gençlerin cezalandırılmaları hem inanç ve tarihsel gerçekliğimize hem de örf, adet ve kültürel yapımıza aykırıdır. En önemlisi de bu gençlerin insanlıktan çıkmış sapkınlarla aynı kategoride değerlendirilmeleri; adalet mekanizmasını yok eden bir yaklaşımdır. Batı toplumu genç yaşta evliliği sorun olarak algılayabilir, bizim toplumumuzda ise bu bir sorun değildir. Batının dayatmış olduğu yasalar çerçevesinde genç yaşta evlilerin devlet eli ile cezalandırılması büyük bir garabettir.

Avrupa'nın dayattığı ve genç yaşta evliliği engelleyerek aileyi devlet eli ile cezalandırmanın ardında yatan asıl nedenler nelerdir?

"Avrupa’nın dayattığı ve genç yaşta evliliği engelleyip devlet eli ile çiftleri cezalandırmanın ardında yatan asıl neden; nikahlı evlilikleri yok etmektir. Toplumu kimliksizleştirmektir. İslam toplumunun üzerine bina edildiği inanç, ahlak, örf ve adetlerin zayıflatılmasıdır. Aile kurumunun yıkılarak insanlarımızı birer fert olarak Batı'nın istediği tüketim insanı haline getirme arzusudur. İnsanlar; tarihinden, inanç ve değerlerinden, toplumu ayakta tutan aile kurumu gibi kalelerin yıkılmasından sonra bu tür sömürü araçlarına karşı yalnız başına kalır ve direnme şansı kalmaz. Asıl yapılmak istenen, İslam toplumunda doğal olarak yaşanan dayanışma ve korunma mekanizmalarının yok edilmesidir. Maalesef bilerek veya bilmeyerek devlet mekanizması da bu oyuna alet olmakta, toplumu ifsat eden çalışmalara destek olmaktadır. Halbuki Batı ülkelerinde, özellikle AB ülkelerinde aile kurumu çöküyor. Dış görünümü şatafatlı ve göz kamaştırıcı olsa da aile hayatı önemini yitirmiş, cazibesini kaybetmiş bir halde. Menfaate, çıkara ve maddeye saplanmış olan Batı; huzurun, saadetin ve rahatın yuvası olan aile hayatını bireyciliğe, bireyselliğe ve bencilliğe tercih etmiş durumda. Gittikçe hız kazanan bu çöküş, aile bireylerini "herkes kendi hayatını yaşasın" yoluna itmiş. Ailenin temeli, anlık zevkler, kısa süreli hazlar ve karşılıklı menfaatler üzerine kurulduğundan ömrü de o nispette kısalmış. Batı toplumunda bu olumsuzluklar ve acı haller yaşanırken, bu tarz bir hayat bize de dayatılıyor."

"Genç yaşta evlilik" mağduru olanların sayısı belli midir? Yetkililer mağduriyeti giderme adına ne tür düzenlemeler yapmalı, yapılan düzenlemelerde neye dikkat etmelidirler?

Genç yaşta evlendikleri için mağdur edilen binlerce aile var. Net olarak ortaya bir rakam koymak çok zor. Tek tek, her olay için mağdurların durumlarının ele alınması gerekiyor. Maalesef sapıkların işledikleri cürümler ile kanuna göre evlenmesi yaş engeline takılanlar, ceza kanunlarında aynı madde ile yargılanıyor ve cezalandırılıyor. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'cinsel istismar' ve 'tecavüz' adı altında yapılan yargılamalar sonucunda ciddi cezalar alıyorlar. Bu nedenle gerçek mağdurların sayısını net olarak bilmek mümkün değil. Ama farklı platformlarda dile getirilen rakamlar gerçekten ürkütücü boyutta. Binlerce mağdurun cezaevinde olduğu, bunların eş ve çocukları da göz önünde bulundurulduğunda, gerçek mağdurların sayısının çok rahat bir şekilde on binlerle ifade edilebileceği belirtiliyor. Bu uygulamanın bir an önce değiştirilmesi gerekiyor. Evlilikteki yaş sınırını, yasa koyucunun belirlemesi doğru bir yaklaşım değil. Toplumun kabul ettiği bir evlilik hakkında yasa koyucu 'Ben kabul etmiyorum.' diyemez. 'Yargı mekanizması da ben ceza vereceğim.' diyemez. Böyle bir şey olamaz. Yargının, halkın hizmetinde olması gerekir. Yargı, halkın huzurunu temin etmek için vardır. Özellikle ailenin huzurunu bozmak için kararlar alamaz. Aile kişinin özel alanıdır. Bu alana müdahale kabul edilemez. Evlenip yuva kurmuş kişilere, iki tarafın da rızası ve ailelerin onayı varsa, başkalarının buna müdahale etme hakkı yoktur ve kesinlikle olmamalıdır. Batıya uyma adına yapılan bu uygulamalar aileleri dağıtıp mağdur ediyor. Genç yaşta evlenip yuva kuran bu ailelerin mağduriyetlerinin giderilmesi için yetkili makamların yasal bir düzenleme yapıp bu mağduriyetleri gidermesi gerekir. Bu düzenleme bir defaya mahsus geriye dönük olmayıp, bir daha böyle mağduriyetlerin yaşanmaması için gerekli yasal düzenlemeler şeklinde olmalıdır. Genç yaşta evlenenlere veya evlenmek isteyenlere engel olunmamalıdır. Yasalar toplumumuzun inancı, tarihi, kültürü, örf ve gelenekleri ile örtüşmelidir. Tüm yasalar medeniyet değerlerimize uygun olmalıdır.

Batı kültürünün aile kurumuna zarar vermemesi adına ne tür adımlar atılmalı ve ne gibi tedbirler alınmalıdır?

"Batı, kültür emperyalizmi ile aile kurumumuzu tehdit etmektedir. Batı kültürünün tehdidi altında olan insanlık ailesinin korunması, güçlenmesi ve yine Batı kültürünün getirmiş olduğu problemlerin çözüme kavuşturulması zaruri bir hal almıştır. Bu da ancak toplumun inanç ve medeniyet değerlerimize uygun bir aile modeli ile mümkün olur. Öncelikle genç yaşta evlenip de ceza alanların mağduriyetlerinin giderilmesi, genç yaşta evlenmek isteyenlerin önlerinin açılması, aile kurumunun korunması yönünde politikalar geliştirilmeli, STK’lar bu konuda hükümeti yönlendirici çalışmalar yapmalıdır. Aile Kurumunu yok etmeyi amaçlayan davranışlar olağan bir durum olarak kabul edilmemeli, zina tekrar suç kabul edilmelidir. Toplumun manevi temellerini çürüten tahribatı önlemek fert, aile ve toplumda gerçekleştirilecek manevi değerlere dayalı eğitim ile mümkündür. Ahlak ve manevi eğitim; sağlıklı ve huzurlu bir birey, aile ve toplum için şarttır. Televizyonu, gazetesi, interneti ve diğer tüm imkanları ile sistemli çalışan tahrip odaklı bir şer ordusu ile karşı karşıyayız. Toplumda yalnızlaşan ve gün geçtikçe bunalıma sürüklenenlerin sayısı artıyor. Bu noktada basın-yayının bütün organları, özellikle RTÜK tarafından kontrol edilmeli, halkımızın inancına ve kültürüne aykırı yayınlar önlenmelidir. Ailelerin bozulan sosyal ve ruhsal yapılarının rehabilite edilmesi için gereken çalışmalar yapılmalıdır. Genç evlilerin ve ailelerinin büyük oranda etkilendiği, zarar gördüğü uygulamaların ve müeyyidelerin önüne geçilmeli, gerçek adaletin yeniden tesis edilmesi için gerekli yasal ve anayasal adımlar atılmalı, doğru zemin oluşturmak adına çalışmalara hız verilmelidir. Boşanma oranlarının hızla artışının sebeplerinden biri de evlilik yaşının her geçen gün yükselmesidir. Hızla bireyselleşen, ayrı yaşayan ailelerin önüne geçmek, boşanma oranlarını düşürmek için gençlerin önü açılmalı, bu konuda teşvik edici programlar düzenlenmelidir. Genç yaşta evlenenlerin evlilikleri kamu davası haline getirilmemelidir. Bu onların özel alanıdır. Devlet bu alanı kamusal alan olarak görmemelidir. Bu bir hırsızlık meselesi değil, aile meselesidir. Devletin asıl görevi aileyi yaşatmaktır. Aileyi yaşat ki toplum yaşasın, devlet yaşasın."

18 Aralık 2019 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?